Her zaman bir seçim yaparız. Her gün, her saat bizi özvarlığımızdan, içsel özgürlüğümüzden soyutlamakla tehdit eden güçlere boyun eğmeye ya da eğmemeye yönelik bir tercih sunulur bize ve bu da özgürlük ve onurumuzdan vazgeçerek, tipik bir kamp sakinine dönüşüp koşulların oyuncağı olup olmayacağımızı belirler.
Fakat bu hayvanın içgüdüleri vardı. Kendisine boyun eğdiren, yürürken adamın ayaklarının dibine girdiren, bir kamp kursun veya bir yere sığınıp ateş yaksın diye onun her olağandışı hareketini hevesle kollamasına neden olan belli belirsiz ama tehtitkâr bir kaygı hissediyordu. Köpek ateşi tanımıştı ve şimdi ateş istiyordu, yoksa karın içinde açtığı bir çukura kıvrılıp sıcacık yatarak soğuğu kesmesini de iyi bilirdi.
Sayfa 4 - Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, Jack London·Kitabı okuyor
En kötü anılarımın bunlar olduğunu zannedebilirsiniz. Ama yanılırsınız.
Hayır, en kötü anılarım çocukluk günlerimden kalanlardı. Bindiğim araba ağır ağır ve sarsılarak ilerlerken babamın dizginleri gevşekçe tutması. Omzumu kavrayan kuvvetli eli. Sahnedeyken bedenimi nasıl mağrur, üzgün ya da utangaç gösterebileceğimi ögretmesi. Lavta tellerine basan parmaklarımı kendi parmakları yardımıyla düzeltmesi.
Annemin saçlarımı okşaması. Bana sarılan kollar. Başımı boynundaki o kıvrıma kusursuzca yaslamam. Geceleri kamp ateşinin yanında kucağına oturup kendimi miskin, mutlu ve güvende hissetmem.
En kötü anılar bunlardı. Kıymetli ve mükemmel. Ağız dolusu cam kırığı kadar keskin.