• Kutsal Şiir: İlahi Komedya

    Dante Alighieri (1265-1321), bu ismi tanımayanımız yok. Büyük İtalyan Şair; Felsefe, Edebiyat adamı ve de teolog Dante. Ömrü boyunca Latince ve İtalyanca dilinde eserler vermiş, eşsiz bir kişilik. Floransa aşığı ama oradan sürgün edilip kalan tüm ömrü boyunca Floransa’yı bir daha görememiş. Bu nedenle de, Roma’dan Floransa’yı manipüle edip yöneten din bezirgânlarını eleştirmek asli görevi olmuştur. Hayatını ve tüm eserlerini, özellikle de incelediğim bu kitabını, çocukluk ve gençlik aşkı olan kadına, Beatrice’e adamış bir Katolik din adamı.

    Dante, öteki dünyaya yaptığı fantastik geziyi bir efsane haline getiren İlahi Komedya adlı bu uzun şiirinde, Latince yerine Toscana lehçesi kullanmış. “Cehennem, Araf ve Cennet” başlıklarında üç ana bölümden (cantica) ve üçlüklerden (terzina) oluşan şiir tam 14.233 dize. Dante’ye ait bir sitille “Terza Rima” (aba, bcb, cdc,) kafiyesiyle yazılmış. Her bir dize on bir hece. Her üç ana bölümde de 33 Kanto (Canto = Destan bölümü) var. 99 Kanto’ya, Cehennem’deki giriş Kanto’su da eklenince toplam 100 ediyor.

    Bu düşsel gezinin ilk iki etabı Cehennem ve Araf’ta, Dante’ye büyük Latin Şair Vergilius rehberlik etmektedir. Son ana bölüm olan Cennet de ise rehber; Dante’nin dokuz yaşından beri âşık olduğu, evlenemediği, yirmili yaşlarda hastalıktan kaybettiği kadını, yeryüzü cenneti Beatrice’dir. Bu fantastik gezi, 1300 yılı 7 Nisan Perşembeyi 8 Nisan Cumaya bağlayan o mübarek gece başlar ve 14 Nisan Perşembe günü de sona erer. Dante, eserin içinde mütemadiyen okuyucusuyla konuşmaktadır (ilk defa Cehennem 20.Kanto sf. 200; son defa da Cennet 22. Kanto sf. 846).

    Kitabın Basımı ve Çevirisi

    Çevirmen Rekin Teksoy (1928-2012) beyefendiyi rahmetle anıyorum. Usta işi bir çeviri yapan Teksoy, Saint Michael Lisesi, İstanbul ve Roma Hukuk Fakülteleri mezunu büyük bir akademisyen, edebiyatçı, sinemacı ve gönül adamıydı. Teksoy, iki yıla yakın süren bu çeviri çalışmasında, orijinal hece yapısıyla İtalyancadan çevirinin mümkün ötesi olacağını bildiğinden eseri serbest koşukla çevirmiş. Düzyazı yerine ilk defa şiir düzeninde yapılan bu çeviri, çok ama çok zengin bir dipnot çevirisiyle de okuruyla buluşmuş. Sizlere önemli bir tavsiyem var: Eseri okurken, sayfada önce dipnotları okuyup sonra şiire geçiniz. Bu şekilde şiiri anlaması daha kolay oluyor. Son olarak; ben bu eserin, üç kitaplık ve 976 sayfalık, 2013 yılı ve on beşinci baskısını okudum. Yedi-sekiz dizgi hatasını saymazsak usta işi bir basım olmuş. Çevirmen ve yayınevinin ellerine sağlık.

    Cehennem

    7 Nisan 1300 Perşembe gecesi, Dante, karanlık bir ormanda yolunu şaşırır ve üç hayvanla karşılaşır. Rehberi, Aeneis Destanı’ nın yazarı Publius Vergilius Maro (MÖ 70 – MÖ 19) ilk defa ortaya çıkar ve ikisinin öteki tarafa fantastik yolculukları başlar.

    Belirtmem lazımki, Dante’nin Cehennem 28. Kanto’da, Hz. Muhammed ve Hz. Ali ile Selahaddin Eyyubi’yi bölücülerin olduğu hendekte görmesi ve onları eleştirip şiirine almasını kınıyorum. Dante’nin bu üç İslam büyüğüne Cehennemi (!) reva görmesi her ne kadar Hristiyanlık dini propagandası yapan bir din adamı için ters değil aksine olumlu olsa da, bir filozof ve edebiyat üstadı için hiç şık olmamış…

    Dante’ye göre; dünyanın merkezi olarak kabul ettiği Cehennemde toplam 10 hendek vardır. Bu Cehennemde; günahkârlar kaynar ziftlerle, başlarına yağan ateşlerle, ürkütücü ormanlarla, başları üstünde diri diri yakılmakla, ayaklarının tersine yürümekle, kenef çukurları içinde boğularak, zıpkınlı zebanilerin kontrolünde, sistematik olarak cezalarını çekmektedir. Sandro Botticelli’nin La mappa dell’Inferno’ sunu (Cehennem Haritası) bilenler, hendeklerin aslında derin bir çukurun parçaları olduğunu anlamıştır. Çukurun dibine indikçe cezanın derecesi de artmaktadır.

    Dante ikizler burcudur, yani sanatçılığı doğuştandır. Ama ne hikmettir ki, Ortaçağlı Dante, tam bir coğrafya ve astronomi cahilidir! Neden derseniz; dünyanın boşlukta sabit durduğunu ve evrenin merkezi olduğunu, ayrıca dönmediğini (Ptolemaios’un görüşü), Ay dâhil Güneş-Merkür-Jüpiter ve diğer tüm gezegenlerin tamamının birer yıldız olduğunu; dünyanın kuzey yarımküresinin karalarla, güneyinin ise okyanuslarla kaplı olduğunu ve Araf diyarının güneyde yüksek bir dağ olduğunu sanmaktadır. Tamam, Kopernik (1473-1543) henüz doğmamıştı. Ama bir Pagan olan İskenderiyeli Hypatia’yı da mı (370-415) hiç mi duymamıştı? Ki o kadın dünyanın kendi etrafında döndüğünü, Güneş Sisteminin elips yapısını ve dünyanın evrenin merkezi olmadığını sağken ispatlamıştı. Ayrıca Dante bir İbn-i Sina (980-1037) hayranıdır. İbn-i Sina’nın kendisinin ve tüm öğrencilerinin Hypatia’nın savlarını ispatlayan buluşları vardı. Hatta Lokman Hekim kadar ünlü olan Horasanlı Doktor Er Razi (865-925) Mıknatısın Demiri Çekme Nedeni? ya da Dünyanın Biçimine Dair adlı eserlerinde, dünyanın iki eksen etrafında döndüğünü ispat etmişti. Ayrıca Dante’ye göre; kuzeyde Kudüs, Batıda Ebro yani İspanya, doğuda Ganj yani Hindistan ve güneyde de sadece Araf vardı. Saydığım tüm olumsuzluklara rağmen Dante, tanıdığım en akıllı ve yetenekli yazar ve şairlerden biri. Sanırım binlerce kitap okumuş. İtalya ve antik Yunan tarihi ve özellikle Roma ve Yunan Mitolojileri hakkında tam bir uzman. Zaten eserin üçte biri tarih kitabı gibi. Avrupa’da yapılan tüm savaşlar, hatta Mezopotamya’da yapılanlar bile bu eserde var. Kalan metnin yarısı da Kiliseye yaptığı ağır eleştirilerdir ki bunun nedeni; Dante’nin Monarşi ’den yana olmasıdır. Her ne kadar İngiliz Cromwel gibi güçler ayrılığına inanıyorum demese de devlet-din işleri ayrı olsun istemekte ve de bunu da eserinde devamlı surette ima etmektedir.

    Dante koyu bir Katolik din adamı olmasına rağmen, devamlı olarak Mitolojiye göndermeler yapmakta, Yunan ve Roma Pagan Tanrılarının adlarının anmakta ve aslında yaratıcısına (Katolik inancına göre Kutsal Üçlüye: Baba, Oğul ve Kutsal Ruha) şirk yani eş koşarak çok büyük bir günaha iştirak etmektedir. Bununla beraber, eseri boyunca Kitabı Mukaddes’e, Eski ve Yeni Ahit’e, Matta-Luka ve Yuhanna İncillerine sıkça göndermeler yapmakta. Beğenmediği papalara büyük çoban hatta papalık makamına “Arsız bir orospu” diyecek kadar ileri gitmektedir. Papa Bonifazio’nun 1300 jübile yılında tüm günahları bağışlama lütfunu da çok ağır eleştirmiştir. Buna göre; papanın aracılığıyla, sıfır ile biten yıllarda dünyada ve ahrette tüm günahlar bir yıl boyunca bağışlanmaktadır.

