Diziyi 4 kere bitirmiş biri olarak diyebilirim ki kesinlikle bir de kitabına şans vermelisiniz, olaylara birde o dönemden bakmak çok başka, ayrı bir zevkti.
Yasak Aşk
Behlül ile Bihter'in aşkı. Bu bir aşk değil, ihtiyaçlar doğrultusunda oluşan aşk(!)
Behlül'ün cinsel ve kadın ihtiyacı. Bihter'in gençliğine ve güzelliğine yakışır bir erkeğe sahip olma isteği, ihyacı.
Bu kitap da bir kez daha kitaplardan dizi olamayacağını görüyoruz. Çünkü o kadar farklı ki. Bihter'in kendini vurması. Nihal'in , Behlül'ü değil. Behlül'ün, Nihal'i sevmesi, istemesi ve daha fazlası.
O yüzden kitaplar daha sıcak daha gerçekçi ve daha güzel.
Aşk-ı Memnu, Türk edebiyatında Batılı anlamda yazılan en başarılı romanımızdır. Kitabın yazarı Halid Ziya, Servet-i Fünun döneminin en büyük romancılarındandır. O kadar güzel bir kitap ki! Bence kesinlikle diziyi izlemekle kalmayın. Kitabını da okuyun. Çünkü ne kadar kitaptan uyarlansa da birtakım değişiklikler yapılmış dizide. Bence okurken hem yaşanan dönemin içine giriyorsunuz hem de karakterlerin gerçek kimliğini daha iyi anlıyorsunuz
Uşaklıgil ve devrinin diğer sanatçıları sosyal ve siyasi meselelere dokunamamışlardır. Bunun nedeni yaşadıkları dönemdeki baskılardır. Bu baskılarında etkisiyle onlar insan zihnine yönelmeyi tercih etmişlerdir. Mai ve Siyah ile Aşk-ı Memnu’da hayal kırıkları yaşayan insanların ruh tahlilleri başarılı bir şekilde yapılmıştır. Aşk-ı Memnu romanına bakacak olursak bu romanda benim gördüğüm en canlı taraf yaratılan karakterlerin yanı sıra Uşaklıgil’in bu karakterleri bize tarafsız bir şekilde ve tüm yönleriyle vermesi oldu. Adnan Bey eşi ölmüş, 2 çocuk sahibi, zengin orta yaşlı bir adamdır. Batılı tarzda döşenmiş , içerisinde bir mürebbiye ve hizmetçileri olan bir yalıya sahiptir. Adnan Bey, kendinden yaşça küçük olan Bihter ile evlenmek ister. Bihter, Firdevs Hanım’ın kızıdır. Bu aile Melih Bey Takımı olarak anılır. Ailenin diğer üyesi Bihter’in kız kardeşi Peyker ve eşi Nihad Bey‘dir. Romanda bize bu aileyle ilgili yeterince bilgi verilmiştir. Bilmemiz gereken önemli noktalara değinelim. Bunların ilki romanda da sürekli tekrarlanacak olan mesele Bihter’in annesi gibi olmaktan korkmasıdır. Bir diğeri bu iki kızın ve annelerinin arasında bitmek tükenmek bilmeyen bir savaş olmasıdır. Bihter’in annesi yaşını almış fakat yaşından hiç memnun olmayan, sürekli genç gibi hisseden, öyle giyinen ve davranan, hafif meşrep bir kadındır. Bihter fiziksel olarak annesine, Peyker ise babasına benzemektedir. Bihter annesine benzemekten o kadar rahatsızdır ki bu yüzden Peyker’i kıskanır hatta babasına benzemek için daha az güzel olmayı bile istemiştir. Bihter yalnızca fiziksel olarak değil kişisel özellikleriyle de annesine benzemek istemez onun gibi olmaktan hep korkar. Adnan Bey’in evlilik isteği herkesçe garipsenmiştir çünkü Bihter ile aralarında epey yaş farkı vardır. Fakat Adnan Bey
”Bilir misin azizim? Ağlamamak için gülüyorum…”
Aşk-ı Memnu; bu aşk,Bihter’in aşkı,Behlül’ün göze alamadığı yasak aşkı…
Evet çoğumuz dizisini izledik.Diziden çok farklı öncelikle belirtmek istiyorum.Ön yargı ile başladığım kitabı son sayfalara kadar;acı,hüzün,keder bir o kadar da keyifle bitirdim…
Kitap işte sonunda bu acı etkiyle bitiyor…Kitap kapanırken duyulan şiddetli heyecanlar,derin tutkusu ile insan şaşırıp kalıyor…
Kitapta Behlül karakteri daha bir iğrenç…Yazarın;Nihal’in derin bir şekilde çocukluğuna inip,onun aslında şımarık bir genç kız değilde,annesiz kalıp o kadar insanın içinde yalnız kalmasına değinmesi.
