Her dilenci iki yüzlü olur; tıpkı bir eksiklikten, bir sıkıntıdan (kişisel ya da kamusal) kendine bir meslek yaratan herkes gibi. - Dilenci bu eksikliği, geçimini dilencilikten kazanmak istiyorsa, duyumsatmak zorunda olduğu biçimiyle duyumsayamıyordur çoktandır.
“Kademe kademe arazi satışları arttıkça Musevi liderler kendilerine ait bir devlet için baskı yapmaya başlamışlar ve Araplar Musevi istilasından korkmaya başlamışlardı. Çoktan 30.000 köylü Arap yani kırsal nüfusun dörtte biri arazilerin Yahudilere satılması ve birçok Arap arazi sahiplerinin başka ülkelerde olmasıyla evlerinden çıkarılmışlardı. Filistin kentlerindeki aileler fakirleşmişler ve birçoğu yeni gelen Yahudilere evler inşa ederek para kazanmaya başlamışlardı. 1930'ların ortalarında Arap liderler Yahudilere arazi satmanın devlete karşı ihanet olduğunu ilan etmişlerdi. Ayrı bir Musevi devletine karşı çıkıyorlar ve gittikçe artarak, İngilizlerin Filistin'den çıkmalarını istiyorlardı..”
Hayaline yaklaştıkça, işler daha güçleşiyordu. Yaşlı kralın "acemi talihi" adını verdiği şey artık olmuyordu. Şimdi, kendi Kişisel Menkıbesinin peşine düşmüş kimse için diretme ve cesaret sınavının söz konusu olduğunu biliyordu. Bu nedenle acele etmemeli, sabırsızlık göstermemeliydi. Yoksa Tanrı'nın yoluna dizdiği işaretleri göremeyebilirdi.
Fikirlerinin peşinden giderken genellikle inatçıdır, bildiğini okur ve etkiye kapalıdır. Kişisel etkiye açıklığı buna tuhaf bir şekilde zıttır. Hiç arzu edilmeyen öğelere kendini maruz bırakması için, kişinin görünüşte masum olduğuna ikna olmalıdır. Bu öğeler onu bilinçdışından yakalar. Fikirlerinin peşinden gitmesi için huzur içinde bırakılabilirse ancak kendisine çok aşağılayıcı şekilde merhametsizce davranılmasına, sömürülmesine fırsat verir. Arkası dönükken ne zaman yağmalandığını ve pratikte yanıldığını anlamaz.