Sen bu hayatın neresindesin?
Kimsin lan görmesin bilmesin diye içinde sakladıklarından yoruldum sana ait olmadığı halde omuzlarındaki ağırlıklardan ve sorumluluklardan yoruldum zayıf görünmemek için güçlü olmaktan yoruldum herkes hayatını kafasına göre yaşarken sen birileri mutlu olsun diye çabalamaktan yoruldum üzülmesinler diye susmaktan acını anlamasınlar diye göz yaşlarını saklamaktan yoruldum Ne kendinle savaşın bitti ne de çevrendeki insanların senden beklentileri sen kendi huzurun damlasıyla yetinmeye onları da senden hep bir şeyler istemeye alıştırdın seni her gün karşılarında hazır bulanlar için ayakta durmaktan yoruldum peki kaldı mı enerjin seni anlamayanlar için var mı hala nefesin evet sana soruyorum sen bu hayatın neresindesin şunu da bil ki hiçbir şey için geç kalmış değilsin bu olgunluk bu durgunluk ve bu yorgunluk artık yeter. Unutma ki sen de en az değer verdiklerin kadar özel ve en az hayatın kendisi kadar değerlisin....
Sayfa 193·Kitabı okudu
İnsan ve Duygular
Birisi geldi; bir dostun, bir sevgilinin kapısını çaldı; sevgilisi, kimsin a güvenilir er dedi. Adam, benim deyince, git dedi; şimdi çağı değil; böylesine sofrada ham kişinin yeri yok. Ham kişiyi aynlık ateşinden başka ne pişirebilir; ikiyüzlülükten ne kur­tarabilir? O yoksul gitti; tam bir yıl yollara düştü; sevgilinin ayrılığıyla kıvılcımlar saçarak cayır-cayır yandı. O yanmış-yakılmış kişi pişti; olgunlaştı. Geri geldi, gene sevgilinin evi­nin çevresine düştü. Yüzlerce korkuyla, yüzlerce defâ edebi gözeterek kapının halkasını çaldı; ağzından edebe aykırı bir söz çıkacak diye de korkup duruyordu. Sevgilisi, kapıdaki kim diye bağırdı. Adam, a gönüller alan dedi, kapı­daki sensin. Sevgilisi, mâdeni ki bensin, gel, içeriye gir dedi; ev dar, iki kişi sığmıyor.
"Sen de kimsin?" diye sordu adam. "Ben... Ben benim," diye kekeledi Elizabeth, hâlâ telaşlıydı. "Ah, kesinlikle sen... Sensin. Sanırım denizden öylece çıkageldin, kum tepelerini aştın... Ölüler dünyasında ismi olmayan birisin."
Sayfa 367·Kitabı okudu
Alıntı
https://odessayayinevi.com/product/bozkurt-donencesi-1/
GATA'nın rehabilitasyon merkezi bölümündeki fizik tedavi salonunda herkes kendi hareketlerini yapıyor ve bir yandan da sohbet ediyorlardır. Tomris: Banuhan, dizi bitiyor mu? Banuhan: Biri biterken öbürü başlıyor. Tomris: Hayırlısı, ben seviyordum bu diziyi. Bahadır: Ben de seviyordum. Banuhan: Ay, sen sevmesen hatrım kalırdı. Hem sen söyle, projeler ne alemde? Bahadır: Çalışıyoruz. Banuhan: Bana yazdığın kadar kod yazsaydın şimdiye bin kere bitmişti. Tomris: Doğru vallahi. Bahadır: Yan gazi, yan. Tomris: Gaziyan demişken, arkadaşlara benden selam söyle. Bahadır: Güvenlik nedeniyle görüşemiyoruz. Tomris: Nedenini sormuyorum. Bahadır: Sorma. Tam o sırada, Fatih salona girdi. Yüzündeki gülümseme, diğerlerini de rahatlatıyordu. Fatih: Selam, arkadaşlar. Herkes nasıl?
odessa yayınevi·Kitabı okudu
Alıntı
Egemen olma bile kamuoyuna bağlı olduğunda kölece bir şeydir. Çünkü önyargılarla yönettiğin kişilerin önyargılarına bağlısın; onları hoşuna gittiği gibi yönetebilmen için, onların hoşuna gittiği gibi davranman gerekir. Onlara yalnızca düşünce biçimini değiştirmek düşüyor, ama sen davranış biçimini değiştirmek zorunda kalacaksın. Sana yaklaşanlar, senin yönettiğini sandığın halkın ya da seni yöneten gözdelerin ya da ailenin görüşlerini veyahut senin kendi düşüncelerini yönetmeyi bilmek zorundalar; o vezirler, o nedimler, o papazlar, o askerler, o uşaklar, o dedikoducu kadınlar, hatta çocuklar, sen bir dahi Themistokles olsan da, sana ordularının ortasında bir çocuk gibi davranacaklardır. Boşuna uğraşıyorsun; senin gerçek otoriten gerçek yetilerinden daha uzağa gitmeyecektir. Başkalarının gözleriyle görmek gerektiği anda, onların iradeleriyle istemek gerekir. Benim halklarım benim uyruklarımdır, diyorsun gururla. Peki, ama sen kimsin? Vekillerinin uyruğusun; o zaman, vekillerin kimler? Onlar da memurlarının, metreslerinin uyrukları, uşaklarının uşakları. Her şeyi alın, her şeyi zorla ele geçirin, sonra parayı bol bol savurun, bataryalar, darağaçları, işkence çarkları kurun, yasalar, fermanlar çıkarın; casusları, askerleri, cellatları, hapishaneleri, forsaları çoğaltın; zavallı küçük insanlar, tüm bunlar ne işinize yarar? Bunlarla ne daha iyi hizmet edilmiş, ne daha az soyulmuş, ne daha az aldatılmış, ne daha eksiksiz olursunuz. Her zaman, “Biz istiyoruz” diyeceksiniz ama daima başkalarının isteklerini yerine getireceksiniz.