• İslâm hiçbir şeye yakın değildir. İslâm kendidir. Ondan olmayan herșey "Küfür tek bir millettir" hükmüne girer.
    Necip Fazıl Kısakürek
    Sayfa 138 - Büyük Doğu Yayınları
  • Küfür tek millettir. Onlar tek bir millet olarak Müslümanların en kutsallarına saldırmaya devam etmektedirler. Diğer bir ifade ile onlar küfürlerinin gereğini yerine getirmektedirler. Bize düşen ise İslam olmamız ve kendimizi Müslüman olarak isimlendirmemizin tabî bir gereği olarak sorumluluklarımızı yerine getirmemizdir.

    O yüzden Vahyin çocukları olan bizlere bir uyanış bir silinme vesilesi olarak yazılan bu eser, okurken sizi derin düşüncelere sevkedecek...
  • Neden İslam aleyhinde bu kadar çok yazılar çalışmalar var bu insanların amacı ne?

    Cevap Kuran-ı Hakim’dedir. Daha birçok örnekleri olan birkaç ayet-i kerimenin meallerine bakalım:

    “Ne ehl-i kitaptan inkar edenler, ne de müşrikler, Rabbinizden size bir hayır indirilmesini istemezler…” (Bakara 2/105)

    “Ey iman edenler! Kendinizden başkasını sırdaş edinmeyin; onlar size fesat çıkarmakta kusur etmezler. Her zaman sıkıntıya düşmenizi isterler. Doğrusu kinleri ağızlarından taşmıştır hep aleyhinizde konuşurlar. Sinelerinin gizlediği kin ve düşmanlık ise daha büyüktür. Eğer akıl erdirirseniz, doğrusu ayetlerimizi size iyice açıkladık.

    İşte siz öyle kimselersiniz ki o kafirleri seversiniz; onlar ise kitapların tamamına iman ettiğiniz halde sizi sevmezler. Halbuki sizinle karşılaştıkları zaman: “İman ettik!” derler. Kendi başlarına kalınca da, size olan öfkelerinden parmaklarını ısırırlar. De ki: “Öfkenizle geberin!” Muhakkak ki Allah, sinelerin içinde olanı hakkıyla bilendir.” (Al-i İmran 3/118-119)

    Peki kimdir genel olarak bu kafirler? Cevabı gene Kuran versin;

    “Şüphesiz ki Allah’ı ve peygamberlerini inkar edenler, Allah ile peygamberlerinin arasını ayırmak, Allah’a inanıp, peygamberlerini inkar etmek isteyenler ve: “Biz, peygamberlerden bir kısmına iman eder, bir kısmını inkar ederiz” diyenler ve iman ile küfrün arasında bir yol tutmak isteyenler yok mu, işte bunlar gerçek kafirlerin ta kendileridir. Kafirler için ise pek aşağılayıcı bir azap hazırladık!” (Nisa 4/150-151)

    Bahsi geçen ayetlerde kafirler üç gruba ayrılmış:

    Hem Allah’ı ve hem peygamberlerini inkar edenler; putlara tapan ve/veya akıl ve nefislerini putlaştırmış olan müşrikler, dinsizler, ateistler, materyalistler, tabiat perestler... bu gruba girer.

    Allah ile peygamberlerinin arasını ayırmak isteyenler; yani Allah’a iman iddiasında bulunup da peygamberlere inanmayan masonik felsefenin peşinde giden deistler, evrimciler...bu gruba girer.

    Peygamberlerin bir kısmına iman edip bir kısmına iman etmeyenler; Yahudi ve Hristiyanlar da bu gruba girer.

    İşte mümin olmayan bu insanların tamamı, müminlere devamlı zulmetmekte ve Allah katında tek hak din olan İslam’a karşı ellerinden geleni yapmaktadırlar. Hayat görüşü olarak birbirleriyle pek ortak noktaları yoktur ama İslam düşmanlığında birleşirler.

    (https://sorularlaislamiyet.com/...alisanlarin-amaci-ne)
  • Bir şiirinin son mısraını mırıldandı:

    "İttihad etmezse millet, dağdâr eyler beni."

    "Hünkârım, buradaki millet hangi millettir?"

