·
Okunma
·
Beğeni
·
2401
Gösterim
Adı:
Canterbury Hikayeleri
Baskı tarihi:
Temmuz 2017
Sayfa sayısı:
176
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789752521988
Orijinal adı:
The Canterbury Tales
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Büyülü Fener Yayınları
Baskılar:
Canterbury Hikayeleri
Canterbury Hikâyeleri
Canterbury Hikayeleri
The Canterbury Tales
Chaucer’ın Canterbury Hikâyeleri günümüz okurları için yeniden anlatıldı. Altı yüz yıl önce kaleme alınan bu eser, yazıldığı ilk günkü kadar komik ve ironik kalmayı başardı.

Ortaçağda, birbirine yabancı ve birbirinden çok farklı insanlardan oluşan bir kafile, Canterbury Katedrali’ne doğru yola çıkar. Hacılar, yolda eğlenmek için bir hikâye anlatma yarışması düzenler, fakat söz konusu yarışma kısa zaman sonra kusursuz anlatılardan kaba laf dalaşlarına dönüşür. Bu eser, hacıların anlattığı tuhaf ve harika hikâyelerle ilgili olduğu kadar asil kanlı Şövalye, neşe dolu Kaplıcalı Kadın ve sahtekâr Bağışlayıcı gibi birçok unutulmaz karakter hakkındadır.
690 syf.
·4 günde·10/10
Beowulf gibi bu da edebiyat dersim için parça parça okuduğum, incelediğim ve açık konuşmak gerekirse, başımı ağrıtan bir kitaptı. Bütün olarak ilk okuyuşumdu, keyif alarak okudum ve incelememi paylaşma vakti geldi.

Chaucer İngiliz edebiyatında Rönesans'ın öncülerindendir. Önceki çağın edebiyatındaki karamsarlık Chaucer'da yoktur, olamaz da çünkü Chaucer onların yolundan gitmeyi değil de gittikleri yolu eleştirmeyi seçmiştir. Bunu yaparken de edebiyatta birçok yeniliğin kapısını açmıştır; mesela ilk kez alegorik tiplemeler yerine gerçek karakterler kullanıp kurgusunu o karakterler üzerinden kurmuştur. Bu yöntem, Chaucer'dan sonraki edebiyatı şekillendirmede anahtar noktalardan olmuştur.

Canterbury hikayelerinin bilindik özelliklerini sıralayalım önce:

-İngilizcenin bilinen ilk yazılı (elyazmasıdır) eserlerindendir. 1392 yılında yazıldığı söylenir ama Chaucer bu eseri bitiremeden 1400 yılında ölmüştür. Eserin tamamlanmamış hali 17 bin dizedir.

-Edebiyattaki en büyük hiciv örneklerinden biridir. Gulliver'in Gezileri ve Bukleye Tecavüz gibi Canterbury Hikayeleri de dönemin toplumunu, yaşayışını ve ahlak anlayışını mizah yoluyla eleştirir. Orta Çağ'da, herkesin -ya da yalnızca erkeklerin- sadece din konuştuğu bir dönemde bunu yapabilmek de bir cesaret örneğidir.

-Bu hikayeyle Chaucer, siyaseti ve politikayı, ahlaki ve kültürel değerleri, dini ve dindarlığı birçok yönden eleştirmiştir. 24 hikayeden oluşan Canterbury Hikayeleri, kendine özgü anlatılara sahip 24 farklı karakteri barındırır ve karakterlerimiz hacıdırlar. Aslında Chaucer'ın kendisiyle birlikte toplam 31 hacı vardır ama dediğim gibi Chaucer eseri bitiremeden öldüğü için bazı hacıların hikayeleri eksiktir. Hacılarımız Canterbury'ye gidiyolardır ve yolculuklarında sıkılmamak için her biri birer hikaye anlatıyordur. Bu hikayeler dini ögeler barındırdığı gibi, kimilerince İncil'deki 7 günahın da betimlenmiş halidir. Kitap bu hikayelerden ibaret aslında, ama her bir karakter yukarıda bahsettiğim olgulardan birini ele alır. Chaucer her hikayede farklı konuları eleştirir, ahlaktan girip politikadan çıkar ve iğnenin ucunun değmediği kimse bırakmaz.

Şimdi birkaç örneğe bakalım.