    Sonuç olarak Cehennem epeyce renkli bir yer, tüm vahşetine ve ürkütücü karanlığına rağmen…

    Araf

    Vergilius’un rehberliği devam etmektedir. Vergilius bir Pagan olarak yaşadığından ve Tanrıya iman etmediğinden Cennet’te değil Araf’ta yaşamaktadır. Yani yaptıklarından değil, yapmadıklarından dolayı bu tampon bölgededir. Zamanın zamanla hesaplaştığı yerdir burası. Bu kısımda, Dante, Vergilius’un ağzından Katolik Kilisesinden başka bir kurtuluş yolu olmadığının propagandasını yapmaktadır.

    Eserin, bu devasa şiirin tamamında göze çarpan teknik “Sembolizm” dir. O kadar çok gönderme var ki eserde, çeviri metnin neredeyse yarısı dipnottan oluşuyor. Bu dipnotlar Dante uzmanlarınca yazılmış metinlerdir. İlahi Komedya aslında gösterge bilim (semiotics) için başucu kitabı gibidir adeta. Örneğin: Beatrice zafer arabasından inip (bir tekeri Eski Ahit diğeri ise Yeni Ahit, araba ise Kilise) büyük bir ağaca doğru yürür (Kuran’daki Tuba ağacı gibi bir ağaç). Beatrice’in, Kiliseyi simgeleyen arabadan inip yaya olarak Kutsal Roma İmparatorluğu’nu simgeleyen ağaca yürümesi, Kilisenin adalet karşısındaki alçak gönüllü davranışını simgelemektedir.

    Araf’ın en önemli özelliklerinden birisi de dünyadaki gibi gece-gündüzün yaşanmasıdır. Ama doğa olayları burada görülmemektedir (yağmur, şimşek, deprem gibi) .

    Araf 6. Kanto (sf. 389)

    76 Ey köle İtalya, acılar ülkesi,

    Fırtınada kaptansız gemi,

    Taşranın değil, kerhanenin ecesi!

    Araf, Cennet’e çıkabilme umudu taşıyanların yeridir. Burası, mahşere kadar, günahlar için çekilen cezaların beldesidir. Araf, Cehennem kadar olmasa da en az onun kadar renkli bir dağdır. Dante’nin Araf’a girişinde alnına çizilen yedi adet “P” harfi, yukarı doğru çıktıkça tek tek silinmektedir. “P” Latince “Peccatum” yani günahı simgelemektedir. Yedi ana günah: Böbürlenmek, Kıskançlık, Cimrilik, Öfke, Oburluk, Şehvet ve Tembellik (Araf sf. 419).

    Dante’ye göre; insanın eylemlerini “Sevgi” yönetir. İyi sevgi, iyi eylemlere; kötü sevgi kötü eylemlere yol açar. Kilisenin kurucusu Petrus’a (aslında Kilisenin uydurucusu demek lazım!) göre: “Kapıyı kapayıp da yanılmaktansa, açıp da yanılmayı yeğle!” düstur edinilmelidir.

    Dante, Qvidius’un Metamorphoseis adlı eserinden, mitolojik bağlamda, epeyce alıntı yapmıştır bu uzun şiir için.

    Dante bu eseri 1300 yılında, 35 yaşında yazar. Henüz çok meşhur biri değildir ve sürgünündedir. Eserini yazma nedeni her ne kadar ölmüş sevgilisi Beatrice gibi gözükse de aslında o İtalya’nın tek bir imparatorluk etrafında birleşmesini ve kilisenin elini yönetimden çekmesini arzulamaktadır. Hıristiyanlığın Papa eliyle yozlaştığına inanmakta; Floransa halkının kurda dönüşmüş köpekler olduğunu açıklamakta; yer yer de ağır şekilde, bazen de göndermelerle din ulemasını yerden yere vurmaktadır.

    Dante, 30. Kantoda (Araf sf. 604) 1290 yılında ölen sevdiği kadın Beatrice ile ilk defa karşılaşır. Rehberlik vasfı Vergilius’tan sevdiği kadına geçmek üzeredir…

    Cennet

    Dante’nin bu bölümde iki rehberi vardır: Sevdiği kadın Beatrice ve eserin hemen sonunda karşılaştığı Ermiş Bernard (1090-1153). İlginçtir Dante, 20. Kantoda (Cennet sf. 831): “Paganlığın pis kokusuna artık dayanamadı…” dese de, eserin tamamında Pagan kültürünün Tanrılarından medet ummaktadır (bu bir çelişkidir):

    Cennet 1. Kanto (sf. 649)

    13 Ey güzel Apollon, bu çaba için bana

    Kendi yeteneğini aşıla ki, ozanlara

    Verdiğin defne yaprağına değer göresin beni de.

    Dante, Araf’ta üzerindeki tüm günahlardan kurtulduktan sonra Cennet’te, 10. gök katına kadar çıkacaktır.

    Aristotales’in felsefesini batı düşüncesine yeniden uyarlayan Albertus Magnus’un (1200-1280) öğrencisi olan Aquinolu Thomas’ın (1227-1274) Sumna Theologica isimli kitabı, Dante’nin bu “Kutsal Şiir” boyunca başucu kitabı olmuştur.

    Cennet bölümü, kanımca, önceki iki bölümden daha renksiz olmasına rağmen, Dante’nin Katolik inancına göre; Babanın yani Tanrının Oğlu diye adlandırdığı İsa Peygambere yazdığı bir methiyedir aslında. Kanımca burada en önemli ikirciklik de; Meryem’in İsa Peygamberin hem annesi hem de kızı olması durumudur (Cennet 33. Kanto sf. 942). Nedeniyse; İsa’nın ete kemiğe bürünmüş Tanrının ta kendisi olmasıdır (elbette Hıristiyanlık inancına göre)…

    Bu uzun soluklu eserdeki tüm resimleri, sonradan, Fransız ressam ve gravürcü Gustave Doré (1832-1883) ve büyük Rönesans ressamı Sandro Botticelli (1445-1520) çizmişler ve hepsi de harikuladeler…

    Son Not

    Benim için çok keyifli bir okuma oldu. Hem Dante ile tanışma şansı yakaladım hem de yoğun bir tarih ve mitoloji deneyimi yaşadım. Sizlerin de bu muazzam şiiri okumanız dileğiyle.

    Süha Demirel, İstanbul, 4 Nisan 2014.

    ***

    Kitabın Künyesi:

    İlahi Komedya – Cehennem, Araf, Cennet (3 Cilt Takım)
    (Cehennem – Araf – Cennet)
    Orijinal isim: La Divina Commedia
    Dante Alighieri
    Oğlak Yayıncılık / Şiir Dizisi
    Çeviren: Rekin Teksoy
    Yayın Yılı: 2010
    976 sayfa
    Kitap Kâğıdı
    13,5×20 cm
    Karton Kapak
    ISBN:9753296816
    Dili: Türkçe
  • Nereden gelirse gelsin, isterse bize uzak ve karşıt milletlerden gelmiş olsun, gerçeğin güzelliğini benimsemekten ve ona sahip olmaktan utanmamalıyız.*
    * El Kındi/Alkindus
  • Değerli 1K Okurları!
    Yaklaşık 1 ay önce İslam Düşünce Okumaları üzerine 1.Etkinliğimizi düzenledik.
    Yapılan istişareler sonunda bu bağlamda 2.etkinliğimizi de düzenlemeye kara verdik:))
    Amacımız;
    1-Bir düşünürün kitabı belirlenip belli bir zaman diliminde okunması,
    2-Veya kimde hangi düşünürlerin kitapları varsa onların okunması
    3-Düşünürlerin bizlere verdiği mesajların en ortak bir paydada paylaşılması
    4-ve sizden gelebilecek fikirler...

