Emile Zola'nın yirmi üç yılda yazdığı yirmi kitaplık Rougon- Macquart serisinin 19 no'lu kitabı. Kitabın orjinal adı , ''La Debacle ''. Kitap aynı zamanda bana göre, dünya edebiyatında yer etmiş en önemli ve en iyi savaş karşıtı romanlardan biri.
Zola, serinin bu kitabında bizi 1870-1871 Fransa-Prusya savaşına götürüyor. Hem savaşı ve hem de savaş sırasında kurulan Paris Komünü'nü çok ayrıntılı bir şekilde ve tüm yönleriyle anlatıyor. Bütün bunları da Jean Macquart ve etrafındaki bir grup insan üzerinden kurgulayarak bize aktarıyor. Ve o dönemi direk yaşayan biri olarak da bunu müthiş bir gerçeklik içinde başarıyor.
Bu kitapta, serinin 15 no'lu kitabı olan Toprak ( La Terre ) ' ta Fransa-Prusya savaşına katılmak üzere askere giderken bıraktığımız Jean Macquart'ın savaş sırasındaki yaşadıklarına odaklanıyoruz. Savaş öncesi, savaş sırası ve savaş sonrasındaki gerek askeri kısımda ve gerekse sivil halkla ilgili tüm bilgiler, siyasi gelişmeler, savaş taktikleri, yaşanan vahşetler, olaylar, dramlar çok ayrıntılı bir şekilde bazen savaşan bir birey, bazen halktan birisi ve bazen de profesyonel bir gözlemci gözüyle aktarılıyor. Zola adeta, ''ben savaş romanı yazarsam onu da bu derece kusursuz, bu derece muhteşem yazarım'' dercesine bize bu eseri sunuyor. Ayrıca da, serinin olmazsa olmazlarından olan dramların maalesef en ağırlarıni bize gösteriyor.
19. yüzyılda yazılmış ve bir 19. yüzyıl savaşını anlatan, olağanüstü yapıdaki savaş karşıtı bu eseri ben, büyük beğeniyle ve büyük keyif alarak okudum, okunmasını da tavsiye ederim.
Savaş, bize okul sıralarındaki tarih kitaplarında anlatılandan daha fazlaaıdır her zaman. Sanayi devrimi ile birlikte ham maddeye artan talep demir ve kömür zengini Alsas-Loren bölgesini değerli kılmış, Fransa ve Almaya da bu bölge için savaşmıştır denir ve geçilir. Ama o svaaşa katılan askerlerin psikolojik durumu, halkın sefaleti, komutanların kişisel hırsları anlatılmaz. Asıl öğremilmesi gereken bu değil midir? Tolstoy'un Savaş ve Barış, Şolohov'un Durgun Don, Jaroslav Hašek'in Aslan Asker Şvayk, Hasan İzzettin Dinamo'nun Savaş ve Açlar ve Emile Zola'nın Yıkılış kitapları bize savaşın gerçek yüzünü, acısını, ölümü, kaybolan umutları kısaca savaşa dair her şeyi anlatır. Bu yüzden, tarihi sadece tarih kitaplarında değil edebi metinlerden de okumak çok önemlidir bence. Bu kitap da Sedan muharebesini tüm çıplaklığıyla aktarır, deyim yerindeyse kafamıza çivi gibi çakar. Ulu Önder Atatürk 'ün dediği gibi SAVAŞ GEREKMEDİKÇE CİNAYETTİR. Okuduğum en iyi savaş kitaplarından biriydi Yıkılış. Burjuvalar için gerekli, halk için ise çileden başka bir şey olmayan savaş, bu kitapta derinlikli bir şekilde okuyanla buluşturulur. Cesetler, açlık, fakirlik her şey var. Kesinlikle okunmalı, üzerine düşünülmeli. YıkılışEmile Zola
Bilindik bir hikaye, olabilecek en çarpıcı biçimde… Savaşlar ve zaferler dünya tarihinde hep oldu, ne yazık ki olmaya da devam ediyor. Ancak bir şeyleri kaleme almak, aktarmak ne kadar çarpıcı olabilirse o kadar çarpıcı bir şekilde anlatıyor Emile Zola da. Toplumsal gerçeklikleri bu denli yalın bir biçimde anlatmak herkesin kolay kolay yapamayacağı bir şey olsa gerek.
