Puan vermedi·104 syf.·
2026 20. kitabı
Mill bu eserinde, faydacılığın (pragmatizm'in) tanımı, "çıkar"la arasındaki farkı, adaletle ilişkisi, çeşitli filozofların yaklaşımı üzerinde durmuş. Akdemik bilgiye boğmadan, akıcı ve destekleyici yorumlarla ilerliyor eser. Özellikle psikolojik çözümlemeler takdire şayan. Yine bazı tanımlamalar ve yorumlar var ki hayran kalmamak elde değil. Örneğin; alışılagelmiş bir niyet durumunda, bir şeye onu arzuladığımız için istekli olmak yerine, onu çoğu kez istencimize konu ettiğimiz için arzularız (s. 69). Adalet sadece doğru olanı yapmak ve yanlış olanı yapmamak anlamına gelmez, aynı zamanda bazı bireylerin bizden kendi ahlâkî hakkı olanı talep etmesi anlamına da gelir (s. 82). Bur kişinin başkalarının yararına ihtiyacı olmayabilir; ancak kendisine zarar vermemelerine her zaman ihtiyaç duyar (s. 94). Fayda - çıkar farkı demişken Mark Twain'in 'İnsan Nedir' kitabına yaptığım incelemede değindiğim kısmı buraya almak istiyorum: "İkinci eleştiri noktam; Twain her şeyi "çıkara - bencilliğe - benmerkezciliğe" bağlaması. Yani yazara göre insan eylem ve söylemlerinin tek ve her zaman ilk nedeni kişisel çıkar olmuştur. Kimse kimseye çıkarı olmadan iyilikte bulunmaz, fedakarlık yapmaz, çıkarını ötelemeden başkasını düşünemez, diğerlerinin iyiliği daima ikinci planda olur, kişi daima kendini düşünür ve bunun aksi düşünülemez bile vs. Tabi insan her meseleye/konuya çıkar odaklı yaklaşırsa tüm eylemleri de çıkara bağlar, bu normaldir. Yazar bu kadar genelleme yapmakla kendini gülünç duruma düşürmüş, en azından benim gözümde öyle. Belki hadi insan davranışları alanında uzman olmayan biri bunları yanlış biliyor, e bu konuda uzman psikologlar da mı yanlış biliyor onlar da aynısını söylüyor denilebilir. Söz konusu insan ve insan davranışlarının nedenleriyse ve konuya genelleme yaparak
FaydacılıkJohn Stuart Mill · Pinhan Yayıncılık · 2017446 okunma
Puan vermedi·140 syf.··
Beğendi
·
2025 70. kitabı
Ev İçi Despotizmin Yıkılışı: John Stuart Mill’in "Kadınların Boyun Eğdirilişi" ve Liberal Feminizmin Doğuşu Özet: John Stuart Mill'in 1869'da yayınlanan "Kadınların Boyun Eğdirilişi" (The Subjection of Women), Viktorya dönemi İngiltere'sinin kalbinde, cinsiyet eşitliği lehine yazılmış en güçlü ve en sistematik felsefi argümanlardan biridir. Eşi Harriet Taylor Mill'in derin entelektüel katkılarıyla şekillenen bu eser, kadınların erkeklere yasal ve sosyal olarak "boyun eğdirilmesinin" sadece adaletsiz değil, aynı zamanda insanlığın ilerlemesinin önündeki en büyük engel olduğunu iddia eder. Mill, kadınların "doğal" olarak aşağı bir statüde olduğu fikrini acımasızca çürütür; bu durumun "doğa" değil, binlerce yıllık zorlama, eğitimsizlik ve "ev içi kölelik" tarafından yaratılmış yapay bir inşa olduğunu savunur. Faydacı bir temelde, toplumun potansiyelinin yarısını boşa harcadığını öne süren bu makale, liberal feminizmin kurucu manifestosu olarak kabul edilmektedir. 1. Giriş: Viktorya Dönemi Zihniyetine Felsefi Bir Saldırı Kadınların Boyun Eğdirilişi'ni anlamak için, 1869'daki tarihsel bağlamı kavramak şarttır. Viktorya dönemi İngiltere'sinde, evli bir kadının (coverture doktrini altında) yasal bir kimliği yoktu; mülkü, kazancı ve hatta çocukları üzerindeki hakkı otomatik olarak kocasına aitti. Kadınlar oy kullanamaz, üniversiteye gidemez veya siyasete atılamazdı. Bu sistem, kadınların "doğal" olarak erkeğin korumasına muhtaç, daha duygusal, daha az rasyonel ve kamusal alana uygun olmadığı varsayımı üzerine kuruluydu. John Stuart Mill, Özgürlük Üzere (On Liberty) adlı eserinde savunduğu bireysel özgürlük ve faydacılık ilkelerini alıp, bu ilkelerin en bariz şekilde ihlal edildiği alana, yani nüfusun yarısına uyguladı. Eser, bu yerleşik zihniyete karşı tam bir felsefi
1000Kitap
Kadınların ÖzgürleşmesiJohn Stuart Mill · Pinhan Yayıncılık · 2017285 okunma