    Örnek Listemiz ise;

    CEMİL MERİÇ:
    Umrandan Uygarlığa
    Kültürden İrfana
    Sosyoloji Notları
    Bir Dünyanın Eşiğinde
    Jurnal
    Mağaradakiler
    Kırk Ambar
    NURETTİN TOPÇU
    İslam ve İnsan mevlana ve Tasavvuf
    Millet Mistikleri
    Kültür ve Medeniyet
    Reha
    Mantık
    Muhammed İKBAL
    Vuruşu Hicaz Armağanı
    Makaleler
    Cebrail Kanadı
    Hareket Zili
    Medeniyet Aklı- Savaş Ş. Barçin
    Felsefenin Arka Merdiveni- Wilhelm Weischedel
    Modern Dünyaya Başkaldırı- Julius Evola
    Korku Kültürü- Frank Furedi
    Kutsal Sanat- Titus Burckhardt
    Filozof Taşı- David Peat
    Marifet Kitabı- İbn Arabî
    İlahi Aşk- İbn Arabî
    Fususu’l-Hikem- Muhyiddin İbn Arabî
    İslam Medeniyetinin Geleceği- Ziyaüddin Serdar
    Kapitalizm ve Modernlik- Jack Goody
    Tarih Hırsızlığı- Jack Goody
    Küreselleşme ve Din- Richard Falk
    Yırtıcı Küreselleşme- Richard Falk
    Oryantalizmin Kısa Tarihi- Yücel Bulut
    Hikem-i Ataiyye- Ataullah İskenderi
    Noktanın Sonsuzluğu (4 Cilt)- Lütfi Filiz
    Çağdaş Küresel Medeniyet /Anlamı-Gelişimi-Konumu- Ş. Teoman Duralı
    Felsefe-Bilim Nedir?- Ş. Teoman Duralı
    İslam’da Modernleşme- Bedri Gencer
    Modernliğin Hikmetinden Sual- Bedri Gencer
    Ben, Öteki ve Ötesi- İbrahim Kalın
    Akıl ve Erdem- İbrahim Kalın
    Kendini Aramak- İhsan Fazlıoğlu
    Kendini Bulmak- İhsan Fazlıoğlu
    Üç Zor Mesele- İsmet Özel
    Kalbin Aklı- Şavaş Ş. Barkçin
    Modernleşme Kuramı- Fahrettin Altun
    İslam Metafiziğine Prolegomena- Nakib Attas
    Aklı Karışıklar İçin Kılavuz- E. F. Schumacher
    Medeniyet Felsefesi 1- Albert Schweitzer
    Mağaradaki Gölgeler- Graham Dunstan Martin
    İnsanın Ölçüsü Olarak Makine- Michael Adas
    Modern Dünyanın Bunalımı- Rene Guenon
    Uygar Barbarlık- Stjepan G. Mestrovic
    İlerleme ve Din- Christopher Dawson
    Batı Uygarlığı Ütopya ve Trajedi- George Frankl
    Kesin İnançlılar- Eric Hoffer
    Sahnelik Toplum- Anton C. Zijderveld
    Modernliğin Eleştirisi- Alan Touraine
    Başaklar ve Ayrık Otları / Modernliğin Sahte Kutsalları- Tage Lindbom
    Modern Dünyaya Başkaldırı- Julius Evola
    İnsanın Anlam Arayışı- Victor E. Frankl
    Özgürlükten Kaçış- Eric Fromm
    Çürümenin Kitabı- E. M. Cioran
    Aklın Muhteris Çağı- Eric Hoffer
    İnsan Denen Meçhul- Alexis Carrel
    İmparatorluk- M. Hardt, A. Negri
    Dinle Küçük Adam- Wilhelm Reich
    Tanrının Ölümü ve Kültür- Terry Eagleton
    İmansızların İmanı- Simon Critchley
    Sonsuz Talep- Simon Critchley
    Tarihten Çıkan Siyaset- Wendy Brown
    Yükselen Duvarlar Zayıflayan Egemenlik- Wendy Brown
    Okumadığınız İçin Teşekkürler- Dubravka Ugresiç
    Siyah Deri Beyaz Maske- Frantz Fanon
    Yeryüzünün Lanetlileri- Frantz Fanon
    Akla Veda- Paul Feyereband
    Bilimin Tiranlığı- Paul Feyereband
    Şarkiyatçılık- Edward W. Said
    Kültür ve Emperyalizm- Edward W. Said
    Avrupa Fikri- Anthony Pagden
    Tüketim Toplumu- Jean Baudrillard
    7/24 Geç Kapitalizm ve Uykuların Sonu- Jonathan Crary
    Dünyayı Politik Düşünmek- Chantal Mouffe
    Enformasyon Bombası- Paul Virilio
    Modernliğin Beş Yüzü- Matei Calinescu
    Akademik Aklın Eleştirisi- Pierre Bourdieu
    İktidar Olmadan Dünyayı Değiştirmek- John Holloway
    Eşitsizliğin Bedeli- Joseph E. Stiglitz
    İnsanın Durumu- Lewis Mumford

    Nasıl yapacağımıza dair örnek ise;

    KİTABIN ADI:MÜSLÜMANCA DÜŞÜNME ÜZERİNE DENEMELER
    YAZAR: Rasim ÖZDENÖREN
    İNCELEME YAPAN: Zeynep DEMİR

    "Müslüman çağın gözüyle İslam'a bakmaz . İslam' in gözüyle çağa bakar. "

    Kitapta gördüğüm ana fikir bu. Özdenören' in düşünce yapimizdaki hataları gözler önüne serdigi ve Müslümanın nasıl dusunecegini ornekledigi bu denemeden yaptığım çikarimlar şu sekilde:

    İnsan yaşadığı toplumdan ve zaman diliminden etkilenir. Bir yerde kültür ve alışkanlıklar dinin önüne geçebilir. Burada kişi kendisinin hayatını şekillendirecek duruşunu belirlemeli ve o pencereden dünyaya bakmalı.

    Yazarın harika bir ifadesi var: Ebu Talip kompleksi. Yani iman ettiğini söyleme ancak mesele imanın gereklerini yerine getirmeye geldiğinde " bana dokunmayın" deme, alışkanlıklarindan, rahatından vazgeçememe... Halbuki iman bir bütündür.Ya iman edersiniz ya etmezsiniz. Iman ettiyseniz de bu imanın gereklerini yerine getirmeniz gerekir. Aksi takdirde tutarlı olamazsınız.

    Dikkatimi çeken bir nokta da, Özdenören'in İslam'ın hayatın yalnızca bir noktasında çekilmeye çalışmasına duyduğu kızgınlık. 'Din adamı ' diyerek sanki din 'bazı adamların' görevi ve sorumluluğuyumuş gibi davranıyoruz. Halbuki biz de ruhban sınıfı yok. 'Dini ibadet' derken sanki dini olmayan ibadet varmış gibi soyluyoruz. Dini, hayatın içinden tecrit ediyoruz. Oysa bizde ibadet Hristiyanlıktaki haftanın bir günü Kiliseye gidip dönmek gibi bir anlayıştan uzaktır. Otururken, kalkarken, uyurken, konuşurken hep dinin içindeyiz. Annem sabah yatağından kalkarken "Allah'ım senin rızan için" der, yemeği yaparken, yemeğini yerken de... Onceleri garipserdim bunu; kendi ihtiyaçlarını sağlarken bile Allah'ın rızası iddiasını.Meger yemek yemeyi bile Allah'a kulluk için güç verici bir iş olarak görüyormuş.

    Sonra bir de nihai hedef meselesi var. İslam'ın yaşanması bizim için aynı zamanda İktisadi ve sosyal fayda da sağlıyor. Burada şöyle bir soru soruyor yazar: Biz bu getirileri için mi Müslümanız, yoksa bunların hiçbiri olmadan da Müslüman olmaya devam eder miyiz? Yani materyalistik beklentilerimiz mi var yoksa hedefimiz sadece Allah'ın rızası mı?

    Allah'ı ilah olarak tanımadığımızda ister istemez kendimize yeni ilahlar ediniyoruz: eşya gibi, şöhret gibi, makam gibi... Kime kul olacağımıza karar vermemiz lazım.

    Son olarak İslam'ı tam anlamı ile yaşamanın ancak Müslüman bir toplumla mümkün olacağını hatırlatıyor bize yazar. Kendini ve yaşadığı dünyayı bilen bireylerden oluşan bir toplumla...
    Kisacik bir deneme olmasına rağmen dönüp dönüp okunacak iyi bir başucu kitabı.
    İyi okumalar

