• Bu talepleri kabul edildi. Arzulanan neticenin gerçekleşmesinden sonra Mısırlılar valileriyle geri dönerken Kûfe ve Basralılar da eyaletlerine doğru yola çıktılar. Diğer bir rivayette ise isyancıların Hz. Osman’ın uygulamaları hakkında Kur’an’dan ayetler okuyarak halifeyi muhakeme etmeye kalkıştıkları ifade edilmektedir.

    İsyancılar Hz. Osman’dan Yunus suresini okumasını istediler. Halife okumaya başladı ve …”De ki: Size Allah mı izin verdi? Yoksa Allah’a karşı yalan mı uyduruyorsunuz?” ayetine gelince onlar Hz. Osman’a şu soruyu sordular:
    -“Dur! El koyduğun topraklar konusunda sana acaba Allah mı izin verdi, yoksa Allah’a karşı yalan
    mı uyduruyorsun?” Hz. Osman okuduğu ayetlerin iniş sebeplerini söyledikten sonra,sözü edilen toprakların Hz. Ömer zamanında zekât develeri için ayırıldığını, kendisinin ise zekât develerinin artması nedeniyle toprakları genişlettiğini söyledi. Ayetleri okuyup değerlendirmeye devam ettiler. Halife onların her itirazına çok net açıklamalar yaparak ikna olmalarını sağladı. Neticede isyancılar yurtlarına döndüler.
  • '...Kuran Tevrat gibi uzun yıllar arasında yazılmamıştır. Peygamber Muhammed' in vahi olarak söylediklerinin küçük bir kısmı kendi zamanında taşlar, hurma dalları, kemikler üzerine yazılmış, asıl büyük kısmı da bazı kimseler tarafından ezberlenmiş. Peygamber öldükten sonra, bu ezberleyenlerin bir kısmı da savaşlarda ölmeye başlayınca onlar tamamıyla ölüp bitmeden bunların toplattırılıp bir kitap haline getirilmesine karar verilmiş. Başta Ebubekir bunu istememiş. Peygamber zamanında uygulanmayan bir şeyin sonradan yapılmasını hoş görmemiş. Fakat etrafındakilerin zorlaması üzerine Halife Ebubekir, Zeyit adındaki birine, Peygamber' in bir karısının sandığında yazılı olarak saklananları getirtmiş. Ayrıca ayet olarak kim biliyorsa gelip söylemesi için haber salmış. Böylece yazılı olanlarla ezberlemiş olanların söyledikleri bir araya getirilerek iki ayrı kitap halinde yazdırılmış. Bunlar için kullanılan yazılı malzeme de yok edilmiş. Ebubekir öldükten sonra yazılan kitaplar halife Ömer' e geçmiş. O ölünce de kızı Hafsa almış. Halife Osman zamanında yazılan iki kitaptaki vahiler ve sureler arasındaki farklılıkların bazı karışıklıklara meydan verdiği anlaşılıyor. Bu karışıklıkların önlenmesi için bir kurul toplanıyor. Bu kurulda bu kitaplar tekrar ele alınıyor. Ezberinde olanlar çağrılıyor. Ve onların yardımıyla ayrılıklar düzeltilmeye çalışılmış. Eksik görülen yerler tamamlanmış, böylece bu günkü Kur' an meydana gelmiş. İlk kitaplar yazılırken ezberlemiş olanın doğru söylediğini onaylamak için 4 tanık, daha sonra 2 tanık istemişler. Sonuncusunda 1 tanığı yeterli görmüşler. Aslında bütün vahileri ezberleyen de yokmuş. Bu ezberleyiciler kendiliklerinden bir şey söyleyemezler mi? Kur' an' da şeytan ayetleri dediklerini, aynı konuda biri olumlu, diğeri olumsuz çelişkili birçok ayeti bu kimseler yazdırmış olamaz mı, diye düşünüyor insan.'
    s, 115
    ...
  • [1] Abdullah Kaya, Başlangıcından 1071’e Kadar Türklerin Anadolu’ya Akınları Hakkında Bir Değerlendirme, Ekev Akademi Dergisi, Sayı 59, 2014, Sayfa 211-232.

    [2] Selçuk Bey’in kaç oğlu olduğu konusu kaynaklarda değişiklik göstermektedir. Selçuklular ile ilgili yazılmış olan bütün kaynaklarda (Târîh-i Güzîde, Meliknâme, Ahbârü’d-Devleti’s-Selcûkıyye, vb.) Mikâil, Arslan ve Mûsâ yer almaktadır. Birtakım kaynaklarda ise farklı olarak Yûsuf ve Yûnus isimleri de zikredilmektedir. İbrahim Kafesoğlu’na göre Yûnus adı, Yûsuf’tan bozularak aktarılmış olabileceğinden Kafesoğlu’na göre Selçuk Bey’in dört oğlu bulunmaktadır. Daha fazla bilgi için: İbrahim Kafesoğlu, Selçuk’un Oğulları ve Torunları, Türkiyat Mecmuası, Cilt 13, 1958,  Sayfa 117-130.

