• İnsanın yüzü, gören gözler için kalbin aynasıdır...
  • 336 syf.
    ·43 günde
    Görmek ruhu mu temsil ediyor, iyiliği mi, delilik mi yoksa cesaret mi? İnsanlar arasındaki kavga öyle ya da böyle körlüktür.
    Göz belki de insan bedenin içinde hala ruh barındıran tek uzvudur.

    Aslında bu kitap okunacaklar listemde yoktu okumaya da hiç niyetim yoktu ama arka kapak yazısınız bile okumadan başladım kitabı okumaya. Beni okumaya teşvik eden şey sadece kitabın ismiydi. Bazen uzun soluklu aralar verdim o aralarda başka kitaplar okudum ama kitap sıktığı için değil asla. O aralarda gerçekten kitabı yaşadımve ben de benzer tasarlar kurdum kendimce. Körlüğün neyi temsil ürettiğine dair çok kafa yordum ama benim için kitaptaki diğer metaforlar gibi bu da yarı soru işareti olarak kalıyor. Bu arada kitabın sonunu okumadan yazmak istedim bunları çünkü kitap benim fikirlerimi değiştirecekmiş gibi hissediyorum. Bu kitap ayrıca bir kitaptan fazlasıydı sanki. İçine girip olanları benim de yaşadığım az kitaptan biri oldu. Olaylar da hiç tahmin etmediğim gibi olunca bu kitabı daha çok sevdim. Karakterleri o kadar farklı bir yaşama evriliyor ki adlarının bile hiçbir önemi kalmıyor. Körlüğe yakalanmayan doktorun karısı etrafa dinginlikle bakıyor ve o da kör olmak, nesnelerin görünen kabuğunun ardına geçmek, onların özlerine çaresizlik içinde ulaşmak istiyor mesela.
    Gerçekten de gözler gören bir mercekten objektiften başka bir şey değil. Ayrıca hastalığın gözlerle bulaşması yani bakışla birbirine geçmesi ilginç bir nokta, bu noktalardan diğer biri de kilisedeki gözleri bağlı heykeller ve gözleri beyaza boyanmış tablolar, bir başkası ise birinci körün gözleri hayal kurarken görmeye başlamıştı, onlara tahsis edilen bina da bir akıl hastanesi olunca her anlam biraz daha birbirine geçiyor ve bana bir çok şey çağrıştırıyor.
    Basit bir distopyanın ötesinde insan ruhuna göndermeler yaptığı için sevdiğim bi Saramago kitabıydı.
    *Korku bizi delirtecek*

    Ya da en iyisi bazı şeyleri açıklamayı hiç kalkışmamak yalnızca olup biteni anlamak ile yetinmek.
  • Masal değerlidir çünkü... Üstelik, masallar anlatıldıkça gerçek olurlar. Her ne kadar gerçek ötesi gibi görünse de masal bir hakikat alanıdır. Şifreli gerçekliktir . Gören gözler için masallar bugünü anlatır aslında. Sanki binlerce yıldır hiçbir şey değişmemiş gibi olanları ve olacakları söyler dürüstçe.
    Erhan Altunay
    Sayfa 19 - Destek Yayınları
  • 687 syf.
    ·63 günde·Puan vermedi
    Umudun hazin hikayesi, acımasızlığın tragedyası, açlığın iştah kabartan kanunsuzluğu, çaresizliğin birleştirme gücü, sindirilmişliğin sessizliği, korkunun orantısız gücü, kadim tarihin mutlak tekerrürü…

    Ekonomik kriz sonrası bir ailenin serüveni olarak sunulan bu roman aslında sosyolojik bir gerçek, fizyolojik bir acı, insanlığın değişmeyen riyakarlığı…

    bir söz var ya; Sular yükselince, balıklar karıncaları yer…
    Sular çekilince de karıncalar balıkları yer…