    ALINTILAR
    Bazi Genellemeler
    ...bugün problem alanı olarak önümüze getirilen konuların tümüne düzmece problemler diye bakılmalıdır. İnsanlar her neyi put olarak görmüşlerse, o putlar karşılarına problem olarak çıkmaktadır. Bu açıdan bakıldığında, günümüz dünyasında asıl problemlerin problem diye ugrasilan konular olmadığını,fakat asıl problemin kafa yapısından doğduğunu söylemek gerekecektir.
    Müslümanca Düşünme Üzerine Denemeler, Rasim Özdenören (Sayfa 6)
    Inanmanin Diyalektigi
    Müslümanların dinin hükümlerine sırf dinin hükümleri olduğu için riayet eder, sırf Allah böyle dediği için riayet ederler. Şeriat, nefse zıt olarak gelmiştir diyen İslam büyüklerinin sözünü anlamak gerek. Nefse zıt olarak, yani onu terbiye için.
    Müslümanca Düşünme Üzerine Denemeler, Rasim Özdenören (Sayfa 8)
    Inanmanin Diyalektigi
    Demek ki, insan dine Allah' in emri olduğu için ve sırf bunun için inanmalidir. (...) Bu yanlıştan hareket ederek dine varan veya vardığını sanan insan, aynı heveslerle ve aynı usulle dinden de çıkabilir.
    Müslümanca Düşünme Üzerine Denemeler, Rasim Özdenören (Sayfa 8)
    Inanmanin Diyalektigi
    Dine Allah' in emri olduğu için ve sırf bunun için inanmak asal bir usul meselesidir. Bu yüzdendir ki, akla, mantığa yahut hikmete ve felsefeye uygundur diye dine inanmak küfür sayılmıştır.
    Müslümanca Düşünme Üzerine Denemeler, Rasim Özdenören (Sayfa 9)
    Inanmanin Diyalektigi
    Bizim doğru veya yanlış diye kabul ettiğimiz şeyler, taşıdığımız zihniyetin dışa vuran yansımaları oluyor.
    Müslümanca Düşünme Üzerine Denemeler, Rasim Özdenören (Sayfa 12)
    Inanmanin Diyalektigi
    Bugün yaşayan Müslümanlarda tuhaf bir biçimde bir Ebu Talip kompleksinin yansıdığına şahit oluyoruz.Ebu Talip kendisi için "Atalarının dininden döndü derler." diye kelimei şehadeti getirmekten kacinmisti. Şimdi bir başka biçimde baskalarimiz tıpkı Ebu Talip'in yürüttüğü mulahazalar içinde bulunuyoruz ve adeta onun gibi Resulullah(sav )'a "Sen doğru söylüyorsun,Allah birdir." diyoruz da, iş teslim olmaya gelince, Ebu Talip nasıl atalarının dini uğruna teslim olmaktan kacindiysa, biz de sanki atalarımızın diniymiş gibi baktığımız bir takım ilmi safsatalara bakarak teslimiyetten kaciniyoruz. En azından yaptığımız, bu ilmi safsatalarla Islam' i telif etmeye kalkismamiz oluyor.
    Müslümanca Düşünme Üzerine Denemeler, Rasim Özdenören (Sayfa 14)
    Yabanci Terimlerle Islam'a Bakmak
    "Dinî ibadet" derken sanki dinî olmayan bir ibadet biçimi varmış gibi veya davranışlarımızin bir kısmı ibadet hükmünde, diğer bir kısmı ibadetin dışında kalıyormuş gibi bir izlenim uyandirmaktadir. İbadeti Hristiyanlikta olduğu gibi, bir seramoni, bir ayın olarak telakki edenler için mesele yok elbette. Fakat hakkını vererek yaşayan bir Müslüman için ibadet olmayan, ibadet hükmüne geçmeyen hangi davranış vardır?
    Müslümanca Düşünme Üzerine Denemeler, Rasim Özdenören (Sayfa 20)
    ...Oysa Müslüman, çağın gözüyle İslam'a bakmaz, Islam'in gözüyle çağa bakar.
    Müslümanca Düşünme Üzerine Denemeler, Rasim Özdenören (Sayfa 26)
    Muslumanin Nitelikleri
    ...Fakat acaba bir Müslümanı Müslüman yapan husus, Islam' in gerek bu alandaki, gerek diğer alanlardaki üstün düzenlemesi mıdır? Yoksa İslam hiç bu türden düzenlemelere girmemiş bile olsaydı, Müslüman gene de Müslüman olmaya devam mı edecekti?
    Müslümanca Düşünme Üzerine Denemeler, Rasim Özdenören (Sayfa 33)
    Muslumanin Nitelikleri
    ...Müslüman bir takım materyalistik beklentiler ve umutlar sonucunda mi Müslüman oluyor? Yoksa Allah'in rızasını kazanmanın dışında ve onun önüne geçebilecek başka hiç bir beklentiye yer vermeden mi Müslüman oluyor?
    Müslümanca Düşünme Üzerine Denemeler, Rasim Özdenören (Sayfa 33)
    Müslüman, ne daha fazla gelir elde etmek, ne total gelirin adil dağılımını sağlamak, ne insanlar arasında barışı, sükûnu, kardeşliği tesis etmek için Müslümandır. Bu ve benzeri şeyler İslami bir hayat sürdürmenin doğal sonuçları olarak ortaya çıkarlar. Kendi başına bunların hiçbiri ulaşılacak bir gaye ve hedef diye alınmaz. Müslüman için, hedeflerinin en önünde ve en sonunda bulunan biricik husus yalnız ve ancak Allah' in rızasını kazanma faaliyetidir.
    Müslümanca Düşünme Üzerine Denemeler, Rasim Özdenören (Sayfa 33)
    Bugünün Müslümanları aslinda teslim olmanın anlamını kavramaktan daha çok Müslümanların geçmişteki tecrübelerine, geçmişteki başarılarına gözlerine dikmiştir.İslam'ın hakkını verdikleri zaman yeniden o aynı başarıları ulaşabileceklerini düşünmektedir. Çünkü bugünün Müslümanı, itiraf etmeli ki, zihnini materyalist anlayışlara da bulaştırmıştır.
    Müslümanca Düşünme Üzerine Denemeler, Rasim Özdenören (Sayfa 41)

