• "Emekçi halkın ekonomik krizden çıkış programı” yayınlanmıştır. O gün olduğu gibi bugün de sermaye kriz içinde. Emekçi halkın bu krizden ağır bedeller ödemeden çıkmasının tek yolu, krizin bedelini krizi yaratanlara ödetmekten, kesin ve radikal anti-kapitalist önlemler almaktan geçiyor. Bu önlemlerle sermayenin değil, işçi ve emekçilerin krizini çözmeye odaklanan bu program, emekçi halkın krizden çıkışını sağlayacak tek program olarak güncelliğini ve geçerliliğini tümüyle koruduğu için bir kez daha yayınlıyoruz.

    Devrimci İşçi Partisi 2009 yılında ABD'den başlayarak tüm dünyaya yayılan krizi en erken aşamasında bir “büyük depresyon” olarak tanımlamıştır. Daha önceki büyük depresyonlarda olduğu gibi bu krizden de orta yol çözümleriyle, sermayeyi işçi sınıfıyla uzlaştırmaya çalışan formüllerle çıkış olanaksızdır. Dünya ekonomisinin içine girdiği büyük krizden Türkiye'nin etkilenmemesi düşünülemez. Bugün dövizin dalgalanmasına odaklanan tartışmalar, yükselen döviz fiyatının bir sebep değil bir sonuç olduğu gerçeğini gizliyor. Gelişmelerin temelinde kapitalizmin krizi vardır. Bu yüzden halkı dolar bozdurmaya çağıran hükümet kampanyaları ise halkı hamasetle oyalamaktan başka bir anlam ifade etmiyor. Üstelik dolar yükselişte iken halkı dövizini bozdurmaya çağırmak, halkın küçük tasarrufunu da çarçur etmesine davettir! “Faiz lobisi” veya “15 Temmuz’un devamı” türü komplo teorileri ise AKP'nin sorumluluğu hem kendi üzerinden hem de tarih boyu sürekli kriz yaratan kapitalist sistemin üzerinden atmasına yarıyor.

    Devrimci İşçi Partisi'nin krizden çıkış programı krizin doğasına uygun şekilde radikal ve kesin anti-kapitalist önlemler içermektedir. Zira krizden emekçi halkın ezilmediği, ağır bedeller ödemediği başka türlü bir çıkış yolu yoktur. Sermaye temsilcileri önerdiğimiz çözümlerin kriz yaratacağını iddia edecektir. Oysa emekçi halkın programı sermayenin krizini değil emekçinin krizini çözmeye odaklanmıştır. Kapitalist ekonominin krizinin bedelini bu krizi yaratan sermayeye ödetmeyi hedeflemektedir. DİP'in programı uygulandığında sermaye kaçacak delik arayacak, emperyalistler ve işbirlikçileri öfkelenecektir. Hepsini göğüsleriz. Çünkü biz bu toplumun yüzde 99'unu oluşturan işçi ve emekçileriz. Birleşirsek karşımızdaki sermaye cephesinin kumdan kaleler gibi yıkıldığını görebiliriz.

    Programımız radikaldir, kesindir, nettir. Bu programda işçi için iş, aş, sağlıklı barınma, geleceğe umutla bakabilme vardır. Halkın geleceği üzerinde hiçbir kontrolünün olmadığı döviz, faiz ve borsanın dalgalanmalarına değil, alın teri ve el birliği ile kâr için değil ihtiyaç için yapılan üretime bağlı olacaktır.

    Bu program, ulusun üretici güçlerini bir avuç sömürücü azınlığın elinden alarak halka mâl edecek programdır. Mevcut düzende fabrikalar, bankalar ve devlet sermayenindir. Bizim programımızda ise fabrikalar, bankalar devletin, devlet de işçinin emekçinin olacaktır!

    Piyasa anarşisine karşı planlama: Özelleştirilen tüm kamu işletmeleri işçi denetiminde ve tazminatsız yeniden kamulaştırılsın!