    Kimse bugünkü üstünlüğüne ve gücüne güvenmemelidir…
    Çünkü kimin kimi yiyeceğine.. “Suyun akışı” karar verir…

    Bu sözde bahsedilen iki durum aslında bir şablon gibi, tüm kızgınlıkların, haksızlıkların, baş kaldırmaların, adaletsizliklerin üzerine koyduğumuzda ortaya mutlak kötü ve mutlak iyi çıkar. Ama her iki durumu da yaşamak gerekir. Aksi halde hiçbir zaman ‘’iyi’’ ortaya çıkmaz çünkü ne demişler; hiç kimse sınanmadığı günahın masumu değildir…
    Eğer iyi bir çocuk olursanız bu kitapta bunu görecek ve kendinize sitem edeceksiniz..

    Düşünün ki yüz binlerce insan mevcut yerini ekonomik nedenlerle ve hayatta kalma dürtüsüyle yeni iş imkanları aramak için memleketinden çoook uzaklara göç etsin… Bu bir çok yede yaşanmış ve yaşanmaya devam etmektedir.
    Sadece hayatta kalma ve çalışma arzusuyla giden bu insanlar göç etikleri yerde ki insanların hayat standartlarını tehlikeye soktuğundan ve belki de kültür farkından ve ve belki de acımasızlıktan (belki de hepsi) dolayı hor görülüp aşağılansın. Adlarına lugatta yeri olmayan ‘’Okie’’ densin. Pislik, kaba, aşağılık manalarına gelen… Tanıdık geldi mi??

    Tamamen aynı değil belki ama bu yaz Rize’ye gittiğimde öğrendiğim kadarıyla yazları çay bahçelerinde çalışan Gürcü asıllı işçilere ‘’bijo’’ derlermiş. Anlamını sorduğumda Okie’lerden pek de farklı bir şey değil ve kendilerinin uydurduğu bir kelime. Anlatmaya gerek yok bu ve benzeri ad koymalar mevcuttur.

    İşte kitap bu okie’lerin dramatik umut yolcuğunu, mücadelesini Anlatıyor. Yaşatıyor. Hissettiriyor.

    Ve

    Fırsatçıları, kapitalleri, düşkünleri, düşürenleri, merhameti, acımasızlığı, insanlığı, açlığı, umudu, mutluluğu… Gören gözler için kendimizi… Anlatıyor da anlatıyor…

    Okuyun, okuyun ve karar verin kim haklı kim haksız... Ama çok dikkatli okuyun, kendi yansımalarınızı atlamadan...

    İyi okumalar…
  • Eğer gözler ruhumuzu gösterebilseydi ,gülümsememi gören herkes ağlardı.
    Kurt Cobain
  • Sanat Nedir?

    Sanat kâinatın âhengine katılmaktır.

    İşte ben de onlarca sanat tarifine bir tarif ilave etmiş oldum. Sürç-i lisan eder isem affola.

    Kâinatın âhengi malumdur. Gün doğuyor, batıyor; kuşlar uçuyor, rüzgâr esiyor, dünya dönüyor, mevsimler birbiri peşisıra gelip gidiyor. Gören gözler, duyan kulaklar, hisseden kalpler çiçeklerin renginde, suların sesinde, dağların heybetinde, kelebeğin kısacık ömründe, örümceğin ağında, Cenab-ı Hakk''ın yarattığı her şeyde bu âhengi bulabilir.
    ...

    Mustafa Kutlu
  • "Zaman geçtikçe, birlikte yaşarken ve genetik değişimler olurken, vicdanımızı giderek damarlarımızda dolaşan kanın rengine ve gözyaşlarımızın tuzuna buladık, bu da yetmiyormuş gibi , gözlerimizi içimizi gören birer aynaya dönüştürdük, sonuçta gözlerimiz, ağzımızla inkâr etmeye çalıştığımız şeyleri çoğu zaman hiç çekincesiz gözler önüne serer hale geldi."
    José Saramago
    Sayfa 25 - Kırmızı Kedi