Thomas Hobbes
Son olarak, insanlara, sadece haksız eylemlerin değil, aynı zamanda gerçekleşmesi engellenmiş haksız eylem niyetleri ve planlarının da adaletsizlik olduğu öğretilmelidir; adaletsizlik, sadece eylemin değil, aynı zamanda iradenin de bozukluğudur. İşte bu, onuncu emrin anlamı ve ikinci levhanın özetidir; ve karşılıklı sevgiye dair şu tek emre indirgenebilir: "Komşunu kendin gibi seveceksin." Tıpkı birinci levhanın özünün, o zaman kralları olarak daha yeni kabul etmiş oldukları Tanrı'nın sevilmesine indirgendiği gibi.
Felsefe
Erkek, dış dünyada somut bir değer üreten, işbölümüne doğrudan katılan özerk bir özne olarak toplumla dinamik ve organik bir bağ kurarken; ev içine hapsedilmiş kadının toplumla bağı ancak edilgen, mekanik ve dolaylı bir "temsil" ilişkisinden ibarettir. Kadın, kendi adına değil, ait olduğu çiftin, sınıfın ve erkeğin toplumsal statüsünün canlı bir vitrini, sahte bir simgesi olarak sosyalleşmek zorundadır. [...]bu durum, kadının kamusal alandaki varoluşunun bile aslında kendine ait bir eylem değil, erkeğin ve ait olduğu burjuva sınıfının prestijini sergilemekle görevlendirilmiş kurumsal bir uşaklık ve vitrin rolü olduğunu kanıtlar.
📚🔔 Tatil zili çaldı! Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞 Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
Okumak İnsana Ne Kazandırır?" başlıklı ilk Bölümü,
Bu bölüm okuma eyleminin mahiyetine dair derin ve eleştirel bir sorgulamadır. Okumanın Pasif Doğası: Schopenhauer, okumayı kişinin kendi düşünce süreçlerini ikinci plana ittiği pasif bir eylem olarak tanımlar. Ona göre okurken, başkasının düşüncelerini takip ederiz; bu, tıpkı bir öğrencinin öğretmenin çizdiği çizgileri takip etmesi gibidir. Kendi düşüncelerimizle meşgul olmanın yerini sürekli başkalarının düşüncelerini tüketmenin alması, zihnin körelmesine yol açabilir. Seçiciliğin Önemi: Yazar, her kitabın okunmaya değer olmadığını vurgular. "Kötü kitaplar zihin için zehir mesabesindedir" diyerek, popüler olanın değil, nitelikli olanın peşinden gidilmesini önerir. İnsan, hayatın ve zamanın sınırlı olduğunu hatırlayarak, özellikle "büyük kafaların" eserlerine odaklanmalıdır. "Geri Durabilme" Sanatı: Bölümde üzerinde durulan en çarpıcı noktalardan biri, nerede duracağını bilme becerisidir. Sırf çok popüler olduğu için, "salgın halinde" okunan ancak derinliği olmayan metinlerden uzak durmak, zihinsel sağlığı korumak için hayati bir maharet olarak görülür. Hazım Meselesi: Schopenhauer, okumayı yemek yemeye benzetir. Okunan her şeyi hafızada tutmaya çalışmak, yenen her şeyi midede tutmaya çalışmakla aynı anlamsızlıktadır. Önemli olan, zihni besleyen ve kişiyi "kendi" yapan fikirleri benimsemektir. Tekrarın Gücü: Önemli eserlerin sadece bir kez okunmasının yeterli olmadığını, bütünüyle kavranabilmeleri için en az iki kez okunmaları gerektiğini savunur. Özetle, yazar bu bölümde okumayı yüce bir amaç gibi görse de, "bilinçsizce ve sürekli" okumanın insanı bir bilge yapmayacağını, aksine asıl olanın okuduklarını kendi düşünce süzgecinden geçirmek olduğunu savunur. Özetle bu bölümde kitap bu sorgulayıcı tavrıyla okuruna "nasıl ve ne kadar okumalıyız?" sorusunun
İmanla yaşamak, arkasında var olabileceklerden korkarak kapıları kapamak anlamına gelmez; tam tersine inançlı insan arkada onu korkutabilecek hiçbir şey olmayacağı için bütün kapıları ardına kadar açar. açar. Ne hepimizi korkudan kıvrandıran ölüm adındaki büyük gizem, ne hastalıklar ne de hayatın beklenmedik olaylarından ürker. Gizemi kabul etmek "Ben" denen can sıkıcı o şeyi ikinci plana atmamıza izin verir; "Ben" doğumdan ölüme kadar tekdüze sızıldanmalarıyla can sıkar; bu kibirli cüce, gerçekliği sadece kendisinin zihin ekranımıza yansıtabileceğine, kendi arzusunca denetleyebileceğine, değiştirebileceğine ve onun eylem çemberi dışında hiçbir şeyin var olamayacağına bizi inandırmak ister.