    "Elbette ki İslâm milleti, Orhan, biz buna gönül verdik."

    Orhan Beyin gözlerinde, tek vücut halinde, küffâr üzerine saldıran büyük bir İslâm ordusu canlandı bir an.
  • Kendinizi ve evinizi tepeden tırnağa İslam'a göre yeniden tertip etmediğiniz sürece, İslam tek millettir, diye düşünmenin anlamı kalmaz
  • İbn-i Haldun'un en önemli eseri olan Mukaddime için, yine kendisinin hazırlamış olduğu kıymetli önsöz'ü şöyledir.

    Lütfu bol Rabbinin rahmetine muhtaç kul, Abdurrahman bin Mu­ hammed bin Haldun Hadrami -Allah onu mavaffak kılsın- der ki: . Hamd Allah'adır. Azamet, üstünlük ve kudret O'nundur. Hüküm­ ranlık O'nun elindedir. En güzel isimler (esmaü'l-hüsna) ve sıfatlar O'na aittir. O, her şeyi bilir; açığa vurulmuş ve saklı tutulmuş hiçbir şey O'ndan gizli kalmaz. O bizi topraktan yarattı, yeryüzüne yerleştirdi ve orada bize rızkı ve hayatı kolaylaştırdı. Rahimlerde ve evlerde güven içinde olmamızı sağladı. Rızkımızı (temin etmeyi) üzerine aldı. Hepimiz için (dünyada ka­lacağımız) bir ecel (vakit) takdir etti. Sonsuzluk ve beka O'nundur. O hep diridir, ölmez. Salat-u selam, Tevrat ve İncil'de özellikleri anlatılan, henüz günler birbirini takip etmeye başlamadan (zaman yaratılmadan), Zuhal (Satürn) ve yedinci felek birbirinden ayrılıp uzaklaşmadan (varlıklar yaratılma­dan), kainatın onun gelişine hazırlandığı, ümmi (okuma yazma bilmeyen) Arap peygamber efendimiz Hz. Muhammed'e ve ona tabi olup düşman­larına karşı onu destekleyen yakınlarına ve sahabelerine olsun. Tarih ilmi, bütün toplumların ve nesillerin önem verip ilgilendiği ilimlerden biridir. Herkes tarih ilmine yönelir, sıradan insanlar bile tarihi bilmek ister, hükümdarlar ve reisler tarih bilgisine sahip olmak için yarı­şır. Diğer taraftan tarihi anlama noktasında alimler ve cahiller eşit gibi görülür. Çünkü görünüşte tarih, geçmiş dönemleri, geçmişteki olayları ve devletleri haber vermekten ibarettir. Bu konularda çok şeyler nakledilir, mevcut durumlara geçmişten örnek verilir ve bütün bu hususların anlatıl­dığı çok kalabalık meclisler oluşturulur. Oralarda insanların ve toplumla­rın serüveni haber verilir: Durumların nasıl değiştiği, devletlerin nasıl ge­ lişip güçlendiği, sınırlarını genişlettiği ve sonra da zamanı gelenin nasıl yok olup gittiği ... Ancak görünüşte bu olayların haber verilmesinden ibaret olan tarih ilminin iç yüzü, bütün bu olayların, sebepleri ve temelleriyle birlikte çok ince şekilde araştırılıp değerlendirilmesine dayanır. Evet, tarih ilmi olayla­ rın nedenselliğini ve sebeplerini derinliğine inceleyen bir ilimdir. Bu yüz­ den de o, felsefenin temeli ve felsefi ilimlerden biri sayılmaya layıktır. 1slam'daki büyük tarihçiler geçmişe ait haberleri çok kapsamlı bir şekilde toplayıp bir araya getirmişler ve onları kitaplaştırarak muhafaza al­ tına almışlardır. Bu konuda (yetersiz ve ehliyetsiz olup) başkalarının hazı­ rına konanlar ise, (doğru) tarihsel bilgileri uydurma rivayetlerle veya biz­ zat uydurdukları yalanlarla birbirine karıştırmışlardır. Onlardan sonra ge­ len pek çok kişi de bu uydurma haberlere tabi olmuş, olayları ve durum­ ları inceleyip değerlendirmeden, bunların gerçekliğini ve olabilirliğini