Kasırga'da büyük bir Amerikan tröstünün bakir ormanları sökerek açtığı büyük muz tarlalarında çalışan işçilerin, sıcak, hastalık, kötü yaşam şartları altında ezilişleri, küçük toprak sahiplerinin kumpanya karşısındaki direnişlerini, yönetici beyazların kadınlara saldırıları, başkentteki asker ve sivil idarecilerin satılmışlıklarını, halkın içten içe homurdanışını anlatılmaktadır.
KasırgaMiguel Angel Asturias · Cem Yayınevi · 1990230 okunma
Üçlemenin ilk kitabı... Daha akıcı olabilirmiş ama yine de serinin diğer kitaplarını da okuyacağım. Büyüsel gerçeklik konusunda ilk örnekleri veren bir yazar Asturias... Farklı bir kitap okumak istiyorsanız kaçırmayın.
KasırgaMiguel Angel Asturias · Cem Yayınevi · 1990230 okunma
Nobel ödülü olan roman Dev bir Amerikan şirketi ile yerel halkın çatışmaları üzerine kurulmuş. Guetemela edebiyatından farklı bir kalem okumak ilginizi çekecekse önerilebilir.
KasırgaMiguel Angel Asturias · Cem Yayınevi · 1990230 okunma
Selamlar bilindik Amerikan emperyalizminin ve sömürgeciliğinin tekrar ele alınışı, bedenleri ve topraklarıyla sömürülen halk ve bu halkın mücadelesi. Yazarın sade dili ve vurucu cümleleri hayranlık uyandırıcı. Bu kitap tekrar ve tekrar gösterdi ki kendi toprağında kendi ürününü üretmeyen halk her zaman sömürge olmaya mahkumdur. Ülkemizinde olmaya çoktan başladığı gibi. Bu yüzden ulu önderin mirasına her zamankinden çok sahip çıkmamız lazım. Güney Amerika ve Afrika’ya benzemek istemiyorsak silkelenip cumhuriyetin kurtuluş ayarlarına dönmemiz lazım.
Kitapla kalın sağlıcakla kalın
"Muz trilojisi" olarak da bilinen üçlemesinin ilk kitabı olan Kasırga'yı okumaya başlamadan önce sosyal sınıf mücadelelerinden çok yoğun şekilde bahsedeceğini düşünmüştüm. Yazar, bu mücadeleyi günlük olağan akışın içine çok güzel yerleştirmiş ve sınıf savaşından çok olağan akış gibi algılanıyor. Sanki manava sebze almaya gider veya hikayede olduğu gibi muz tarlasında çalışıyormuş gibi.
Yatırım tavsiyesidir.
Dünyanın İspanyolca konuşan bölümünün en büyük romancısı denmektedir Miguel Angel Asturias için.
Trilojinin ilk romanı Kasırga'da büyük bir Amerikan tröstünün bakir ormanları sökerek açtığı büyük muz tarlalarında çalışan işçilerin, sıcak, hastalık, kötü yaşam şartları altında ezilişleri, küçük toprak sahiplerinin kumpanya karşısındaki direnişleri, yönetici beyazların kadınlara saldırıları, başkentteki asker ve sivil idarecilerin satılmışlıkları, halkın içten içe bu durumdan rahatsızlığı ve kendi aralarında bunu dillendirmeye başlamaları anlatılmaktadır. Küçük toprak sahiplerini örgütleyen Amerikalı karı/koca direniş hareketine öncülük ederler. Tropikal hastalıklar, ağır çalışma koşulları, yoksulluk ile ezilen halkla onları sömüren yabancılar...
Tüm bu yaşananların en doruğa tırmandığı zamanda amansız bir kasırga her şeyi yokeder.
Kasırga ; burada toplum çatışmalarının, halktan yana olan o esrarlı tabiat güçleri karşısındaki acziyetini anlatırken bir yandan da yabancılara karşı büyük bir yerli direnişin sembolü olarak kullanılmış. Asturias'ın diğer kitaplarında da görüldüğü gibi, bu kitabında da yalın ve vurucu gerçekler, batıl yerli inançlar, hayal ve mizah garip bir düzenle iç içe girmiştir.
Henüz Asturias'ın muhteşem kalemi ile tanışmadıysanız, bir an evvel tanışmanızı tavsiye ederim. Sağlıcakla ve kitapla kalın.
Dünyanın İspanyolca konuşan bölümünün en büyük romancısı, yazar olarak da en büyük savaşçısı Miguel Angel Astrurias Guetamala'nın Ciudad kasabasında 9 Ekim 1899 tarihinde dünyaya geliyor.
