Özel köle ticareti şirketleri Amsterdam, Londra ve Paris borsalarında işlem gördüler, iyi bir yatırım olanağı arayan orta sınıf Avrupalılar da bu hisselerden satın aldılar. Bu parayla şirketler gemiler üretip, denizciler ve askerler istihdam ettiler ve Afrika'dan aldıkları köleleri Amerika'ya taşıdılar. Amerika'da köleleri çiftlik sahiplerine satarak elde ettikleri gelirleri de şeker, kakao, kahve, tütün, pamuk ve rom gibi ürünler almak için kullandılar, sonra da Avrupa'ya dönüp şeker ve pamuğu iyi bir fiyattan satıp tekrar Afrika'ya hareket ederek döngüyü sürdürdüler.
“ Ah ne güzel bir gündü o gün! Annemle sefirde yan yana oturmuştuk, sağ elimi avuçlarının içine almış, dualar okuyup yüzüme üflemişti.”
Sayfa 31 - Everest Yayınları·Kitabı okuyor
Her çiçeğin bir mevsimi, her kitabın bir zamanı vardır. Haziranın tadını yeni hikâyelerle çıkarın.
Uluslararası denizcilikte "light vessel" (fener gemisi) denilen o sevimli yapılar uzun kahırlı seferlerin, pervanenin o yorulmadan denizi döven kanatlarıyla çiğneyip geçtiği binlerce mil mesafenin, gökle deniz arasında yaşanan binbir çilenin sonunda gemiciye karanlığın içinden gülen sevgililerdir. Elde dürbün, karanlıklarda esen tipi, duvar gibi sisleri delip geçmeye zorlanan kısılmış gözler, dikkat kesilmiş endişeli yüzler, fener gemisinden karanlığa göz kırpan ışığın ilk fark edilişi ile birden rahata erer. Sinirler boşalır, bir sigara yakılır, bir kahve daha söylenir. Sanki karanlıkta el yordamıyla güvenilir, tutunulacak bir ele dokunulmuştur. Yaklaştıkça o ışık büyür, güçlenir, giderek bir gülümseme olur. O aralıklarla çakan ışık demeti, gelen gemiye, gemicilere, karanlıkların içinden uzanan sıcak bir kadının kolları gibidir. Gizem doludur, davet yüklüdür..
Fakat kahvenin tadı damağıma değdi mi duramıyorum. Sözüm ona nefsime de hükmederim. Buna yenik düştük işte.
Sayfa 433 - İletişim Yayınları·Kitabı okudu
Tarih
Gönül ne kahve ister ne kahvehane, gönül ahbap ister, kahve bahane," diyor şair. Her ne kadar modern hayat bizleri yalnızlığa itse de, insanın her zaman dostluğa, muhibliğe, dinlenmeye ve dinlemeye ihtiyacı var.
Sayfa 14·Kitabı okuyor
Hayata Dair
Yaşlı Bir Adam
Gürültülü kahvenin içerlek odasında yaşlı bir adam, masada iki büklüm; önünde bir gazete, yapayalnız. Sefil yaşlılığın ezikliği içinde düşünüyor, ne kadar az çıkardı hayatın tadını güçlü olduğu yıllar, yakışıklı, Biliyor, nasıl yaşlandı; farkında, görüyor her şeyi, ama gençlik yılları daha dün gibi geliyor ona. Hayat ne kadar kısa, ne kadar! Düşünüyor, Bilgelik denen şey nasıl da aldattı onu; nasıl hep güvendi—ne çılgınlık! “Yarın, bol bol zamanın var,” diyen o yalancıya. Dizginlediği coşkular geliyor aklına; gözden çıkardığı onca sevinç. Yitip gitmiş her fırsat Şimdi alay ediyor kafasız sağgörüsüyle. …Bunca düşünce, bunca anımsayış başını döndürüyor yaşlı adamın. Ve gidiyor gözleri kahvenin masasında iki büklüm. E.A.
Edebiyat