.
Bütün hayatımız bir sefalet çamurunda geçiyor. Gönüllü kulluğumuz, bütün gün vücut olarak performans veriyor ama bu ancak bir koltuk takımı ya da bir perde kumaşı almaya ancak denk düşüyor. Saçlarımız yaşlarımızdan önce ağarıyor, ömrümüz geçim derdini düşünmekle "keyfince yaşamadan" akıp gidiyor.
Yaşam rutinimiz, bedenimizi patronlara pazarlamak, ev kirasını ödemek için gece gündüz çalışmaktan ibaret. Korkusuzca yaşamak fikri ancak bir hayal oluyor biz gönüllü köleler için.
Kan ter içinde sağa sola koşuyor, budalaca birbirimizle rekabet içinde para kazanmaya kendimizi adıyoruz.
Yaşamsal zevklerden bihaber yaşar işçi sınıfı. Daima onun sırtından geçinirler. Düzeni kuranlar, oyunu bozanlar hep işçi sınıfından sömürdükleriyle beslenmiştir. Bu oyunu kuranların belirlediği kurallar yaşamımızı tek tip bir biçime dayanarak şekillendiriyor. Nasıl giyineceğimize, ne yiyeceğimize, kimlerle arkadaşlık edeceğimize, nasıl bir evde oturmamız gerektiğine hep bu para babası yamyam godamanlar karar verir.Bütün gün canı çıkana kadar çalışan işçinin tek hayali evine gelip hanımıyla zevkle birlikte olabilmektir. Bu eylemden bile tam anlamıyla zevk alamaz bir işçi. Kondom alacak parayı zor bulur, aksi türlü de bir bebeğe bakacak durumu olmadığı için bebek sahibi olamaz.
Yaşlanma karşıtı olduğu iddia edilen ama derinizi bile yumuşatmayan kremler, doğum kontrol hapları, reklamla göz boyamayla abartılan yiyecekler, vitrinlerdeki kıyafetler, kimyasal ürünler, moda dergileriyle dayatılan tek tip güzellik algısı, zayıflama ilaçları ; insanlığın para babalarının elindeki kaderini belirleyen bazı yemlerdir. Yeniden doğmuş gibi hissettiriyor ama yalnızca sizi her gün ayakta uyutuyor bu ruh satıcı ürün üreticisi godamanlar.
Çağdaşlık ve uygarlık adı altında zenginin yaptığı