    [3] Mehmet Altay Köymen, Mikâil Bey’in vefat tarihinin 987 – 992 yılları arasında olabileceğini belirtirken (Mehmet Altay Köymen, Büyük Selçuklu İmparatorluğu Tarihi, 1. Cilt, Türk Tarih Kurumu, Ankara, 2000. Sayfa 32); Ömer Soner Hunkan, 1004 tarihinden sonra olma ihtimali üzerinde durmaktadır (Ömer Soner Hunkan, Türk Hakanlığı (Karahanlılar), IQ Kültür Sanat Yayıncılık, İstanbul, 2011, Sayfa 211).

    [4] Hazar Denizi ile Kaşgar arasındaki Türk beylerine verilen unvan.

    [5] Selçuk Bey’in vefat tarihini 1007 ve 1009 olarak veren farklı kaynaklar mevcuttur. Selçuk Bey hakkında detaylı bilgi için: Abdülkerim Özaydın, Selçuk Bey, TDV İslâm Ansiklopedisi.

    [6] Tuğrul-Çağrı Beyler ile Arslan Yabgu arasında başlayan ve sonraki süreçte de devam eden Selçuklular-Yabgulular çatışması hakkında detaylı bilgi için: Sefer Solmaz, Selçuklu Tarihini Derinden Etkileyen Bir Olay: Selçuklu-Yabgulu Mücadelesi, Selçuk Üniversitesi Türkiyat Araştırmaları Dergisi, Sayı 35, 2014, Sayfa 545-575.

    [7] Çağrı Bey’in Anadolu keşif akınının başlangıç ve bitiş tarihi ihtilâflı bir konudur. Ermeni yazar Arisdages1016 tarihinde başladığını belirtkirken, diğer bir Ermeni yazar olan Urfalı Mateos 1018 tarihini vermektedir. Claude Cahen, 1029; Osman Turan, 1018; İbrahim Kafesoğlu ve Mehmet Altay Köymen ise 1016 tarihini vermektedir. Bunun dışında; Ömer Soner Hunkan, akının 1029-1035 tarihleri arasında olabileceğini söyler. Akın ile ilgili detaylı bilgi için bknz: Yusuf Ayönü, Selçuklular ve Bizans, Türk Tarih Kurumu, Ankara, 2014, Sayfa 7-10; Abdullah Kaya, Başlangıcından 1071’e Kadar Türklerin Anadolu’ya Akınları Hakkında Bir Değerlendirme, Ekev Akademi Dergisi, Sayı 59, 2014, Sayfa 211-232.

    [8] İran’ın Meşhed şehrinin yakınlarında antik bir şehir.

    [9] Yusuf Ayönü, Selçuklular ve Bizans, Türk Tarih Kurumu, Ankara, 2014, Sayfa 9.

    [10] Abdullah Kaya, Başlangıcından 1071’e Kadar Türklerin Anadolu’ya Akınları Hakkında Bir Değerlendirme, Ekev Akademi Dergisi, Sayı 59, 2014, Sayfa 221.

    [11] Abdullah Kaya, Başlangıcından 1071’e Kadar Türklerin Anadolu’ya Akınları Hakkında Bir Değerlendirme, Ekev Akademi Dergisi, Sayı 59, 2014, Sayfa 211-232.

    [12] Arslan Yabgu ve liderlik dönemindeki olaylar hakkındaki yazılarımız

    [13] Selçuklular fiilî olarak Tuğrul ve Çağrı Beyler tarafından yönetilse de Mûsâ Bey, adetler gereği ‘Yabgu’unvanını kullanmıştır.

    [14] İbnü’l-Verdî: Tetimmetü’l-Muhtasar fî Ahbâri’l-Beşer (Bir Ortaçağ Şairinin Kaleminden Selçuklular), Tercüme ve Notlar: Mustafa Alican, Kronik Kitap, İstanbul, 2017, Sayfa 24.

    [15] Gazneli Mesûd hakkında detaylı bilgi için: Erdoğan Merçil, Mes’ûd b. Mahmûd-ı Gaznevî, TDV İslâm Ansiklopedisi.

    [16] Ayşe Dudu Kuşçu’ya göre Altuncan Hatun, daha önceki Harezm hâkimlerinden Harizmşah Harun’un eşidir. Altuncan Hatun hakkında detaylı bilgi için: Ayşe Dudu Kuşçu, Selçuklu Devlet Yönetiminde Kadının Yeri ve Altuncan Hatun Örneği, Selçuklu Medeniyeti Araştırmaları Dergisi, Sayı 1, Sayfa 173-191, Konya, 2016.