Bath'lı Kadın'ın hikayesinde Chaucer, toplumdaki kadın ve erkek arasındaki güç dengesizliğini eleştirmiştir. Kadının, ancak bir KOCASI olduğu, yemek yapabileceği ya da çocuklara bakabileceği sürece toplum tarafından kabul edilebilir olduğu normu, bu hikayede şiddetle kınanmıştır. Kadınların Orta Çağ'daki rolünün, Chaucer'in bu hikayeyi yazmasındaki neden olduğu düşünülmektedir, bazı edebiyatçılar tarafından Chaucer "feminist" olarak bile nitelendirilir.

"Kadın,
kocasından da erkek arkadaşlarından da
üstün olmayı ve
bütün meselelerde son sözün sahibi
olmayı istiyor." (1045. satır, birebir çeviriden ziyade bir yorumlama.)

Kadın, önceki kocalarıyla yaşadığı deneyimlere bakıldığında, mutlu olmak ve mutlu etmektense, cinsel zevkle daha fazla ilgilenmiştir. Daha sonrasındaysa, aralarında yaşanan talihsiz bir olay sonrası (spoiler olur, söylemeyelim), şu anki kocasına sempati duyduğu için mutluluğun, seksten veya paradan daha önemli olduğunu fark etmiştir. Bu anlatıda kadınların baskın ve kontrol sahibi olduğu ve Chaucer'in, erkeklerin gerçek dünyadaki hakimiyetini eleştirmeyi amaçladığı görülmektedir.

Tüccar hikayesinde, evli genç bir çift ve bir de sorun var. Şövalyemiz, evlilik kararını vermeden önce bu kararı tam olarak düşünmemiş ve pişmanlığını dile getiriyor, ortada bir de aldatma var tabii. Bu hikayeyle Chaucer, ince eleyip sık dokumak yerine olası sonuçları düşünmeden, yangından mal kaçırırmışçasına hızlı karar veren ve kararıyla memnun olmayan insanları kınamaktadır denilebilir. Ancak bu yüzeysel bir açıklamadır, bu hikayenin iğnesi de dine dayanıyor. Birazdan açıklayacağım.

Chaucer, hayatta bazen verilen bu “yarı pişmiş” kararları göstermek için evliliği kullanıyor. Hikayedeki ana karakter, Ocak, evlilik kararının sonuçlarını düşünmeyen zavallı bir şövalye, Mayıs adındaki genç kızla evleniyor ama şövalyenin sağ kolu Damian da bu genç kıza aşıktır. Göz göre göre (ya da görmeye görmeye) yapılan bu hatanın sonucu da komiktir, şövalye aldatılmadığına inandırılır bir şekilde.

Yukarıda bahsettiğim din eleştirisi de şöyle yorumlanabilir:

Belki de Mayıs'ın Damian'la olan ilişkisini Havva'nın yılanla olan "büyük günahın" ironik bir versiyonu olarak görmek hiç yanlış olmaz. Her ikisi de gerçekten güzel bir bahçede gerçekleşiyor: Mayıs, eşi Ocak'a ağaçtaki armutlardan birini yemek istediğini söyler. Centilmen şövalye Ocak eğilir ve Mayıs onun üstüne çıkıp ağaçtaki armutlara uzanır, bundan sonrası bir aldatma hikayesidir çünkü ağacın tepesinde Damian oturuyordur. Hikayenin dini yorumu da böyle yapılır, Havva'nın elmasını Mayıs'ın armudu olarak görüyoruz burada.

Chaucer bulduğu her fırsatta toplumun kadına bakış açısını eleştirmiştir diyebiliriz. Ayrıca evlilik kurumunun o zamanki durumu göz önünde bulundurulduğunda, kadınların yetişkinliğe erişmeden hızlıca evlendirilmesi düşünüldüğünde, Şövalyenin aslında bu hızlı evliliklerden birine kurban gittiği de çıkarılabilir. Ve bir de Şövalye Ocak'ın eşinin adının Mayıs oluşu da erkeğin kadına üstünlüğünü ifade eden ince bir detay olarak yorumlanır.

Toprak Ağasının Hikayesi'nde Chaucer, yukarıdakinden biraz farklı olan bir evliliği anlatıyor. Bu evlilikte ihanet ve ihanetin yanında dürüstlüğün verdiği huzur var.