Ve Bihter…Annesinin karakter ve yaşam tarzından nefret edip,ona benzememek ve bir inat uğruna yaptığı evlikte;kocası,sadakati ve yasak aşkı arasında sıkışıp kalarak geçirdiği buhranlarını detaylı bir şekilde okuyacaksanız…
Ben bu kitabı @canyayinlari ndan okudum.Günümüz Türkçesi ile yazılmış olup okuması oldukça kolaydı.Ancak çok fazla betimlemeler var.Ve kitap Mehmet Rauf’un son sözleriyle ve kitap hakkındaki görüş ve eleştirisi ile bitiyor.Harikaydı…
kitaplarla ve sevgiyle kalın…
”“Demek bütün bir hayat işte bir hatanın kurbanı oluyordu…”
”“Hayat bu muydu…? İki kalbi kendi hallerine bırakmamak bu hayatın zalim bir yasası mıydı…?”
NrgnbknE. son olarak bana bu güzel yolculukta eşlik eden sevgili kitap dostlarıma sonsuz teşekkürler sunuyorum:)
Aşk-ı MemnuHalid Ziya Uşaklıgil · Can Yayınları · 202122,8bin okunma
aşk-ı memnu kitabını okurken kafamda ister istemez dizi canlandı ve beklentim dizi senaryosundaki gibi kurguydu ancak çok daha farklı, psikolojik tahlillerin çok iyi yerleştirildiği, özellikle bihter ve nihal'in düşüncelerini içselleştirebildiğim bir kitap oldu.
Aşk-ı MemnuHalid Ziya Uşaklıgil · Can Yayınları · 202122,8bin okunma
Malum dizisinden hikayesini çoğumuzun az çok bildiği bir kitapla geldim bugün. Klasik dizi girişlerinde söylendiği gibi Halid Ziya Uşaklıgil'in ölümsüz eseri: Aşk-ı Memnu.
Kitabı @canyayinlari nın günümüz türkçesine uygun olarak sadeleştirilmiş baskısından okudum. Böyle yaptığıma da çok memnunum çünkü bilmediğim kelime sayısı fazla olunca istemsiz olarak soğuyorum kitaptan.
Kitap ilk andan itibaren anlatım stili ve 1800'lerin sonunda İstanbul betimlemeleriyle beni içine çekti. Okuması kolay olduğundan akıp gitti ancak bir süre sonra Nihal'i ve onun ruhunun çelişkilerini ve kırılganlığıni okumaktan çok yoruldum. Belki dizi nedeniyle önyargılıyımdir diye kendime Nihal'i sevmek için bir şans vermek istedim. Ama yok, olmadı. Halid Ziya'nın belli ki daha yazarken aşık olduğu bu karaktere ben asla ısınamadım. Bununla birlikte Bihter o kadar çok ilgimi çekti ve o kadar karmaşıktı ki keşke yazar Nihal'i yazarken gösterdiği özeni Bihter'e de gösterseymiş dedim. Behlül bildiğiniz çapsız Behlül. Her anında karakterin vurdumduymazlığından bencilliğinden tiksindim. Sonuç olarak dizi uyarlama açısından oldukça başarılı ancak Halid Ziya'nın olaylara bakış açısını anlayabilmek için ve o müthiş anlatımını ve romantik betimlemelerini deneyimleyebilmek için okunmalı. Aşk-ı MemnuHalid Ziya Uşaklıgil
Dizisini defalarca izlediğim bu eseri 2. Kez okudum ve lise yıllarımda okuduğumdan çok başka şeyler gördüm. Dizisini de ne zaman izlesem farklı bir detay yakalarım.
