Invisible

·
Okunma
·
Beğeni
·
2811
Gösterim
Adı:
Invisible
Baskı tarihi:
Haziran 2010
Sayfa sayısı:
320
Format:
Karton kapak
ISBN:
9780571249527
Kitabın türü:
Dil:
English
Ülke:
United Kingdom of Great Britain and Northern Ireland
Yayınevi:
Faber & Faber
Baskılar:
Görünmeyen
Invisible
Sinuously constructed in four interlocking parts, Invisible opens in New York City in the spring of 1967 when twenty-year-old Adam Walker, an aspiring poet and student at Columbia University meets the enigmatic Frenchman Rudolf Born, and his silent and seductive girlfriend Margot. Before long, Walker finds himself caught in a perverse triangle that leads to a sudden, shocking act of violence that will alter the course of his life.

Three different narrators tell the story, as it travels in time from 1967 to 2007 and moves from New York to Paris and to a remote Caribbean island in a story of unbridled sexual hunger and a relentless quest for justice.

With uncompromising insight, Auster takes us to the shadowy borderland between truth and memory, authorship and identity to produce a work of unforgettable power that confirms his reputation as one of America's most spectacularly inventive writers.
252 syf.
·1 günde·Puan vermedi
Görünmeyen kitabını önce tesadüfen tanıştığım ve beğendiğim Yalnızlığın Keşfi kitabı referansı ile okumaya başladım. Zaten biraz hayal gücü, biraz sürrealizm ve Paul Auster’ın akıcı dili sizi kendisine hayran bırakacaktır.

Walker kitabın ana karakteri, başında kavak yelleri esen yirmilerinin başında bir genç. Columbia’da okuyor. Parlak bir çocuk. Walker’ın hayatında üç döneme tanık oluyoruz ilkbahar, yaz ve sonbahar. İlkbaharda  esrarengiz Margot ve onu niçin bu kadar desteklediğini anlayamadığı bir profesör ile tanışıyor; yazın ablasıyla aynı evde kalıyor ve sonbaharda Paris’e taşınıyor. Yazar tüm hünerlerini sergilemiş yazarken. Bölümlerin büyük kısmı otobiyografik birer mektup ve kısa hikaye gibi arkadaşına yazılmış. Yakın arkadaş olmamalarına rağmen ona açılma isteğini içinde duyan Walker bu üçlemeyi arkadaşına gönderiyor. Biz de hikayeyi bir süre arkadaşının dilinden dinliyoruz.

Genç bir adamın hayatında başına gelebilecek ne varsa işte geliyor başına: Güzel bir iş fırsatı, edebiyata ve siyasete tutkusu, kendisinden büyük bir kadına abayı yakış, ve içindeki ateşte yana yana yine ateşin peşinde koşma isteği. Tesadüfler sadece tesadüf değildir bu romanda. Her tesadüfün bir anlamı vardır, her iyi romanda olduğu gibi. Her şey garip bir hal alır çünkü bir profesör sadece bir profesör değildir ve Walker da aslında normlara uymayan tutkuları ve arzuları olan bir adamdır. Yazı sakin geçirmek ister ama geçiremez. Çünkü ablasıyla kalır ve içinde başka şeyler uyanır.

Detaylara girmeye gerek yok fakat yazar anlatırken sanki o hayatının bir senesinin üç mevsimini, olayların başka türlü evrilmesi mümkün değilmiş gibi anlatmış. Detaylara gelip de hikayeyi berbat etmek istemiyorum.

Hele çevirisi muhteşemdi: Seçkin Selvi’nin emeğine gerçekten teşekkür etmek gerekir. Böyle akıcı bir şekilde Türkçeye çevrilebilmiş bir romanı en son ne zaman okuduğumu bilemiyorum.