Chaucer, Dorigen'in, eşi Arvigarus'a, Aurelius ile kendi aralarında geçeni anlattırarak, açık sözlülüğün ve dürüstlüğün ilişkideki en önemli iki şey olduğunu gösteriyor.
Zavallı Dorigen, Aurelius'a, bütün kayaların kıyıdan kaybolduğu gün onun sevgilisi olabileceğinin sözünü vermişti, çünkü bu şartının imkansız olduğuna inanıyordu. 2 yıl geçer ve bir sabah Dorigen uyanır ve kıyıdaki tüm kayaların yok olduğunu görür. Bu bir mucizedir (aslında değildir, büyüsü kaçmasın diye anlatmıyorum), ama olan olmuştur. Çaresizlik içinde kocasına, Aurelius'a verdiği sözden bahseder. Dürüstlüğü her şeyden daha çok önemseyen bir kişi olarak Arvigarus, karısının bu cesur davranışına minnettar kalır ve ona, sözünü yerine getirip Aurelius'la evlenmesi gerektiğini söyler. Dorigen denileni yapar ama Aurelius'tan ilginç bir cevap alır. Aurelius, Arvigarus'un bu davranışını tebrik edip evliliklerine saygı duyacaklarını söyleyip Dorigen'i geri yollar.

Arvigarus şövalyedir, Aurelius ise yaver. Aurelius'un son hareketi yaverlerin de "asil" olabileceğinin bir kanıtıdır, buradaki sınıf farkı eleştirisi çok açıktır. Ve gerçekten de hikaye "Sizce hangisi daha cömert/soyluydu?" diye biter. (“Who was the most generous/noble, do you think?)

Chaucer, Tüccar hikayesinde olduğu gibi, bu hikayede de düşünmeden verilen hızlı sözleri eleştirmeye çalışır. Bu hikayede “maistrie”(egemenlik) sorunu yoktur. Sevgi, sorumluluk veya dürüstlük bakımından herhangi bir dengesizlik yoktur, kadın ya da erkek eleştirilmiyordur. Bu hikayede sorun dille, kelimelerin öne sürülme biçimiyle, sözlerin çok kolay verilmesiyle ilgilidir. Genel eleştiri ve tek cümlelik özet olarak bu hikaye, tutmaya niyetli değilseniz asla bir söz vermeyin demektedir, verilen bu sözün yaveri küçümsemek adına verildiğini de unutmamak gerek. Chaucer bu hikayeyi Boccaccio’nun Decameron hikayesinden uyarlamıştır.

Chaucer hikayelerinde sık sık mitolojiye başvurmuştur, Şövalye'nin hikayesi aslında hepimizin bildiği Theseus'un hikayesidir, ve hikayedeki bilgiler o kadar kapsamlıdır ki Chaucer'ın mitolojiyi gerçekten iyi bildiğini ve sevdiğini düşünmeden edemedim. Mitoloji aşığı biri olarak bu kitapta da mitoloji izlerine rastlamak fazlasıyla eğlendirdi beni.

Son olarak söylemek istediğim şey şu: Chaucer, çalışmalarında o kadar profesyoneldir ki, yarattığı karakterler gerçek hayatla kolayca bütünleştirilebilirdir ve okuyucu eleştirilen sorunu, doğrudan duymasa ve okumasa da gizlice algılar. Bunun verdiği zevk de paha biçilemezdi.

Umarım incelememi beğenmişsinizdir, yorumlarınızı bekliyorum, şimdiden hepinize keyifli okumalar dilerim.

