tanrı ve insanın, şeylerin doğasında saklı hıyanetle uzlaşarak, felaket ve yozlaşmayla son bulmayacak yeni bir başlangıç yapması mümkün müydü? bu yeni başlangıç yalnızca bir hayal ve yanılgıdan ibaret olmayabilir miydi? belki de şu ana kadar geçmişle bağlarımızı yeterince koparamamışızdır. o halde baskın çıkan bu yetersizlik aslında nicelikle ilgili, özle değil.
“kendimden vazgeçtiğimde, yani evrenimizi yaratarak kendimi bağladığımda, gönüllü olarak öngörüden de feragat ettim. bir başka deyişle, ilk başta bir fikir olarak ortaya attım ve onu zamanla hayata geçirdim. lakin bu fikre içkin sorunlara gözlerimi daha ilk anda yummuştum. var olduğum sürece, her şeye kadir değilim. nasıl olabilirim ki? teologlar öyle olduğumu iddia ederek son derece aptalca davranıyorlar. basit ve eleştiriden yoksun bir şekilde göklere çıkarıyorlar beni. sağduyunun yüzüne bir tokattır bu. her şeye kadir olmak durağan bir durum gerektirir. doğal olarak, etraftaki her şey zaten zihninizde mevcutsa, gerçekleşecek başka hiçbir şey kalmaz.”
“insanoğlunun,” dedi lammock, “alışageldiği faaliyetlerinin ötesinde bir iradesi yoktur. kendi kaderinin efendisi olacağı yaratıcı bir dünya fikrini, insanlar tasavvur dahi edemez.”