• İki Hukuk var, biri Cenab-ı Hakk'ın lutfedip peygamberleri vasıtası ile insanoğluna gönderdiği; öteki "Hududullah"ı çiğneyerek hakim güçlerin inşa ettiği beşerî hukuk.
    Biri Hakk'ın hukuku.
    Öteki gücün hukuku.
  • Islam hukuku metodolojisinin en mühim simalarından Karafi der ki,

    Rasullulah sav in başka hicbir mucizesi olmasaydı, yetiştirmiş olduğu ashab-ı kiram bile onun nübüvvetini ispata kafi gelirdi
  • "Kur'an'ın telkin ve Hazret-i Muhammed'in (asm) tebliğ ettiği esasattan mükemmel bir ahlâk mecellesi vücud bulur. Esasat-ı Kur'aniyenin muhtelif memleketlerde insanlığa ettiği iyiliği ve ettikten sonra da Allah'a takarrub etmek isteyen insanları Cenab-ı Hakk'a rabtettiğini inkâr etmek mümkün değildir. Hâlık'ın hukuku ile mahlukun hukuku ancak Müslümanlık tarafından mükemmel bir surette tarif olunmuştur. Bunu yalnız Müslümanlar değil, Hristiyanlar da Musevîler de itiraf ediyorlar."

    Marmaduke Pickthall
  • Hem madem gözümüzle görüyoruz ve aklımızla anlıyoruz ki:

    İNSAN

    şu kâinat ağacının en son ve en cem'iyetli meyvesi
    ve hakikat-i Muhammediye aleyhissalâtü vesselâm cihetiyle çekirdek-i aslîsi
    ve kâinat Kur'an'ının âyet-i kübrası
    ve ism-i a'zamı taşıyan âyetü'l-kürsisi
    ve kâinat sarayının en mükerrem misafiri
    ve o saraydaki sair sekenelerde tasarrufa mezun en faal memuru
    ve kâinat şehrinin zemin mahallesinin bahçesinde ve tarlasında, vâridat ve sarfiyatına ve zer' ve ekilmesine nezarete memur ve yüzer fenler ve binler sanatlarla teçhiz edilmiş en gürültülü ve mes'uliyetli nâzırı
    ve kâinat ülkesinin arz memleketinde, Padişah-ı ezel ve ebed'in gayet dikkat altında bir müfettişi, bir nevi halife-i arzı
    ve cüz'î ve küllî harekâtı kaydedilen bir mutasarrıfı
    ve sema ve arz ve cibalin kaldırmasından çekindikleri emanet-i kübrayı omuzuna alan ve önüne iki acib yol açılan, bir yolda zihayatın en bedbahtı ve diğerinde en bahtiyarı, çok geniş bir ubudiyetle mükellef bir abd-i küllî
    ve kâinat Sultanı'nın ism-i a'zamına mazhar ve bütün esmasına en câmi' bir âyinesi
    ve hitabat-ı Sübhaniyesine ve konuşmalarına en anlayışlı bir muhatab-ı hâssı
    ve kâinatın zîhayatları içinde en ziyade ihtiyaçlısı ve hadsiz fakrıyla ve aczi ile beraber hadsiz maksatları ve arzuları ve nihayetsiz düşmanları ve onu inciten zararlı şeyleri bulunan bir bîçare zîhayatı
    ve istidatça en zengini
    ve lezzet-i hayat cihetinde en müteellimi ve lezzetleri dehşetli elemlerle âlûde
    ve bekaya en ziyade müştak ve muhtaç ve en çok lâyık ve müstahak
    ve devamı ve saadet-i ebediyeyi hadsiz dualarla isteyen ve yalvaran
    ve bütün dünya lezzetleri ona verilse onun bekaya karşı arzusunu tatmin etmeyen
    ve ona ihsanlar eden zatı perestiş derecesinde seven ve sevdiren ve sevilen çok hârika bir mu'cize-i kudret-i Samedaniye ve bir acube-i hilkat
    ve kâinatı içine alan ve ebede gitmek için yaratıldığına bütün cihazat-ı insaniyesi şehadet eden

    böyle yirmi küllî hakikatler ile Cenab-ı Hakk'ın Hak ismine bağlanan ve en küçük zîhayatın en cüz'î ihtiyacını gören ve niyazını işiten ve fiilen cevap veren Hafîz-i Zülcelal'in Hafîz ismiyle mütemadiyen amelleri kaydedilen ve kâinatı alâkadar edecek ef'alleri o ismin kâtibîn-i kiramlarıyla yazılan ve her şeyden ziyade o ismin nazar-ı dikkatine mazhar bulunan bu insanlar, elbette ve elbette ve her halde ve hiçbir şüphe getirmez ki bu yirmi hakikatin hükmüyle, insanlar için bir haşir ve neşir olacak.