Jean karakteri Zola’nın diğer bir kitabında da karşıma çıkmıştı ve bu sefer kendi varlık formundan farklı olarak karşımıza çıkıyor. Toprağı işleyen bir köylü, bu sefer o toprakları koruyan bir askere dönüşüyor. Savaş durumunda sahip olunan kimliklerin statülerden ne kadar farklı düşünülmesi gerektiğini anlatıyor Zola bize. En sonunda da topraklar yine Jean’a emanet olarak görülüyor. Köylü bilgeliği denilen şeyin en güzel kanıtı gibi bu karakter. Toprağı anlayan, dinleyen bir insan dünyayı da daha iyi anlamaz mı zaten?
Günaydın kitap dostlarım.Emıle Zola’nın yine eşsiz bir eseriyle sizlerleyim.Buna roman vs demek sanırım haksızlık olur deyim yerindeyse tam bir manifesto.Kitaba geçecek olursam söz nasıl başlamam gerektiğini bilemiyorum. Emile Zola, edebiyatta natüralizmin en önemli temsilcilerinden biridir ve romanlarında sadece gözlemleyen, olguları saptayan bir yazar olarak karşımıza çıkmaz. Aynı zamanda romanın karakterlerini, toplumsal olaylarını bir dizi zorlukla sınayan, çelişkileri arayan, bir nevi yapıtını deneyler dizgesinden geçiren bir romancıdır. Dolayısıyla “Yıkılış”da ayrıntıların ve betimlemelerin öne çıktığını gözlemleriz. Fakat çok fazla detay, romanın ve olayların ilerlemesine yardımcı olmayabiliyor. “Yıkılış” romanında da bu durumun örnekleriyle karşılaşıyoruz.
Paris’te hızlıca yayılan işgal etme arzusunun ve şovenliğin yükselmesiyle başlar “Yıkılış”. III. Napolyon politikalarının ve İkinci İmparatorluk döneminin oluşturduğu savaş iklimi, kitleleri, ulusal üstünlüklerinin olduğunu güçlendiren eylem ve fikirlere açık hale getirir ve yukarıda bahsedilen kalabalıklar, “şanlı, büyük Fransa”nın yenilmez olduğu mitini kuvvetlendirircesine meydanlara akarlar. Paris’i dolduran kalabalıklar, “büyük Fransız ordusu”nun Prusya’ya süratli biçimde girerek, birkaç aya varmaz, Prusya’yı fethedeceğini düşünürler. Bu kalabalıkların düşüncesine, orduya yeni katılmış genç Fransız askerler de katılırlar.
Yıkılış romanıyla büyük kahramanlık hikâyelerinin, “yenilmez Fransa” mitinin sonlandığını görüyoruz ve tüm değerleri yıkıma uğratan, tüm iyiliklerin yitirildiği bir savaş ve Fransa vardır artık karşımızda.Bu eşsiz eseri mutlaka okuyun dostlar...
3. Napolyon, plebisit ile ele geçirdiği sonra da imparatorluğunu ilan ettiği Fransa sının son dönemleri. Bu tip rejimlere Bonapartizm diye adlandırılmaya başlanmıştır. Roman da Bonapart'ın Prusya'ya savaş açması ve ağır bir yenilgi almasını ordu içinden iki kişinin kahramanlığı ile anlatır. Çürüyen İmparatorluk rejimi,ordunun her kademesini de yozlaştırmıştır. Ve bu yozlaşmanın neticesi savaş anında bilgisizliği bireyciliği ve de korkaklığı doğurmuştur En iyi general ihanet etmiyorsa da korkusuyla ülkesine zarar veriyordu. Sedan da karşılaşan iki ordudan güçlü olanı mutlak bir zafer kazanır ve Paris e yürümeye başlar. İki kahramanın yolları ayrılır biri( Maurice) Paris içinde ilan edilen muzaffer Komün'e katılır diğeri( Jean ) ise Maurice in kardeşi tarafından iyileştirildikten sonra Burjuva Hükümetin ordusuna dahil olur. Thiers Burjuva Hükümeti , Almanya(Prusya) ile hızlı bir teslimiyet antlaşması imzaladıktan sonra yönünü tarihin ilk proleterya diktatörlüğünü boğmak amacıyla Paris e diker. Marks'ın ilan edilmeden önce şartların uygun olmadığını dile getirdiği ilan edildikten sonra da tüm yüreğiyle desteklediği Komün tüm eksikliklerine rağmen cesurca savaşır ve geleceğe büyük deneyimler bırakarak ezilir. Kitap olağanüstü detaycılığı ,aktarımındaki gerçekliği ,edebi gücü ile derinden etkiliyor.