    Bugün devlet ekonomiyi yönetmekten acizdir. Bu yöneticilerin kabiliyetsizliği ile ilgili değildir. Bu ekonomiyi sermayenin çıkarları doğrultusunda piyasanın anarşisine terk eden bilinçli politikaların sonucudur. Türkiye'nin dev kamu şirketleri (Tüpraş, Petkim, Erdemir, Tekel vb.) büyük sermayeye peşkeş çekilmiştir. AKP iktidarının çok övündüğü özelleştirmelerle devlet sanayi üretiminde sıfırlanmıştır. Sadece inşaat yapar olmuştur. Devlet bankaları birbiri ardına özelleştirilmiştir. Tam anlamıyla kamu bankası olarak sadece Ziraat Bankası kalmıştır. Dolayısıyla bugün iktidarın uygulamaya çalıştığı faiz ve kur politikaları ekonomiyi planlamaya değil ekonomiyi tamamen eline almış sermayenin tercihlerini etkilemeye yöneliktir sadece. Büyük depresyon koşullarında ve piyasa ekonomisi çerçevesinde bu umutsuz bir çabadan ibarettir.

    Krizden çıkış için öncelikle devlet ekonomiye doğrudan müdahale edebilir konuma gelmelidir. Bunun için stratejik sektörlerden başlayarak özelleştirilen tüm işletmeler işçi denetiminde ve tazminatsız yeniden kamulaştırılmalıdır. Bu şirketlerin geçmişteki gibi arpalık olmaması yolsuzluk merkezleri haline gelmemesi için işçi denetimi şarttır. Ayrıca yıllarca bu halkın sırtından milyarları gasp eden sermaye ödediği bedeli çoktan çıkarmıştır, bu milletin kamulaştırma karşılığında onlara ödeyecek tek kuruş tazminatı yoktur!

    AKP'nin hamaseti değil işçi emekçinin siyaseti: Dolar yasaklansın!

    En genel anlamıyla dövizdeki artışın ekonomiyi tehdit etmesinin başlıca sebebi özel sektörün 400 milyar doları aşan aşırı dış borcudur. İşçinin emekçinin ise ne bankada doları vardır ne de dolarla borçlanmıştır. Ancak dövizdeki artış yine de işçiyi emekçiyi vuruyor. Çünkü iğneden ipliğe zam geliyor, şirketler maliyet artışlarının faturasını ücretleri ve sosyal hakları kısarak, nihayet işten çıkartmalarla işçiye kesmeye çalışıyor. Dövizdeki dalgalanmalar ise para babalarının spekülasyondan milyarlar kazanmasını sağlıyor. Vatandaş döviz bürolarına koşup dolar bozdurduğunda (sattığında) ticaretin basit bir kuralı olarak bu dolarların birileri tarafından da alındığını unutmamalıyız. Peki, kim alıyor bu dolarları? Bir kaç puan düşen döviz, sonrasında cumhurbaşkanının tek bir sözüyle ya da başkanlık tartışmalarının alevlenmesiyle yeniden fırladığında milyarları ceplerine indirenler kimler?

    Bankalardaki tüm döviz hesapları emekçi halkın denetimine açılmak üzere şeffaflaştırılmalıdır. Halka çağrıların yapıldığı dönemlerde kimlerin ne kadar döviz stokladığı açığa çıkarılmalıdır. Dolar, Avro ve tüm döviz işlemlerinde serbestlik kaldırılmalıdır. Tüm döviz işlemleri devlet kontrolü altına alınmalıdır. Bir halkın kaderi para babalarının ve yabancı sermayenin kâr arayışının insafına terk edilemez.

    Türkiye Gümrük Birliği'nden çıksın! AB'ye hayır!

