• İbrahim Sadri şiir okuma konusunda oldukça başaralı. Ama maalesef şiir yazma konusunda aynı başarısı yokmuş. Çok kötü ya da felaket olarak değerlendiremem, kitabın içeresinde ruha dokunan dizeler de var. Yine de edebiyatımızdaki büyük şairlerin şiirleri gibi içine işlemiyor insanın. Yazmaktansa okusa, biz de dinlesek daha iyi olur
  • Thomas Bernhard'ı nasıl, nereden, kimin rüzgârıyla tanıdım bilmiyorum. Eminlikle göz kapadığım şey bu tanımanın sık sık bi' "iyi ki" duygusu yarattığıdır içimde.
    Modern hayatın bireysel tutumu içerisinde her kişi kendi farklılığıyla yaşarken hayatını, aslında kollektif bi' farklılık toplumunu oluşturuyor; yabancılaşma. Sevgili Bernhard bunu ne güzel eleştiriyor konuşmalarında. Kuşkusuz o her şeye yabancı ama çok da yakın. Bu yabancılığı nefretinden, yakınlığını da eleştirel fikirlerindeki mantıklı ele alışlarından seziyorum.

    Kitap, Avusturyalı gazeteci Kurt Hofmann'ın 1981- 1988 yılları arasında ara ara yaptığı röportajvari konuşmalardan oluşuyor. Kitapta Bernhard'ın anlatım bütünlüğünün korunması adına sorular yazılı değil, sadece Bernhard'ın cevapları var. Konuşmalar Bernhard'ın anlatılarına, verdiği cevaplara, konuşmayı yüzdürdüğü akıntıya göre şekillenmiş ve o cevapları temsil edecek şekilde başlıklandırılarak 16 bölüme ayrılmış. Hofmann, Bernhard'ın ölmeden önceki düşün halini daha iyi yansıtabilmek adına sadece son bölümü soru cevap olarak kitaba eklemiş.

    Bernhard konuşmalarında sık sık anılarından bahsetmiş; geçirdiği hastalıklar, çocukluk ve gençlik çağının geçtiği yerler, insanlarla ilişkileri, ilk işi, yazın hayatına girişi... Tüm bunlar yazarın karakterini, doğasını oluşturan temel ögelerden biri olan eleştirel tutum ve öfkenin onun yaşamında nasıl geliştiğine dair bi' referans oluşturabilir diye düşünuyorum. Çünkü öyle şeyler yaşamış ve görmüş ki Bernhard.. diyebilirim ki kızgınlıkla katıştırmış onu bu durum ama aydın bakış açısı onu kendi gölgesinde yürüyen, karanlık bi' öfke duvarına toslatmamış, o bunu yazdıkça dönüştürmüş kaleminde ve öfkenin eleştirel tonunu kırmızı bi' aydınlıkla birleştirmiş.

    Bernhard çok ilginç biri! Çok farklı buluyorum onu. Bunu bi' okur, öğrenci, aynılıklara baygın bakan biri olarak, hissettiğim için söylüyorum. 114 sayfalık şu cevaplar zırhını okurken ne çok güldüm, öfkelendim, kitabı kapatıp tavana baktım. "Yok artık!" oldum, "Bu adam deli!" dedim. Çünkü fikirsel vurgunluklarla dolu kitap. Bernhard acımasız bi'eleştirici, keskin bi' gözlemci ve sakınmasız bi' konuşmacı. Eleştirisi sanat dünyasından toplumların yaşam anlayışına, gözlemleri insanlarin iki yüzlülüğünden arkadaşlığın basit-saf-buruk doğasına, konuşmaları ise sonsuzluğa uzanıyor. Noktası az olan bu adamın virgülleri birer fikir ayracı, o sıralıyor ve ben de anlamaya çalıştıkça idrak ettikçe duvara kitlenip dalıyorum, dalıyorum...