#72649787
176 syf.
·5 günde·Beğendi·8/10
Karadenizde yol havası vardır buda uzun yol hikayeleri gibi bir kitap :) Yolculuğu eğlenceli hale getirme niyetiyle Canterbury'ye varmak üzere yola çıkan bir grup hacının at sırtında birbirlerine anlattıkları hikayelerden oluşuyor.Dönem itibariyle 1300'ler İngilteresi, yazar çağının aksine kitabı ingilizce kaleme alıyor bence birazda bu nedenle İngiliz edebiyatının başlangıcı kabul edilmiş bir eser.Çünkü çoğunluk ya fransızca yada latince konuşuyordu.İngilizceye dönüş yapan bu eser matbaanın keşfinden çok daha önce elle yazılıp çoğaltılmış.Buna rağmen orta çağda en çok satan kitaptır kendileri.Tabiki bence bunun nedeni eserde halktan karakterlere olduğu gibi yaklaşması.Örneğin din adamlarını tiye alması,şövalye görünümlülerle dalga geçmesi,gerçekten halktan çalan çırpan karakterlere ve kadın erkek ilişilerine yer vermesi ki bunu yaparken alttan alttan doğru olanıda savunması halka halktan olanın verilmesi kitabın sevilmesini kolaylaştırmış.Hikayelerin akıllıca olması kadar yazarımızda pek akıllıca.1340 yılında doğmuş ki,zamanı İngilterenin en karışık dönemi.100 yıl savaşları var.Böyle bir dönemde böyle bir eser yazmak için ya çok yürek yemiş olmak lazım yada kendini saray kısmına çok sevdirmiş olması lazım.Ben ikinciyi seçtim.Bence kendini sevdirmiş.Tabi kara kaşını kara gözünü değil.Casusluk yapmış.Tabi,tabi.Kendisi delikanlılık çağında bir kontesin yanında çalışmış bütün İngiltereyi dolaşmış.Bu bir insana ne katar bayım ? Çok gezen çokta bilir nihayetinde.İnsan tanımış insan.Daha sonra İngilterenin Fransa işgalinde kralın ordusuna katılmış askerlik yapmış.Al sana öğrendimi siyaseti.Ki bence buralarda bağlantılar kurdu.1360 ta kraliyet ulağı olarak çalışmış.Sizce ne getirip götürüyordu.Ya ya.III.Edward'ın pasta tarifleri.İtalya'da İspanya'da Fransa'da görevlerde bulunmuş.Ne öğrendi? Dil.Daha sonraları avukatlık eğitimi alıyor gümrük memuru oluyor hatta kraliyet ödülüne layık görülüyor falan filan.Asıl nokta III.Edward'ın ölümünden sonra gelen II.Richard da bu adamı yanında tutuyor.Tuhaf.100 yıl savaşları hanedan savaşlarıdır.Yani kimsenin kimseye güvenmediği iç savaş ve karanlık zamanlar.III.Edward ve II.Richard aynı hanedandan yani şey Plantagenet hanedanı bir sonra gelende IV.Henry Lancaster hanedanından neyse oraya girmeyeyim.Yani demek istediğim bir krala hizmet eden, ki sırlarıda biliyordur,başka bir kral tarafındanda kullanılması caiz mi.Hıım bence bu adam her kral için siyasi başarı getiren çok alengerli bir adamdı.Nihayetinde bu 3 kralada hizmet etmiş ve eceliyle vefat etmiş.Düşünün hizmetinde bulunduğu krallar bile eceliyle ölemedi,hanedan savaşı taht kavgası türlü dalavere.Yazarımız bence her defasında kelleyi kurtarmış.Kendini kurtarırkende arada bu hikayelerle uğraşmış.Eserin orjinali nazım şeklindedir.Yine kendini kurtarma içinde değerlendirebileceğimiz IV.Henry'nin annesi için dokunaklı bir şiiride mevcuttur.Şiirdenmidir bilinmez yeni kral IV.Henry'de Chaucer'ı severmiş.Neyse kendileri Londrada Westminister Manastırı'nın bahçesinde yatıyor.Ondan sonra ölen İngiliz edebiyatının en önemli yazarlarıda oraya gömüldü.Kimler yokki orda oo Charles Dickens,Neville Chamberlain,Isaac Newton ve daha fazlası yıldızlar karması.Son olarak söylemek istediğim İngiliz edebiyatının başlangıcı sayılan bu eserin yazarının 5 yıldızlık casus olması İngilterenin güneşi hiç ama hiç batmayan devlet olmasında ne kadar etkisi vardır acabağğ neticede göt kadar ülke :) ama akıllı adamlar seviyorum kendilerini saygılarrr..
504 syf.
·Puan vermedi
Geoffrey Chaucer'in Canterbury Hikâyeleri , İngiliz dilinin ilk eserlerinden kabul ediliyor. Peter Ackroyd bu anlatıyı günümüz İngilizcesine düzyazı şeklinde taşımış ve harika bir kitap ile okuyucusunu buluşturmuş.
Canterbury'ye doğru yolculuk yapan bir hacı kafilesi , yolculuk boyunca birer hikaye anlatıyor ve hikayesi en çok beğenilen bedava yemek ödülünü kazanacak.
Her bir hikayenin anlatıcısı ile bağlı bir tarafı olması, on dördüncü yüzyıl İngiltere'sine bir bakış sağlaması açısından önemli. Her hikâyede çıkarılacak bir ders var. Özellikle o dönemin kadın erkek ilişkileri, evlilik kurumu üzerine anlatılan hikayeler dikkatimi çekti. Yüzyıllar boyunca değişmeyen bakış açısını maalesef günümüz ilişkilerinde, evliliklerinde görmek çarpıcıydı. Cengiz Han, İskender, Neron, Julius Caesar, Hercules gibi isimleri hikayelerde görmek ayrı keyifliydi.
Özellikle o dönemde yapılacak her iş için gök ,gezegen, yıldız haraketerinin gözlemlenmesi de dönem ile ilgili bilgiler vermekte. Pagan inanıştan tek Tanrılı din inancına geçilmesi süreci de hikayelerde göze çarpan anlatılardan.
Anlatılacak , üzerine konuşulacak çok fazla konu var ama burada bırakıyorum. Okumadan geçmeyin diyorum, sonsuz sevgiler.
641 syf.
·12 günde
13.yy da böyle bir kitabın yazılması ve küçüklüğümüzde okuduğumuz masallar gibi prenseslerin, kahramanların tadını da hatırlatmasıyla tatlı bir his bırakıyor hikayeler.