    Emperyalist Avrupa Birliği ile Gümrük Birliği anlaşması dış ticarette devletin kontrolünü ortadan kaldırmıştır. Türkiye'nin kronik dış açık sorununu Gümrük Birliği ile birlikte çözmek olanaksızdır. Gümrük Birliği ile Türkiye'de sanayinin dışa bağımlılığı artmıştır. İhracatta rekor kıran sektörler ara mallarının neredeyse tamamını ithal etmektedir. Dış ticaret haliyle daha güçlü olan emperyalist Avrupa sermayesinin lehine seyretmek zorundadır. Gümrük Birliği’nden fayda sağlayan, Türkiye'nin büyük sermayesidir, onların Türkiye'de ucuz işgücünü sömürüp Avrupa pazarına yüksek kârlarla mal satma olanağı yakalayan yabancı ortaklarıdır. Dış ticarette devlet tekeli olmadan bir ekonominin özgürce, emekçi halkın lehine planlanması mümkün değildir. Gümrük Birliği ve AB ile ilişkilerde göçmenler üzerinden yapılan kirli ve rezil pazarlıklar, içi boş tehditler bu toprakların insanının alnına kara leke çalmaktır. Gümrük Birliği’nden çıkmak ve AB'ye hayır demek, Kayseri pazarlığı ile değil, anti-emperyalist kararlılıkla olur.

    Gümrük Birliği’nden çıkmak ve AB'ye hayır demek, kapalı ekonomiyi savunmak anlamına gelmez. Kapitalistlerin serbest ticareti sermayenin sömürü serbestliğini garanti altına alır. Biz ise bölgesel çapta uluslararası sosyalist federasyonlar savunuyoruz. Büyük güçlerin emperyalist tahakkümünün yerine uluslararası sosyalist planlamayı yerleştiriyoruz. Bir yandan emperyalizmden kopma mücadelesi veren ulusların gücünün ve dayanışmasının artması için çabalarken her ulusun dış ticaretini kendi emekçi halkının çıkarları doğrultusunda düzenleyebilme hakkını savunuyoruz.

    Borsa kapatılsın! Sermaye hareketlerine devlet kontrolü! Sıcak paranın değil alın terinin hâkim olduğu bir ekonomi!

    AKP iktidarı 14 yıl boyunca ülke ekonomisini sıcak parayla yürüttü. Dış açıklarımızı yabancı sermayeye yüksek getiri sunarak kapattılar. Sıcak para geldiği sürece her şey iyiydi. AKP yüksek büyüme oranlarıyla övündü. Ama adı üstünde sıcak para bu. Kârı daha yüksek gördüğü ya da daha risksiz kazanç elde edeceğini düşündüğü anda kaçıp gidiyor. Ceremesini de halk ödüyor. Sermayenin gelip, kâr edip kaçmasına olanak sağlayan, sermayenin dev kumarhanesi borsa kapatılmalıdır. Geleceğimizi sıcak para ve borsa spekülasyonları ile heba etmeyecek, alın teri ile inşa edeceğiz!

    Çalışma hakkı dokunulmazdır: İşçi simsarlığı büroları kapatılsın! Kiralık işçilik, taşeron ve esnek çalıştırma yasaklansın! Tüm işçi ve emekçilere iş güvencesi!

    AKP iktidarı 2009 krizinin Türkiye'yi teğet geçtiğini söylemişse de gerçek böyle değildir. 2008-2009 yılları arasında tam 800 bin kişi işsizler ordusuna katılmıştır. Resmi genç işsizlik oranı yüzde 25'e çıkmıştır. Yani kriz faturası işten çıkarmalarla işçi sınıfına kesilmiştir. Teğet geçmek bir yana kriz emekçiyi can evinden vurmuştur. Bugün de adım adım işsizlik oranı yüzde 11'i geçmiş, genç işsizliği yüzde 20'yi aşmıştır.

    Sermaye yaklaşan krizde çok daha büyük bir işten çıkarma saldırısına hazırlanıyor. Bunun için hazırlıklarını ilerletti. Taşerona çözüm bulmadıkları gibi, taşeronluğu, esnek çalışmayı yaygınlaştırmaya devam ediyorlar. İşçi simsarlığı yapan Özel İstihdam Büroları ve Kiralık İşçilik Yasası ile hem işçi çıkartacaklar hem de yedek işsizler ordusunu etkin şekilde çalışan işçilerin ücretlerini düşürmekte kullanabilecekler. Kıdem tazminatının kaldırılması ise sırada... Özel İstihdam Büroları kapatılmalı, kiralık işçilik yasası kaldırılmalıdır.

