Adı:
Kırmızı ve Siyah
Baskı tarihi:
Temmuz 2018
Sayfa sayısı:
592
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789750512193
Kitabın türü:
Orijinal adı:
Le rouge et le noir. Chronique de 1830
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
İletişim Yayınları
Psikolojik romanın kurucusu Stendhal, Fransız Restorasyonu’nun siyasi tartışmaları ortasında, dinî eğitimiyle, aşklarıyla, ihtiraslarıyla dünya edebiyatının en önemli karakterlerinden Julien Sorel’i yaratıyor.
Stendhal, 1840.

Fransa’nın küçük bir kasabasında, bir kerestecinin oğlu olarak dünyaya gelen Julien Sorel, genç yaşında yükselme ihtirasına kapılır. Çalışkanlığı ve dini eğitimiyle dikkat çeken Sorel, bir an önce bu kasabadan kurtulup Paris’e gitmeyi arzular. Böylece kırmızı ve siyah arasında yaşadığı çelişkiler de başlamış olur. Restorasyon Fransası’nın şartlarında yükselebilmek için genç Sorel’in önünde iki seçenek vardır: Ya siyahı seçerek yükselişine Kilise yolundan başlayacaktır ya da kırmızıyı seçerek askeri yoldan. Ancak bir yandan aldığı dinî eğitim, öte yandan Napolyon’a olan gizli hayranlığı bu seçimi yapmasını zorlaştıracaktır. Üstelik ihtirasla girdiği bu yolda karşılaşacağı iki farklı kadın, iki farklı aşk, kendini çok başka yerlerde bulmasına sebep olacaktır.

“Kırmızı ve Siyah kendi zamanının ötesinde bir romandır.”
ANDRÉ GIDE

“Stendhal, hayatımın en güzel ‘tesadüflerinden’ biridir.”
NIETZSCHE
530 syf.
·9 günde·Puan vermedi
Fransız İhtilali'nden sonra, Fransa'daki sosyal ve siyasi durumu bize anlatan siyasi ve sosyal bir roman. Kitapta koyu Kralcılar, liberaller ve Napolyon'dan bahsediyor yazarımız.
Eserin başkahramanı Julian Sorel, Napolyon hayranı ve papaz okulunda bir öğrenci. Julian, toplumun en iyi kesimlerinde kendine yer edinmeye çalışan ihtiraslı ve kendini sürekli hakir gören, etrafındaki herkese kuşku ile bakan, aynı zamanda muhteşem bir zekaya sahip bir karakter. Her ne kadar Napolyon hayranı olsa da ruhbanlık yolunda ilerleyerek toplumun üst kesimlerinde yer almaya çalışıyor. Julian'ın zekası, onun kısa zamanda akademik kariyerinde ve soyluların arasında yükselmesindeki yegâne unsur. Bu yükselme ile birlikte Julian, artık devlet adamlarının evlerinde öğretmenlikle başlayıp, daha birçok yüksek mevkilerde yer ediniyor. Bu sıralarda, bir de yasak ve oldukça ihtiraslı bir aşk yaşıyor, akabinde de onu idama götüren yollarda hızlıca yol almaya başlıyor (idam olayından tanıtım bülteninde de bahsediliyor).

Julian'ın saraylarda çeşitli görevlerde bulunurken, siyasilerin içyüzlerine ve dönemin siyasi durumuna yakından tanıklık ediyor. Dönemin hukuki yapısını, soyluların bitmez tükenmez servetlerini; yaptıkları siyasetlerin içyüzünü ve menfaat dolu dostluklarını, koyu Kralcılarcıların -yani soyluların- liberalleri istememesi, monarşinin yıkılmaya başlaması konusundaki hiddetlerini, lafını eksik etmeden Julian'ın gözlemleri üzerinden okuyucuya titizlikle aktarıyor yazar.
İyi bir üsluba sahip, kolay okunacak hacimli bir eser. Acizane bir şekilde incelememi sunar ve eseri okuyacak arkadaşlara keyifli okumalar dilerim.
652 syf.
·11 günde·8/10
Merhamet göstermek gerekmiyorken merhameti yüceltmek kolay, adalet dağıtan değilken adaleti yüceltmek kolay... Yaşamadığını dışarıdan gözlemleyerek eleştirmek kolay... Ya başrol sensen? Ya adaleti uygulaman gerekirken kendi çıkarların söz konusuysa... Adil olabilir misin? Refahından vazgeçebilir misin? Kendi başını derde sokup merhamet edebilir misin? Sorgula kendini ne kadar adilsin, ne kadar merhametlisin? Mantığını ne derece baskılabiliyorsun? Aşık mısın hırslı mı?