Ülkesinin siyasal gelişimlerinden, olaylarından kendini ve kalemini soyutlayamayan yazar hazırladığı doktora tezine de konu olan ilk edebiyat eseri Guetamala Efsaneleri adıyla 1930 yılında yayımlıyor. Halk kültüründen, coğrafyasının folklorik imgelerinden ve özgürlük düşüncelerinden etkilenen yazar üretimlerinde bu ögeleri sıkça kullanıyor. Bu sebep sürgünlere sansürlere
maruz kalan yazar 1967 yılında ise Nobel Edebiyat Ödülü'ne sahip oluyor.
Muz trilojisi olarak bilinen üçlemenin ilk kitabı olan Kasırga, Asturias'ın sömürü düzenine karşı başlattığı manifestonun ilkidir. Tröstlerin ormanları keserek açtığı muz tarlalarında sıtmaya, kötü yaşam koşullarına maruz bırakılan, yoksullukla ezilen bu halk, yabancılara karşı direnir. Bu direnişe doğa da destek olur ve o görkemli sömürü şirketleri doğanın gücü karşısında ezilir gider. Fakat triloji sürecektir.
Büyük muz şirketinin küçük tarım işçilerinin emeğini nasıl sömürmek istediğini, Kuzey Amerika'nın yüzyıllardır Güney'in kanını nasıl emdiğinin somut bir göstergesi olan bu kitap emeğine, toprağına, üretimine sahip çıkan bir topluluğun anlatısının ilk basamağını oluşturuyor. Dünyanın her yerinde ezilen işçi sınıfının, horlanan alın terinin, para hırsıyla canavara dönüşüp doğaya düşman kesilen kapitalizmin sonunda kendi başını yediğinin öyküsü olan bu kitap bizi direnişe emeğin kutsallığına olan inanca yeniden davet ediyor..
1967 yılı Nobel ödülü sahibi Guetemala'lı yazar Miguel Angel Asturias'ın okuduğum ilk kitabı. Aynı zamanda yazarın ''Muz Üçlemesi '' isimli serisinin de ilk kitabı.
Yazar bu kitabında Emperyalizmin farklı bir yönünü ele alıyor ve bizi yirminci yüzyılın başlarındaki Amerika Kıtasının Tropical bir bölgesine götürüyor.
Bölgeyi bir şekilde ele geçirmiş olan bir ABD şirketi , buradaki ormanları yok edip yerine muz ağaçları dikmektedir. Yerli halkı da köle gibi işçi olarak çalıştırmaktadır. Bu arada küçük toprak sahibi olan az sayıdaki bölge insanı ise çok güç şartlarla karşı karşıya kalmaktadır. İşte bütün bu olumsuz durumda ''Lester'' isimli bir beyaz ortaya çıkıp yerli halkla birlik olarak onların bu güç durumdan kurtulması için mücadele başlatmıştır.
Peki bu ''Lester'' isimli şahıs kimdir ? Tuhaf hareketleri olan bir deli mi ? Gerçekten kendini yerlilerin mücadelesine yürekten adamış bir iyilik sever mi ? Bir ABD ajanı mı ? Büyük mal varlığı olan sade bir ABD vatandaşı mı ? Yoksa adı geçen şirketin bir adamı hatta ortaklarından biri mi ? İşte kitap boyunca , verilen mücadelenin aşamalarını okurken, bir yandan da bütün bu soruların cevabını arıyoruz.
Yazarın oldukça sade ve sakin bir yazım şekli var. Güney Amerika yazarları gibi Asturias'ta aşırıya kaçmadan zaman zaman ölçülü düzeyde ve rahatsız edici olmayacak derecede cinselliği kullanmış. Fakat bir ''Gabriel Garcia Marquez veya Mario Vargas Llosa '' gibi espirütüel değil de daha ciddi olarak konulara değinmiş.
Kitabın başlarında özellikle isimlere karşı yabancı olunduğundan dolayı okurken çok zorluk çekilmektedir. Kimin kim olduğunu, hatta karakterlerin hangilerinin kadın hangilerinin erkek olduğunu bile ayırt etmek ve alışmak neredeyse kitabın ortalarına doğru mümkün olmaktadır.
