Türk Edebiyatının ilk realist romanıdır..
Recaizade Mahmut Ekrem, bu kitapta aslında bir “araba merakı” anlatmıyor; insanın gösterişe kapılmasını, kendini kandırmasını ve gerçek hayattan kopuşunu çok ince bir mizahla işliyor. .
Bihruz Bey, romanın merkezindeki karakter, dışarıdan bakıldığında zengin, şık, modern görünmeye çalışan biri…
ama iç dünyasına baktığında, hayal ile gerçek arasına sıkışmış bir adam görüyorsun.
Onun o yapay tavırları, Fransızca sevdası, şatafat merakı aslında büyük bir boşluğun örtüsü gibi.
Bihruz Bey aslında kötü biri değil. Sadece ne olduğundan çok neye “benzemek” istediğini biliyor..
Bu da onu hem komik hem de hüzünlü bir karakter yapıyor.
Zenginliği zevk sanan, gösterişi mutluluk zanneden, bir beğeni uğruna kendini bile unutan bir insan…
Güzellik, aşk, para, şöhret derken, romanın içinde “gerçek” neredeyse yok gibi.
Bihruz Bey’in yaşadığı aşk bile kendi hayal dünyasının süslenmiş bir versiyonu.
Bir yanıyla ona gülüyorsun, diğer yanıyla içten içe üzülüyorsun.
Çünkü fark ettiğin şey şu:
Kendini kandırmak bazen en ağır yanılgıdır. .
İnsan, başkalarına görünmek için yaşadığında, kendi hayatını kaçırır.
Dönemin toplumsal yapısını eleştiren bir eser olmaktan çok, insanın zaaflarını gösteren bir aynaydı. .
Görünmek için yaşarsan, gerçek seni en sonunda sessizce terk eder.