gözden geçirmeden, atılması gerekenleri ayıklayıp atmadan, her şeyi duy­ dukları şekilde bize nakletmişlerdir. Evet, nakledilen haberler çok az araştırılmıştır. Doğruların yanlışlar­ dan ayıklanması işi ise yok denecek kadar zayıf kalmıştır. Bu yüzden yan­ lışlar ve vehimler, bu haberlerin yaranı ve ayrılmaz bir parçası olmuştur. Çünkü (körü körüne) taklit etmek, ilimlerde (hiçbir emek harcamadan) başkalarının hazırına konmak ve cehalet, insanların derin ve yaygın özel­ liklerinden biridir. Naklediciler sadece duyduklarını nakletmekle yetinirler. Basiret ve feraset sahipleri ise doğrusunu yanlışından ayırmak için duyduklarını de­ ğerlendirmeye tabi tutarlar. İlim de ancak bu şekilde gelişip parlar.
    Tarihsel haberler konusunda çok fazla eser telif edilmiştir. İnsanlar, dünyadaki milletler ve devletler hakkındaki tarihsel bilgileri toplamışlar ve bunları yazıya geçirmişlerdir. Ancak bu konuda, emanete riayet eden, öncekilerin kitaplarından yararlanırken doğruyu yanlıştan ayıklamak için bütün gayretini sarf eden ve bu yüzden haklı bir şöhrete sahip olanların sayısı iki elin parmaklarını geçmeyecek kadar azdır. lbn-i İshak, Taberi, lbn-i Kelbi, Muhammed bin Ömer Vakıdi, Seyf bin Ömer Esedi ve Mesu­ di gibi ... Her ne kadar Mesudi ve Vakıdi'nin kitaplarında -güvenilir ve ba­ siretli kişilerce malum olan- kabul edilemeyecek nakiller varsa da insanla­ rın geneli saydığımız bu tarihçilerin verdiği haberleri kabullenmişler ve ki­ taplarındaki bilgilere tabi olmuşlardır. Basiretli ve dikkatli birinin tarihçilerin naklettikleri haberleri değer­ lendirmede esas alacağı temel bir ölçü vardır. Bu ölçü, o Umranın (toplu­ mun) durumudur. Çünkü her toplumun (dışına çıkamayacağı) bir tabiatı ve kendine özgü şartları sözkonusudur. Nakledilen haberler de bu durum­ lara döner (Yani nakledilen haberlerin o toplumun mevcut tabiatı ve du­ rumları içinde gerçekleşme imkanının olup olmadığı araştırılır). Genel olarak, adı anılan bu tarihçilerin naklettikleri haberlerin ço­ ğu, lslam'ın ilk dönemlerindeki, Emeviler ve Abbasiler zamanındaki ülke­ ler ve durumlarla ilgilidir. Bunlar içinde, kitaplarında İslam'd an önceki devletlerin ve milletlerin haberlerini toplayan tarihçiler de vardır. Mesudi ve onun yolundan gidenler böyle yapmıştır. Daha sonra sadece kendi dönemi ve kendi bölgesiyle ilgili haberleri toplayan tarihçiler geldi. Bunlar sadece kendi devletindeki veya şehrinde­ ki olaylarla ilgilendiler. Endülüs'ün ve oradaki Emevi Devleti'nin tarihçisi Ebu Hayyan ile Afrika'nın ve (Afrika'da yer alan) Kayravan'da kurulmuş devletlerin tarihini yazan lbn-i Refik bu tarihçiler arasında yer alır. Onlardan sonra ise anlayışsız, kıt akıllı ve taklitçi bir kuşak geldi. Bu kuşak, zamanın bir çok şeyi değiştirdiğine, toplumların ve yeni nesillerin gelenek ve alışkanlıklarının değiştiğine hiç dikkat etmeden, eskilerin yolu­ nu (olduğu gibi) takip etti ve onların yöntemlerini (tartışmasız) örnek · edindi. Devletler hakkındaki haberleri ve eski dönemlerde vuku bulmuş olaylara ilişkin rivayetleri, tıpkı kapağından ve cildinden soyutlanmış sayfalar gibi, kendi şartlarından soyutlayarak naklettiler. Bu yüzden de nak­ lettikleri şeyler, onları