Haçlı seferlerinin ciddi ve zorunlu bir görev olmaktan çıkıp dualar ve ilahiler eşliği yerine şen şakrak, iğnelemelerle, çok güzel eleştiriler ve gülüşlerle yolculuğun zevk için yapılan yolculuğa dönüştüğünü, hacıların yol çoookk uzun, sıkılmayalım herkes birer hikaye anlatsın en güzel hikayeyi anlatana da yemek ısmarlarız fikriyle hikaye yarışı başlar ve hac yolculuğunun eğlenceye dönüşünü çok güzel anlatıyor.

Ortaçağ döneminde simyanın yeri hakkında fikir vermesi, din ve hukuk kurumlarının bozulmasını, evlilik, karı-koca ilişkileri, kadın erkek egemenlik konuları, din ve yargı kurumlarının bozulması, rüşvetler, şövalyeler, büyüler, yıldızlar, prensler, papazlar, keşişler, mitoloji, venüsler vsvs farklı bir yere götürüyor kitap... iyi okumalar ,)
639 syf.
·17 günde·Beğendi·10/10
Shakespeare öncesi İngiliz edebiyatının en büyük şairlerinden biri olarak tanımlanan Geoffrey Chaucer tahminen 1340-43 yılları arasında doğmuş.Şair, filozof, siyasetçi olan Chaucer, Canterbury Hikayeleri'ni ise 1387 yılında yazmaya başlamış. Yazarla ilgili bir yorumda okuduğuma göre gerçek karakterler hakkında yazıp toplum düzenini eleştiren ilk yazar ve şairmiş. Bunun önemi hikayeleri okuyunca daha da anlaşılıyor. İlk hikayeden sonuncuya kadar insanlığı, insan davranışlarını sorgulamak kaçınılmaz oluyor. Bu okuma sonrası gördüğümse, insanlığın birbiriyle ilişkilerinde bir arpa boyu yol alamamış olduğudur. 600 küsur yıl önce yazılan hikayelerdeki kahramanlar günümüzde de yaşıyorlar. Hainlik, zalimlik, bencillik, iyilik, hoşgörü insanın doğasında var. Bu özellikler kiminde fazla kiminde az ama var. ︎
Kitabın önsözünde, hem dönemin özelliklerini yansıtması hem de kendine has özellikleri ile bir başyapıt olduğu, Chaucer'in da, Dante (İlahi Komedya) Boccaccio (Decameron) gibi dönemin İtalyan yazarları ile eşdeğer de bir şair olduğu belirtiliyor. Hatta hikayelerinin bazı bölümlerinde bu şairlerden bahsedip, göndermelerde de bulunuyor zaten. ︎
Kitap, Hac yolculuğuna çıkan 32 hacı adayının yol boyunca anlattıkları hikayelerden oluşuyor. Amaç ,yolculuğun keyifli geçmesi ve yolculuk sonunda en güzel hikayeyi anlatanın ödüllendirilmesidir. Chaucer, hikayeler boyunca anlatıcılara Kitab-ı Mukaddes'ten Süleyman'ın Meselleri'nden, Tevrat'tan alıntılar yaptırıyor. Neticede bu dini vazife uğruna yapılan bir yolculuk elbette. O nedenle de dini kitaplardan alıntı ya da göndermeler bolca var. ︎
Canterbury Hikayeleri birkaç satırla anlatılabilecek bir eser değil. Nekadar yazarsam yazayım bir şeyler hep eksik kalacak. Sadece Mina Urgan'ın "İngiliz Edebiyat Tarihi" kitabinda bile Chaucer ve başta Canterbury Hikayeleri olmak uzere diğer eserleriyle de ilgili sayfalarca bilgi var. Ancak benden bu kadar