    Çalışma hakkı temel bir haktır. Sermayenin kâr hırsına terk edilemez. İşten çıkartmak yasaklanmalı, işçi çıkartan işyerleri işçi denetiminde kamulaştırılmalıdır!

    Bankalar kamulaştırılsın! Emekçi halkın borçları silinsin! Tek bir devlet bankası!

    İşsiz kalmak işçiler ve emekçiler için bugün her zamankinden daha büyük bir tehdittir. Çünkü halk AKP iktidarının bilinçli politikalarıyla müteahhitleri ve para babalarını zengin etmiş, emekçiler ise boğazına kadar borca batırılmıştır. Kriz yılı 2009'da yüzde 30 seviyesinde olan hanehalkı borç yükünün harcanabilir gelire oranı bugün yüzde 50'yi geçmiş durumdadır. Bunun anlamı olası bir işten çıkartma dalgasının dün olduğundan daha büyük bir yıkım yaratma tehlikesidir.

    Özel sektörü ve bankaları kurtarmak için işsizlik fonunu yağmaladıkları gibi, varlık fonu kurarak ülkenin birikimini yine sermayeye peşkeş çekiyorlar. O da yetmiyor, karın tokluğuna çalışan işçiden zorunlu Bireysel Emeklilik Sistemi (soygunu) ile zorla para sızdırıyorlar. Kurtarılacak olanlar tefeci bankalar ya da bir avuç asalak patron mudur? Patronların iktidarı patronları kurtarmak istiyor elbet. Ama işçi sınıfının çözümü tüm bankaların kamulaştırılması. Tek bir devlet bankası ile ekonominin merkezi şekilde planlanmasıdır. Milletin ekonomik gücünün tek devlet bankasında yoğunlaşması ile birlikte emekçi halkın temel tüketim masrafları için oluşan ve ailesi ile birlikte başını sokacak bir ev almak için girdiği borçlar silinmelidir.

    Ne düşük ne yüksek faiz! Faizsiz düzen!

    Faiz yükselsin mi düşsün mü? Para babaları faiz yükselsin istiyor. Müteahhitler ise vatandaşa evleri satabilmek için düşük faizden yana. Bankalar her durumda kârının peşinde. Ne de olsa onlar için en iyi müşteri borcunu ödeyemeyip sürekli faiz ödemek zorunda kalan müşteridir.

    Emekçi halkın çıkarı ne düşük faizdedir ne de yüksek faizde. Düşük faiz, enflasyonu daha fazla arttırdığında ekmeği küçülen emekçi halk. Yüksek faiz yüzünden yatırımlar kısıldığında ise işsizlikle bedeli ödeyen yine emekçi halk. Emekçi halkın çıkarı faizin kaldırılmasındadır. Nedense hep bankaların faiz oranları ile aynı oranda kâr payı alarak güya faizsiz bankacılık yapıyoruz diyen din tüccarı tefecilere de karnımız tok. Modern tefeci bankacılık sisteminin toptan tasfiyesi şarttır.

    Emekçi halkın programını uygulamak için işçi emekçi hükümeti!

    Emekçi halkın krizden çıkış programı hiç şüphesiz ki bu programı uygulayacak bir iradeyi gerektirir. Bu irade sermaye iktidarı AKP ya da onun yancısı, milliyetçiliği Koç Holding'in çizdiği sınırların ötesine geçmeyen MHP olmadığı gibi bunların alternatifi de CHP başta olmak üzere sermayeci Amerikan muhalefeti olamaz. Emekçi halk patron partilerinden bağımsızlaşmak ve kendi siyasetini oluşturmak zorundadır.