Kitabın adı yani Görünmeyen ise aslında hayatımızda hiçbir şeyin, kendimizin dahi göründüğü gibi olmadığını çok iyi anlatıyor. Aslında hepimizin içinde herkesten gizlediğimiz günahlarımız, korkularımız ve isteklerimiz var. Bir de herkesten gizlediğimiz farklı ve bilinmeyen bir kimliğimiz var. Ancak bir roman karakteri çok dürüst ve transparan bir şekilde bize gösterebilir mahremini. Başka türlüsü mümkün değil, çünkü toplum, saklamak üzerine kurulu bir müessese…

Bu kitabın en güzel tarafı yazarın her yönden yeteneklerini sergileyebileceği teknikleri okurun gözüne sokmadan, büyük bir hünerle kullanmış olması. Mesela Walker’ın hayatı bir birinci şahsın ağzından anlatılıyor bir de üçüncü şahsın ağzından. İki anlatım da eğreti durmuyor. Tam tersine bunun bile bir anlamı olmalı. Derinimizdeki her şeye birinci şahıstan bakarken, kendimizi tanımakta zorluk çektiğimiz şeyleri üçüncü şahısmışız gibi anlatabiliriz. Ya da kendimize mesafeli durmak için tam tersini yapıyor da olabiliriz.

Yazar bunu yazarken ne düşündü acaba?

Ayrıca zamana, mevsimlere, aşklara, değişime ve yaşa dair bir roman. Kitapta Walker’ın çılgın hayatının ilk yarısına dair kesitler var ve bu sadece 200 küsür sayfa. Belki de ana karakterin hayatını en çok etkileyen dört mevsim işte orda kış hariç. Hepimizin hayatına damgasını vuran bir dört mevsim olmamış mıdır?
252 syf.
·7/10
Görünmeyen, anladığım kadarıyla Paul Auster'ın en iyi romanlarından biri olarak kabul ediliyor ve benim de okuduğum ilk kitabı oldu. Yazarın oldukça akıcı ve sade bir dili var dolayısıyla okuması kolay ve keyifli. Konu itibariyle değerlendirirsek herkese uygun bir içeriği olmadığını söyleyebilirim. Buna rağmen kitapta karşılaşılan çarpık ilişkiler için yeterli ipuçları verilmiş zaten o yüzden önünüze ne çıkacağını bilerek okuyorsunuz. Benim için en ilginç nokta kitabın anlatım yöntemiyle ilgiliydi. Kitap birinci kişi anlatımıyla başlayıp ikinci kişiye ve son olarak da üçüncü kişi anlatımına geçiyor. Genel olarak beğendiğimi söyleyebilirim ama bir şaheser tanımını hak ettiğini de düşünmüyorum. Kitabı bitirince bir yarım kalmışlık hissettim ve bir şeyler daha iyi olabilirdi diye düşündüm. Merak eden varsa yazarla tanışmak için ideal bir kitap olduğunu düşünüyorum.
252 syf.
·6/10
Roman,yazarın kariyerinde bir dönüm noktası.Diğer Amerikalı yazarlarda olduğu gibi(Hey,adamım!)türünden sokak jargonu çok az.Daha edebi bir dil kullanılmış.Eserde Amerikan ve Avrupa toplumuna ait insan ilişkileri,aşk,cinsellik,sosyal ilişkiler üzerine kurulu olaylar dizgesi görülüyor.Bu nitelikler, bizimle kıyaslandığında arada çok büyük farklılıkların olduğu da ortaya çıkıyor.
252 syf.
·5 günde·8/10
Okuduğum ilk Paul Auster kitabı idi ve hakkında hiçbir bilgim olmadan başladım kitaba. Öncelikle şunu belirtmeliyim ki kitapla ilgili duygularım karmaşık, aynı kitap gibi bölümlere göre duygularım değişiyor ve hala net bir fikre sahip olmuş değilim.

İlk üç bölüm Adam Walker'ın son bölüm ise Cecile'in hikayesini içeriyor. Kitap ilk olarak çok güzel başladı ve sayfalar nasıl aktı bilmiyorum, merakla sayfaları çevirirken ikinci bölüm başladı. İkinci bölüm ise olayların akışı tamamen değişti ve kitap yeni bir boyut kazandı, yazar da bu duruma uygun olması için sanırım kitabı 'sen' anlatımı ile sunuyor. İkinci bölümde yaşananların bir çoğunu (ensest ve cinsel ilişkiler üzerine olan kısımları özellikle) kişisel olarak rahatsız edici buldum, ancak yazar bu konularda biraz uç noktaları zorlayarak bir kurgu oluşturmuş, bunu göz önünde blundurarak okumak gerekiyor diye düşünüyorum.