    Mesele İlk Müslümanların İslam'a teslim olurken gösterdikleri hasbilikteki inceliği kavramakta ve onlara benzemeye çalışmakta yoğunlaşmaktadır. İslamî anlamda teslim oluşta hiçbir dünya kaygısının yeri olmadığın, gerçek anlamıyla iman etmenin insanlari zaten bu tür endişelerden münezzeh kıldığı idrak edilebilmelidir.
    Müslümanca Düşünme Üzerine Denemeler, Rasim Özdenören (Sayfa 41)
    Bugün yeryüzüne hakim olan hayat tarzının görülen en önemli özelliklerinden biri onun her alanda gittikçe daha çok aşırıliga batan durumudur. Bu hayat tarzı ifratla tefrit arasında gidip gelmektedir. Gereksiz önem vermelerle gereksiz ihmaller arasında Müslümana yabancı bir dokuyu geliştirmektedir.
    Müslümanca Düşünme Üzerine Denemeler, Rasim Özdenören (Sayfa 60)
    Bugün yeryüzüne hakim olan hayat tarzının görülen en önemli özelliklerinden biri onun her alanda gittikçe daha çok aşırıliga batan durumudur. Bu hayat tarzı ifratla tefrit arasında gidip gelmektedir. Gereksiz önem vermelerle gereksiz ihmaller arasında Müslümana yabancı bir dokuyu geliştirmektedir.
    Müslümanca Düşünme Üzerine Denemeler, Rasim Özdenören (Sayfa 60)
    Mevcut hayat tarzı içinde insan kendini eşyaya hükümran sanmaktadır. Fakat aslında eşyanın kendisine hükümran olduğunu bilmemektedi Her fert kendi ekonomik bağımsızlığıni istemektedir. Fakat bu yolla ekonomiye bağlandığını hissetmemektedir. Eşya hevesi gitgide artmaktadır da bu hevesine bir sınır çekmeye gücü yetmemektedir, daha doğrusu bu hevesi için bir sınır olabileceğini tahayyül edememektedir. Çok sayıda küçük küçük İlahları var da, bu ilahlara tapindiğının farkında değildir. Çünkü "kul"luğunu farkında değildir unutmuştur.
    Müslümanca Düşünme Üzerine Denemeler, Rasim Özdenören (Sayfa 61)
    ...Gene unutmuştur ki, Allah' tan başka ilah tanıyana Allah her şeyi ilah kılar. Allah'tan başkasına kulluk edeni de Allah her şeye kul eder.
    Müslümanca Düşünme Üzerine Denemeler, Rasim Özdenören (Sayfa 61)
    İslam'ı hayatımız için her şey yapmamışsak, onunla hiçbir şey yapmadığımızı ve onunla hiçbir şey yapmak niyetinde olmadığımızi açıklamış oluruz.
    Müslümanca Düşünme Üzerine Denemeler, Rasim Özdenören (Sayfa 61)
    Mesele şudur: İslam'ın bir inanış ve yaşayış tarzı olarak bize öngördüğü hükümlerle amellerimizi icra ederken bu hükümlerdeki hikmeti İslam'ın bütününü gözeterek anlamaya çalışmalıyız.
    Müslümanca Düşünme Üzerine Denemeler, Rasim Özdenören (Sayfa 88)
    İslam'ın hükümlerini, gene İslam'ın emrettiği vasatı gözeterek uygulamalıyız. Bize bir hükmün uygulanmasında ne kadar katı olmamız emrediyorsa o kadar katı olmalıyız; daha fazla değil, daha eksik de değil. Yoksa ifrata veya tefrite düşmek tehlikesi önümüzdedir.
    Müslümanca Düşünme Üzerine Denemeler, Rasim Özdenören (Sayfa 88)
    Sözü şuna getirelim: İslam, İslamdışı dizgelerin ortaya çıkardığı sorulara cevap vermek zorunda değildir. Nasıl ki Öklit geometrisinin sorularına Öklidci olmayan bir mantık kurgusuyla cevap aramak da abestir. Günümüzde yürürlükte olan pek çok müessesenin İslam dışı alışkanlıkların İslami toplum düzeninde de mevcut bulunacağını farzeden bazı Müslümanlar ona göre müessese icat etmeye kalkişarak aynı yanlış uslamlamaya düşüyorlar. İslami kurumlar kendi iç mantığı içinde eksiksiz fazlasiz yeterli bir dizge meydana getirir.
    Müslümanca Düşünme Üzerine Denemeler, Rasim Özdenören (Sayfa 90)
    Bir hüküm veyahut bir uygulama İslam'a aykırı olmayabilir veya İslam'ın koyduğu hükümler ile çatışmayabilir; fakat buna rağmen o hüküme yahut uygulamaya genede İslamîdir demek imkanı bulunmayabilir.
    Müslümanca Düşünme Üzerine Denemeler, Rasim Özdenören (Sayfa 92)
    Bir hükmün, bir uygulamanın Islamî olup olmadığını söyleyebilmek için, başlica kistasimız, o hükmün Allah'ın rızası uğrunda yapılıp yapılmadığına bakmaktır.
    Müslümanca Düşünme Üzerine Denemeler, Rasim Özdenören (Sayfa 93)
    Batının kafa yapısı , dini de felsefe haline getirmiştir. Dinin hayata müdahale edecek, hayatı sevk ve idare edecek özünü iptal etmiştir. Marx, din afyondur, derken asıl bunu anlatmak istiyordu.Yani Hıristiyanlığın artık insanı harekete geçirecek sevk ve idare edici özünü yitirdiğini vurgulamak istiyordu. Oysa dinin hakikati zihnî bir spekülasyon (düşünce birikimi) olmak değil, doğrudan doğruya insana bir hayat tarzı getirmektir. Yani yaşanacak bir şeydir din. Vehimlerle, hayallerle, ilizyonlarla ilgisi yoktur.
    Müslümanca Düşünme Üzerine Denemeler, Rasim Özdenören (Sayfa 97)
    ... Kuyruk altına üşüşmüş sinekleri "sinekler olmasaydı" diye düşünmek felsefenin işi iken, harekete geçip sinekleri kovmak dinin işlevi oluyor.
    Müslümanca Düşünme Üzerine Denemeler, Rasim Özdenören (Sayfa 98)
    Şuraya varmak istiyoruz: günümüz Müslümanları Bati aleminde üretilmiş bilim de dahil hiçbir dogmayı hesaba katmadan İslamî esaslara uygun bir hayatı yaşamayı göze almalıdır. Eger Bati ile hesaplaşmak isteniyorsa bu hesaplaşma ancak fiili bir ortam teessüs ettirildiğinde mümkün kılınabilir. Aslında bugünkü Batı da fikrî değil, fiilî gücüyle kendisini dinletebilmektedir.
    Müslümanca Düşünme Üzerine Denemeler, Rasim Özdenören (Sayfa 100)
    Bir İslam büyüğünün dediği gibi, "Bir insanın amelleri şeriata uygun değilse, onu uçarken bile görseniz inanmayınız."
    İslam'da marifetlerin en üstünü ihlas ve takva ile hayatını sünnete uyarlayabilmektir. Böyle yapmaya gayret eden Müslümansa hayatında bunun dışında bir beklentiye yer vermez.
    Müslümanca Düşünme Üzerine Denemeler, Rasim Özdenören (Sayfa 101)
    Batıli her ne pahasına olursa olsun, kendi kültürün korunmasıni ister. Müslümansa her ne pahasına olursa değil, gerektiği ölçüde kendi geçmiş kültürünü sahiplenir, gerektiği yerde de bu kültürü reddetmesini bilir. Çünkü onun asıl amacı geçmiş başarılarına yaslanmakta değil, Müslümanca bir hayatın sürdürülmesinde odaklaşır. Böyle bir hayatı sürdürmeye yarayan kultür makbuldür onun için, yoksa atalarının bu kültürü yaşamış olmaları değil. Ataları yaşamış da olsa Müslüman o yasayisin yanlışligini duyumsuyorsa o kültürü reddetmekten çekinmez. Çünkü o sadece kendisine yüklenen emanetin bilinci uzerinde bulunmak ister.
    Müslümanca Düşünme Üzerine Denemeler, Rasim Özdenören (Sayfa 107)
    İnsan aklı Vahiy ile bildirilmiş temel kavramları idrak edecek bir güçte yetenek ve niteliktedir. Ne var ki, bu temel kavramların kaynağı insan akli değildir, yani bu bilgiler insan aklının bir icadı ya da keşfi olmadığı gibi onda doğuştan var olan şeyler de degildir. Akıl, Vahiyle bildirilenleri kabul ve idrak eder; fakat kabul ve idrak ettiği şeyler kendisi tarafından yaratılmamıştır.
    Müslümanca Düşünme Üzerine Denemeler, Rasim Özdenören (Sayfa 108)

    ... aklın yerini ve fonksiyonunu dile getirmek sadedinde şu Hadisi Şerif dikkate değer. Mealen: İslam'da aklı aşan şeyler vardır, fakat akla aykırı bir şey yoktur.
    Müslümanca Düşünme Üzerine Denemeler, Rasim Özdenören (Sayfa 108)
    Ben merkezli insan anlayışı ile insanı eşrefi mahlukat olarak görme aynı şey değildir. Her iki anlayışta da, insan belki yaratıkların en şereflisi olarak kabul edilmektedir. Fakat İslam'da eşrefi mahlukat olan insan bazı kayıtlarla sınırlanmışken, antropocentrism'de de eşrefi mahlukat diye anılan insan bütün kayıtlardan boşanmıştır. Bu insan için son tahlilde, yararlanabilmesi için tabiat üzerinde her türlü tasarrufta bulunmak mubah sayılmaktadır
    Müslümanca Düşünme Üzerine Denemeler, Rasim Özdenören (Sayfa 110)