    Daha önce kime oy vermiş olursa olsun tüm işçi ve emekçiler kendi menfaatlerini ön plana alarak bir bağımsız işçi ve emekçi cephesinde birleşmelidir. Sendikalarını ve işyerlerinde oluşturdukları öz örgütlenmelerini bu cephenin inşası için seferber etmelidir. Devrimci İşçi Partisi bu cephenin en aktif ve mücadeleci unsuru olacaktır. Hedef emekçi halkı krizden çıkarmak, tüm toplumu işçi sınıfı önderliğinde yeniden eşitlik ve özgürlük temelinde inşa etmek üzere bir işçi emekçi hükümetine yürümektir
  • Ellerin yurdunda çiçek açarken
    Bizim İl'e kar geliyor gardaşım.
    Bu hududu kimler çizmiş gönlüme?
    Dar geliyor, dar geliyor gardaşım.

    Gazel olmuş sıra sıra söğütler
    Dağ ardında unutulmuş şehitler
    Hürriyete seymen giden yiğitler
    İki gidip bir geliyor gardaşım.

    Üç aylık bebekler tutuldu taşa
    Düşmanlar geriden eyler temaşa
    Yaratan böylesin vermesin başa
    Zor geliyor, zor geliyor gardaşım

    Abdurrahim Karakoç
  • Turgut uyar demiş ki:
    - En iyi ben yenilirim;
    dosta, düşmana, aşka…

    Tomris Uyar demiş ki:
    - Biri geliyor,
    hayatımıza bir makas atıyor;
    o yaşadığımız bölüm,
    bütünün dışına düşüyor.

    Cemal Süreya demiş ki:
    - Kim istemez mutlu olmayı
    ama mutsuzluğa da var mısın?

    Edip Cansever demiş ki:
    - Özlemim sanadır,
    varsın kar yağsın, daha yağsın
    seni arındırıncaya kadar.

    Didem Madak demiş ki:
    - İnsan kaybolmayı ister mi?
    Ben işte istedim bayım.
    Uzaklara gittim
    Uzaklar sana gelmez, sen uzaklara gidersin
    Uzaklar seni ister, bak uzaklar da aşktan anlar bayım!

    Sabahattin Ali demiş ki:
    - Kaybedilen en kıymetli eşyanın, servetin, her türlü dünya saadetinin acısı zamanla unutuluyor da, kaçırılan fırsatlar asla akıldan çıkmıyor ve her hatırlanış da insanın içini sızlatıyor. Bunun sebebi herhalde “bu böyle olmayabilirdi” düşüncesi, yoksa insan mukadder telakki ettiği şeyleri kabule her zaman hazır.

    Tezer Özlü demiş ki:
    “ Haykırmak istediğim çok şey var. Büyük kayıplar yıkacak değil bizi. Açıkça birbirimizle konuşamıyorsak ben ağlamak, bağırarak ağlamak için bahçenin yeşillikleri gerisindeki odama geçiyorsam, biliyor musun, ne güzel ağıtlar içinde uyuyakalmak ? ”

    Oğuz Atay demiş ki:
    - Kelimeler albayım, kelimeler.
    bazı anlamlara gelmiyor.

    Attila İlhan demiş ki:
    çünkü ayrılık da sevdaya dahil
    çünkü ayrılanlar hala sevgili!

    Metin Altıok demiş ki:
    Öyle yalnızız ki bu panayırda
    Sevgimiz durmadan bir taşı ovar.
    Sevgilim aşk da uyar çevreye
    Ve kendine parlak bir yalan arar.

    Behçet Aysan demiş ki:
    Kırgınım, saçılmış
    bir nar gibiyim
    sessiz akan bir ırmağım
    geceden
    git dersen giderim
    kal dersen kalırım

    Nazım Hikmet demiş ki:
    Seni düşünmek güzel şey,
    ümitli şey,
    dünyanın en güzel sesinden
    en güzel şarkıyı dinlemek gibi bir şey…
    Fakat artık ümit yetmiyor bana,
    ben artık şarkı dinlemek değil,
    şarkı söylemek istiyorum…

    Hepsininde yüreğine sağlık.
  • 1

    Dünyanın dışına atılmış bir adımdın sen 
    Ömrümüzse karşılıksız sorulardı hepsi bu 
    Şu samanyolu hani avuçlarından dökülen 
    Kum taneleri var ya onlardan birindeyim 
    Yeni bir yolculuğa çıkıyorum kar yağıyor 
    Bir aşk tipiye tutuluyor daha ilk dönemeçte