    Ve Hak ismiyle evvelki hizmetlerinin mükâfatını ve kusuratının mücazatını çekecek. Ve Hafîz ismiyle cüz'î küllî kayıt altına alınan her amelinden muhasebe ve sorguya çekilecek. Ve dâr-ı bekada saadet-i ebediye ziyafetgâhının ve şakavet-i daime hapishanesinin kapıları açılacak. Ve bu âlemde çok taifelere kumandanlık yapan ve karışan ve bazen karıştıran bir zabit, toprağa girip her amelinden sual olunmamak ve uyandırılmamak üzere yatıp saklanmayacaktır.

    Yoksa sineğin sesini işitip hakk-ı hayatını vermekle fiilen cevap verdiği halde, gök gürültüsü kuvvetinde bekaya ait hadsiz hukuk-u insaniyenin, mezkûr yirmi hakikatler lisanları ile edilen ve arşı ve ferşi çınlatan dualarını işitmemek ve o hadsiz hukuku zayi etmek ve sinek kanadının intizamı şehadetiyle sinek kanadı kadar israf etmeyen bir hikmet, bütün o hakikatlerin bağlandıkları insanî istidadatı ve ebede uzanan emelleri ve arzuları ve o istidat ve arzuları besleyen kâinatın pek çok rabıtalarını ve hakikatlerini bütün bütün israf etmek öyle bir haksızlıktır ve imkân haricinde ve zalimane bir çirkinliktir ki Hak ve Hafîz ve Hakîm ve Cemil ve Rahîm isimlerine şehadet eden bütün mevcudat onu reddeder. Yüz derece muhal ve bin vecihle mümtenidir derler.
    Asa-yı Musa[Y] - 38
  • Abdulkadir-i hazretleri buyurdular:

    Hadisi şerifte: "Kul işlediği günah sebebiyle bol rızıktan mahrum olur. " buyurulmuştur.

    Geçiminde darlık, rızkında zorluk ve dağınıklık gördüğün zaman, bu halin, Allah'ın emrini terk edip nefsinin hevasına uyduğundan dolayı olduğunu bil.

    Sana başkalarının eli ve dili ile saldırdığını, zâlimlerin ailene ve malına kasd ettiğini gördüğünde, Allah'ın haram ve yasaklarını işlediğini, üzerine düşen hukuku yerine getirmediğini, dinin hududunu aştığını bilmelisin.

    Kalbinde hüzün, gam, ve endişeler toplandığı zaman, Allâh'ın sana takdir ettiği şeye itiraz üzere bulunduğunu, senin ve diğer yaratılanlar hakkında Cenâb-ı Hakk'ın tedbirine razı olmadığını, Allah'a itikadında noksanlık olduğu muhakkak bilmelisin.