    Buyrun görüşlerinizi bekliyorum...:))
  • Çağ ve İlham-I-II-III-Sezai Karakoç
    İnsanlığın Dirilişi-Sezai Karakoç
    Diriliş Neslinin Amentüsü-Sezai Karakoç
    İslam'ın Dirilişi- Sezai Karakoç
    Bu Ülke-Cemil Meriç
    Mağaradakiler- Cemil Meriç
    Kültürden İrfana- Cemil Meriç
    İdeolocya Örgüsü- Necip Fazıl Kısakürek
    Batı Tefekkürü ve İslam Tasavvufu- Necip Fazıl Kısakürek
    Müslümanca Düşünme Üzerine Denemeler-Rasim Özdenören
    Yeni Dünya Düzeninin Sefaleti- Rasim Özdenören
    Doğu ve Batı Arasında İslâm-Aliya İzzetbegoviç
    İnsanlığın Medeniyet Destanı-Roger Garaudy
    İslâm'ın Vadettikleri- Roger Garaudy
    Geleceğimizde İslâm Var- Roger Garaudy
    İslam’ın Yükseliş ve Çöküşleri- Roger Garaudy
    Türkiye'nin Maarif Davası-Nurettin Topçu
    Var olmak- Nurettin Topçu
    Bilginin İslamileştirilmesi-İsmail Faruki
    Sünneti Anlamada Yöntem-Yusuf el-Karadavî
    İslâm'ın Vizyonu-William Chittick
    Yoldaki İşaretler-Seyyid Kutup
    İslâm Düşüncesi-Muhammed İkbal
    Zamanın Kıymeti- Abdulfettah Ebu Gudde
    Cahil Hoca- Jacques Ranciere
    Okulsuz Toplum-Ivan Illich
    Ezilenlerin Pedagojisi- Paulo Freire
    İnsan- Dücane Cündioğlu
    Hakikat ve Hurafe- Dücane Cündioğlu
    Medeniyet Aklı- Savaş Ş. Barçin
    Felsefenin Arka Merdiveni- Wilhelm Weischedel
    Modern Dünyaya Başkaldırı- Julius Evola
    Korku Kültürü- Frank Furedi
    Kutsal Sanat- Titus Burckhardt
    Filozof Taşı- David Peat
    Marifet Kitabı- İbn Arabî
    İlahi Aşk- İbn Arabî
    Fususu’l-Hikem- Muhyiddin İbn Arabî
    İslam Medeniyetinin Geleceği- Ziyaüddin Serdar
    Kapitalizm ve Modernlik- Jack Goody
    Tarih Hırsızlığı- Jack Goody
    Küreselleşme ve Din- Richard Falk
    Yırtıcı Küreselleşme- Richard Falk
    Oryantalizmin Kısa Tarihi- Yücel Bulut
    Hikem-i Ataiyye- Ataullah İskenderi
    Noktanın Sonsuzluğu (4 Cilt)- Lütfi Filiz
    Çağdaş Küresel Medeniyet /Anlamı-Gelişimi-Konumu- Ş. Teoman Duralı
    Felsefe-Bilim Nedir?- Ş. Teoman Duralı
    İslam’da Modernleşme- Bedri Gencer
    Modernliğin Hikmetinden Sual- Bedri Gencer
    Ben, Öteki ve Ötesi- İbrahim Kalın
    Akıl ve Erdem- İbrahim Kalın
    Kendini Aramak- İhsan Fazlıoğlu
    Kendini Bulmak- İhsan Fazlıoğlu
    Üç Zor Mesele- İsmet Özel
    Kalbin Aklı- Şavaş Ş. Barkçin
    Modernleşme Kuramı- Fahrettin Altun
    İslam Metafiziğine Prolegomena- Nakib Attas
    Aklı Karışıklar İçin Kılavuz- E. F. Schumacher
    Medeniyet Felsefesi 1- Albert Schweitzer
    Mağaradaki Gölgeler- Graham Dunstan Martin
    İnsanın Ölçüsü Olarak Makine- Michael Adas
    Modern Dünyanın Bunalımı- Rene Guenon
    Uygar Barbarlık- Stjepan G. Mestrovic
    İlerleme ve Din- Christopher Dawson
    Batı Uygarlığı Ütopya ve Trajedi- George Frankl
    Kesin İnançlılar- Eric Hoffer
    Sahnelik Toplum- Anton C. Zijderveld
    Modernliğin Eleştirisi- Alan Touraine
    Başaklar ve Ayrık Otları / Modernliğin Sahte Kutsalları- Tage Lindbom
    Modern Dünyaya Başkaldırı- Julius Evola
    İnsanın Anlam Arayışı- Victor E. Frankl
    Özgürlükten Kaçış- Eric Fromm
    Çürümenin Kitabı- E. M. Cioran
    Aklın Muhteris Çağı- Eric Hoffer
    İnsan Denen Meçhul- Alexis Carrel
    İmparatorluk- M. Hardt, A. Negri
    Dinle Küçük Adam- Wilhelm Reich
    Tanrının Ölümü ve Kültür- Terry Eagleton
    İmansızların İmanı- Simon Critchley
    Sonsuz Talep- Simon Critchley
    Tarihten Çıkan Siyaset- Wendy Brown
    Yükselen Duvarlar Zayıflayan Egemenlik- Wendy Brown
    Okumadığınız İçin Teşekkürler- Dubravka Ugresiç
    Siyah Deri Beyaz Maske- Frantz Fanon
    Yeryüzünün Lanetlileri- Frantz Fanon
    Akla Veda- Paul Feyereband
    Bilimin Tiranlığı- Paul Feyereband
    Şarkiyatçılık- Edward W. Said
    Kültür ve Emperyalizm- Edward W. Said
    Avrupa Fikri- Anthony Pagden
    Tüketim Toplumu- Jean Baudrillard
    7/24 Geç Kapitalizm ve Uykuların Sonu- Jonathan Crary
    Dünyayı Politik Düşünmek- Chantal Mouffe
    Enformasyon Bombası- Paul Virilio
    Modernliğin Beş Yüzü- Matei Calinescu
    Akademik Aklın Eleştirisi- Pierre Bourdieu
    İktidar Olmadan Dünyayı Değiştirmek- John Holloway
    Eşitsizliğin Bedeli- Joseph E. Stiglitz
    İnsanın Durumu- Lewis Mumford

