"ÜŞÜYEN PARMAK UÇLARIM"
"Herhangi bir çocuğun elindeki oyuncak gemicikle eşleştir beni.
Sana olan sevgim dediğim koca denizin hırçın dalgalarına bırakmışım kendimi.
Ne ben vazgeçeyim direnmekten ne de sen vazgeç boğmaya çalışmaktan beni..."
Hayatın en karmaşık, en anlaşılmaz ama bir o kadar da büyüleyici duygularından biri… Aşk. Herkesin kalbinde farklı bir formu vardır; kimi zaman bir tebessümde saklanır, kimi zaman sessiz bir bakışta kendini gösterir.
Bir şeyler saklarız; belki korkularımızı, belki hayallerimizi, belki de kendi hislerimizi. Kendimizden başka kimsenin bilmediğini sandığımız bir duygu… Ama unuttuğumuz bir şey vardır: aşk, gizlenmesi en zor duygulardan biridir. Ne kadar saklamaya çalışsak da, gözlerimiz, duruşumuz, hatta sessizliğimiz bile onu ele verir.
Aşk, en çok da bakışlarda konuşur. Sözler yetersiz kaldığında, kalbimiz duyulmak ister. Ve işte o anda, etrafımızdaki herkes bilir ne hissettiğimizi. Biz farkında olmasak bile, aşkın varlığı o kadar belirgindir ki, görünmez sanılan sırlarımızı bile açığa çıkarır.
Belki de aşk, saklanmaya çalıştığımız sırlarımızın en güzel maskesidir. Kim bilir, belki de aşkın gücü, içimizdeki en derin duyguları bile görünür kılmasındadır.
Hayalperest biriyseniz, hayat bazen kendi renklerinizi unutacak kadar başkalarının sahnesinde figüran olmanızı ister. Hep başkalarını mutlu etmek için kendi mutluluğunuzu ertelemek… “Ayıp olmasın” diye planlarınızı bozmak, başkalarının ricalarını yerine getirmek… Tanıdık geliyor mu?
Tam da bu noktada yazarın kaleme aldığı sözler, derin bir ayna tutuyor bize. Her bir sayfası, aşkın, insan olmanın ve hayatta kendi yerimizi bulmanın değerini hatırlatıyor. Kısa ama etkisi büyük cümleler… İnsanlığı, içtenliği ve hayalperest ruhu bir araya getiriyor.
Sevdiğine ne kadar sevdiğini