Üçüncü bölümde ise 'o' anlatımınıa geçiliyor ve hikaye bu sefer başka bir yöne kayıyor ancak sunum sadece dil yönünden farklı değil, yazar bazı yerleri ayrıntılı bir şekilde sunarken bazı yerleri çalakalem yazmış. Sanırım yazardaki bu değişimler insan zihninde olayların ne kadar değişik boyutlar kazanabildiğine değinmek ve mümkün olduğunca okura sunmak.

Son bölüm ise her ne kadar ana öyküden uzak gibi dursa da bir çok gizemin ortaya çıkmasını ve olayların bambaşka bir boyuttan ele alınmasını sağlıyor. Kitabın başı ile sonu birbirinden ne kadar uzak dursa da sonunu sevdim, yazar kitapta kendine özgü bir tarz yakalamış ve sonuna da bunu yansıtmış bence.

Daha önce <i>üsturmaca</i>nın bu kadar net ve iyi işlendiği bir kitap okuduğumu hatırlamıyorum, yazarın kendine has tarzı beni etkiledi. Bu kitapta işlediği tüm konulardan hoşlanmasam da her daim aynı tarz şeyleri okuyarak zihni daraltmaktan hoşlanmıyorum, farklı şeylerle, değişik düşüncelerle zihnin bilendiğine inanıyorum. Yazarın tarzında beni kendine çeken bir şeyler oldu, diğer kitaplarını da okumak istiyorum.
252 syf.
·Beğendi·Puan vermedi
Çok tartışmaya ve eleştirilmeye açık hikayesi var. Fakat benim için, insanın ahlak arayışının felsefi yaklaşımı, ve sorgulatmaya çok açık bir roman oluşu ile tam not almaya yeterli. Kendimi kendimden ayırma çalışması sayılacak kadar zorlayıcı ve iddalıydı. Hayatta hiç bir şey göründüğü gibi değildir sözü ile çok örtüşen bir yapıt.

Kitabın en güzel tarafı üç farklı kişi tarafından yazılmış gibi kurgulanmış ve üç farklı bakış açısından seyretmeye olanak sağlaması oldu. ilk bölüm ben, ikinci bölüm sen, üçüncü bölüm O dili ile yazılarak olaylara farklı kişi, farklı bakış açıları ile yaklaşmakta ve sıra dışı bir konuya objektif bakış ile değerlendirmeyi doğurmakta.

Kitabın kahramanı Walker' ın hikayesinde temelde BEN' de oluşan insanın zayıflığı tutkuları, günah ve suç saydığı olguların aslında birbirinden ne kadar farksız olduğunu düşündürüyor. Görünmeyen arzular, istekler, saklı olan günahlar hatta dünya üzerindeki en ağır günahlardan biri ne olabilir. işte bunu sorgulamak için GÖRÜNMEYEN okunabilir.

Konu itibari ile herkese uygun olmayabilir geniş bakış açısı ile okumayı sürdürmediğiniz sürece rahatsız edici, ilişkiler ve arzular üzerine kontrol edilemez uç noktalara varması ile bir çok okuyucuya yarım bıraktıracak boyutta. 1967 yılında new York ta başlayan karmaşık ilişkilerin zincirini sürdüren, şair olmak isteyen bir gencin kendi hayatını bir üçgenin içine hapsetmesi, bu hayatını da kitap taslağı kurgusu ile fazlaca cesur, ve ruhumuza, inandıklarımıza, ahlak anlayışımıza oldukça soğuk bir biçimde aktarıyor. Paul Auster kitaptaki bu satırlarda ; "Korku iyi şeydir.Korku bizi risk almaya ,kendimizi aşmaya yöneltir;kendini güvende hisseden hiç bir yazar değerli bir yapıt yazamaz ." diyerek cesur ve korkusuz kaleminin nedenini açıklamış sanırım..
252 syf.
Sıradışı bir eser öncelikle, benim gibi geleneksel bakış açısıyla bakanların tasvip etmeyeceği türden içerisinde gelişmeler var. Belki de gelecek aile yapılarında ve kardeşler arasında yaşanabilecek olaylardır bunlar bilemiyorum. Çarpık ilişkiler ele alınmış. İyi okumalar.
252 syf.
İlk ilişkisinin ardından(ensest bir ilişki) kendini şöyle tanımlıyor adam wolker’yavaş yavaş insan olma öğrenimine başlamıştım’ pek tabii.Acı şehvet seks ihtiras karmaşa Ve kargaşa-insan olma eğilimleri arasında önemli bir yerdeydi.
264 syf.
Paul Auster kitaplarını seviyorum. Bu kitabı da tarzına özlem duyduğum bir zamanda alıp okudum. Sırada başka kitapları var.