Bireyin Savunulması:ı Çoğunluğun Tiranlığı
Puan vermedi·149 syf.··
2025 68. kitabı
Özet: John Stuart Mill'in, eşi Harriet Taylor Mill'in derin etkisiyle 1859'da yayınladığı "Özgürlük Üzerine" (On Liberty), modern liberalizmin temel manifestosudur. Bu eser, bireysel özgürlüğe yönelik tehdidin sadece devletin baskıcı yasalarından gelmediğini, aynı zamanda daha sinsi ve boğucu bir tehlike olan "çoğunluğun tiranlığı"ndan (tyranny of the majority), yani kamuoyunun ve toplumsal geleneğin dayattığı "kolektif vasatlıktan" kaynaklandığını savunur. Mill, bu tehlikeye karşı, bireyin eylem alanını korumak için basit ama devrimci bir ilke sunar: "Zarar İlkesi" (The Harm Principle). Bu ilkeye göre, toplumun veya devletin, bir bireyin özgürlüğüne müdahale edebileceği tek meşru gerekçe, o bireyin eylemlerinin başkalarına zarar vermesini önlemektir. Eser, özellikle "Düşünce ve İfade Özgürlüğü"ne ayırdığı bölümde, yanlış veya aykırı olduğuna inanılan fikirlerin bile susturulmasının neden hakikatin kendisine zarar verdiğini kanıtlayan, bugüne kadarki en güçlü felsefi argümanı sunar. 1. Giriş: Tehdit Olarak "Çoğunluğun Tiranlığı" Mill, Özgürlük Üzerine'yi yazdığında, temel siyasi mücadele artık mutlak monarşiye (kralın tiranlığına) karşı değildi; Batı, demokratik yönetimlere doğru ilerliyordu. Ancak Mill, bu yeni demokratik çağda yeni bir tiranlık biçiminin doğduğunu fark etti: Çoğunluğun Tiranlığı. Bu, sadece hükümetin çoğunluk oyuyla azınlığa baskı yapması değildi. Mill için daha tehlikeli olan, toplumsal tiranlıktı: Kamuoyunun (public opinion) baskısı. Geleneklerin ve göreneklerin boğucu gücü. Bireyi "herkes gibi" olmaya zorlayan sosyal dışlama mekanizmaları. Mill'e göre bu toplumsal baskı, bireyin ruhunu köleleştiriyor, "bireyselliği" ve "insani gelişimi" (human flourishing) boğuyordu. Kitabın amacı, bireyi hem devletin hem de toplumun bu haksız müdahalesinden
1000Kitap
On LibertyJohn Stuart Mill · Gece Kitaplığı · 2017864 okunma
10/10
·152 syf.··
2025 8. kitabı
Uygarlık nesnel bir gerçekliktir, yani sanayi devrimi, kentleşme, teknoloji, bilimsel ilerleme ve toplumsal yapının dönüşümü gibi tarihsel gerçekliklerle şekillenmiş bir olgudur. Kültür ise bir değerler meselesidir, yalnızca maddi dünyayı değil, onun anlamlandırılma biçimini, sanatı, ahlâkı ve bütün yaşam tarzlarını içerebilir ve hattâ dışlayabilir. Özellikle 19. yüzyıldan itibaren kültür kelimesinin daha yaygın bir kullanıma girmesi, Eagleton’a göre sanayi devrimiyle birlikte günlük yaşamın ruhsuzlaşması ve mekanikleşmesine bir tepki olarak ortaya çıkmıştır. İnsanlar, yaşamın giderek daha fazla materyalist ve çıkarcı bir hale geldiğini hissettikçe, kültürü daha yüce ve uhrevi bir ideal olarak yükseltmişlerdir. Bu noktada, kültür ile uygarlık arasındaki ayrım daha çok belirginleşmiş olur. Kültür nispeten romantik bir kavramdır, yani geçmişe duyulan özlemle ilgilidir. Buna karşılık, uygarlık Aydınlanma düşüncesinin diline aittir; akılcılığı, ilerlemeyi, bilimsel gelişmeyi ve sosyal yapının dönüşümünü içerir. John Stuart Mill uygarlığı tanımlarken, fiziksel konforun artışı, bilimsel gelişmeler, batıl inançların zayıflaması ve savaşların azalması gibi olumlu yönlerine dikkat çekerken aynı zamanda büyük eşitsizlikleri yarattığını da unutmaz. *** Kültürel görecelik basitçe farklı kültürel normların ve değerlerin eşit derecede geçerli olduğunu savunur. Ancak Eagleton, bu yaklaşımın mantıksız olduğunu söyler çünkü tüm yaklaşımların eşit olduğu kabul edilirse, herhangi bir anlamlı tartışma veya eleştiri yapmak imkânsız hale gelir. Richard Rorty'ye atıfla, tüm görüşleri eşit kabul eden biriyle tartışmanın anlamsız olacağını çünkü bir meseleyi değerlendirmek için belirli bir kriter veya ölçüt olmazsa, hiçbir görüş diğerine kıyasla daha iyi ya da daha kötü olarak
Düşünce
KültürTerry Eagleton · Can Yayınları · 2019167 okunma