    Bernhard gibi birini tanımadım ben hayatımda.. ama Bernhard'a olan hayranlığım hayatıma bi' kavram kattı; aydın öfke sezdiğim, eleştirilerini mantıklıca yaptığını düşündüğüm, gözlerinden oklar çıktığını hissettiğim insanları "Bernhardyen" olarak nitelemeye başladım.. ve günlük hayatımda kullanmaya başladım. Bunu yadırgayan, soran insanlara ise, meraklarını kazandığım takdirde yazarı tanıttım. Direngen öfkenin, eleştirel bakışın nasılca birinde birleşip yazınıyla ne büyük bi'hazine bıraktığını herkesin öğrenmesini isterim, onu herkesin okumasını isterim çünkü. Çünkü deneyimlenmiş, yaşanmış nice olayın ardında bi' yaşamın özü eleştirel bakışla, zekayla birleşerek kelimelere dolmuş. Nasıl anlatmam!?

    Mantıklı öfkeyle belki de sinirin, kızgınlığın en meşru halini kaleminde barındıran adam, iyi ki vardın ve iyi ki yazdın.
  • Yüzyıl var ki, minnet ve şükran unutuldu, insan hayatı sömürülüyor ve aşağılanıyor. Büyük işler yapana saygı duyuluyordu, dürüstlüklere tanık olunuyordu, büyük yetenekler kabul ediliyordu. Sen bunları ne yaptın, küçük adam?

    Her yere yerleştirdiğin küçük Führerler yüzyıl öncesine göre canlı güçleri daha iyi sömürmesini biliyorlar, senin hayatın daha çok aşağılanıyor, bütün haklar küçümseniyor!
  • Düşünceler, hafif organik devinimler olarak içimde kalıyorlardı. Kullandığım aygıtlar da öyle, başkalarına ait olduklarını hissediyordum. Sözgelişi sözcükler; Bana ait sözcükler olsun isterdim. Ama kullandığım bu sözcükler, bilmiyorum kaç bilinçte sürüklendi. Sözcükler, başkalarında kazandıkları alışkanlık gereğince benim kafamda kendi kendilerine düzene giriyorlar ve size yazarken bu sözcükleri kullanırken tiksinti duyuyorum. Ama bu sondur artık. Size söyledim: İnsanları sevmek gerekiyor ya da ufak tefek işlerle uğraşmanıza izin verilirse bu yeter. İyi, ama ben ufak tefek işlerle uğraşmak istemiyorum. Şimdi tabancamı kaptığım gibi sokağa ineceğim ve onlara karşı bakalım ne yapılabilirmiş göreceğiz. Hoşça kalın bayım, karşılaşacağım insan siz de olabilirsiniz. Kafanızı patlatacağım zaman duyacağım zevki siz hiç bilemeyeceksiniz... Benim öfkeli bir adam olmadığımı
    anlayacaksınız şu halde. Tam tersi, ben çok sakinim ve en derin duygularımın kabulünü rica ederim bayım.
  • Bilim ve Teknik'de 9. sayımızı da geride bıraktık. :)

    Evet dolu dolu ve tasarımıyla güncel, bir sayıyla karşı karşıyayız. Bence bu sayı Bilim Ve Teknik'in seviye atlama sayısı olmuş. Konular özenle seçilmiş, iyi araştırılmış, alanında uzman kişilerle görüşülmüş ve güzel bir kurguyla okuyucuya sunulmuş.

    Benim hoşuma giden kısmı, kapak fotoğrafının Kızılay'da yüksek bir binanın üstünde çekilmesi ve editörün fotoğrafımızı beğendiniz mi? sorusu oldu :)

    Evet derginin içeriğine gelirsek;

    -İlk değineceğim konu tabi ki "beyin akımı" makalesi oldu. Daha öncede yaptığım alıntılar ve ileti ile bu konun ayrıntısını oradan görebilirsiniz.