    http://www.kitaphaber.com.tr/...ir-kitabi-k2909.html
  • ATATÜRK VE İLK DİYANET İŞLERİ BAŞKANI RIFAT BÖREKÇİ
    Atatürk dincilere, hoca kılıklı din simsarlarına karşıydı; yoksa gerçek din adamlarına saygılıydı. Mesela Rıfat Börekçi'yi çok sever ve saygı duyardı.
    Rıfat Börekçi anlatıyor: “Ata'nın huzuruna geldiğimde beni ayakta karşılardı… ‘Paşam beni mahcup ediyorsunuz' dediğim zaman ‘Din adamlarına saygı göstermek Müslümanlığın icaplarındandır' buyururlardı. Atatürk şahsi çıkarları için kutsal dinimizi siyasete alet eden cahil din adamlarını sevmezdi.” (Ercüment Demirer, Din Toplum ve Atatürk, s.10).
    Mazhar Müfit Kansu da şöyle diyor: “Müftü Efendi'yi Mustafa Kemal Paşa çok severdi… Paşa, Rıfat Efendi'ye, Diyanet İşleri Başkanı iken her hafta yaver gönderir, bir arzusu olup olmadığını sordururdu; resmi otomobili yokken bir otomobil tahsis etmişti.” (Kansu, age, s. 508).
    Uluğ İğdemir de “Her bayram Rıfat Börekçi'ye bir hediye gönderir ve buna 1200 liralık bir çek eklerdi” diyerek Atatürk'ün Rıfat Börekçi'ye çok değer verdiğini belirtir.
    (İğdemir, age, s. 29).
    Cumhuriyetimizin ilk Diyanet İşleri Başkanı Rıfat Börekçi, hep Atatürk'ün yanında durmuş, saraya başkaldırmış, halife padişah tarafından idama mahkûm edilmiş, yurtsever, cesur ve aydın bir kişiydi.
    Yeni Diyanet İşleri Başkanı Prof. Dr. Ali Erbaş, göreve gelir gelmez “sekülarizm kıskacında debelenen insanlığın” dertlerine çare bulmaktan söz etti. Bugün neredeyse tüm İslam dünyasının “bağnazlık” ve “geri kalmışlık” kıskacında “debelendiğini” göremeyen Prof. Ali Erbaş, dünyanın seküler toplumların omuzlarında döndüğünün de farkında değil. Oysaki teknoloji, bilim… hepsi seküler debelenmenin eseri… Prof. Ali Erbaş, “din” üzerinden Atatürk Cumhuriyeti'ne saldırmayı da ihmal etmiyor: İnternette dolaşan bir videosunda, Cumhuriyetin ilk yıllarında Karadeniz'in bir dağ köyündeki bir Kuran Kursu'nda Kuran okumanın yasak olduğunu, gizli gizli Kuran okunduğunu (!) 1921 doğumlu babasından dinlediğini aktarıyor.
    Son Diyanet İşleri Başkanı Prof. Ali Erbaş'a en güzel cevabı, ilk Diyanet İşleri Başkanı Rıfat Börekçi veriyor.
    Şimdi gelin, 1920 Ankara'sına gidelim ve Mehmet Rıfat Börekçi'yle tanışalım!
    PARASIZ DİRENİŞ
    1919 Aralık ayının sonları… Atatürk'ün başkanlığındaki Temsil Heyeti, Erzurum'dan Sivas'a giderken yaşadığı yoksulluğu, şimdi de Sivas'tan Ankara'ya giderken yaşıyordu. Bütün paraları, yol için 20 yumurta, 1 okka peynir ve 10 ekmeğe yettiğinden ancak bunları alabildiler. Allah'tan, Ankara'ya hareket etmeden kısa bir süre önce Osmanlı Bankası'ndan senet karşılığı 1000 liraya yakın bir para buldular. Ayrıca Sivas Amerikan Okulu Müdiresi bir araba, birkaç lastik ve biraz benzin verdi. Atatürk, bunların parasını ödemek istediyse de müdire kabul etmedi. (Mazhar Müfit Kansu, Erzurum'dan Ölümüne Kadar Atatürk'le Beraber, C.2, s. 484- 487).
    Atatürk ve beraberindeki heyet 27 Aralık 1919'da Ankara'ya geldiğinde sadece 1200 liraları vardı. (Falih Rıfkı Atay, Çankaya, s. 286, Selek, Anadolu İhtilali, C.1, s. 136). Ankara'da yine parasızlık baş gösterdi. O soğuk Ankara günlerinde yaşanan parasızlığı, o günlerin tanığı Mazhar Müfit Kansu şöyle anlatıyor: “Ekmekçiye bile verecek paramız kalmamıştı. (…) Bankalardan ve kurumlardan ödünç para almayı Paşa'ya bir türlü kabul ettiremedim. Ne yapacaktık? Benim bir kürküm vardı. Erzurumlu Nafiz Bey'e müracaatla sattırılmasını rica ettim. Nafiz Bey, ‘Ocak ayı içindeyiz, ne giyeceksin' diye satmamakta ısrar ettiyse de, bu ısrar ne olursa olsun kulağıma giremezdi. Aç mı kalacaktık? Nihayet onu da sattık. Kimse de satılacak bir şey kalmadı. Paşa ile bu konuda bir çare bulamayarak, ‘Hele bakalım, sabah olsun, yine düşünürüz' sözü ile odalarımıza çekildik. Ankara'ya geldiğimiz zaman hemen bir hafta bizi belediye besledi. Fakat bu aylarca devam edemezdi. Velhasıl çaresizlik içinde (…) mustarip bir halde idik…” (Kansu, age, s. 506).
    RIFAT HOCA HIZIR GİBİ YETİŞTİ.
    O gece Mazhar Müfit uyuyamamış, yatağında istirahat ediyordu. Kış güneşi Ankara'yı yavaş yavaş aydınlatmaya başlamıştı ki kapı vuruldu. “Müftü Efendi geldi” dediler. Mazhar Müfit telaşla yatağından fırlayıp giyindi. İlk aklına gelen, şeker yokluğu oldu. Hoca, ya kahve isterse? Peki ya sigara içiyorsa! Ne şeker ne sigara vardı. Kısa bir süre sonra Ankara Müftüsü Rıfat Efendi, Mazhar Müfit'in odasına girdi. Ortadaki yuvarlak ve küçük masanın yanındaki bir iskemleye oturdu. Selamlaşmanın ardından Mazhar Müfit, “Müftü Efendi, zannıma göre kahve içmezsiniz, değil mi?” diye söze başlayınca, Rıfat Efendi, “Evet içmem!” dedi. “Sigara?” “Onu da kullanmam…” Aslında Rıfat Efendi kahve içerdi. Ancak yokluğun farkındaydı. Rıfat Efendi tebessüm ederek “Sizin biraz sıkıntıda olduğunuzu öğrendik, az da olsa yardımda bulunmayı vazife bildik” dedi. Mazhar Müfit, yatağın yanındaki kasayı göstererek “Paramız var!” dedi. Oysaki kasada sadece 48 kuruş vardı. Rıfat Efendi, Mazhar Müfit'i dinlemedi bile. Ayağa kalktı. Cübbesinin altından bir torba çıkardı. Torbanın içindeki kâğıt paraları saymaya başladı. Bu sırada Mazhar Müfit, “Teşekkür ederiz, ama bu konuda önce Paşa ile bir görüşseniz iyi olur” deyince Rıfat Efendi, Atatürk'le görüştüğünü söyledi. Bu sırada saydığı paraları tek tek masanın üzerine koyuyordu: 100, 200, 300, 500… derken tamı tamına 1000 lira saydı. Mazhar Müfit, sevincini belli etmemeye çalışarak paraları alıp kasaya koydu. Sonra hemen emir erini çağırdı. Masanın gözünden çıkardığı iki şekeri verip “Bize birer kahve pişir” dedi. Başından beri durumun farkında olan Rıfat Efendi gülümseyerek “Şeker pahalı, hesap lazım, size de gelen giden çok, başa çıkılmaz, değil mi?” diye latife yaptı. Kahveler içildi.
    Hoca gidince Mazhar Müfit de hemen Atatürk'ün yanına gitti. Atatürk, “Ne kadar?” diye sorunca, Mazhar Müfit, “1000” dedi. Atatürk, “Gördün mü akşam ne kadar sıkılmıştık. Bu akla gelir miydi? Allah bize yardım ediyor” dedi. Bunun üzerine Mazhar Müfit, “Kul sıkışmayınca hızır yetişmez” deyince Atatürk biraz tebessüm ederek “Şimdi hızırı filan bırak bakalım, masraf ve geliri düzenle…” dedi. (Kansu, age, s.506-508).
    Uluğ İğdemir, “Yılların İçinden” adlı eserinde o gün Müftü Rıfat Efendi'nin Atatürk'e verdiği paranın 1200 lira olduğunu yazıyor. (Uluğ İğdemir, Yılların İçinden, s.29).
    Cemal Kutay ise o gün Müftü Rıfat Efendi'nin 1000 lira Mazhar Müfit Bey'e, 800 lira ise Cevat Abbas Bey'e verdiğini belirtiyor. (Cemal Kutay, Kurtuluşun ve Cumhuriyetin Manevi Mimarları, s. 190).
    KEFEN PARASI VE ESNAF DAYANIŞMASI
    İddiaya göre o gün Müftü Rıfat Efendi, kendisi ve eşi Semiha Hanım için ayırdığı “cenaze parasını” bir torba içinde Atatürk'e teslim etmişti. Hoca ayrıca Atatürk'ün yokluk ve yoksulluk içinde bir ölüm kalım savaşını örgütlemeye çalıştığını görünce Ankara esnafından 46.500 liralık bir yardım toplamıştı. (Neşit Hakkı Uluğ, Hemşerimiz Atatürk, s. 85. Bayram Sakallı, Ankara ve Çevresinde Milli Hareketler, s. 72. Ali Sarıkoyuncu, Atatürk Din ve Din Adamları, s. 172.) Falih Rıfkı Atay ve Sabahattin Selek, Müftü Rıfat Efendi'nin Ankara esnafından toplayıp Atatürk'e verdiği paranın 6.000 lira olduğunu belirtiyorlar. (Atay, age, s. 286, Selek, age, C.1, s. 136). Sabahattin Selek, bu bilgiyi bizzat Milli Mücadele'nin maliye vekillerinden Hasan Fehmi Ataç'tan aldığını yazıyor. (Selek, age, s. 136) Kısacası, miktarı tam olarak bilinmeyen bu yardım, 23 Nisan 1920'de açılacak TBMM'nin ilk bütçesini oluşturacaktı.
    Ayrıca Ankara Müdafaai Hukuk Cemiyeti'nin TBMM hizmet binası için harcadığı 5.068 liranın önemli bir bölümünü de yine Rıfat Efendi toplamıştı. (Sakallı, age, s. 95, Sarıkoyuncu, age, s. 174).
    HALİFEYE İSYAN EDEN MÜFTÜ
    5 Eylül 1919'da Ankara'nın ileri gelenleri Padişah Vahdettin'e telgraf çekip hem Kurban Bayramı'nı tebrik etmek, hem de Ankara Valisi Muhittin Paşa'yı şikâyet etmek istemişlerdi. Ancak Sadrazam Damat Ferit, “Padişahla doğrudan doğruya görüşülemeyeceği” gerekçesiyle telgrafı kabul etmemişti. Buna çok kızan Müftü Rıfat Efendi ve Ankaralılar, İstanbul'a çektikleri başka bir telgrafla “Padişah ve onun hükümetini tanımadıklarını” bildirmişlerdi. (Sarıkoyuncu, age, s. 168. Enver Behnan Şapolyo, Kemal Atatürk ve Milli Mücadele Tarihi, s. 352.) Bu olaydan sonra Rıfat Efendi, bir anlamda padişaha isyan edip tamamen Kuvayı Milliye saflarına geçmişti. Nitekim 29 Ekim 1919'da kurulan Ankara Müdafaai Hukuk Cemiyeti'nin başkanı seçilmişti. Ayrıca Ankara'da bir gönüllü alay kurulmasına öncülük etmişti.
    O sırada Milli Mücadele'ye karşı çalışan Ankara Valisi Muhittin Paşa 28 Ekim 1919'da Kuvayı Milliyecilerce tutuklanıp İstanbul'a gönderilmişti. İstanbul Hükümeti, onun yerine Ziya Paşa'yı Ankara'ya vali tayin etmişti. Ancak Ankara Müftüsü Rıfat Efendi, bu yeni valiyi bir mektupla tehdit etmişti. Eskişehir'e kadar gelen Ziya Paşa, hocanın tehdidi üzerine oradan geriye dönmek zorunda kalmıştı. (Sakallı, age, s. 63, 64. Şapolyo, age, s. 353). Atatürk, Nutuk'ta Ankara Müftüsü Rıfat Efendi'nin bu direnişinden övgüyle söz eder.
    Atatürk Ankara'ya gitmeden önce, Rıfat Efendi'ye haber vermişti. 27 Aralık 1919'da Atatürk Ankara'ya geldiğinde Rıfat Efendi, “Hoş geldiniz, safa geldiniz. Kademler getirdiniz. Memleketimizi aydınlattınız. Canla başla sizinle beraberiz” diyerek Atatürk'ü karşılamıştı. (Şapolyo, age, s. 353, 371, 372 Kansu, age. C.2, s. 498).
    Ankara Müftüsü Rıfat Efendi, daha sonra I. TBMM'de Menteşe (Muğla) milletvekili olarak görev alacak, sonra da halkı aydınlatmak için kurulan “irşat heyetine” seçilecekti. Bu sırada Beypazarı ayaklanmasının bastırılmasını sağlayacaktı.
    İHANET FETVASINA KARŞI DİRENİŞ FETVASI
    İstanbul Hükümeti'nin, 11 Nisan 1920'de Şeyhülislam Dürrizade Abdullah imzasıyla yayımladığı ihanet fetvası türlü yollarla; örneğin Yunan ve İngiliz uçaklarıyla yurda dağıtıldı. Fetva etkisiyle Anadolu'nun pek çok yerine Kuvayı Milliye'ye karşı isyanlar çıktı. Bunun üzerine Atatürk, bir an önce karşı fetva hazırlanmasını istedi. Ankara Müftüsü Rıfat Efendi başkanlığında 5 müftü, 9 müderris ve 1 medrese müdürü ile 6 kişilik din bilgini heyetinden oluşan toplam 21 kişilik bir kurul, Ankara'nın “direniş fetvasını” hazırladı. Bu fetva, Milli Mücadele yanlısı 155 müftü ve din bilgini tarafından da onaylandı. Fetva, 16 Nisan 1920'de bütün müftülüklere tebliğ edildi. Kuvvacı gazetelerde yayımlandı.
    İstanbul Hükümeti'ne göre Rıfat Hoca da artık bir asiydi ve katledilmesi caizdi. 8 Haziran 1920'de İstanbul Birinci İdare-i Örfiye Divani Harbi, Ankara Müftüsü Rıfat Efendi'yi idama mahkûm etti ve mallarının müsadere edilmesine karar verdi. Rıfat Hoca'yla birlikte aralarında İsmet Paşa'nın da olduğu 16 kişi daha idama mahkûm edildi. Aynı mahkeme, daha önce de Atatürk ve arkadaşlarını idama mahkûm etmişti. Bu idam kararlarını Padişah Vahdettin, 15 Haziran 1920'de onayladı. (Şapolyo, age, s. 353, Sarıkoyuncu, age, s. 190, 191). İlk kez bir Osmanlı halife/padişahı (Vahdettin), bir müftü hakkında ölüm fermanı veriyordu. (Kutay, age, s. 189-190, Sarıkoyuncu, age, s. 191).
    CUMHURİYETİN DİN POLİTİKASI VE RIFAT BÖREKÇİ
    3 Mart 1924'te 429 sayılı kanunla Şeriye ve Evkaf Vekâleti kaldırılıp yerine Diyanet İşleri Başkanlığı kuruldu. 1924'te Diyanet İşleri Başkanı olan Rıfat Börekçi, 1941'de ölümüne kadar bu görevde kaldı. 3 Mart 1924 tarihli 430 sayılı Tevhidi Tedrisat Kanunu'yla Medreseler kapatıldı. Bu kanunun 4. maddesine göre 1924'te İstanbul Darülfünunu'nda bir İlahiyat Fakültesi'yle ülkenin değişik yerlerinde 29 imam-hatip okulu açıldı. İmam-hatipler, 1930'da öğrenci yetersizliği nedeniyle kapatılacak ancak 1949'da yeniden açılacaktı. İlahiyat Fakültesi ise 1933 Üniversite Reformu sırasında İslam Araştırmaları Enstitüsü'ne dönüştürülecekti. Ancak o da 1936'da öğrenci yetersizliği nedeniyle kapatılacaktı. Cumhuriyet'in ilk Kuran Kursu, 1930'larda Süleymaniye Camii'nde açıldı. (Mustafa Kemal Ulusu, Atatürk'ün Yanı Başında, s. 190.) 1932-1937 arasında Türkiye'de Diyanet İşleri Başkanlığı'na bağlı resmi 59 Kuran Kursu vardı. (Gottard Jaschke, Yeni Türkiye'de İslamlık, s. 75, 76).
    TBMM, 25 Şubat 1925'te, Diyanet İşleri Başkanlığı'nın bir Kuran tefsiri ve tercümesi ile bir hadis kaynağı hazırlayıp halka dağıtmasını kararlaştırdı. (Bu iş için Diyanet'e 20.000 liralık ek bütçe verildi).
    Cumhuriyetin ilk 15 yılında Rıfat Börekçi'nin başkanlığındaki Diyanet İşleri Kuran, hadis, hutbe vb. dinsel konularda 9 önemli eser hazırladı:
    1. Elmalılı Hamdi Yazır, “Hak Dini Kuran Dili” (9 cilt), 1935.
    2. Ahmet Naim-Kamil Miras, “Tecrid-i Sarih” (12 cilt), ilk 4 cilt 1932-1938 arasında çıktı.
    3. Ahmet Hamdi Akseki, “Ahlak Dersleri”, 1924,1926. (Diyanet'in ilk yayını).
    4. Ahmed Hamdi Akseki, “Askere Din Dersleri”, 1925. (Bu eser genişletildi ve yeni harflerle 1945'te “Askere Din Kitabı” adıyla basıldı).
    5. Rıfat Börekçi-Ahmet Hamdi Akseki, “Türkçe Hutbe”, 1927,1928.
    6. Ahmed Hamdi Akseki, “İslam Dini”, 1935.
    7. Ahmet Hamdi Akseki, “Kuvvet ve Tayyare-Dini Öğütler ve Vaizlere Vaaz Numuneleri”, 1935.
    8. Ahmet Hamdi Akseki, “Yeni Hutbelerim I”, 1936.
    9. Ahmet Hamdi Akseki, “Yeni Hutbelerim II”, 1937.
    1924-1950 arasında, tek parti döneminde Diyanet İşleri toplam 352.000 takım dinsel içerikli kitap bastırıp halka dağıttı. Bunların 45.000'i Kuran'ı Kerim tefsiri, 60.000'i Buhari hadislerinin tercümesi, 247.000'i ise değişik din kültürü eserleriydi. (Abdullah Manaz, Atatürk Reformları ve İslam, s. 147).
    Bu çalışmaların amacı, toplumu dinselleştirmek veya dinsizleştirmek değil dinin anlaşılmasını sağlamaktı. Anlamak “seküler” bir çabadır. Dini anladıktan sonra çok inanmak, az inanmak veya inanmamak tamamen kişisel bir tercihtir. Atatürk, akla, bilime dayalı çağdaş bir ülke kurmak istedi. Ancak bunu yaparken asla din düşmanlığı yapmadı; laikliğin gereği olarak din ve vicdan özgürlüğünden yanaydı. Nitekim camiler açıktı, isteyen ibadetini yapıyordu. Dini bayramlar kutlanmaya devam ediyordu. Yasak olan din değil dincilikti, yobazlıktı.
    Yeni Diyanet İşleri Başkanı Prof. Dr. Ali Erbaş bunları bilmez mi? Yoksa bilir de işine gelmez mi?

