• Spor yaparken su içmenin önemi?

    Su hayatımızın devamı için gerekli olan bir maddedir ve eğer suyu az alırsak ilerki dönemlerde böbrek sorunları ile karşılaşabiliriz.

    Suyun spor için faydasına gelecek olursak su hayatın devamı için ne kadar önemli ise spor yaparken de bir o kadar önemlidir .
    Eğer spor yaptığımız zaman suyu vücudumuzdan mahrum bırakırsak vücut bir süre sonra direncini kaybeder ve bayilabilirsiniz.
    Spor yaparken su sizin zayiflamaniza yardım edecektir suyu icmezseniz daha hızlı zayıflamazsiniz ...
  • Toprağa Yöneliş
    Toprak Ana, onu ihmal edenleri affetmez. Ama ona yönelir ve onun dizlerine kapanmayı bilirsek, bize sıcak bağrında, bize gene de yer verir. Çünkü hiç bir ana, toprak kadar ebedî ve onun kadar kucaklayıcı değildir...

    Suyu Arayan Adam
    “Tanrının bize verdiği en büyük nimet, sahip olduğumuz halde, sahip olduğumuzu bilmediğimiz kuvvetleri, bir gün kendimizde bulmaktır”.

    Acaba aradığımız Su, kendi içimizde varlığını bilmediğimiz bu kudretlere, bir gün kavuşmak özlemi oiamaz mı? Niçin olmasın?..

    Şimdi artık bir emekliyim.
    Hayatın başka bir safhasını yaşıyorum.
  • 1949’da bir gün İstanbul Büyük Kulüp’teki bir toplantıda, davetliler Bedri Rahmi Eyüboğlu’ndan bir şiir okumasını istediler. Eyüboğlu ayağa kalktı ve Karadut’u okumaya başladı:

    “Karadutum, çatal karam, çingenem
    Daha nem olacaktın bir tanem
    Gülen ayvam, ağlayan narımsın
    Kadınım, kısrağım, karımsın”…

    Bedri Rahmi, şiiri okurken aniden gözlerinden yaşlar süzüldü.
    Salondaki herkes niye ağladığını anlamıştı; tabii herkesten çok, hemen yanı başındaki karısı Eren Eyüboğlu… Çünkü şiirde “kadınım, kısrağım, karımsın” dediği kadın, karısı değildi.
    Bu şiiri 3 yıl önce, bir başka kadın için yazmıştı: Mari Gerekmezyan…
    “Kara saplı bıçak gibi”
    Mari, Bedri Rahmi’nin asistanlık yaptığı Güzel Sanatlar Akademisi’nin heykel bölümüne misafir öğrenci olarak gelmişti. O dönem askerliğini yapmakta olan şair – ressamın sinesine, “kara saplı bir bıçak gibi” saplanmıştı. Mari, Bedri Rahmi’nin bir büstünü yapmıştı. Bedri Rahmi bu büstü, Mari’nin çeşit çeşit portresiyle ve ona yazılmış şiirlerle yanıtlamıştı. Artık aşklarından bütün İstanbul haberdardı. Bedri Rahmi, sanatında tam bir patlama yaşıyor, Eren Eyüboğlu ise sabırla eşinin kendisine dönmesini bekliyordu.
    Yorgun yürek
    “Karadut”, 1946’da menenjit tüberküloz kaptı. İyileşebilmesi için antibiyotik lazımdı. Savaş yeni bitmişti ve ilaç ateş pahasıydı. Bedri Rahmi, genç sevgilisine ilaç alabilmek için tablolarını elden çıkarmaya başladı. Ancak bu çabalar da sonuç vermedi ve o yıl İstanbul Alman Hastanesi’nden Mari Gerekmezyan’ın ölüm haberi geldi.
    Bedri Rahmi yıkılmıştı. Sevgilisini sonsuzluğa uğurladıktan sonra keder içinde eve döndüğünde kendisini teselli eden, yine eşi Eren olacaktı. O dönem içkiye başladı ünlü şair…
    Aşağıdaki şiir, o dönemin ürünüdür:

    “Türküler bitti
    Halaylar durdu
    Horonlar durdu
    Hüzün geldi baş köşeye kuruldu
    Yoruldu yüreğim, yoruldu.....”