Yazarın çok akıcı bir dili var. Kitabın kurgusu merak uyandırıyor, konusu su gibi akıp gidiyor. Yer yer rahatsız edici ilişkilere yer vermiş olsa da sonrasında bunun gerçekliği konusunda kafada soru işaretleri bırakmayı ihmal etmiyor.
252 syf.
·Beğendi·7/10
#kitap yorum ,Evet böyle kitaplarla gelin bana ( ve ilginçtir bu da can yayınları ) insanı anlatan zaafları ,tutkuları ,günahları ,kendilerine sakladıkları karanlık sırları ile romanlarda ki !! Mutlu Mesut melek insanları değil ,gerçek yaşamda ki insanları anlatan kitaplarla , 1967 yılında new York ta başlayan iç içe geçen dört bölüm karmaşık ilişkiler zinciri ,şair olmak isteyen bir genç ,siyasal bilimler Prof.onun sevgilisi üçü arasında ki aşk üçgeni ,gencin ablası Prof.un üvey kızı ,enseste varan ilişkiler ( mi acaba ) evet bazen rahatsız olacaksınız ,zaten bu kitap asla bir sevgi pıtırcığı romanı değil ,tam kitap bitti üç beş sayfa kaldı derken bile bir sır sürpriz daha ,iki günde bittiyse okuyun derim ki bu yazarın iki üç kitabını daha sallandırmak farz oldu bana da .
252 syf.
·4 günde·Beğendi·Puan vermedi
Paul Auster çok beğendiğim , her okuduğumda bana farklı detaylar sunan bir edebiyat ustasıdır.Ancak bu kitap,diğerlerine göre çok çok daha şaşırtıcı ve sarsıcıydı.Kimine göre rahatsız edici de olabilir ama benim için olmadı.Nabokov'un Lolita'sını bitirdiğimde de aynı duyguları yaşamıştım.Sıradışı ve ensest bir konunun muhteşem bir edebi dil ve üslup ile anlatımı...Herşeyden önce kurgusu,ara geçişleri ve özellikle çevirisi çok sağlamdı.Oldukça başarılı karakter tahlillerinin yer aldığı, bu karakterlerin sürekli bir iç hesaplaşma halinde olduğu ,kendi içinde bir bütünlük teşkil eden bir eserdi Görünmeyen...

Eserin farklı bir yazım tekniği mevcut.İlkbahar,Yaz ve Sonbahar adlı üç bölümden oluşuyor kitabımız.Her bölüm ''ben,sen ve o'' olarak farklı farklı şahısların ağzından aktarılmış ki bu olaya bayıldım.Hikâyenin sonunu ise Auster bizlere bırakmış,yazması benden ,hayal dünyanıza göre tamamlaması sizden demiş...

Şair olmak isteyen edebiyat bölümü öğrencisi Adam Walker 1967 yılında katıldığı bir davette Profesör Rudolf Born ve Onun sevgilisi Margot ile tanışır.Bu tanışıklığın beraberinde çapraşık ilişkiler silsilesi de başlamış olur.Kim ne derse desin bence Walker ileri düzey bir şizofrendi.Jim Freeman'ın Walker'in mektuplarını ve Cecile Juin'in günlüklerini ortaya çıkardığı 2.bölüm ise en sevdiğim yerler oldu.