Kırmızı ve Siyah okumamın sonunda kafamda hep bu sorgular...

Şu iğrenç düzen çarkında çoğumuz birer Julien'iz aslında. Milyon dolarlarımız yok, ünlü bir aile adımız yok, siyaset oyununda bir koltuğumuz yok, Ankara'da dayımız yok... Bu yüzden adalet dedikleri duruma göre değişebilen kurallar silsilesi bizim için hep sabit. İktidar oyununda bizden çıkarı olan hiç kimse yok, bu yüzden bir sabah uyandığımızda kendimizi inşaat zengini olarak bulamayacağız, aniden köşeyi dönen insanlar kervanına katılamayacağız. Bir yasa, bir belge ile kılıfına uydurulamayacak durumumuz. En acısı da sosyal statü sebebiyle ceza ver(e)medikleri ya da göstermelik ceza verdikleri suçlardan doğan adalet uygulama açlıklarını ufacık bir suçta üzerimizde uygulayacakları. Dokunulmazların da dokunulurluğu bize dokunacak.

Evet, her sabah kendimi kocaman bir yalandan ibaret dünyanın kucağına bıraktığımın farkındayım ve böyle değilmiş gibi davranamadığım her an tiksiniyorum bu dünyadan... Gözleri hırstan, kibirden, dalkavukluktan, ikiyüzlülükten parlayan bu kalabalığa her sabah karışıyor olmak çağımız insanını mutsuz eden yegane şey canım Ayşe* . Aşklar yalan, dostluklar çıkar, gülüşler sahte... Gençliğimiz var ama yorgunuz. :)

19.yüzyıldan bugüne değişen bu kadar az şey varken ne için uğraşıyoruz? Kitapta anlatılan taşra, soylu sınıfı, ruhban sınıfı ve devlet adamları arasındaki kirli düzen 21.yy'da adını değiştirdiyse, kırmızı ile simgelenen aşk hala siyahlara büründürülüp hırpalanıyorsa, adalet sistemi arızalıysa, karşı görüşlerin finali Silivri'de gösterimdeyse neden bu kadar sinirleniyoruz yaşadığımız çağa? Fikirlerimiz bizim mi sistemin mi? Stendhal, Hugo ve diğer pek çoğu çağının bastırılan sesini bulup bugünlere taşımış yine de düzen değişmemişse neden salıvermiyoruz kendimizi, amaan battı balık yan gitsin biz mi kurtaracağız? Tatar Ramazan misali düzeni bozarız diye çığırsak da düzen aynı kara düzen olarak kalıyorsa, yeryüzünün bütün karıncaları birleşemiyorsa, sistemin aksaklıklarını söyleyip bağırıp çağırıp rahatlamak mı bunca telaşımız? Retorik sorular sorup durmak içimi rahatlatmıyor. Sorgulamaların sonu yok.

Bu kitabı aşk kitabı diye okumak isteyebilirsiniz ama birbirlerine duydukları aşk mıydı, diğer şeylerin yansıma yapıp kendilerine dönmesi miydi okurken hep bunu düşündüm. Madam Renal kendisini bir iş anlaşması, toplumsal statü yükseliş aracı aksesuarı olarak görmese Julien'e tutulur muydu? Mathilde kafasındaki ideal aşık rolünü Julien'e yüklemiş olmasa, bu kadar benmerkezci olmasa sırf Julien herkesin aksine kendisiyle ilgilenmiyor diye kendine aşk yaratır mıydı emin değilim. Karakterlerin aşk ilişkisi çok gelgitli ve tutarsızdı. Bir dönem anlatısı olarak; sınıf farkının işlenmesi, din ve Tanrı sorgulaması, psikolojik tahlil olarak kısmen başarılı bulmuş olsam da Stendhal'in anlatım tarzını çok dağınık bulduğum için kitabı çok sevemedim. Hristiyanlık olarak ele alınmış kitapta ama inanç da diyebiliriz buna, ayrıcalık elde etmek için inanç ya da aşkla bağlanılan aşk(ki kitapta göremiyoruz) sorgulamaları Quo Vadis?'in üzerine cila gibi oldu. Benim için kitabın en güzel kısmı da bu son kısımlar oldu.