    Eren Eyüboğlu, eşinin bu zor dönemi atlatmasına yardımcı oldu.
    Onu yeniden sanatıyla buluşturmak için çabaladı.
    Başardığını sanıyordu.
    Ta ki Büyük Kulüp’teki o geceye kadar…
    “Karadut”u okurken, Bedri Rahmi’nin yanaklarından süzülen gözyaşları, sevda yarasının hâlâ kapanmadığının kanıtıydı. Bunun üzerine Eren, bir süre Paris’te yaşamaya karar verdi. Oradan eşine yazdığı bir mektupta “o gece”yi hatırlattı:

    4 Ocak 1950 – PARiS
    “Canuşkam,
    Kulüpte bir gece, şiir okumuştun, hani! Hatırladın mı? Gözlerinden, birden yaşlar döküldüğünü görünce içimin karardığını hissetmiştim. Sesin, nasıl titremişti.
    Hey! Bütün bunları hatırlıyor musun? Sanki böğrüme, kızgın bir ütü yapmışmış gibi olmuştum. O gece… Senin seneler sonra bile olsa yanıp tutuştuğunu anlamıştım! Bedri’nin ruhuna, insan üstü bir gücün acıyıp, ona güç vermesi için dua etmiştim. Ruhunun çektiği acıları Allah dindirsin. Allah sana resim yapma sevinci versin ve bizim yanımızda yaşamaktan, mutluluk duyabilmeni sağlasın.
    Eren.”

    Buna katlandımsa, bu dualar işe yaradı.
    Bedri Rahmi, 11 yaşındaki oğluyla eşine döndü.

    1974’teki ölümüne kadar geçen çeyrek asrı, aynı evde çalışıp üreterek, diz dize birlikte tükettiler. Öldüğü gün, eşi Eren cenazeden dönüşte, 35 yaşına gelmiş oğlunu karşısına oturttu.
    “Babanı uğurladık” dedi, “Ama şunu bilmeni istiyorum ki, ona çok kırıldım. Yaşadığı ilişkiyi unutmadım. Hiçbir kadın aşağılanmayı kabul etmez. Buna katlandımsa, bil ki, sadece senin hayatın kararmasın diyedir.”

    KARADUTUM…

    Karadutum, çatal karam, çingenem
    Nar tanem, nur tanem, bir tanem
    Ağaç isem dalımsın salkım saçak
    Petek isem balımsın ağulum
    Günahımsın, vebalimsin.
    Dili mercan, dizi mercan, dişi mercan
    Yoluna bir can koyduğum
    Gökte ararken yerde bulduğum
    Karadutum, çatal karam, çingenem
    Daha nem olacaktın bir tanem
    Gülen ayvam, ağlayan narımsın
    Kadınım, kısrağım, karımsın.
    Sigara paketlerine resmini çizdiğim
    Körpe fidanlara adını yazdığım
    Karam, karam
    Kaşı karam, gözü karam, bahtı karam
    Sıla kokar, arzu tüter
    Ilgıt ılgıt buram buram.
    Ben beyzade, kişizade,
    Her türlü dertten topyekün azade
    Hani şu ekmeği elden suyu gölden.
    Durup dururken yorulan
    Kibrit çöpü gibi kırılan
    Yalnız sanat çıkmazlarında başını kaşıyan
    Artık otlar göstermelik atlar gibi bedava yaşayan
    Sen benim mihnet içinde yanmış kavrulmuşum
    Netmiş, neylemiş, nolmuşum
    Cömert ırmaklar gibi gürül gürül
    Bahtın karışmış bahtıma çok şükür.
    Yunmuş, yıkanmış adam olmuşum
    Karam, karam
    Kaşı karam, gözü karam, bahtı karam
    Sensiz bana canım dünya haram olsun.

    BEDRİ RAHMİ EYÜBOĞLU
  • 127 syf.
    ·3 günde·Beğendi·10/10
    “İnsan ya kendi kendine konuşur, ya kendi kendine yazar. Kendi kendine konuşmayı makbul saymazlar. Oysa ne fark var ki arada?”

