İSLÂM ŞEHİDİ (İskilip'li Atıf Hoca)
İskilipli Atıf Hoca… Son Devrin Din Mazlumları’ndan ve unutulmaz İslâm şehidlerinden… Şapka kanunu çıkmadan önce yazdığı “Frenk Mukallitliği” adlı kitabı, şapka kanununa muhalefet sayılıyor, İstiklâl Mahkemesinde yargılanıyor ve idâm ediliyor… Her şeyden önce, fikri eğer bir suçsa, bir “fikir suçlusu” Atıf Hoca; ikincisi, kanundan sonra bir hareketi olmadığı için, mazlum; üçüncüsü de her iki sebebin bir Müslüman olması gerçeğiyle belirmesi yüzünden, şehid…
GÖLGELER -Yaşadığımız Günler-I-, 1 Kasım 2011, Çarpıcı Kitap·Kitabı okuyor
Deneme, İnceleme
Vilayetname' de en çok vurgu yapılan hususlardan biri Otman Baba'nın devrin hükümdarı II. Mehmed ile ilişkileridir. Otman Baba, daha şehzadeliği döneminden itibaren Fatih üzerinde nüfuz sahibi olmaya çalışmıştır. Riva­yete göre, daha şehzade iken onun rüyasına girerek, ona kendini tanıtmış ve Rum diyarına onu padişah yapmak için geldiğini söylemiştir. Gerçi, Otman Baba, hiçbir zaman Fatih'in sultanlık otoritesini tanımamazlık etmemiştir. Ancak, onun ilişkilerinde, kainatı yönlendiren asıl kişinin kendisi olduğu ve onun tasarrufu olmaksızın hiçbir şeyin gerçekleşemeyeceğini vurgulama­ya çalıştığı açıkça hissedilir. Dolayısıyla, kainatın hakimi olarak, kendisini Fatih'in yaptığı işlerden sorumlu görmüş, aralarındaki ilişkiye daha çok bu anlayış damgasını vurmuştur. Mesela, Fatih, Belgrat seferine çıkmayı plan­ladığında, ona sefere çıkmamasını tavsiye etmiş, şayet çıksa bile başarısız olacağını bildirmiş, Fatih, bu talebi sert bir tepkiyle karşılamışsa da, sefer sonunda gerçekten başarısız olunca, Baba'nın üstünlüğünü tanımak zorun­da kalmış, ikilinin bundan sonraki ilişkilerinde bu üstünlüğü tanıma süreci etkili olmuştur. Fatih'in bu dönemden itibaren Baba'ya karşı tutumu son derece hürmetkar, lütufkar ve itaatkar bir görünüm arz eder. Mesela, Fatih'in şehirde dolaşırken, Otman Baba ile karşılaştığı sırada, Otman Baba'nın ona, "çabuk söyle, sultan sen misin yoksa ben miyim" sorusuna, Fatih'in, "padi­şah sensin ve sırr-ı Hüda'sın, ben ise senin kemine kemter kulunum babacı­ğım" şeklinde cevap verdiğine dair pasaj bu inancın en güzel göstergesidir. Yine, Fatih'in yanındaki devlet adamlarının da, başta Mahmud Paşa olmak üzere, Otman Baba'nın sırr-ı velayet olduğunu bildikleri vurgulanır. Onun Il. Mehmed'e ve devrin diğer devlet adamlarına karşı tutu­munda, sahip olduğu
Sayfa 153·Kitabı okudu
Tatil planı hazırsa sıra okuma listenizde!
Bu yaz yanınızdan ayırmak istemeyeceğiniz kitapları sizin için bir araya getirdik. 💬 Siz olsanız bu listeden hangisiyle başlardınız?
Bu, bir devrin kapanışıydı. Bir devir kapanmıştı, ışıklar sönmüştü, her şey sona ermişti... Bu sefer ışıklar karanlıkta bile yanmıyordu.