    Sen bu hallerden birini kendinde gördüğünde hemen o halini düzeltmeye çalış ve tevbe et. (Umdetü's-Salihin)
  • Siyâset zibidisi: Seçimden önce halkın özgürlükleri, doğal hakları, çıkarları, huzuru ve refahı için çalışacağını vaad eden ama seçildikten sonra yalnızca kendi çıkarı, istikrârı, huzuru ve refahı için çalışan bir dönektir.
    Milletvekilliği zibidisi: Milletine hizmet edecek yerde kendisini başka bir partiye sattırmayı düşleyen bir fırsat düşkünüdür.
    İktidar zibidisi: Hasbelkader eline iktidar fırsatı geçtiğinde kendisini kuralların, yasaların ve Anayasa'nın üstünde layuhtî (yâni asla hata yapmayan) ve lâyüs'el (yâni kendisine asla soru sorulamayan, tenkid edilemeyen, hiç kimseye verilecek bir hesabı olmayan, kendini Tanrı gibi) gören ve kendisini yerinin doldurulması mümkün olmayan bir bilge olduğuna inanan bir ne-oldum-delisidir.
    İdârecilik zibidisi: Hasbelkader işgāl ettiği makāma şeref kazandırması gerekirken bu makāmın kendisine şeref kazandırdığını vehmeden görgüsüz bir âcizdir.
    İdeoloji zibidisi: Kritik aklın süzgecinden geçiremediği için nihaî hakikat olarak algıladığı saplantılarını herkese kabûl ettirmeğe çalışan bir delidir.
    Devrim zibidisi: Halkın hayatı ve huzuruyla ilgili hangi sosyal müessese olursa olsun buradaki kurulu düzeni bozmak için yırtınan sağduyu, iz'an, akıl, temyiz ve temkin yoksunu bir çılgındır.
    Din zibidisi: Her şeyi bid'at; herkesi mezhebsiz, kâfir ve dolayısıyla cehennemlik görür ve ilân ederse kendisinin Cennet'lik ve hattâ evliyâ olacağını vehmeden; din ile diyâneti temyîz edemeyen; Cenâb-ı Hakk'ın rahmetinin vüs'atini akletmekten âciz, tahammülsüz bir meczubtur.
    Diyânet zibidisi: Dinin emirlerini tebliğ edecek yerde lâdinî emirlere tâbî olan bir münâfıktır.
    Tarîkat zibidisi: Vehmini İlm-i Ledün zanneden da'vâ sâhibi bir hamervahtır.
    Şeyhlik zibidisi: Kendisinde tecellî etmiş(!) "Hikmet"den(!) ötürü şer'î sorumluluklardan berî olduğunu vehmeden bir sapıktır.
    İlâhiyat zibidisi: İctihad kapısının yalnızca kendisine açık olduğunu ve ettiği her herzenin nass gibi kabûlünü bekleyen bir münâfıktır.
    Hukuk zibidisi: Adâlet kavramından yoksun olan ve hukuku belirli bir zümrenin âdil olmayan emellerine hizmet için kullanan aşşağılık bir uşaktır.
    Kemalizm zibidisi: Bu ülkenin insanlarının huzur, karşılıklı anlayış ve birbirlerine tahammül içinde yaşamasını kendi çıkarlarına uygun görmeyen, kendi ideolojisinden olmayanlara Anayasa'nın tanıdığı hakları tanımayan, bu ülkenin halkını ve sermâyeyi kendi sübjektif normlarına göre: lâik-antilâik, ilerici-gerici, devrimci-mürtecî, kemalist-antikemalist diye fırkalara bölüp nifak tohumları eken ve bunu da Atatürk'ün adına yapmakta olduğunu ilân eden ve üstelik bütün bunlardan maddî menfaat sağlayabilen, Türkiye'ye has, becerikli bir bozguncudur.
    Sohbet zibidisi: Her konuda, her durumda ve her konumda edecek lâfı, verecek öğüdü, gösterecek yolu olan bir bilge kişi olduğuna inanan, usanç verici bir lâf ishâline tutulmuş bir müz'ictir.
    Aydın zibidisi: Milletinin târihinin, ahlâkının, örfünün, âdetlerinin, harsının, dilinin, sanatının, mûsıkîsinin, edebiyâtının mîrasını reddeder de bir başka milletin mânevî değerlerine sarılıp avukatlığını yaparsa üstün insan olacağını vehmeden anarşist bir cibilliyetsizdir.
    Dernek zibidisi: Bir derneğe onun gâyesine hizmet için değil de her ne bahasına olursa olsun o derneği ele geçirip çıkar sağlamak üzere giren bir bozguncudur.
    Bürokrasi zibidisi: hangi mertebeden memur olursa olsun, hizmetkârların hizmetkârı olması gerekirken her işi yokuşa sürmekten marazî zevk alan tembel bir psikopattır.
    "Kadın Hakları" zibidisi: Kur'ân'da (Nisâ/34), yalnızca, ailenin birliğine halel getirdikleri takdirde haklarında: önce nasihat edilmesi, sonuç alınmazsa yataklarında izzet-i nefisleri kırılsın diye yalnız bırakılması önerilmiş olan kadınlara inatlarında ısrarcı olmaları hâlinde, ve ıslahlarına belki vesile olur diye, son çâre olarak Allāh'ın müsaadesiyle mubah olan dayağı mâkûlesine sığdıramadığı için bütün dine gayzını kusan, ama derslerine girmeleri önlenen başörtülü kızları ya da "Cumartesi Anneleri"ni polislerin coplayıp sürüklemesine sevinen ya da enazından tepkisiz kalan çifte standartlı bir münâfıktır.