Sedan Savaşı’dayız ve Emile Zola bize savaşın en iğrenç taraflarını gösteriyor taraf tutmadan hatta kendi tarafını eleştirerek Fransa’nın nasıl yıkılıp gittiğini adım adım gün gün bize anlatıyor.
Bir savaşın nasıl başladığını ve savaşta nasıl bir acımasızlık olduğunu savaşı çıkaranlarla savaşanların birbiri ile alakası olmadığını, savaşın insan ruhu üzerindeki etkilerini ve bir buldozer gibi insan duygularını nasıl ezip geçtiğini okuyoruz.
Fransızcada La Débâcle , İnglizcde The Downfall, Türkçede ise Yıkılış(Çöküş) olarak dilimize çevrilen bu kitap. Émile Zola'nın 1892'de yayınlanan Les Rougon-Macquart serisinin on dokuzuncu romanıdır.
Geçtiği zaman: 1870-71 yılları
Birincil karakterler
Jean Macquart(Bu karakteri, Zolanın 15.kitabı Emek kitabında ana karakter olarak gördük)
Maurice Levasseur(Jean'ın arkadaşıdır)
1870 yıllarında Prusya-Fransa gerilimi aşırı artmıştır, Fransa, Prusyaya savaş ilan etmiş ve savaş patlak vermiştir, lakin savaştan çok, ülkenin iç siyaseti gerilim doludur, isyanlar ve durmadan değiştirilen liderler ülkeyi aşırı yıpratmıştır. Savaşın patlak vermesi ile Fransız hükümeti, ordusunu doğuya, doğruca Berlin'e yürüterek hızlı bir zafer elde etmeyi umuyordu lakin Prusya hükümeti Ren Nehrini Fransızlardan önce geçti, Fransızlar geldiklerinde Prusyalılar ile kapıştılar ve onları yenerek Fransayı işgal ettiler
Jean Macquart ise karısını ve topraklarını kaybettikten sonra 1870 yılında orduya katıldı on başı olarak atanan Macquart Ren Nehrine giden orduda yer almaktaydı fakat yenilen bu ordu Belforta çekilir fakat orada Prusya ordusu tarafından tekrar yenilerek, Reimse geri çekilirler. Ordu durmadan yenilgi aldığı için moral bozukluğu ve aşırı gerilime maruz kalmıştı(Bu kısımlarda ordunun ruh hali ve savaşta yenilen bir ordunun durumunu çok güzel ele almıştır)
Jean'in kolordusu daha sonra , başka bir Fransız ordusunun yardıma gider, Prusyalılar tarafından kuşatıldığı doğu Fransız şehri Metz'e yürümesi gereken Reims'e doğru hareket ederler. Burada Sedan şehrine kadar geri giderler, burada yakın arkadaşı olacak Maurice Levassur ile tanışır. Sedan şehri kuşaltılmış ve prusya ordusu çok büyük şekilde saldırıya geçmiştir fakat Fransız ordusu Taaruz hazırlakları yapar fakat
Kitap Almanya ile Fransa arasındaki savaşı anlatıyor. Fransız halkının savaşta yaşadığı sıkıntıları, dramı görüyoruz. Ben çok beğendiğimi söyleyemeyeceğim.İyi okumalar.
Émile François Zola (2 Nisan 1840 – 29 Eylül 1902), Fransada natüralizm akımının öncüsü olan ünlü bir yazardır. Zolanın edebiyat dışındaki şöhreti ise, Dreyfus Davasında takındığı aydın tavrından kaynaklanmaktadır. 1897 yılında Fransız ordusunda Yahudi olması nedeniyle askeri yargının duyarsızlığına kurban giden yüzbaşı Dreyfus’u hükümetin bütün baskılarına rağmen savunan ve Fransa devlet başkanına hitaben “İtham Ediyorum” makalesini yayınlayan Zola, baskılardan dolayı Fransayı terkedip bir süre Londrada yaşamak zorunda kaldı. Çabaları sonucunda Dreyfus Davasının yeniden görülüp adaletin yerini bulması sonucu yurduna döndü. Émile Zola, 1902 sonbaharında,kaldığı otelin yatak odasında duman zehirlenmesinden öldü. “Nana”, “Germinal” ve “Meyhane” en tanınmış romanlarıdır.Tüm romanlarında,doğal ve gerçekçi bir tarzla,hayatın zorluklarından bahsedilir.Örneğin Nana adlı romanda yokluktan dolayı batağa sürüklenen bir genç kızın dramı,büyük bir gerçekçilik ve dramla anlatılır.