değerlendirmede esas alınacak unsurlardan mah­ rum olduğundan, kabul edilemeyecek bilgiler olarak kaldı. Evet, onlar söz konusu olayları, temelleri bilinmeden ve özelliklerine dikkat edilmeden, eskilerin bunları zikretmiş olmasından dolayı, soyut bir haber olarak tekrarladılar. Yeni nesillerin bu olayların hakikatini anlamak için ihtiyaç duyacağı (o olayların vuku bulduğu şartlarla ilgili) bilgilere ise yer vermediler. Yine, bu tarz bir anlayışla tarih yazan tarihçiler, bir devlet­ ten bahsettiklerinde, onunla ilgili haberleri sanki bir ipliğe dizilmiş inciler gibi sıralamakla yetinmektedirler. Bunlar, yazdıkları haberlerin (konusunu teşkil eden olayların) başlangıçları, sebepleri ve hedefleriyle ilgili hiçbir şey zikretmezler. Bu yüzden de o haberleri okuyan kişi, -bu kitabın giriş bölü­ münde bahsedeceğimiz gibi-olayların hakikatini anlamakta veya onlar ara­ sında tatmin edici bağlantılar kurabilmekte ihtiyaç duyacağı, devletlerin başlangıçlarındaki ve diğer aşamalarındaki durumlar ve bunların arka arka­ ya gelişlerindeki sebeplerle ilgili ayrıntılı bilgileri bulamaz. Daha sonra, haberleri aşırı derecede kısaltarak nakleden başka bir kuşak geldi. Bunlar, neseplerinden ve onlarla ilgili başka haberlerden bah­ setmeden sadece hükümdarların isimlerini ve hüküm sürdükleri süreleri zikretmekle yetindiler. Örneğin ibn-i Reşik'in "Mizanu'l-Amel" isimli ki­ tabındaki usul budur. Bunların söylediklerine ve naklettiklerine itibar edilmez. Çünkü bunlar (tarihten beklenen) faydaları ortadan kaldırmışlar, tarihçilerin bilenen usullerini ve görüşlerini tamamen bozmuşlardır. Bunların kitaplarını tek tek okuyunca gözlerimi gaflet uykusundan uyandırdım ve hem geçmişi hem de günümüzü kapsayacak bir eser telif etmeye azmettim. Sonunda da tarih konusunda, olayların doğru olarak anlaşılmasının önündeki perdeleri kaldıracak bir kitap telif ettim. Kitapta haberleri ve bu haberler hakkında dikkate alınması gereken hususları bö­ lümler halinde açıkladım. Yine devletlerin ve toplumların başlangıçlarını (ve gelişmelerini), bunların sebep ve etkilerini beyan ettim. Bütün bunla­ rı, çağımızda Mağrib'inl şehirlerini ve bölgelerini dolduran toplumların, onların kurdukları uzun ve kısa ömürlü devletlerin, yine bunlardan önce oralarda mevcut olan hükümdarların ve yardımcılarının -ki bunlar Araplar ve Berberilerdir- haberleri üzerine bina ettim. Araplar ve Berberiler Mağrib'i yurt edinmiş iki millettir. Nesillerden beri orada oldukları için, Mağrib denildiğinde neredeyse onlardan başkası tasavvur edilmez ve bi­ linmez. Kitaptaki konuları sistemli ve planlı bir şekilde sıralayıp, alim ve seç­ kin kimselerin anlamalarını kolaylaştırdım. Bölümleri ve konuları yeni ve farklı bir yöntem içinde ele aldım. Toplumun ve medenileşmenin (şehir­ leşmenin/şehirlileşmenin) hallerini açıkladım. Toplumsal yaşamda ortaya çıkan temel unsurları izah ettim. İşte bütün bunlar sana, olayların iç yü­ zünü, sebeplerini ve devletlerin nasıl kurulduğunu öğretecek ve elini (kö­ rü körüne) taklit alışkanlığından çekmeni sağlayacaktır. Böylece hem geç­ mişteki olaylara vakıf olacaksın, hem de geleceği göreceksin. Bu eseri bir giriş ve üç kitap şeklinde tertip