Nobel ödüllü yazar Asturias, bu eserinde “kasırga” metaforunu yalnızca geleneksel bir doğal afet olarak kabul etmez. Ona göre “kasırga” evleri, ağaçları, hasadı mahvetmekle kalmaz. Aynı zamanda tröstlerin paranoyasını ve üst sınıfın yok oluşunu da sembolize eder:
“Varılan sonuçlar ortada, onları meydana çıkarmaya, anlatmaya ihtiyaç yok. Birkaç avuç para için, dünyayı yitirdik biz; dünyanın egemenliğini değil, o elimizde, ama dünyaya sahip olmaklığı yitirdik, bu ayrı şeydir, şu anda bizler bütün bu toprakların efendileri, egemenleriyiz; ama unutmamalıyız ki, şeytanın dönemi sınırlıdır, insanın koruyucusu olan Tanrı’nın saati gelecektir.”
“bildiğimiz ‘kasırga’ ile aynı adı taşıyan ama ondan daha kırıp geçirici bilinmedik bir kasırga esecekmiş, fidanlıklar üzerinde bulunan her şeyi hatta bizi bile silip süpürecekmiş. Tanrının şeytanı devireceği saatmış bu.”
Bu pasajlarda geçen “Tanrı” ve “şeytan” retoriği, aslında üst sınıfın kendi meşruiyet dilini ifşa ediyor. Üst sınıf kendi çöküşünü bile dini bir çerçeveye sokuyor. Bu da onların dünyayı nasıl algıladığını, kendi tahakkümlerini nasıl normalleştirdiğini gösteriyor.
Asturias, kitapta bu bezirganlığın yok olacağını sürekli okura fısıldar. Küçük işletmeler birer birer iflasın eşiğine gelir ve yerel ekonomi adeta boğulur. Eserin sonunda kasırganın etkisinin bu kadar yıkıcı olmasının sebebi de aslında metaforik düzeyde sistemin ürettiği bir sonuçtur. Çünkü kasırga; yıllarca ihmal edilmiş toprağın, sömürülen emeğin, yanlış hesaplanmış açgözlülüğün biriktirdiği gerilimin boşalmasıdır.
Ayrıca kitapta geçen “Tropico Banana company” şirketinin “United Fruit Company” isimli gerçek bir karşılığı olması Asturias’ın eleştirisini daha kasvetli kılıyor. Asturias aynı zamanda United Fruit Company'nin gerçek tarihsel çöküşünü biliyor