    [17] Alp Arslan’ın hayatını anlattığımız yazımız

    [18] İbnü’l-Adîm, Bugyetü’t-taleb fî târîhi Haleb (Seçmeler) – (Biyografilerle Selçuklular Tarihi), Tercüme, Notlar ve Açıklamalar: Ali Sevim, Türk Tarih Kurumu, Ankara, 1982.

    [19] Gazneli Mesûd’un kardeşi.

    [20] Gazneli Mesûd’un oğlu.

    [21] İbrâhim Yınal’ın isyanları ile ilgili yazımız.

    [22] Çağrı Bey’in vefat tarihi tartışmalı bir konudur. Detaylı bilgi için: Osman Gazi Özgüdenli, Selçuklu Paralarının Işığında Çağrı Bey’in Ölüm Tarihi Meselesi, Tarih Araştırmaları Dergisi, Sayı 35, 2004, Sayfa 155-170.

    [23] Hatice Arslan Hatun, Abbasîlere gelin giden ilk Selçuklu kadınıdır. Nisan 1056 tarihinde Abbasî halifesi Kâ’im bi-Emrillâh ile evlenen Hatice Arslan Hatun, halife vefat edene kadar (1075) onunla evli kalmış, bu evlilikten çocuğu olmamıştır. Daha fazla bilgi için: Suat Kaymak, Abbasi Sarayının İlk Selçuklu Gelini: Hatice Arslan Hatun, Yedi Kıta Tarih ve Kültür Dergisi, Sayı 76, Sayfa 48-52, 2014.
  • Ömer ibn Abdül‘azîz hazretleri sene 100 târîhinde halîfe-i Şâm iken yüz bin asker ile berren ve bahren İslâmbol'a gelüp Karadeniz Boğazı'ndan Galata cânibine ubûr edüp Galata kal‘asın amân vermeyüp feth edüp Galata burnunda Kurşumlu Mahzen nâm câmi‘i binâ etdi. Ve Galata içre Arab câmi‘i nâmıyla ma‘rûf olan câmi‘i binâ etdüğiyçün Arab Câmi‘i derler, kıblesi gâyet dürüstdür.
  • Ömer bin Abdülaziz halife olduğu zaman farklı memleketlerden bir çok heyet gelerek halifeyi tebrik etmişti. Bu heyetlerden biri de Hicaz heyeti idi. İçlerinden sözcü seçtikleri bir çocuk, arkadaşları namına söz söylemek isteyince halife:

    -Senden yaşlılar dururken niçin seni sözcü seçtiler? dedi.

    Çocuk: 

    -İnsan iki uzvuyla insandır. Biri kalbi, diğeri ise dili. Allah'ın kendisine güzel bir lisan ve temiz bir kalp verdiği bir kulun konuşmasında ne gibi mahsur olabilir? Konuşmak ve öne geçmek hakkı yaşlıların olsaydı hilafet koltuğuna oturacak sizden daha yaşlı birçok ihtiyar bulmak hiçte zor olmazdı, diye cevap verdi.

    Halife bu cevap karşısında şaşırdı ve çocuğun yaşını sordu. On bir yaşında olduğunu duyunca,

    'Cahil bir adam kavminin en büyüğü de olsa, huzurunda meclisler kurulduğu zaman küçülüverir.'  manasına gelen beyit okumaktan kendini alamadı.

    Tarih Ambarı- Selman Kılınç
    Yedikıta Dergisi
  • Ayrıca; Marksizm insanı devlete karşı esir eder. Kapitalizm ise, sermayeye karşı. Yani, Marksizim ile kapitalizmin ikisi de insanı sömüren bir sistemdir. Halife ile kölenin eşit hakka sahip olması mecbur kılınmıştır. “Deve” hadisesi vardır ki bu, kralların kılıçlarından daha keskin bir hadisedir: Hazreti Ömer ile kölesi, bir şehirden diğer bir şehire giderlerken, deveye sıra ile binerler. Zaman zaman devenin yularını halife çeker, zaman zaman da köle.. İşte, adalet ve hukukta aklın devrimidir bu.....
  • -Ya Hattap, ne yapıyorsun ?
    El Hattap, bunlara hiddetle başını çeviriyor ve:
    -Size ne oluyor, evladımı dövüyorum, diyor. Müdahale edenler, Ömer'in kazandığı büyük zaferi söylüyorlar. El Hattab da hayretler içinde kalmıştır. Yüzü gülüyor ve oğluna dönerek:
    -Ömer ,oğlum, diyor. Öyleyse artık seni dövmeyeceğim, bugünden itibaren de develere başka bir çoban tutacağım. Sen okumaya da heves ediyorsun, istediğin gibi çalış.
    Ömer utanarak babasının yüzüne bakıyor:
    -Baba, diyor. Senden şikayetçi değilim. Daima sana itaat ettim ve şunu da biliyorum ki, bu zafer senin dayaklarının ve benim sabır ve itaatimin mükafatıdır!