Bu kitap hakkında aslında uzun uzadıya yazmaya gerek bile yok; çünkü “Bozkurt” baştan sona önyargıyla, hatta bilinçli çarpıtmalarla kaleme alınmış bir metin. Yazarı H. C. Armstrong, Birinci Dünya Savaşı sırasında İngiliz ordusunda görev yapmış bir subay. Yani sıradan bir biyografi yazarı değil, doğrudan İngiliz istihbaratının süzgecinden geçmiş biri. Dolayısıyla Atatürk’e ve Türkiye Cumhuriyeti’ne bakışı daha ilk sayfadan itibaren taraflı.
Kitapta Atatürk, sürekli olarak “acımasız, hırslı, diktatör, iktidar delisi, içkiye düşkün” gibi sıfatlarla anlatılıyor. Armstrong, Türk İstiklâl Savaşı’nı halkın fedakârlığının, milletin uyanışının bir eseri olarak değil; sanki büyük güçlerin arasındaki tesadüfi dengeler sonucu kazanılmış bir “şans” gibi gösteriyor. Cumhuriyet devrimleri, laiklik, kadın hakları, hukuk devrimi… hepsi küçümseniyor, “Batı’ya yaranma” olarak yaftalanıyor. Kısacası Atatürk’ün bir ulusu ayağa kaldıran vizyonu, İngiliz bakış açısının küçümseyici diliyle gölgelenmeye çalışılıyor.
Burada asıl mesele, kitabın bilimsel hiçbir değer taşımaması. Arşiv yok, belge yok, kaynakların eleştirel kullanımı yok. Kendi gözlemleri, kulaktan dolma rivayetler, dedikodular… Armstrong’un metodu bu. Özellikle Atatürk’ün özel hayatı hakkında yazdıkları tamamen spekülasyonlarla dolu. İşte tam da bu yüzden, bu kitap yıllardır Atatürk düşmanları ve İslamcı çevreler tarafından “bakın İngiliz bile böyle yazmış” diye malzeme yapılır. Bir İngiliz ajanının yazdığı dedikoduları kaynak diye kullanmak, olsa olsa çaresizliğin göstergesidir.
Tarihsel bağlamı hatırlamakta fayda var: 1930’larda İngiltere hâlâ Osmanlı’nın enkazından doğan genç Türkiye Cumhuriyeti’ni kuşkuyla izliyordu. Atatürk hilafeti kaldırmış, Batı’nın manda projelerini boşa çıkarmış, ulusal egemenlik üzerine kurulu yeni