Son olarak kitabı okumaya önce İletişim yayınları ile başlamışken, çeviri kıyası sonucu İş Bankası'na dönsem de ufak tefek editöryal aksaklıklar vardı bunda da. Yayın dünyasının iki büyük ismi bile böyle özensiz iş yapabiliyor, elimizde şimdilik daha iyi bir seçenek olmadığından İş Bankası yayınlarından okunmasını tavsiye ediyorum.
652 syf.
·9 günde·Beğendi·9/10
Her sabah kendinizi kocaman bir yalandan ibaret dünyanın kucağına bıraktığınızın kaçınız farkında? Gözleri hırstan, kibirden, dalkavukluktan, ikiyüzlülükten parlayan bu kalabalığa her sabah karışıyor olmak nasıl bir duygu? Binlerce insanın binlerin arasında yalnız hissetmesi, yaş aldıkça yalnızlaşmak, toplumdan daha stabil yaşamaya çalışmak ya da hepimizin kafasından mutlaka bir kez geçmiş olan bi sahil kasabasına yerleşme fikri, insanlar arasında tercih edilmiş bu yalnızlığın sonucu mudur?
Bilemiyorum Altan. Hikayemiz tam da burda başlıyor.

Bu kitabı aşk romanıdır diye düşünüp, dağınık kafamı biraz toplasın diye okumaya başladım. Aksine beni çok sinirlendiren bir okuma oldu. Yaşar Kemal’in ve Orhan Pamuk’un dilinden düşmeyen Parma Manastırı öncesinde girizgah olması adına önceliği bu kitaba verdim. Stendhal’ın Fransız edebiyatındaki gerçekçilik akımının en önemli yazarlarından biri olduğunu bu kitabı okuduğumda öğrendim, neden sinirlenmiş olduğumu da o zaman anladım.

“Fransa’da kibirden başka bir şey göremiyorum.” sf(360)

Bu kitabın bana kalırsa en can alıcı cümlesi buydu. Fransız Devriminin etkileri henüz tazeyken 1799 yılında Cumhuriyet ve devrim yanlısı Napolyon’un iktidara gelmesi şüphesiz Fransa’da dengeleri değiştirmiştir. Stendhal kendisi de Napolyon’un yaklaşık yirmi yıla yakın süren savaşlarında savaşmış, romandaki gerçeklik de anladığım kadarıyla bu savaşlar sayesinde bu derece gerçek anlatılmış. Yazar her ne kadar kitapta Napolyon’un icraatlarından övgüyle söz etse de, daha sonra ki yıllarda Napolyon’un da zaaflarına, ihtirasına yenik düşerek ülkeye Monarşi’yi tekrar geri getirişini eleştiriyor.

Toplumsal sınıflandırmanın en çok hissedildiği Fransa’da soylu sınıfı ve ayrıcalıklı ruhban sınıfı, halkın tekrar örgütlenip kendilerini giyotine geçirmesinden sık sık korkuyor, Kral’ı yani iktidarı destekleyip ceplerini dolduran bu Dük’ler, Marki’ler, aslında toplumun içindeki zehirli ottan farksızlar. Sahibi oldukları servetler sayesinde daha soylu olduklarını düşünürlerken ruhlarının ne kadar soysuzlaştığının farkında bile değiller. Toplumsal iki yüzlülüğün en net kanıtı da, her akşam verdikleri kokteyllerde tek bir düşüncenin bile söylenemiyor olması, çünkü bu beyler çoğunlukla kendilerinden alt tabaka gördükleri salon eşrafının fikir beyan etmemesi için kendilerinde hak gördükleri her türlü aşağılamayı yanındaki bu yardakçılarına gözükapalı yapabiliyorlar. İktidarın gözünden düşmek istemeyen bu beyler her türlü aşağılama karşısında sükunetlerini koruyorlar.