    Çocuksun sen sesindeki tipiye tutulduğum

    Dönüşen ve suya dönüşen sorular soruyorsun 
    Sesin bir çağlayan olup dolduruyor uçurumlarımı 
    Kötü bir anlatıcıyım oysa ben ve ne zaman 
    Birisi adres sorsa önce silaha davranıyorum 
    Kekemeyim en az kasabalı aşklar kadar mahçup 
    Ve üzgün kentler arıyorum ayrılıklar için 
    Bir yanlışlığım bu dünyada en az senin kadar 
    Ve sen kendi küllerini savuruyorsun dağa taşa 
    Bir daha doğmamak için doğmak diyorsun 
    Ölümlülerin işi bir de mutlu olanların 
    Onların hep bir öyküsü olur ve yaşarlar 
    Bırakıp gidemezler alıştıkları ne varsa 
    Çocuksun sen her ayrılıkta imlası bozulan 
    Susan bir çocuktan daha büyük bir tehdit 
    Ne olabilir, sorumun karşılığını bilmiyor kimse 
    Kötü bir anlatıcıyım oysa ben ve ne zaman 
    Bir kaza olsa adı aşk oluyor artık 
    Aşksa dünyanın çoktan unuttuğu bir tansık 
    Seni bekliyorum orda, o kirlenen ütopyada 
    Kirpiklerime düşüyorsun bir çiy damlası olarak 
    Yumuyorum gözlerimi gözkapaklarımın içindesin 
    Sonsuz bir uykuya dalıyorum sonra ve sen

    Hiç büyümüyorsun artık iyi ki büyümüyorsun 
    Adınla başlıyorum her şiire ve her mısrada 
    Esirgeyensin bağışlayansın, biad ediyorum. 
    Çocuksun sen ve bu dünya sana göre değil

    2

    Çocuksun sen sesinin çağlayanına düştüm 
    Bir çiçeğe tutundum düşerken, ordayım hâlâ 
    Sallanıp durmaktayım bir saatin sarkacı
    Nasıl gidip geliyor gidip geliyorsa öyle 
    Zaman benim işte, nesneleşiyor tüm anlar 
    Dursam ölürüm paramparça olur dünya

    Çocuksun sen sesinin çağlayanına düştüğüm

    Uçurum diyordun bir aşk uçurum özlemidir 
    Bırakıyorum öyleyse kendimi sesinin boşluğuna 
    Tutunabileceğim tüm umutları görmiyeyim için 
    Gözlerimi bağlıyorum geceyi mendil yaparak 
    (Gözlerim bir yerlerde daha bağlanmıştı, bunu 
    Unutmuyorum unutmuyorum unutmuyorum hiç)
    Bir rüzgâr esse ellerin fesleğen kokuyor 
    Kırlangıçlar konuyor alnına akşamüstleri 
    Bu yüzden bir kanat sesiyim yamaçlarda 
    Üzgün bir erguvan ağacıyla konuşuyorum 
    Ayrılığın zorlaştığı yerdeyim ve dalgınlığım 
    Bir mülteci hüznüne dönüyor artık bu kentte

    Çocuksun sen alnına kırlangıçlar konan

    Bir bulutun peşine takılıp gittiğimiz yer 
    Okyanus diyelim istersen ya da sen söyle 
    Batık bir gemiyim orda, seni bekliyorum 
    Upuzun bir sessizliğim fırtınalar patlarken 
    Gövdem köle tacirlerinin barut yanıkları içinde 
    Ve gittikçe acıtıyor yaralarımı tuzlu su

    Çocuksun sen, büyümek yakışmazdı hiç 
    Gülüşünün kokusuyla yeşerdi bu elma ağacı 
    (Soluğunun elma kokması bundandı belki)
    Bir elma kokusuna tutundum düşerken 
    Sallanıp durmaktayım bir saatin sarkacı 
    Nasıl gidip geliyor gidip geliyorsa öyle

    Çocuksun sen, çocuğumsun