• 186 syf.
    ·Beğendi·10/10
    Not: Spoiler olabilir.

    Attila İlhan'ın pek sevdiğim dizesi vardır:
    ''Kimin gücü yeterse kahretsin parasızlığı''
    *
    Yoksulluk, feci.... Dehşet verici... Dikenli... Pürüzlü... Acıtıcı... Kahredici....
    *
    Şeker Portakalı bir senedir kütüphanemde okunmayı bekliyordu.
    Bugün okudum.
    Zeze'nin minicik yüreği bir dağ gibi oturdu boğazıma.
    *
    Vasconcelos'un hayatından damıttığı bir roman elbette Şeker Portakalı.
    Çünkü Vasconcelos da yoksul ve kalabalık bir ailede dünyaya gelmiş.
    Çünkü onun da annesi Kızıldereli imiş.
    Çünkü o da okumayı tek başına öğrenmiş.
    Çünkü o da küçücük yaşlardan itibaren hayat denilen dalgalara karşı kulaç atmak zorunda kalmış.
    Zavallı Zeze gibi...
    *
    ''Günün birinde acıyı keşfeden küçük bir çocuğun öyküsü'' diye yapılan bir girizgah daha henüz ilk sayfada; küçük ... çocuk ... acı ... kelimelerinden tuhaf, ve asıl korkunç bir yağmurda ıslanacağımızın işaretini veriyor.
    *
    Sonsuz duyarlı bir çocuğun içinden de şarkı söyleyebileceğini bilen kaç kişi var Zeze?
    *
    ''Anne benim doğmamam gerekirdi. Balonum gibi olmalıydım'' derken sen Zeze; aklıma Necip Fazıl'ın Bir Adam Yaratmak piyesi geldi.
    Hani Husrev bir kriz halinde annesine;
    - Anne, beni nasıl doğurdun? Siz analar, dünyaya bir evlât getirirken düşünmez misiniz? Düşünmez misiniz insan nedir diye? İnsan kadar hassas bir cihaz var mı? Boşluklara uzatılmış bir anten gibi sinirleriyle, ağlayan bir surat gibi buruş buruş beyniyle, bir firkete ucuna dayanamayacak kadar ince derisiyle bir insan! Bu cihazı dünyaya nasıl getirirsiniz? Onu yeryüzüne ne cesaretle çıkarır, yeryüzünün meseleleriyle nasıl da karşı karşıya bırakırsınız? Beş yaşında bir çocuğu yılanlı bir kuyuya sarkıtsanız daha az korkar.'' diyordu.
    Zeze, zavallı çocuğum, sen beş yaşında oynayacak oyuncağın olmadığından çoraptan yaptığın yılanla büyükleri korkuturken, büyükler senin beş yaşının yüreğinle yeryüzünün bütün büyük ve acı meseleleriyle baş başa olduğunu bilmiyorlardı.
    Ve yapayalnız...
    *
    Vücudundaki yaraları görüyorlardı; ama "iç yaranı" gören yoktu. İç yaran iyileşmiyordu...
    *
    O şiirin ''Tepelerde doğdum / Denize doğru götürme beni '' dizeleri gibiydin.
    Acının en yüksek rakımında senin adın vardı.
    *
    ''Uslu duracağıma, bir daha kavga etmeyeceğime, hiç sövmeyeceğime, 'kıç' bile demeyeceğime söz veriyorum...
    Ama hep senin yanında kalmak istiyorum..,'' diyen sesin lavaboya dökülen sular gibi döne döne içimize akıyor.
    *
    Dünyanın bütün kabahatleri bunlardan ibaret olsa idi keşke...
    *
    Şeker portakalının ilk beyaz çiçeği, sevgilisiyle ilk kez onu uzak bir diyara uğurlarken öpüşen bir genç neler hissediyorsa onu anlatıyor işte..
    *
    Ve Zeze, hani sen, seni teselli etmeye çalışan babana ''Onu kestiler bile, benim küçük şeker portakalı fidanım kesileli bir haftadan çok oluyor'' derken;
    Benim kulağımda yine Bir Adam Yaratmak'ın son sahnesinde oğlunu ümitsiz bir çabayla kurtarmak isteyen annesine Husrev'in naçar yükselen çığlığı çınlıyordu:
    - Ne yapayım anne kestiniz incir ağacını!
    *
    48 yaşında Vasconcelos, 48 yaşında bir Zeze olarak dönüp geriye baktığında; ben onun ömrünün yarısından biraz fazla yaşamımda; uğruna dizeler doğurduğum ne incir ağacımın koca, damarlı ve sütlü yapraklarını görebiliyorum artık, ne de şeker portakalım turuncu ve mümbit bir sesle içimde konuşuyor gayrı.
    *
    Kestiler onları!
    Ve kesileli kaç hafta oldu, hiç saymadım.