Puan vermedi·64 syf.··
2022 50. kitabı
·
25 saatte okudu
·
Okunma: 24 Aralık 2022 00:00
Despot bir babaya sahip olmasından dolayı daha yirmi yaşına basmadan kendisini ekonomi, felsefe, psikoloji, sosyoloji gibi alanlarda çok iyi yetiştirmesinin yanında (Bu katı eğitim aynı zamanda Mill'in zihinsel çöküşünün de sebebi olmuştur.) memleketinin kadınlarına seçme hakkının verilmesinden elli yıl önce, bu kadınlar acı verici bir karanlık ve kapanıklık içindelerken ve kimse bunu iplemezken adamım Mill yüzde yüz kadin-erkek eşitliğini savunuyor, kadınlarla köleleri karşılaştırıp kadınların aslında kölelerden daha köle olduklarını, çünkü kölelik kurumu güce, siddete dayanırken; kadının ruhunun köle edildiğini; eğitimle , sistemin içsellestirilmesiyle kadının hayattaki tek amacının kendini bir erkeğe beğendirmek , cinsel yönden çekici olmak haline getirildiğini söylüyordu. Üstelik kadın kölelerin sahipleriyle seks yapmak zorunda olmadıklarını(?), ama aynı şeyin evli kadınlar için gerekli olduğunu ve bunun bir kadın için ne kadar aşağılayıcı, ne kadar zor katlanılır bir şey olduğunu belirtiyordu Mill. Şimdi gelelim kitabımıza: Aslında bu kitap Özgürlük Üzerine yapıtının ikinci bölümünü oluşturuyor ve bu bölümde inancı sorgulamanın ve karşıt görüşler ortaya koymanın yararından bahsediyor. O'na göre, ceza alırım düşüncesiyle muhakeme yapmamak yanlışların en büyüğü. Muhakemesi güven duyulmayı hak eden kişi ise, zamanında zihnini tüm eleştirilere açan, hatanın hata olduğunu kabul edip, her türden zihnin konuya bakış biçimlerini inceleyen kişidir. Kanunların ve Dinin düşünce üzerindeki etkisinden bahsediyor.İnanan yalan söylemez görüşünü savunanlar varsa bunlar büyük bir gaflet içindedir Mill'e göre, çünkü onları yalan söylememeye iten  dürüst olma düşüncesi değil cehennem korkusudur. Bu durum ise Hristiyanlık için bir erdem değildir. Toplum içindeki hoşgörüsüzlüğün
Düşünce ve Tartışma Özgürlüğü ÜzerineJohn Stuart Mill · Can Yayınları · 20203,658 okunma
Puan vermedi·64 syf.··
2022 56. kitabı
·
8 günde okudu
·
Okunma: 02 Eylül 2022 13:04
Kitap parçaları anlatarak bir sonuca ve çözüme ulaşıyor. Ama ben incelememi bu sonuçdan yola çıkarak incelemek istiyorum. Kitap genel olarak temelde her görüşün yanlış ve ya doğru olup olmamasına rağmen sorgulanmasını ve tartışılmasını gerektiğini bunun sonucunda doğruyu bula bileceğimizi anlatıyor #178965733. Bunu da kitabın isminden de belli olduğu gibi görüşleri düşünce ve tartışma özgürlüğüyle söylenmesini ve önyargısız bir şekilde dinlenmesi gerektiğini söylüyor #179313327. #178633542 yani mühakimesi gerçekten güven duyulmayı hak eden bir kişi hem kendi yanlışlarını göre bilmeli, hem de karşısındakının doğrularını göre bilmelidir. John Mill'e göre bu Sokratik diyalekt uygun bir düzenektir. "Bunlar temelde felsefe ve yaşamın büyük sorularının negatif birer tartışmasıydı, genel geçer görüşlerin bilindik savlarını benimsemekle yetinmiş kişiye, konuyu anlamadığını -savunduğu öğretilere şu haliyle hiçbir kesin anlam yüklememiş olduğunu- göstermek için büyük bir beceriyle yönlendirilmiş tartışmalardı bunlar". "Ortaçağ' daki okul tartışmalarının da benzer bir amacı vardı. Öğrencinin kendi görüşünü ve (bunun mantıksal bir sonucu olarak) karşıt görüşü iyice anlamasını, birinin temellerini güçlendirirken diğerinin temellerinin yanlışlarını ortaya koyabilmesini sağlamayı hedefliyorlardı." Bununla beraber bu tartışmanın adil tartışma sınırlarını aşılmaması gerektiğini söylüyor. Bunun en büyük sebebi karşı görüşlere sahip olan kişilerin bir birine düşman olması ve bu yüzden de görülmeyen doğruların da sert biçimde reddedildiğidir. Ama arada büyük bir çatışma olsa da bunun taraf tutanların değil taraf tutmayanların yararına olacağını söylüyor.
Felsefe
Düşünce ve Tartışma Özgürlüğü ÜzerineJohn Stuart Mill · Can Yayınları · 20203,658 okunma