Hak bir gönül verdi bana Ha demeden hayran olur Bir dem gelir şâdân olur Bir dem gelir giryân olur
Bir dem sanasın kış gibi
Şol zemheri olmuş gibi Bir dem beşâretden doğar
Hoş bağ ile bostan olur
Bir dem gelir söyleyemez
Bir sözü şerh eyleyemez
Bir dem dilinden dür döket Dertlilere derman olur
Bir dem varır mescitlere
Yüz sürer anda yerlere Bir dem varır deyre girer
İncil okur ruhban olur
Bir dem gelir İsâ gibi Ölmüşleri diri kılar ~
Bir dem girer kibr evine Firavn ile Hâmân olur
Bir dem döner Cebrail'e Rahmet saçar her mahfile
Bir dem gelir gümrâh olur Miskin Yunus hayran olur
Ne olur yani, yaşlı kaptanın biri, "al şu süpürgeyi de güverteyi temizle," derse bana? Çok mu ağır bir hakarettir bu? Kaç dirhem gelir İncil'in terazisinde? Cebrail'in gözünden mi düşerim, adamı saydım, dediğini hemen yaptım diye? Köle olmayan var mı bu dünyada, sorarım size? Velhasıl, yaşlı kaptanlar bana istedikleri kadar cart curt etsinler, beni istedikleri kadar itip kaksınlar, bunda bir kötülük görmem. Bilirim ki, herkesin başına gelir bu - ister fizik açısından olsun, ister metafizik açısından. Dünyanın düzeni bu. Tüm insanlar böyle itilir kakılır. Herkes birbirinin sırtını sıvazlayıp, alınyazısına katlanmalı.
Mukaddes olanı köpeklere vermeyin,ve incilerinizi domuzların önüne atmayın ki ,onları ayakları altında çiğnemesinler,ve dönüp sizi parçalamasınlar.
Dileyin ,size verilecektir;arayın , bulacaksınız;kapıyı çalın,size açılacaktır. Çünkü her diliyen alır ,arıyan bulur ,ve kapıyı çalana açılır .
Matta
Kilise yönetmeliklerinde birçok aptalca şey var. Doğal olarak hakimiyet kurmak istiyor; o zaman da boyun eğen, idare edilmeye yatkın, tutucu bir kitlesi olması gerekiyor. Yüce, dolgun maaşlı ruhanilerin en çok korktuğu şey, alt tabakaların aydınlanmasıdır. Bu kitleleri olabildiğince uzun bir süre İncil'den yoksun bırakan yine onlardı. Hem Hristiyan, hem de yoksul bir cemaat üyesinin, dolgun maaşlı bir piskoposun ihtişamı konusunda ne düşüneceği ortada; görkemli piskopos altı atın çektiği saltanat arabasıyla ortalıkta dolaşırken, cemaat üyesi İncil'de havarileri ile alçakgönüllü bir tavırla yaya olarak yürüyen Hz. İsa'nın yoksulluğunu ve fakirliğini görecekti tabii!" "Luther'e ve reformasyon hareketine," diye devam etti Goethe, "genellikle neler borçlu olduğumuzu hiç bilmiyoruz. Düşüncelerimizdeki tutuculuğun zincirlerinden kurtulduk; gelişen kültürümüzün sonucu olarak, kaynaklara dönmek ve Hristiyanlığı kendi saflığı içinde kavrama yetisini kazandık. Tanrı'nın yarattığı yeryüzünde sağlam ayaklar üzerinde durmak ve tanrısal yetiye sahip insan doğamızı hissetmek cesaretini yeniden edindik. Düşünsel yönden kültür ne kadar ilerlerse ilerlesin, fen bilimlerinin kapsamı istediği kadar genişleyip derinleşsin, insan ruhu ne kadar gelişirse gelişsin, insan İncil'in İsa'nın yaşamını anlatan bölümlerinde pırıl pırıl parlayan ve ışık saçan Hristiyan etik kültürünün ve yüceliğinin ötesine geçemeyecektir!" 59 Yeni Ahit, I. Selanikliler, 19. 750
Kerouac "beat" kelimesinin "beatific (kutsayan)" ya da "beatitude (ahiret mutluluğu)" anlamlarında dini önemi de olduğunu fark etti. "Beatitude" Beatlerin dini tarafına vurgu yaptı ve İsa'nın İncil'deki "beatitudes" adıyla geçen sözlerine ruhen uysal, merhametli, kederli olmak ve kalbin temiz olunması gerektiği açılarından açık bir göndermeydi. Bitkin ya da sefil olmak onların doğruya ve Tanrı'yı bulmaya daha yakın oldukları anlamındaydı.