Ve bu ortamın tam göbeğine fakir bir kerestecinin, yükselme hırsıyla gözü dönmüş, tek amacı servet sahibi olmak olan, Tanrı’yı sorgulayan ama zerrece inancı olmayan Rahip adayı Julien düşüyor. Bu kitapta başından talihsiz iki gönül ilişkisi geçen genç Julien’ın hayatına eşlik ediyorsunuz. Roman kesinlikle basmakalıp bir aşk öyküsü değil. Kitabın genel temasında yer alsa da bana kalırsa bu kitap, toplumun iki yüzlülüğünün, kibrinin, aşağılık kompleksinin en güzel örneği. İnsanın aklına sık sık “Bu dünya da dürüstlere yer yok!” fikrini getiriyor. Toplumsal konumların duyguların üstünde tutulduğu duygusuzları anlatıyor bu kitap.

Dönem kitabı okumak isteyenler için çok iyi bir tercih, ve kesinlikle Bertan Onaran çevirisi okuyun gerçekten çok başarılı. Özellikle İletişim Yayınlarından çıkan çeviriyle şöyle bir kıyas yaptık, kesinlikle Bertan Onaran, cümleler de anlam düşüklüğü ve kopukluk nerdeyse hiç yok. Son olarak bu kitabı bana hediye eden canım Kübra A. ‘ya <3 tekrar teşekkür ederim, böyle şahane bir kitabı okuduğuma vesile olduğu için.
Selamlar, saygılar.
512 syf.
·4 günde·7/10
Kırmızı ve Siyah -diğer adıyla "Kızıl ve Kara"- 19.yuzyıl Fransa'sındaki toplumsal sınıf farklılıklarını yükselme arzusu peşinde yapacaklarının sınırı olmayan Julien Sorel'in karışık ilişkileriyle birlikte anlatır. Kitabın adında geçen renklerden siyahın ruhban sınıfını, kırmızının ise askeri sınıfı temsil ettiği söylenir. Bana kalırsa Kitapta Julien'in Napolyon Bonapart sevgisi dışında askeri yönünün üzerinde fazlaca durulmamıştı. Julien döneminde yükselmek için ruhban sınıfını tercih etmiştir. Dolayısıyla ben de kırmızı ve siyahın sınıflardan ziyade zıt duyguları temsil ettiğini düşünüyorum. Kitapta yer alan karakterler oldukça gercekciydi. Kitaba dahil olan hiçbir karakter yakışıksız kaçmamıştı. Hepsinin yanlışları ve doğruları vardı. Bana kalırsa Julien'in ne Mathilde'e ne de Madam Renal'e hissettiği duygular gerçek bir sevgi değildi. Julien onların soyluluklarına hayran olmuştu. Kitapta genellikle monologlara yer verilmişti ve uzun tasvirler yoktu. Velhasılıkelam okuduktan sonra pişman olmayacağınız ve sakin kafayla okumanızı tavsiye ettiğim dünya klasikleri arasına girmiş  psikolojik bir romandır. Stendhal hakkında Balzac: “Az sözcük yetiyor M. Beyle’ye; kahramanlarını eylem ve diyalogla karakterize ediyor; okuyucuyu tasvirlerle yormuyor da dramatik zirveye doğru koşturuyor; ve bunu bir tek sözcükle, bir tek işaretle başarıyor”.
677 syf.
·8 günde·8/10
Dünya Klasiklerini yorumlama zamanı geldiğinde şöyle bir durup dinlenir, birkaç yerden inceleme ve yorum okuyup gelirim buraya. Zira ne yazarsak yazalım bu büyük eserlere haksızlık edebiliriz.

1783 doğumlu Stendhal’in 1830 tarihli romanı ‘Kızıl ile Kara’ ya da ‘Kırmızı ve Siyah’

Annesini çok erken yaşta kaybedip ‘baskıcı bir baba, katı bir teyze ve özel öğretmeniyle’ baş başa kalmış da bir adam Stendhal.

Ona başlamadan önce otobiyografik eseri diyebileceğimiz ‘Henry Brulard’ın Yaşamını’ okuyabilirsiniz.

Restorasyon Dönemi Fransa diyoruz. 1814-1830 yılları arasındaki Monarşik düzene verilen isimdir bu. Ve bu dönemi anlatmaktadır aslında Stendhal.

Kahramanımız taşralı, yakışıklı ve yetenekli bir genç olan Julian Sorel. Bir amacı vardır onun. Paris Sosyetesinde yükselecektir. Ve bu amaç uğrunda hiçbir adımı atmaktan çekinmez kendisi.

Bu başarı ve güç amaçlı yükselişin ‘ikiyüzlülük ve çıkarcılık’ ile gerçekleşeceğini kısa zamanda keşfedip adımlarını buna göre atmıştır.