    30 Mart 2018
  •  De ki: "Hiç kör ile gören bir olur mu? Siz hiç düşünmez misiniz?"
  • Görmez misiniz, görüp de hiç düşünmez misiniz? Lokmân/29
  • Bir gün buraya Atatürk de gelmiştir 1931 yılında ama Yalnız bir kez o da o sıralarda kahvenin sağ yan boşluğunda yer alan kendi büstünü görmek içindir büst Kenan yontuç’un elinden çıkmıştır nisuaz’da Ata’nın geldiğini belirleyen birtakım telaşlı konuşmalarla sevinç belirtileri su yüzüne çıktığı zaman Kenan yontuç da oradadır o da Ata’yı ayakta karşılar Ata’nın yanında kılıç Ali vardır Nuri conker vardır reşit galip vardır otururlar bizim Kenan yontuç’a oturacak yer kalmamıştır Atatürk: hepiniz oturdunuz bakın sanatçı ayakta kaldı Kenan yontuç ayakta kalmasının hiçbir sakıncası olmadığını en güzel en tatlı sözcüklerle anlatır ata’ya o sıralar nisuaz’ın sahibi bir bayandır madam pulitz yüceler yücesi Atatürk kendi eliyle çay getiren madam pulitz’e işlerinin nasıl olduğunu sorar madam pulitz’in balım olsun sinek Bağdat’tan gelir demesi beklenirken o hiç oralı olmaz ve bütün bezirganlar gibi halinden yakınır bu arada dört aydır kira ödeyemediğini de açıklar Atatürk bu madam pulitz’in sözleriyle duygulanmıştır adamlarından birini çağırtır madam pulitz’e dört aylık kira tutarını verdirtir akşam Dolmabahçe de sofra kurulduğu vakit madam pulitz konusu yeniden açılır reşit galip:”paşam doğru yapmadınız “neden siz insanların cebinde ne kadar para var bilir misiniz ben madam pulitz ‘den parasızım Atatürk iyisinden kızmıştır :”kalk git buradan kalkmayacağım o halde ben kalkarım.ata kalkıp gitmiştir ama reşit galip’in kendisine karşı çıkmasından hoşlanmıştır iki ay sonra inönü Atatürk’e yeni bakanlar kurulu listesini sununca Atatürk: milli eğitim için reşit galip’i düşünmez misiniz demiş ve reşit galip milli eğitim bakanı olmuştur
  • https://erolanar.org/...tini-dondugun-yerde/

    Bu toplum çocuğu sevmez. Seviyor gözükür ama hiç sevmez. Sözgelimi ondan izin almadan onu öper, ona sarılır. Karşı tarafı yok sayan sevgi gösterisini sorgulamaz hiç, çocuğun söz hakkı olduğunu düşünmez. Çocuğu nesneleştirir. Çocuktan bahsederken "bu, şu" diye ego zedeleyici bir dil kullanır. Çocuğun bir kişiliği, kimliği olduğunu kabul etmez. Saymakla biter mi çocuğa yapılan kötülükler? Çocuk büyüdüğünde ise ondan öz güvenli bir birey olmasını bekler. Hani nerede sihirli değnek?

