Oysa Uzun İhsan Efendi, Dünya'nın şahidi olmanın gerçek bir ibadet olduğunu sık sık söylerdi. Her insan şu ya da bu şekilde dünyayı okumalıydı. Kuran'ın kendisi peygamberin dünyayı nasıl okuduğuna bir örnekti ve onun ardında giden herkes, dünyayı onun gibi okuyup şahadetlerini yazmalı ve bunları başkalarına aktarmalıydı.
Bu dünyada insanların korktukları tek şey öğrenmekti. Acıyı, susuzluğu, açlığı ve üzüntüyü öğrenmek onların uykularını kaçırıyor, bu yüzden daha rahat döşeklere, daha leziz yemeklere ve daha neşeli dostlara sığınıyorlardı. Dünyaya olan kayıtsızlıkları bazan o kerteye varıyordu ki, kendilerine altın ve gümüşten, zevk ve safadan, lezzet ve şehvetten bir âlem kurup, keder ve ızdırap fikirlerinin kafalarına girmesine izin vermiyorlardı.
Puslu Kıtalar Atlası Kitap daha ilk paragraflardan itibaren sizi öylesine içine çekiyor ki sürükleyiciliği bende kalp çarpıntılarına neden oluyor bile diyebilirim. Aynı zamanda hemen bitmesin diye gıdım gıdım okuyorum. Daha önce yazarın Kitab-ül Hiyel eserini de okumuş biri olarak yazarın hayalgücüne hayranlıkla okumamı ağır ağır sürdürüyorum. Kitabın sonunda elimden geldiğince edebi tekniklere ve postmodern unsurlara da değinmeye çalışacağım.
"İnsanlar hiçbir şeyden bahsetmiyor."
"Ah, bir şeylerden bahsediyorlardır mutlaka!"
"Hayır, hiçbir şeyden bahsetmiyorlar. Genellikle bir sürü araba veya giysi markası ya da yüzme havuzu firması sayıp, ne güzel diyorlar! (...)"