Kitapta bahsi geçen ve kesinlikle sansür uygulanmayan cinsel içerikli anlatımlar üzerinden Auster'in adalet düzenini eleştirmesi ve sermaye çarkı üzerine yaptığı ince göndermeler olağanüstü güzeldi.
252 syf.
·13 günde·8/10
Auster'in okuduğum ilk kitabi. Diğer eserlerini bilmediğim için salt bu kitaba puan vermek ve kitabi değerlendirmek zor oldu. Alışılageldik kurgulardan farklı olmakla birlikte kitabin beni asıl çekip sürüklemeye başladığı yer (aynı zamanda son bölüm olan) IV. bölüm oldu. Yazar ilginizi çekiyorsa okunmaya değer ancak bir başka eserini de muhakkak okumak gerekir diye düşünüyorum.
252 syf.
·4 günde·8/10
Kitap incelemesi yaptığımız Instagram hesabımız: @cavdartarlasinda
İyi bir kurgu, gizem, çarpıcı olaylar...Görünmeyen'i anlatmak için daha fazla söze gerek yok ama ben yine de yazayım bir şeyler.
Paul Auster'ın merakla okutan kitaplarından biriydi. Tabii, bunda alışılagelmişin dışında bir şey yok. Asıl, yoğun ensest anlatımı beni çok etkiledi. Şaşırdıkça şaşırdım okurken, ileride bu bölümle alakalı farklı bir şey okuyunca daha da şaşırdım.
Kitap tarihe göndermeler ve eleştirilerle dolu kendi içinde. Bir romandan bir şeyler öğrenmek beni çok mutlu ettiği için kesinlikle memnun kaldım bu durumdan.
Memnun kalmadığım tek yönü, 260 sayfa boyunca benimsemiş olduğum bazı karakterlerden birden koparılmış olmam olabilir. Auster zaten kesinlikten hoşlanan bir yazar değil, bunu onu eleştirmek için söylemiyorum. Sadece biraz keskin ayrılıklar olmuş gibi hissettim. Bir de olaylar hep birilerinin birilerini yalanlamasıyla şekilleniyor. Aslında şekillenmiyor çünkü kimin tarafında olsam bilemedim asla. Neye inanacağımı çözemedim. Postmodernizm de aslında bu. Nerede, kiminle durduğunu; neye tepki verdiğini ve vereceğini kestiremiyorsun. Bunlara dikkat dahi etmemek gerek hatta. "Okuyup geçin." mantığı postmodernizmin temellerinde yatıyor bence.
Auster'ın temposunun düştüğünü, son kitaplarının pek de güzel olmadığını söyleyenlerin aksine ben Görünmeyen'i beğendim. Herkese iyi okumalar diliyorum.
Bu da yok olup gidinceye kadar/ daha kaç gökyüzü olacak üzerimde?
Paul Auster
Sayfa 25 - Can yayınları. çeviren: Seçkin Selvi
.. düşünmekle yapmak arasındaki mesafenin büyük olduğunu, dünya kadar kocaman bir uçurum olduğumu bilecek kadar akıllı.
Paul Auster
Sayfa 128 - Can yayınları. çeviren: Seçkin Selvi

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Invisible
Baskı tarihi:
Haziran 2010
Sayfa sayısı:
320
Format:
Karton kapak
ISBN:
9780571249527
Kitabın türü:
Dil:
English
Ülke:
United Kingdom of Great Britain and Northern Ireland
Yayınevi:
Faber & Faber
Baskılar:
Görünmeyen
Invisible
Sinuously constructed in four interlocking parts, Invisible opens in New York City in the spring of 1967 when twenty-year-old Adam Walker, an aspiring poet and student at Columbia University meets the enigmatic Frenchman Rudolf Born, and his silent and seductive girlfriend Margot. Before long, Walker finds himself caught in a perverse triangle that leads to a sudden, shocking act of violence that will alter the course of his life.

Three different narrators tell the story, as it travels in time from 1967 to 2007 and moves from New York to Paris and to a remote Caribbean island in a story of unbridled sexual hunger and a relentless quest for justice.

With uncompromising insight, Auster takes us to the shadowy borderland between truth and memory, authorship and identity to produce a work of unforgettable power that confirms his reputation as one of America's most spectacularly inventive writers.

Kitap istatistikleri (Bütün baskılar)

Bu baskının istatistikleri

  • 2 defa gösterildi.

Okur puanlamaları

10
%0
9
%0
8
%0
7
%0
6
%0
5
%0
4
%0
3
%0
2
%0
1
%0