Kitapla dizisi arasında büyük benzerlikler olsa da çok da fark var. Örneğin dizide Nihal'in çocukluktan beri Behlül'e aşık olduğunu görüyoruz ama kitapta tam aksine Behlül ihanetin korkaklığından Nihal'e sığınıyor aşık gibi görünüyor. Behlül ve Bihter aşkı kitapta çok yoğun işlenmemiş. Sürekli aile üyelerinin büyüme, eğitim gibi süreçleri anlatılıyor. Kitapta eski türkçe kelimeler çok yoğun olduğu için okumayı biraz zorlaştırabiliyor.
Elbette bu eser sadece bir yasak aşk hikayesi değil; toplum baskısı, ahlak anlayışı, yalnızlık ve kadınların sıkışmışlığı üzerine güçlü bir eleştiri. Bihter’in yaşadığı iç çatışma, beklediği sevgiye ulaşamaması ve toplumun onu sürekli yargılaması romanı dramatik bir sona sürüklüyor. Tıpkı dizide olduğu gibi.
Bihter'in annesiyle olan rekabeti çok gerçekçi.
Psikolojik olarak en büyük korkusu Annesi gibi olmak.
Kocasını aldatmak...
Annesini hem küçümser hem de ondan nefret edecek kadar çok etkilenmiştir. Annesinin erkekler üzerindeki gücü Bihter’de kıskançlık, utanç ve öfke karışımı bir duygu yaratıyor.
Halid Ziya'nın dili çok zarif ama duygu yoğunluğu çok yüksek. Karakterler sahici ve derin. Özellikle Bihter’in psikolojisi çok güçlü veriliyor. Kitap, aşkın sadece tutku değil, aynı zamanda yıkım getirebileceğini gösteren unutulmaz bir klasik. Dizisi de kitabı da bende çok başka yerde. Bu eser gerçekten ölümsüz.
Aşk-ı MemnuHalid Ziya Uşaklıgil · Can Yayınları · 202122,8bin okunma
Kitapta aşk sanılan şeylerin gerçekte neler olduğu gösteriliyor. Bencillik, hırs, korkaklık, yalnızlıkların getirdiği bir facia işleniyor. Karakterlerin her biri suçlu olsa da ben en çok Adnan'a kızdım. Çapkınlığıyla ünlü yeğenini kendi genç karısından kıskandığı için kızıyla evlendirmeye razı oluyor. Sırf gençliği ve güzelliği nedeniyle evlendiği Bihter'e ise gerçekte hiç değer vermiyor, duygularını umursamıyor...
Kitabın anlatımı ise epey akıcıydı. Olaylar dağınık olsa da çabucak bitiyor. Karakterlerin ruh halleri iyi işlenmişti.
Kitabı okumayan okumasa bile dizisini izlemeyen kimse yoktur sanırım. Ben diziyi izlemeyen sayılı kişilerden birisi olarak geçte olsa kitabını okuyabildim. Severek okuduğum hoşuma giden bir eser oldu. #tatkaçıran# Okuyan çoğu kişinin aksine Bihter için çok üzüldüm. Gördüğüm kadarıyla herkes olmasa bile genel olarak bir çok kişi Bihter i suçlu bulurken Adnan beye üzülüyor. Ama bende kitapta olaylar için sorumlu tutulacak tek kişi Adnan beydi. Zavallı Bihter cesareti olmayan aklı bir karış havada olan bir adam kendini feda etti. Nihal şımarık aşırı itici gıcık bir karakterdi bana göre. Her istediğinin yapılmasını bekleyen şımarık henüz büyümemiş bir çocuk. Bihter dışında başka kimseye üzülüp sevemedim açıkcası. Ama keyifli güzel bir kitaptı . İlk fırsatta dizisini izleyip kitapla arasındaki farkları karşılaştırmak istiyorum.
Aşk-ı MemnuHalid Ziya Uşaklıgil · Can Yayınları · 202122,8bin okunma
Halid Ziya Uşaklıgil, Servet-i Fünûn ve cumhuriyet dönemi Türk romancı ve yazardır. Bazı edebi yazılarını Hazine-i Evrak dergisinde Mehmet Halit Ziyaeddin adıyla yayımlamıştır. Servet-i Fünun edebiyatının en büyük nesir ustası kabul edilir. İlk büyük Türk romanı olarak kabul görmüş Aşk-ı Memnu'nun yazarıdır.
Aynı zamanda Osmanlı İmparatorluğu'nun Sultan Reşat devri Mabeyn Başkatibi (1909-1912), ve Ayan Meclisi üyesidir.
