Has bir entelektüele dönüşmenin harikulade vaatleriyle kafayı bozmuş bir hapishane çocuğuydu o ve has entelektüellerin konuştuğunu duyduğu ses tonuyla, karmakarışık bir biçimde olsa bile onların kullandığı sözcüklerle konuşmak hoşuna gidiyordu.
Cezaevindeki hayatı dışarıdakiler hayal edemezdi. Onlar için burada zaman durmuş gibiydi. Ama gerçekte hapishane kendi ritmiyle, kendi kurallarıyla, kendi kaosuyla yaşıyordu. Bunu en güzel anlatan türkülerdi. " Hapishanelere güneş doğmuyor," demişlerdi, " Mapushane Çeşmesi"ni söylemişlerdi; adı sana bilinmeyen bir mahkum dizeleri ile acıyı yalnızlığı anlatmıştı: " Düştüm Bir ormana yol belli değil / Yatarım yatarım günün belli değil." O dizeler,koğuşun havasına sinmiş, o betonun gözeneklerine işlenmişti; her hece, bir çığlık, bir iç çekişti.
Zavallı gülümsemem sana ulaşma çabasında,
Hıçkıran şarkım ise yitip gitmekte karanlıkta.
Artık yolumun sonuna varmak, tek istediğim.
Bırak gireyim senin tapınağına,
Bir zamanlarki gibi, çılgın ve dindarca
Ve sessiz bir duayla önünde eğileyim.
Hayali düzen dışında bir yol mümkün değil. Etrafımızdaki hapishane duvarlarını yıkıp özgürlüğe koştuğumuzda, aslında daha büyük bir hapishanenin geniş bahçesine doğru koşuyoruz.