    -İkinci konu olarak da, gezegenimizin ileri ki dönemlerde nasıl bir yol izleyeceği konusudur.
    Burada da makalede geçen soru şu;

    " Dünyanın sonu buz mu ateş mi? "

    Yaptığım alıntıyla konu üzerinde biraz durdum. Tabii sorunun cevabı size kalmış :)

    -Üçüncü olarak da, beni biraz üzen konu "Anadolu Deprem Kuşağı ve Türkiye'de yer sarsıntıları" konusudur. Nedeni ise 1937'den 1968 yılına kadar ülkemizde gerçekleşen depremlerin sonuçlarını, depremde ölen kişileri ve Depremlerin bizde açtığı yaralar üzerinde durulmuştur.

    Tabii o zaman ki dergiyi hazırlayan ve okuyan insanlar kendilerine gelen felaketin farkında değillerdi. Yani 31 sene sonra gerçekleşecek "1999 Marmara Depremi"
    Ülkemizde derin yaralar açan bu büyük felaketi asla unutamayacağız.

    Evet incelemeyi yaz yaz bitmez. Aslında her konu üzerinde durmak isterdim ama, sizleri sıkmak istemedim.

    Bu sayıda ele alınan ve dikkat çeken diğer konular ise şunlardır;
    -Kızgın Bir Boğayı Durduran Adam (Radyo dalgaları ile)
    -Hücrenin içinde neler kilitlidir? (İlk Sitoloji çalışmaları)
    -Kadınlar Erkeklerden daha çok yaşıyor
    -Kalp pili nedir ve nasıl çalışır? (Dünyada yeni yeni çıktığı zamanlar ve ülkemizdeki kalp pili çalışmaları)

    Ve Büyük Üstad;
    -Bilim Dünyasının Büyük Öncüsü "Galieo Galilei"

    Okumanızı en içten duygularımla tavsiye ederim. :)
  • "Kareninlerin evinden çıktıktan sonra,kendini utanmış,aşağılanmış,aşağılanan onurunu aklama olanağından yoksun hissediyordu. Aldatılmış koca ise kötü yürekli,iki yüzlü gülünç bir adam olarak değil, iyi yürekli,sade ve yüce bir insan olarak görünüyordu. Roller değişmişti. Karenin'in yüceliğini ve doğruluğunu,kendisinin de alçaklığını,haksızlığını hissettiriyordu. Acılar içindeki kocanın ne kadar bağışlayıcı olduğunu,kendisininse ne kadar alçak ve soysuz oldugunu anlıyordu. "
  • İngiliz yazar Ian McEwan'ın bu kusursuz eseri, işlediği konu ve özgün üslubuyla okuru kendisine hayran bırakıyor.

    Konu olarak yüksek divan aile hukuku dairesinin başarılı ve ünlü hâkimlerinden olan Fiona'nın, daha genç bir kadın için terk eden kocasına duyduğu hayal kırıklığı ve kızgınlıkla başlayıp, lösemi hastası Adam Henry adındaki genç bir delikanlının dini inancından ötürü kan naklini istememesi etrafında şekilleniyor.

    Kurgusal anlamda hemen hemen kusursuz olan eserimiz birçok konuda beyin jimnastiği yapıp okuyucunun düşünmesini sağlıyor. Okucuya kendi fikrini asla diretmeyen kitabımız sorular sorup cevabı yine okura bırakır.

    Aile, din, yaşama hakkı, özgür düşünce, sadakat, sevgi, aşk, öfke, kin ve hayal kırıklığına dair birçok konuda fikirler sunan kitabımız 2017 yılında beyaz perdeye aktarılmıştır. Yönetmenliğini Richard Eyre'in yaptığı filmde başrolleri Emma Thompson, Stanley Tucci ve Fionn Whitehead paylaşmaktadır.

    Bu şahane eserin içerisinde birbirinden iyi birçok tespit ve cümle barındırmasına karşın belki de en güzeli şudur: "Oğlan olsun kız olsun, bir insan için en alçaltıcı şey, iyi bir eğitimden ve düzgün bir işte çalışma onurundan mahrum edilmekti."