    Lâiklik zibidisi: Lâiklik ilkesinin: "inanç ve ifâde özgürlüğü ve fertlerin düşüncelerine karşılıklı tahammül" olduğunu gözardı eden; ama din dâhil bütün normları va'zetmek hakkının yalnızca Devlet'in (ya da kendisinin) hakkı olduğunu dayatan bir zorbadır.
    Kurtarıcılık zibidisi: Milletin huzur ve refahının yalnızca kendi ideolojisine uygun olarak klônlanmış tek tip insan üretimiyle mümkün olduğuna inanan ve bunu gerçekleştirmek için millete her türlü dayatmayı mubah gören bir dengesizdir.
    İrticâ zibidisi: İslâm'a olan düşmanlığını "irticâ" kod adı ardında sürdürmek isteyen bir 5. kol elemanıdır.
    Eğitim zibidisi: 3. sınıf çocuklarına "Anadolu liselerine öğrenci hazırlıyorum" hezeyânıyla 6. sınıf müfredatı yüklü ders okutarak yılın öğretmeni seçilmesini ya da başarısız kıldığı öğrencilerin özel ders için kapısında sıra tutmasını düşleyen bir bozguncudur.
    Tıb zibidisi: Hastasını bir insan olarak değil de önüne gelmiş bir deneme tahtası ve altın yumurtlayan tavuk gibi gören, Hipokrat yeminini unutmuş bir fırsatçıdır.
    Medya patronluğu zibidisi: 11 ay porno resim ve yazı bastıktan, gazetesinde ya da televizyon kanalında her türlü fuhşiyâtı mübah görüp gösterdikten sonra Ramazan köşesi yaparak bir ayda müslümanları kafese koyacağına ve tirajını ya da "reyting"ini doğrultucağına saf saf inanan akıl ve ahlâk fıkarâsı bir fırsatçıdır.
    Köşe yazarlığı zibidisi: Kendisini dev aynasında gören, zibidiliğinin ezikliğini ve acısını hıncına hedef kıldığı yerleşik düzenden de Devlet erkânından da bürokratlardan da dindarlardan da, dindar ilim adamlarından da çıkardığına inanan ezik bir anarşist; ya da başkalarının zibidiliklerine yalakalık eden bir dalkavuktur.
    Sendikacılık zibidisi: Elinin altındaki sendikanın mâlî kaynakları sâyesinde kısa sürede müreffeh bir hayata kavuşan, zaman zaman bürokrasi ve hükûmet ile gizlice anlaşıp sendikayı satan, bazan da bunlara şantaj yapan ama gönlünde hep bakan olma hayali yatan bir sülüktür.
    Bankacılık zibidisi: Sâhibi bulunduğu bankanın fonlarını hortumlayıp yurt dışına kaçırdıktan sonra yüzsüzce elini kolunu sallaya sallaya dolaşan bir haramzâdedir.
    Babalık zibidisi: Gayr-ı meşru işleri meşru addederek kendisine ve çetesine menfaat sağlayan bir haramzâdedir.
    Sanâyi zibidisi: Modası geçmiş, kalitesiz ve rizikolu ürünleri halka gagalayan, yaptığı yolsuzlukların üstüne gidilemeyen, derin devlet tarafından korunan asalak bir haramzâdedir.
    Avâmî zibidi: Hakkını aramasını bilmeyen ve başına gelen bütün sıkıntıların hep Devlet'in kusuru olduğunu zanneden, kendisini ise sütten çıkmış kaşık gibi gören bir enâyidir.
    "Sanat(!)" zibidisi: Ses, nefes, uslûb, diksiyon ve edeb yoksunluğunu gustosuz panayır elbiseleriyle unutturabileceğini sanan bir zavallıdır.
    Ekran zibidisi: Dedikoduyu sohbet, sunîliği kibarlık, cıvıklığı lâtife, yılışıklığı samimîyet, fuhşiyâtı sanat, teşhirciliği çağdaşlık, halkın edebine ve mukaddesâtına saldırmayı ilericilik, itliği de cesâret zanneden ve öyle göstermek isteyen bir ibâhacıdır.
    "Talkman ya da talkwoman" zibidisi: Varoşlardan gelip de yırtıklığını, şirretliğini, edebsizliğini, görgüsüzlüğünü ve cehâletini kendisi gibileri güldürebilmek üzere kullanan ve bundan dolayı da yaptığı her rezâletin herkes tarafından tasvib edilmesini taleb eden, bu gerçekleşmeyince de büsbütün şirretleşen ağzı bozuk bir maskaradır.
    Özgürlük zibidisi: Özgürlükleri yalnızca kendine yontup başkalarının özgürlüklerine zincir vurmak isteyen bir faşisttir.
    İnternet zibidisi: "yahoo.com", "hotmail.com" vb yerlerden edindiği bir elektronik posta adresi aracılığıyla ve sahte bir ismin arkasına saklanarak birilerine kuduz köpekler gibi saldırma şehvetini tatmîn eden bir sapıktır.
    Münekkidlik zibidisi: Lise tahsili bile olmadığı hâlde, eser sâhibi ilim adamlarına saldırırsa kendisinin ilminin de itibârının da artacağını vehmeden kendine hayrân bir dengesizdir.
    Apartman zibidisi: Kendisinin Kat Mülkiyeti Kanunu'na tâbi' olmadığını kabûl ettirmeğe çabalayan bir arsızdır.