ettim: Giriş, tarih ilmi, sistematik ve yöntemlerinin incelenmesi ve tarihçi­ lerin düşebileceği yanlışlıklara dikkat çekilmesi hakkındadır. Birinci kitap, toplumsal yaşam ve toplumsal yaşamda görülen dev­ let, hükümdarlık, kazanç, geçim, sanatlar ve ilimler gibi unsurlar, bunların sebepleri ve yolları hakkındadır. İkinci kitap, başlangıçtan günümüze kadar Arapların tarihi ve dev­ letleri hakkındadır. Yine bu bölümde, Nabatlar, Süryaniler, Farslar, İsrailo­ ğulları, Kıptiler, Yunanlılar, Romalılar, Türkler ve Frenkler gibi Araplarla çağdaş olan bazı milletlere ve onların devletlerine de işaret edilmiştir. Üçüncü kitap, Berberiler ve onlara mensup olan Zenateler gibi halklar hakkındadır. Bu çerçevede onların başlangıçlarından ve özellikle Mağrib'te kurmuş oldukları devletlerden ve hükümdarlıklardan bahsede­ ceğiz. Kitapta ayrıca doğu bölgeleri hakkında da bilgiler verdim. Onların kayıtlarını ve kitaplarını inceleyip, o diyarlardaki acem hükümdarlıkları ve Türk devletleri hakkında eksik kalan bilgileri tamamladım. Yine onların çağdaşı olan halklardan ve hükümdarlıklardan da bahsettim. Bütün bunla­ rı, meramımızı anlatmaya engel olmayacak şekilde özetleyerek ve kolay birüslup içinde aktardım. İncelediğimiz konuların önce genel sebeplerini ele aldım, sonra da özel haberlere geçtim. Böylece kitabımız, insanların (top­ lumların) haberlerini (tarihlerini) kuşatan, devletlerle ilgili olayların sebep­ lerini ortaya koyan ve tarihi (yanlışlardan) koruyan bir eser olmuştur. Eserimiz, yerleşik ve göçebe Arapların ile Berberilerin tarihlerini kapsadığı, onlarla çağdaş olan büyük devletlere işaret ettiği, ders ve ibret alınacak halleri zikrettiği, başlangıçtaki ve sonraki gelişmelere değindiği için onu şu şekilde isimlendirdim: "Kitabu'l-İber ve Divanu'l-Mübtedei ve'l-Haber Fi Eyyami'l-Arap ve'l-Acem ve'l-Berber ve Men Asarahum Min Züveyi's-Sultanu'l-Ekber" (Araplar, Acemler, Berberiler ve Onlarla Çağdaş Olan Büyük Devlet Sahi­ bi Halklar Hakkında İbretler, Başlangıç ve Haber Kitabı.) Bu eserde hiçbir şeyi eksik bırakmadan, söz konusu devletlerin ve halkların başlangıcı, onlara çağdaş olan diğer halklar, gelişmelerin ve deği­ şimlerin sebepleri, toplumsal yaşamda görülen devlet, şehir, köy, üstünlük, zillet, çokluk, azlık, ilimler, sanatlar, kazanç, kaybediş, dönüşümler, bede­ vilik, medenllik, vaki olan ve olması beklenen gibi bütün hususları zikret­ tim, bunların delillerini ve sebeplerini açıkladım. Dolayısıyla bu kitap, içerdiği alışılmamış bilgiler ve ilimler nedeniyle özgün bir eserdir. Ancak bununla birlikte, böyle bir işin üstesinden gelmedeki eksikli­ ğimi, acizliğimi itiraf ediyor ve bu konularda mahir olan ve geniş bir ilme sahip bulunan kimselerden, bu esere yalnızca beğeniyle değil, aynı zaman­ da da eleştirel bir gözle bakmalarını istiyorum. Böylece eserdeki yanlışla­ rın düzeltilmesi ve anlaşılmayan yerlerin açıklığa kavuşması da mümkün olabilecektir. Evet, ilimdeki sermayemin azlığını, bu konudaki eksikliğimi itiraf ediyor, dostlardan yapıcı eleştirilerini bekliyor ve Allah'tan çalışmalarımı­ zı sadece kendi rızası için yapmayı nasip etmesini diliyorum. O (vekil olarak) bana yeter ve O ne güzel vekildir.