Ürdün Kralı Abdullah 1948 savaşındaki ihaneti nedeniyle 1951'de bir Filistinli tarafından Mescid-i Aksa'da öldürülmüştü; siyonist liderlerle gizli ama çok yakın ilişkisi olan kralın Filistinlilere ihaneti hakikaten büyüktü. 1970'te Ürdün Ordusu, rejimi koruyabilmek için, adeta devlet içinde devlete dönüşen Filistinlilere Savaş açıp binlerce fedaiyi öldürmüş ve tarihe Kara Eylül olarak geçen bu çatışmanın ardından feda ile ülkeyi terk etmek zorunda kalmıştı. GAZZE GEÇMİŞTEN GÜNÜMÜZE DİRENİŞİN TOPRAĞI / Sayfa 129
Sevgim acıyor kimi sevsem kim beni sevse..
Mutsuzluktan söz etmek istiyorum Dikey ve yatay mutsuzluktan Mükemmel mutsuzluğundan insansoyunun sevgim acıyor Biz giz dolu bir şey yaşadık Onlar da orada yaşadılar Bir dağın çarpıklığını bir sevinç sanarak En başta mutsuzluk elbet ..... Kahkahası gün ışığına vurup da ötede beride yansımayan Yani birinin solgun bir gülden kaptığı firengi .... Bütün söz vermelerin tarihçesi sevgim acıyor Yazık sevgime diyor birisi Güzel gözlü bir çocuğun bile o kadar korunmuş bir yazı yoktu Ne denmelidir bilemiyorum sevgim acıyor Gemiler gene gelip gidiyor Dağlar kararıp aydınlanacaklar Ve o kadar Tavrım bir şeyi bulup coşmaktır Sonbahar geldi hüzün Kış geldi kara hüzün Ey en akıllı kişisi dünyanın
Sayfa 546 - Acıyor·Kitabı okudu
Şiir
Tatil planı hazırsa sıra okuma listenizde!
Bu yaz yanınızdan ayırmak istemeyeceğiniz kitapları sizin için bir araya getirdik. 💬 Siz olsanız bu listeden hangisiyle başlardınız?
Dönemin Başbakanı Bülent Ecevit hükümetince Ege Ordu Komutanı Kenan Evren, Kara Kuvvetleri Komutanlığına getirildi ve Genelkurmay Başkanlığı yolu böylece açılmış oldu... "Tombala"dan Genel Kurmay Başkanı olan Kenan Evren, o zamana kadar "sosyal demokrat" ve "ortanın solunda" bilinir ve bu yüzden CHP Genel Başkanı Bülent Ecevit'in himâyesinde oraya çöreklenmişken, 12 Eylül 1980'de darbe yaptı... Şöyle koltuğun kenarına ilişmiş bir hâli varken, içinde bulunulan şartlarda memleket ahalisinin kendisine açıktan gülememesi ve yağcı takımının şakşakları arasında "ben de fena değilim!" havasına girdi ve sonradan büsbütün maskara edilecek bir şahsiyet çizgisinin başlangıcında bütün partileri kapatarak "Devlet Başkanı" oldu... "Devlet Başkanlığı"nın başlıbaşına bir sistem olduğundan habersiz ve "Devlet Başkanı"nı "devletin başındaki adam" sanan bir komikliği sergilerken, bunu böylece görecek göz olmaması şeklinde bir "milli komikliğin" de ifşacısı oldu... Sonra... Cumhurbaşkanlığı süresi bitip Marmaris'e çekilmişken, Ak-Doğuş ve Karar dergilerindeki Atatürk alehytarlığı vesilesiyle İBDA'ya bulaştı ve çarpıldı... O gün bugündür, sökük ve dökük bir korkuluk hâlinde öte dünyaya gitme eşiğinde yaşamaktadır... Tabiî, diktatör haşmeti ile yaşadığı günlere nisbetle buna yaşamak denirse!..
Sayfa 535 - Ağustos 1994, “NOKTAYI GÖRDÜNÜZ MÜ?”, Vâridât: Noktalamalar, İbda Yay.
Mütefekkir Salih Mirzabeyoğlu
Bu düşüncelerle hayatı bir zehir oldu.Ne yapsa bu kara düşüncelerden benliğini kurtaramıyor
Dinlenmek için çıktığı seyahatten Eylül sonlarına doğru daha yorgun ve bitkin olarak Kahire'ye döndü. Damadı Muhittin Bey'e yazdığı 27 Eyül 1935 tarihli mektubunda, "Ben çok ihtiyarladım, çok zayıfladım. Hiç dermanım yok. Tebdil-i havadan hiç müstefit olamadım. Bakalım Allah ne gösterecek?" diyecektir¹⁸⁶. Aralık 1935'te çekilen bir fotoğrafını Abbas Halim Paşa'nın kızı Prenses Emine Hanım'a gönderirken arkasına şunları yazacaktır: Şu serilmiş görünen gölgeme imrenmedeyim... Ne saadet, hani ondan bile mahrumum ben. Daha bir müddet eminim ki hayatın yükünü, Dizlerim titreyerek çekmeye mahkumum ben. Çöz de artık yükümün kördüğüm olmuş bağını, Bana çok görme, İlâhî, bir avuç toprağını!.. Muhtemelen aynı fotoğrafı bir başka dostuna gönderirken arkasına başka bir kıta yazacaktır. Bunlar ölümün ayak seslerini duyan şairin kendisiyle son latifeleşmeleri, dostlarına son işaretleri gibidir: Hepsi göçmüş, hani yoldaşlarının hiçbiri yok! Sen mi kaldın, yalınız kafileden böyle uzak? Postu sermekse merâmın yola, serdirmezler; Hadi, gölgenle beraber silinip gitmene bak. Memleketine olan hasreti iyice artmıştı. Mısır'da ölmekten, orada kalmaktan da korkuyordu. Nihayet 1936 yaz başında (17 Haziran) İskenderiye'den bindiği vapurla İstanbul'a döndü. Tabiri caizse naaşını alıp vatanına gelmişti. Eşref Edip'in naklettiğine göre karşılayanlardan birinin "nasılsınız Üstad?" sorusu üzerine. "İşte gördüğünüz gibi, canlı cenaze" diyecektir¹⁸⁷. Karşılamaya gelenler, muhtemelen takipten çekindikleri için iki elin parmakları kadardı. Orada bulunanlardan biri, o yıllarda Askeri Tıbbiye talebesi olan Fethi Tevetoğlu anlatıyor: "17 Haziran 1936 Çarşamba günü, bir Mısır-İngiliz kumpanyasına ait, Mısır bandıralı, beyaz renkli Muhammet Ali el-Kebir gemisi ile Galata Rıhtımı'na yanaşmıştı. Geminin
Sayfa 137 - İstanbul Zaim Üniversitesi Yayınları
Tarih
Ateşi bol olsun
Kara Eylül olaylarında Ürdün'de 7.000'den fazla Filistinli hayatını kaybetti. 1976 yılına gelindiğinde Hafız Esed Lübnan'da Hristiyan Falanjist milisler ile ittifak yaparak Filistinlilere ait mülteci kamplarına saldırdı ve binlerce Filistinlinin katledilmesine ordusuyla birlikte iştirak etti. 1985 yılında da yine Esed'in destek verdiği Emel Örgütünün kuşattığı mülteci kamplarındaki Filistinliler, İslam alimlerinden kedi-köpek yemek için fetva istemişler, bu fetvanın verilmesi sonucu kedi-köpek yiyerek hayatta kalmışlardır.
Sayfa 86 - İz·Kitabı okudu
Alıntı