    Çocuklarını gerçek anlamda sevmeyen, onlara saygı duymayan bir toplumda çocuk ruhlu bir insan olarak var olmak ne demektir, bilir misiniz? Ben yanıtlayayım: Hafife alınırsın, kararlarına saygı duymazlar. Örselenirsin güzel kardeşim! Ne yapmalı peki? İçindeki çocuğun katili mi olmalı? Bir çocuk ruhlu insan bunu asla beceremez! Bari onların yanında maske takayım der. Bir çocuk ruhlu insan bunu da beceremez. Maske ikide bir düşer! Çocuk ruhlu kahkahayı basar. Peki çözümü nedir? İşte yine bir oyun: Saklambaç oyunu! Çocuk ruhlu insan oynar bu oyunu sevmedikleriyle. İçindeki çocuğu saklar kuytu köşelere. Görmesin ölüseverler diye!

    Gülbahar 🌺🌼📚🐦
  • 154 syf.
    ·9 günde·9/10
    Russell biri sonuç olmak üzere on konu üzerinden din ve bilim çatışmasını ele almış. Copernius Devrimi, Darwin'in Evrim'i, Ahlak, Mistisizm ...
    Geleceği ve görüşünü inşa eden herkese tavsiye edeceğim bir kitap. İnsanın ıslahı, tabiatın bekası, bilimin yararı ve en çokta din çatılı hurafelerden kurtulmak adına bir pencere sunuyor Russell bu kitabında. Okurken 'evet işte aynen aynen' diye fikrime tercüman olduğu kadar itiraz ettiğim ve dahi isyan ettiğim yerlerde oldu.
    Bakınız... Hristiyanlık veya Yahudilik devlet ile daim olan dinler değildir. Yahudilik tarihinde hep sürgünler, işkenceler, katliamlar var. Hep devletlerden kaçış, hep bir devletsizlik var, Hristiyanlıkta devlet ve din iki başlı ama İslamiyet'in daha on ikinci yılında Medine Site Devleti'nin temelleri bizatihi dinin peygamberi tarafından atılıyor. Yani din, bir devlete isyan sebebi veya devletin itaat etmesi gereken bir oluşumdan ziyade devletin var olma nedeni olmuştur. İslam Teolojisi, İslam Düşünce Tarihi'nin gelişmesi bilimde elde edilen başarılar ve batıda yankılar uyandıran Aven Roşd (İbn Rüşd)'lar, Muallimu-s Sani(Farabi)'ler, İbni Sina'lar, Fatih'ler, El-Biruni'ler yetiştirmesi hep bu sebepledir...
    Dini; ilime ve bilime bu denli değer veriyorken ve devleti; buna okullar, medreseler, tercüme odaları, rasathaneler, kütüphaneler açarak destekliyorsa aksi düşünülemezdi zaten.
    Kur'an'ın ilk emri 'ikra/oku' iken...
    'İlim' kelimesi farklı şekillerde 750'den fazla yerde geçiyorken...
    'Hiç gökyüzüne bakmazlar mı?', 'Düşünmez misiniz?', 'Hiç akıl etmez misiniz?' gibi birçok ayetle akla ve düşünmeye verdiği önem gün gibi ortadayken İslam'ın bunlara düşman olduğunu iddia etmek abesle iştagal etmektir.
    Bu bizim tarihimiz, bizim savaşımız, barışımız, başarımız. Biz çok iyiyiz; onlar hep böyle başarısız ve kötü mü? Hayır değil.
    Gözlerimizi kapatsak da kanlar da var bizim tarihimizde, yakılan rasathaneler de, asılan alimler de... Biz de döktük, inkar etmeyin, alimlerin kitaplarını nehirlere, biz de ateşe verdik kütüphaneleri, itiraf edelim bizim de ellerimizde bize ışık olmak için uğraşanların kanı var. Ve bi de kendi karanlığımız.
    Neyse ne diyordum; ha, bu kitap Hristiyan Teolojisi ile Bilimi'n savaşını anlatmış. Buradan öğrendiğinizi başka bir dine Ctrl+C-V yapmaya ya da başka bir dinden öğrendiğinizi buraya yapıştırmaya kalkışmayın. Parça benzer ama tutmaz, oradan bir hakikat doğmaz. Her dini kendi dinamikleriyle, tarihiyle, savaşı barışı ile ele almalıyız ki gerçek bilgisine ulaşalım.
    Şiddetle değil sevgiyle tavsiye ederim..
    Çok keyifli okumalar dilerim.