Sayfa 298·Kitabı okudu
"Bir kurum ne kadar güçlenirse insanilikten o kadar uzaklaşır.Bir devrin enerjisi,içinde acı çeken varlıklarla ölçülür;zaman içinde her başarının ilk başarının ilk özelliği de hayvansılık olduğundan,dinin ya da siyasi bir inanış,o enerjinin yarattığı kurbanlarla kendini gösterir."
Sayfa 175·Kitabı okudu
Edebiyat
Tillo adlı kasaba ve orada yine bir türbe ve kapanış... Kısa bir zamanda «Okyanus» isimli Kamusu (lûgat kitabı) <<<sin>>> harfine kadar ezberliyor. Küçük kardeşi Mehmed'in getirdiği yemekleri de, yalnız ekmeğini kendisine ayırarak karıncalara veriyor. Soruyorlar: - Karıncalarda, diyor; içtimai hayat, işbirliği ve bölümü tam bir cumhuriyet nizamı içindedir. Bu taraflarını sevdi. ğim için böyle yapıyorum! Ilerde ikinci 35 yıllık kemâl devresinde Said Nursi Haz retleri, Eskişehir'de muhakeme edilirken; - Cumhuriyet hakkında ne düşünüyorsun? Sualine karşı bu hâdiseyi anlatacak, cumhuriyetçi manzaralarını sevdiği için karıncalara yemeklerini verdiğini söyleyecek ve lâfını şöyle bağlayacaktır: - Dört Büyük Halife'den her biri, hem halife, hem de cumhur reisiydi. Onlar isim ve resim çerçevesinde değil de, gerçek hürriyet bakımından hakikî cumhuriyeti temsil ediyorlardı. Bu ölçü, benim ne nispette cumhuriyetçi adalet ve olup olmadığımı gösterir. Ve mahkemede derin bir sükût, Said Nursînin hakkını âhenkleştiren bir rakkas sesi gibi çınlamaya başlayacaktır.
Kitaptan alıntılar
- Sahabe o amelle Allah’a yakın olabilme gayesiyle, amellerin daha öncelikli olanını öğrenmeye çok istekliydi. Bu sebeple onlar hangi amelin daha faziletli olduğu ve hangisinin Allah’a daha daha sevimli geldiği konusunda Hz. Peygamber’e çok soru sordular. - “Nerede israf varsa orada mutlaka zayi edilen bir hakkın olduğunu gördüm!” - Dinde aşırı giden kimselerin samimi olmakla birlikte çoğu kere amellerin tercihe şayan olanın bırakıp tercih edilmeyenleri ile meşgul olduklarını daha faziletli olandan habersiz olup, faziletçe az olana daldıklarını görmekteyiz. - Kendi içlerinde samimi olan bazı Müslümanların, camilerle dolu şehirlerde cami yapmak için yardımda bulunduklarının gördüm. Bu kişiler bazen yarım milyon, bir milyon veya daha fazla dolar veya cüneyh ödeme yükümlülüğü altına girmektedirler. Ancak bu meblağın bir mislini, yarısını hatta çeyreğini İslam daveti için, küfür ve imansızlığa karşı koymak için, dinin yerleşmesi ve hakim olması için veya yapacak adam bulunup da mali kaynağın bulunamadığı benzer büyük hedefler için talep ettiğin vakit seni dinleyen bir kulak yada kabulle karşılayan bir cevap bulamazsın. Çünkü onlar adamlardan oluşan bir bina değil, taşlardan oluşan bir bina yapmaya inanıyorlar. - Her yıl hac mevsiminde oldukça çok sayıda zengin Müslüman iştiyaklı bir şekilde nafile hac yaptıkların görmekteyim. Bunlar, ramazan ayında çoğu kez nafile hacca birde umre eklemekte ve bu konularda cömertçe harcama yapmaktadırlar. Bazen de fakir Müslümanların bir kısmının masraflarını karşılayarak onları yanlarında arkadaş olarak getirmektedirler. Halbuki onların masraflarını karşılayıp getirdikleri fakir kimseleri Allah ne hac ile ne de umre ile yükümlü kılmıştır. Fakat bu masrafları yapanlardan, bir yıllık masrafın aynısını filistin’de Yahudilerle veya
Düşünce