    Ayfer Tunç benim için hayatın gerçeklerini, bizim üstünü örtebileceğimiz duyguları hiç evirip çevirmeden okurun yüzene çarpan yazar demek. Sabah buz gibi suyu yüzüne çarpmak gibi yani:)
    Yazarın okuduğum 2. “Romanı Suzan Defter” ve biz kitabı Canımm @tubabircan ile okuduk. Kitap Ekmel bey ve Derya Hanımın günlüğünden kesitler olup bir erkek bir kadın günlüğü şeklinde. Kitabı iki türlü okuyabilirsiniz önce erkeğin ve sonra kadının günlüğü. Veya başlarda zor gibi görünsede ikisini birlikte. Birlikte okumak kahramanların iç dünyalarını anlamak ve aynı olaya iki kişinin nasıl farklı baktığını görebilmek açısından en doğru okuma biçimi. Ki oturup soruyorsunuz kendinize “kendi gördüğümle ben’le başkasının gözündeki ben nasılım”. Başlarda Tubacımla tereddütlü ve gelgitli olsakta sonrasında iki günlüğü birlikte okuduk bizde. Çok da keyif aldık.
    Kitapta Ekmel bey ve Derya Hanımın ailerinin duygu kırılmaları, yarım kalmışlıkları. Aile içi tamiri zor yara bereler var diyelim biz.
    Ekmel beyin eşini annesiyle kıyası, Derya Hanımın ise sevmeye çalıştığı erkekleri babası yerine koyduğu varlığına tutunduğu biraz daha ileri seviyeye geçebilecek kadar çok sevdiği abisine kıyaslaması.Ve belkide bu yüzden hiç mutlu olamaması.
    Birde başlı başına bir kitap olacak “Suzan “ var. Yaraladı beni.
    Suzan bu hikayenin neresinde derseniz. Aslında Suzan asla kendisi olmayı başaramamış Derya’nın içinde.
    ve sevdiği adamın kardeşinin gölgesinde kalmış her şekilde haline razı olan iki kişilik hayatı üç kişi yaşayan Derya’nın abisine sevdalanan kız. Yanmış kül olmuş. Yıllar sonra bile elindeki tek kârı sevdanın külleri.
    Kâr diyorum evet kucağındaki küllerini kâr sayacak kadar çok seven bir kadın.
    “Karşı karşı dururken yüzüne hasret kaldım”
    (Çemberimde gül Oya çok yakışmış bu kitaba. Yazara selam olsun:)
    Yarım, kırık, dökük bir hikaye.
    Suzan olmak zor. Suzan çok icimi acıttı.
    Suzan lar var etrafımızda. Belkide bunu bilmek acıttı bilmiyorum. Kitaba dair duygularım çok karışık.

    “Sel gitti Suzan, kum kaldı, çöl kumu, üstünde tek yaprak yeşermez.”

    Şimdi böyle yazınca sanki hikayeyi anlattım sandınız. Ama hikaye daha yeni başlıyor olacak okuduğunuzda. Çünkü anlatmadığım, anlatamadığım çok şey var kitaba dair. Ayfer tunç okuyun psikolojinizi altüst eder. İyi gelir:)
    Altını çizdiğim çok fazla satır var zamanla paylaşacağım.
    Ve bunca yazılana rağmen kitapta sizi sürprizler bekliyor emin olabilirsiniz:)

    “Kadın giderken düzeni götürür bir kere. Yaşayan ev sarsılır. Kadın gidince evin dokusu bozulur, susuz kalmış çiçeğe benzer, solar. Küçük şeylerin işi silinir. Eşyaların dili tutulur, ev sağırlaşır.”

    Suzan Defter Ayfer Tunç
  • sanki hayatın dipnot evresindeyim

    ve ne çok yaşlıyım

    kuru otlar fışkırıyor her yanımdan...

    bir elimde ateşi, bir elimde suyu tutsam

    -Ahmet Erhan-
  • İnsan kendi hayatın da en anlamlı olan şeyi pek fark etmez. Balık bütün hayatınca içinde yaşadığı suyu bilir mi?