- "Gökte olanı yere indirmek, bir taraftan inkılâp, diğer taraftan felâkettir. Gökte olanı yere indirdikleri hâlde başının üstünde tutmakta devam edenler, inkılâpçılardır. Gökte olanı yere indirip ayakları altına alanlar ise cehennem ehli...
Bu ince, tehlikeli, zor bir iştir. Tarih boyunca daima İlâhî olanı makul bir zemine taşımak, insanlara bir gerçeklik duygusu içinde aktarabilmek çabası görürsünüz. Peygamberler, onların mirasçısı âlimler... Bir de İlâhî olanı nefsine hapsetmek, nefsi için kılmak, onu kendisi var etmiş pozu atmak tutumunda olan sahte alimler, belamlar vardır.
Bir şeyler yapmaya, yapılması gerektiğini düşünmeye, bir yenileşme havası estirmeye çalışırken, bu işlere dikkat etmemiz de gerekiyor. İlahî olana sadakati, meçhûle hürmeti, edebi ve hadlere riâyeti elden bırakmamamız, sahte âlimlerin hevâ ve heveslerine düşmememiz gerekiyor. Sizleri zehirliyor, olmadık işlere sürüklüyor olmayayım?
Ne var ki, bu iş artık yapılmalı. Sözgelimi, Kur'ân'da bahsi geçen Zülkarneyn Aleyhisselâm'ın, niçin ve nasıl İskender karakteriyle özdeşleştirildiği, onun Yemen'den Rum'a, İran'dan Turan'a kadar nasıl taşındığı, tarihi dolduran İskendernâme'ler boyunca bütün insanlık tarihini aşarak nihayet nasıl uzaya çıkarıldığı hususu gözden geçirilmeli.
Bütün bunları reddedelim anlamında söylemiyorum ben. Belki bu husus yanlış anlaşılıyordur ve bir hayli zaman tekrar etmek zorundayız Benim dediğim, hakikatini bilmediğimiz mevzularda, sanki her şeyi biliyormuşuz gibi, dır ve tır vezinli cümlelerden sakınmak, "hakikatini bilmiyorum" diyebilmektir.
Tabiî bu "bilmiyorum", çok şeyi temelinden değiştirecektir. Çünkü şimdiye kadar Zülkarneyn hakkında konuşanların ekseriyeti, onun kim olduğunu, ne zaman ve nerede yaşadığını biliyordu. Hem de o kadar iyi biliyordu ki, sözgelimi