Sayfa 133·Kitabı okudu
Savaşçı olabilmek için kişinin ölümünün tümüyle bilincinde olması gerekir. Tümüyle ölümünün bilincinde olmak insanı kendi benliği üzerinde odaklaşmaya götürür ki, bu da insanı güçsüz hale getirir. Bu nedenle savaşçı ölümünün bilincine iyice vardıktan sonra, ikinci adım olarak ölümü umursamamayı da öğrenir. Böylece ölüm insanı uyuşturup eylem yapmasını engelleyecek yerde, insanı güç verecek bir yoldaş haline dönüşür.
Ahmet Arslan
İslam dünyasında Plotinos'un izleyicileri olan Farabi ve İbni Sina onun taşma kuramı gibi bu temaşa kuramını da tümüyle benimseyeceklerdir. Farabi Tanrı'dan çıkan ilk Akıl'ın ikinci bir Akıl'ı meydana getirmesini aynı temaşa eylemine bağlayacaktır. İkinci Akıl'dan üçüncüsü, üçüncü Akıl'dan dördüncüsü vb. aynı temaşa eylemi sonucu ortaya çıkacaktır. Son, Onuncu Akıl'dan yani Faal Akıl'dan ay-altı dünyasının bütün Formları ve Madde de böyle bir temaşa sonucu çıkacaktır. Gazali, Plotinos'un ve onun bu konudaki görüşünü takip eden İslam filozoflarının bu temaşa-yaratma öğretilerini açıklamak için ilginç bir örnek vermektedir. Bu, yere uzatılmış ince bir kalas üstünde rahatlıkla yürüyen bir insanın iki evin çatısı arasındaki boşluğa yerleştirilmesi durumunda aynı kalasın üzerinde yürümekten korkması ve kalastan düşeceği yönündeki korkusunun gerçekten de onun üzerinden düşmesine yol açması örneğidir. Gazali'nin bu örneği ilginç olmakla birlikte Plotinos'un —ve onu takiben Farabi gibi İslam filozoflarının— düşünce ile eylem arasında kurdukları özdeşliği iyi anlama konusunda fazla başarılı görünmemektedir. Çünkü burada psikolojik bir korkma ve bu korkunun sonucu olarak meydana gelen düşme olayı ile Plotinos'un sözünü ettiği bir matematikçinin geometrik bir figürü düşünmesi ve bunun sonucunda o figürün varlığa gelmesi arasında pek doğru olmayan bir benzerlik kurulmaktadır. Gazali bunun yerine Kur'an'da yaratım olayı ile ilgili olarak sözü edilen Tanrı'nın 'ol' emriyle evrenin varlığa gelmesi arasındaki ilişki üzerinde yoğunlaşarak, Plotinos'un yaratıcı düşünme öğretisini bu olay üzerine uygulasaydı, muhtemelen daha ilginç bazı sonuçlara varabilirdi. Bunun için yapacağı tek değişiklik, Tanrı'nın sözü edilen 'ol' emrinin öncesine aynı zamanda bu emrin konusunu oluşturacak bir
Felsefe