Son olarak diyorum ki bu başyapıt mutlaka okunmalı
639 syf.
·15 günde·Beğendi·Puan vermedi
İngiliz edebiyatının en önemli başyapıtlarından biri olan Canterbury Hikâyeleri, John Speirs tarafından Ortaçağın “ büyük insanlık komedyası olarak” nitelendirilmiş.Canterbury Hikâyeleri uzun bir prologdan ve yirmi ikisi ölçülü uyaklı, ikisi de düzyazı şeklinde yirmi dört öyküden oluşuyor.II.Henry’nin adamları tarafından öldürülen ermiş Thomas a Becket’in can verdiği Canterbury Katedrali’ni ziyarete gitmek isteyen hacılar, bir handa bir araya gelirler.Hancının önerisiyle, (bu zorlu yolculuğu zevkli hale getirmek amacıyla) hacca katılanlar, gidiş ve dönüşte ikişer öykü anlatmayı kararlaştırırlar.En güzel öyküyü anlatanın onuruna diğer hacılar bir şölen verecektir.Hancı, Chaucer ve sonradan gruba katılan çiftçiyle birlikte grupta otuz iki kişi vardır.Toplam yüz yirmi sekiz öykü olması gerekirken kitapta sadece yirmi dört öykü yer alır.
Canterbury Hikâyeleri’nde anlatılan hikâyelerden çok anlatan kişiler önemlidir.Bu açıdan Binbir Gece Masalları ve Decameron’dan ayrılır.Canterbury Hikâyeleri, dönemin ( 14. yüzyılın ikinci yarısı) İngiliz toplum yapısını ortaya koyar.
Canterbury Hikâyeleri’nde her sınıftan insan yer alır ayrıca Ortaçağ’da yazılmış hikâye çeşitleri de kullanılır.Romance’lar fabliau’lar ( Fransa’nın kuzeydoğusunda 1150 ile 1400 yılları arasında halk şairleri tarafından yazılan, komik ve çoğu zaman anonim hikâyeler) yergi ve gülmece öğesi taşıyan hikâyeler,dini ve ahlâki hikâyeler, kahramanları hayvan olan hikâyeler vs.
Canterbury Hikâyeleri’ni ilk 1995 yılında okudum.Bu ikinci okumam, kitabım epey dağıldı bu okumamda.Şunu söyleyebilirim ki gözünüz korkmasın Canterbury Hikâyeleri’nden.Didaktik son hikâye dışında okuması zevkliydi.
Cimri bir kimseyle bir putperest arasında putperestin, bir ihtimal, sadece tek bir puta tapınması, buna karşılık diğerinin birçok puta tapınması dışında ne fark vardır? Doğrusu, cimri kişinin kasasındaki her kuruş onun putudur.
‘Henüz imkânı varken,
Kafası basan bir erkek evlilik denen kızılca kıyamete
Neden girsin, girmek varken Cennet’e?’

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Canterbury Hikayeleri
Baskı tarihi:
Temmuz 2017
Sayfa sayısı:
176
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789752521988
Orijinal adı:
The Canterbury Tales
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Büyülü Fener Yayınları
Baskılar:
Canterbury Hikayeleri
Canterbury Hikâyeleri
Canterbury Hikayeleri
The Canterbury Tales
Chaucer’ın Canterbury Hikâyeleri günümüz okurları için yeniden anlatıldı. Altı yüz yıl önce kaleme alınan bu eser, yazıldığı ilk günkü kadar komik ve ironik kalmayı başardı.

Ortaçağda, birbirine yabancı ve birbirinden çok farklı insanlardan oluşan bir kafile, Canterbury Katedrali’ne doğru yola çıkar. Hacılar, yolda eğlenmek için bir hikâye anlatma yarışması düzenler, fakat söz konusu yarışma kısa zaman sonra kusursuz anlatılardan kaba laf dalaşlarına dönüşür. Bu eser, hacıların anlattığı tuhaf ve harika hikâyelerle ilgili olduğu kadar asil kanlı Şövalye, neşe dolu Kaplıcalı Kadın ve sahtekâr Bağışlayıcı gibi birçok unutulmaz karakter hakkındadır.

Kitabı okuyanlar 110 okur

  • Ümit çelik
  • Cansu
  • Rana
  • Aslıhan Arslan
  • atolyeb612
  • N.
  • Sema Nur Aydın

Kitap istatistikleri (Bütün baskılar)

Bu baskının istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%0
9
%0
8
%6.7 (2)
7
%0
6
%0
5
%0
4
%0
3
%0
2
%0
1
%0