Sonuç olarak
KasırgaMiguel Angel Asturias · Yordam Edebiyat · 2016230 okunma
Nobel ödüllü Guatemalalı yazar Miguel Angel Asturias'ı değerli hocamız İlber Ortaylı nın Bir Ömür Nasıl Yaşanır? adlı kitabında görünce merak edip okumak istedim. Asturias'ın Muz Trilojisi olarak bilinen üçlemesinin ilk kitabıdır Kasırga. Hikaye Amerika'da geçiyor. Muz tarlalarında çalışan işçiler, köylüler, küçük toprak sahipleri ve onların yöneticisi olan, onları sömüren kişiler arasında geçiyor. Amerika'nın yakıcı sıcaklığı, kıtlığı zorlu yaşam şartları belirgin şekilde ifade edilmiş ve okuyanların ilgisini çekecek nitelikte. Muz işçileri ve köylüler muz tarlalarında çalışarak yöneticiler onlara ilk ürünler için çok para öderler. İşçiler her ürün için fazla para ödeyeceklerini düşünerek birikim yapmazlar, bir köşede duracak yararsız şeyler için paralarını çarçur edip mutsuzluğa doğru giderler. Ta ki doğa etkisini gösterip her şeyi beraberinde sürükleyerek etrafta hiçbir şeyi yerinde bırakmayarak o kasırga çıkana kadar. Kitabın ilk sayfaları pek akıcı değildi ama ortalara doğru olay örgüsü daha da anlaşılır oluyor. Tavsiye ederim okuyunuz (:
Anakara'nın en sorunlu coğrafyası olarak "Ortadoğu" kabul edilir. Bu coğrafya; cehalet, fakirlik ve otokratik rejimlerin egemenliğinde debelenmeye devam etmektedir. Nedense Yeni Dünya denilen coğrafyanında bir Ortadoğu'su vardır. Anakara'nın egemenleri bir sömürü coğrafyası olarak kenarda bıraktığı "Ortadoğu"nun izdüşümü olarak Yeni Dünya'nın egemeni olan ABD tarafından da Orta ve Güney Amerika'da bir nevi "Ortadoğu" ülkeleri oluşturulmuş.
Otokratik yönetim, fakirlik ve cehaletin egemenliğinde mutlak bir kullanım aracı olarak yedekte tutulan bir düzine ülke.
Fakirliğin çarkları arasında kıvranan bu ülke ve insanlarının sömürü hikayesi nasıl oluyormuş öğrendik ve bu sömürü düzenini inşa eden egemen sermayenin nasıl bir tahakküm kılıcıyla emeği ve toprağı sömürebildiğini.
Acıların ve yoksunlukların içinde "Muz" yapraklarına sarılan, bir umut ışığı ile onunla yeni bir dünya inşa etmeye çalışan insanların öyküsü. Bir direniş öyküsü ama, egemen sermayenin karşısına kendi sermayesini koymaya çalışan "Umut Bekçilerinin" öyküsü.
Bununla beraber "bir avuç para için dünyayı yitirdik" diyecek kadar gerçeklerin de farkında olan yeni düzenin ve yeni rakip ssermayenin sahipleri. Kendilerinin içine mahkum edildikleri dünyayı da şöyle tanımlarlar:
"Gökyüzü var ama parmaklıklar ardında". Parmaklıklarda kırılamazlar çünkü mevcut değiller.
Evet, mevcut olmayan parmaklıklarla dünyaları sarılmış olan, göremedikleri parmaklıklara boyun eğen emeği sömürülen insanların hikayesi. Tıpkı bir Ortadoğu teslimiyetçiliğinde kaybolan insanlar.
Ama bir umut vardır ve umudu dirilten de bir kahraman çıkar her zaman. Ve şunu der: "Eğer yoksulluktan acı çekiyorlarsa, kendi kendileri yüreklerinde başkaldırsınlar." Başkaldıran insan yokluğun içinde dünyamız...
Başkaldırıp yeni düzenler inşa edecek
Miguel Ángel Asturias 19 Ekim 1899'da In Ciudad de Guatemala'da bir hakimin ve Maya yerlisi kökenli bir annesin oğulları olarak doğdu. Hükümete karşı çıkan devrimci öğrencilerin ölüm fermanına karşı çıkan babasının görev yaptığı başşehirden Baya Verapez'e sürgün edilmesi sonunda 1904 - 1907 yılları arasında orada yaşadılar.
1918 yılında tıp okumaya başlayan Asturias, daha aynı yıl içinde hukuk ve gazetecilik okumaya karar verip San Carlos'a gitti. 1924 yılından itibaren de kısa bir süre Londra ve Paris'te din okudu. 1926'da "Amerikan yerlilerinin dinleri ve adaletleri" teziyle öğrenimini noktaladı. Asturias uluslararası alanda 1930 yılında yayınlanan Leyendas de Guatemala (Guatemala Kahramanları) adlı kitabıyla tanındı. 1930'lu yıllarda İtalya, Yunanistan, Mısır, filistin ve ABD'yi kapsayan yurtdışı seyahatlerinde bulundu. 1946'da diplomat kimliğiyle Kültür Ataşeşi olarak Meksika, Arjantin ve El Salvador elçiliklerinde görevlerde bulundu. Guatemala'daki yönetimin düşmesi sonucunda görevini bıraktı. 12 yıl boyunca Buenos Aires, Cenova ve Paris'te sürgün olarak yaşadı. 1966 yılında Guatemala'da özgür ve serbest seçimlerden sonra tekrar diplomat görevini aldı. Başkan Julio Mendez Montenegro tarafından 1970 yılına kadar Paris elçiliğine getirildi. Aynı yıl içinde Lenin Barış ödülüyle onurlandırıldı ve Fransız Pen-Club tarafından Asturias bu klübün başkanı seçildi.