İstanbul'un Eyüp semtinde doğdu. Babası halı tüccarı Halil Efendi, Uşak'tan İzmir'e göçmüş varlıklı bir ailedendi. Halit Ziya, o sırada İstanbul'a yerleşmiş olan Halil Efendi ile Behiye Hanım'ın üçüncü çocuğu olarak dünyaya geldi. Mahalle mektebindeki ilk eğitiminin ardından Fatih Askeri Rüştiyesi'ne devam etti. 93 Harbi'nin başlaması ile Halil Efendi'nin işleri bozulunca aile, İzmir'e yerleşti ve Halit Ziya öğrenimini İzmir Rüştiyesi'nde sürdürdü. Ardından İzmir'de Ermeni Katolik rahiplerinin çocukları için kurulmuş yatılı bir okula devam ederek Fransızcasını geliştirdi; Fransız edebiyatını yakından tanıdı. Fransızca çeviri denemeleri yaptıktan sonra henüz öğrenci iken ilk yazılarını yayımlamaya başladı. Önce İzmir çevresinde kendini tanıttı. Bazı edebi yazılarını İstanbul'da Hazine-i Evrak adlı önemli bir dergide "Mehmet Halid" adıyla yayımladı. Son sınıfta iken okuldan ayrıldı, babasının kâtibi olarak iş yaşamına başladı. Aynı yıl, Bıçakçızade Hakkı ve Tevfik Nevzat adlı arkadaşlarıyla Nevruz adlı bir dergi yayımlamaya girişti. 10 sayı kadar yayın hayatında bulunan ve İzmir'in ilk edebiyat dergisi olan bu dergide çeviri şiir ve hikâyeler, mensur şiirler, bilimsel yazılar yayımladı. Babasının yanındaki işi edebiyat merakı ile bağdaştıramadığından farklı bir iş aradı. İstanbul'a giderek hariciyeci olmak için başvurdu; başvurusu kabul edilmeyince İzmir'e döndü. İstanbul'da bulunduğu süre içinde Fransız edebiyat tarihi ile ilgili olarak uzun süredir yazmak istediği kitabı yazdı. Garbdan Şarka Seyyale-i Edebiye: Fransa Edebiyatının Numune ve Tarihi adlı kitabı 1885'te 84 sayfa olarak basıldı. Bu eser, onun basılan ilk kitabıdır ve Türkçede basılmış ilk Fransız edebiyatı tarihi olma özelliği taşır. İzmir'e döndükten sonra İzmir Rüştiyesi'nde Fransızca öğretmenliği yaptı, öğretmenliğe devam ederken Osmanlı Bankası'nda çalışmaya başladı. İzmir İdadisi'nin açılmasından sonra öğretmenliğe bu okulda devam etti; Fransızcanın yanısıra Türk edebiyatı dersleri verdi.
Milli mücadele döneminde genellikle Ahmet Cevdet’in İkdam Gazetesi’ne yazılar gönderdi. Çoğunlukla dil ve edebiyatla ilgili yazılar yazdı.
Cumhuriyet döneminde kendisini tamamen edebiyata verdi. Cumhuriyetin ilk yıllarında devletin şekillenmesini uzaktan izledi ve fazla eser vermedi.
1930’larda yazı hayatına büyük bir canlılıkla döndü. Cumhuriyet ve Son Posta gazetelerinde yazıları yayımlandı. Özellikle hatıra tarzında yazılarıyla edebiyat dünyasında aktüel bir isim haline geldi.
Dil devrimi’ne gönülden inanan yazarın I. Türk Dili Kurultayı’nda (26 Eylül 1932) sunduğu, Türkçenin geçirdiği evreleri ve dil sevgisini sanatkârane bir üslûpla dile getiren bildiri çok ses getirdi.[3] Bazı eserlerini sadeleştirdi ve Latin harfleriyle yeniden yayımladı.
1937’de Tiran elçiliğinde görevli oğlu Halil Vedat’ın 33 yaşında intihar etmesi üzerine büyük bir yasa girdi. Acısını, yazmakla hafifletmeyi seçti. Her türlü tedaviyi reddettiği uzun bir hastalığın ardından 27 Mart 1945’te öldü. Bakırköy mezarlığında oğlu Halil Vedat’ın yanına gömüldü.