Aşk-ı Duygu …
Berna Moran’a göre Aşk-ı Memnu, “Topluma değil, bireye ve bireyler arası ilişkiye dönük bir romandır. Uşaklıgil, somut ve tek olan bir evliliğin belirli koşullar altında nasıl işlediğini, belli insanların arasındaki ilişkiler örgüsünün niteliğini ve gelişmesini anlamaya ve anlatmaya çalışır.” şeklinde özetlemiş bir nevi.
Ziya Uşaklıgil, Berna Moran’ın tabiri ile “kurulmuş bir denklemin çözümünü gösteriyor.” ben ne anladım ? Şöyle ki, karakterlere, olay örgüsüne tabii ki döneme göre kurgunun gidişatı en başından sonuna göz kırpıyor. Karakterler duygularını o kadar derin ve bir büyük anlamla yaşıyor ki insan durup kendi duygularını düşünüyor. Ben aşkı, sevgiyi, sevgisizliği ve en önemlisi bence, dibe çöküşleri ne derece yaşadım. Kendime ne kadar müsaade ettim, bir kenara mı bıraktım, içimde çok derinlere mi gömdüm ?
Karakterlerin her biri kendi içinde bir duyguyu bazen birden fazla duyguyu kendi içinde dışarıya bir nebze olsun yansıtmadan atlatmaya çalışıyor.. Firdevs Hanım dışarıdan ketum, şatafata önem veren bir insan olarak görünüyor olsa bile kendi içinde birçok fırtınadan sağ çıkmayı başarmış.
Bihter zaten başlı başına bir yıkım, enkaz.. Sevgiyi, sevmeyi ve sevilmeyi arzulayan ve bunu da çok yanlış yerlerde bulmaya çalışan bir kadın …
Peyker ve Bihter’in, Firdevs Hanım ve Matmazel’in, Adnan Bey ve Behlül’ün, Nihat ve Adnan Bey’in, Beşir ve Behlül’ün, Nihal ve Cemile’nin… karakterlerin birbiriyle tezatlığı da bence romanın gidişatını gözler önüne seriyor. Adnan Bey ne kadar kızından birkaç yaş küçük biriyle evlenmiş olsa bile Behlül kadar acımasız, eğlenme yolunda giden her yolu mübah görmüyor. Firdevs Hanım için şatafat, mal mülk, giyim kuşam ne kadar önem arz ediyor ise, Matmazel bir o kadar maneviyat ve iç huzuru temsil ediyor. Nihal açılmamış bir