    /Tıbbiyeli Hikmet
  • lslam tarihlerinin birçok yerlerinde lran vs. kütüphanelerinin yakıldığı kısaca belirtiliyor. Keşfü'z-Zünün yazarı öncekilerin ilimlerinden söz ettiği yerde, söz konusu bilgileri şu şekilde özetliyor: "Müslümanlar Iran şehirlerini ele geçirince lranlıların kitaplarını da ellerine geçirdiler. Sa'd ibn Ebi Vakkas bu kitaplar hakkında ne yapılması gerektiğini sorarak, Müslümanların diline tercüme olunması için Hz. Ömer'den izin istemiştir. Hz. Ömer şu cevabı yazıp göndermiştir: "Bu kitapları suya atınız. Çünkü bunların içeriği doğru yola götürüyorsa Cenab-ı Hakk onlardan daha fazla Hakk yolunu gösteren bir açık kitap bize bahşetmiştir. Sapıklık ise Allah bizi ondan kurtarmıştır" . Bunun üzerine Müslümanlar o kitapları suya veya ateşe atmışlar ve İranlıların bilimleri onlarla beraber yok olup gitmiştir. Keşfu'z-Zunün, sahibi Müslümanlarda bilim ve eğitimden söz ederken "Müslümanlar ülkeleri feth ettikleri sırada buldukları kitapları yakmışlardır" diyor. Hiç kuşku yoktur ki Keşfu'z-Zunün sahibi bu bilgileri bir kaynaktan almıştır. Nitekim lbn Haldun bunu destekleyerek "Fetihler sırasında Hz. Ömer tarafından imha olunması emredilen, lranlıların bıraktığı bilimsel eserler nerededir? " diyor.