İlk olarak evli bir kadın Madam de Renal, sonrasında yine aristokrat bir ailenin kızı Mathilde ile ilişki yaşamıştır.

Hırs bu ya. Yükselişin elbette bir de çöküşü ve belki de tükenişi olacaktır.

Mekan tasvirleriyle başlayan eser, sayfalar ilerledikçe kişiler üzerinden psikolojik tahlillere uzanıyor ve özellikle son ‘yüz’ sayfada sürekli artan bir heyecanı tadıyorsunuz.

Tabiki okunmalı.
240 syf.
·Beğendi·8/10
Romanımızın baş kahramanı Julien. Eserde Julien diğer iki abisi gibi babasının yanında çalışarak normal hayata ayak uyduramaz. Onun istekleri daha farklıdır. Askerlik ve din adamlığı arasında gelgitler yaşar.
Julien'in din adamı olmak istememe sebebi o dönem ruhban okullarında dönen entrikalardır.
Asker olma isteği ise Napolyona duyduğu hayranlıktan ileri gelmektedir. Julien Napolyon gibi olmak için uğraşır.
Oldukça hırslı bir yapıya sahiptir Julien ve sınıf atlamak ister. Ancak ne rahip olabilir ne de asker... Bu şekilde sınıf atlamayı beceremeyince kadınlara yönelir.
Roman boyunca Julien sürekli bir savunma halindedir. İçine girmeye çalıştığı her sınıfın onu sürekli aşağıladığını düşünür.
Roman akışındaki olaylar neticesinde Julien acı bir şekilde idam edilir.
Julien'in çalkantılı hayatını anlatan bir eser.

Stenhal'ın bu romanı gerçek hayattan alıntıdır. O dönemde bir arkadaşının başına gelenleri bu romanla okuyucuya ulaştırmıştır. Ruhsal ve toplumsal kriz romanı olarak değerlendirebiliriz.
512 syf.
·21 günde·Puan vermedi
Klasikler arasında yer almayı sonuna kadar hak eden bir eser. Çok etkilendim ve hiç sıkılmadan okudum. Popüler kitaplar yerine klasikleri tercih eden biri olarak, eğer gözünüzde büyüyorsa ya da ağır geliyorsa ilk yüz sayfasına sabırla devam ederseniz sonra isteseniz de bırakamazsınız diyebilirim. Sanırım ilk defa okuduğum bir Fransız romanı. Bahsedilen dönemi en ince ayrıntılarına kadar gözünüzde canlandırıyor yazar. Köylü bir gencin gözünün yükseklerde oluşu, zengin hayatına geçiş yapmak için başvurduğu yollar, entrikalı aşk hayatı ve hiç beklemediğiniz bir son... Benim gibi ince kitapları sevmeyen herkese şiddetle tavsiye ederim.
619 syf.
·25 günde·Puan vermedi
Standhal realist bir yazar da bana tuhaf gelen bir şey var. Yazar , Ahmet Mithat gibi nerdeyse Ey Kari’ deyip kitabın bir yerinden fırlayacakmış gibi . Gerçi bu çevirmen ya da yayınevinden mi kaynaklı bilemedim
512 syf.
·24 günde·Puan vermedi
Uzun zamandir oxudugum en yaxsi kitablardan biri..Sohretperestlik hirsinin insanin butun ustun keyfiyyetlerinin sirf onun bedbextliyi ucun calisan ser quvvelere nece cevrildiyini,insan psixologiyasinin nece pis deyilken,pisliyi qebul etdiyini,neler dusunduyunu gosterir.Heyatda bele insanlarin oldugunu ve onlari tanimaq ucun bu kitabi oxumagin zeruriliyini,hemcinin her insanda oldugu kimi mende de olan o iyrenc sohretperestlik duygusunun gramini bele istemediyimi basa dusmek ucun bu kitabi oxumaq mene cox faydali oldu.Sukurler olsun Allahima ki,mene kitab oxumaq sevgisini verib.Bu cur kitablari oxudugum ucun bele xosbextem.Tesekkurler,Stendal!
652 syf.
Dini ve siyaseti bir insan beyninin içinde irdeleyen bu kitap çok kabarık bir listeden olmasa da en sevdiğim dünya klasiklerinden biridir. Kitabı okurken siz de sorgulamaya başlayacağınız için zihniniz sakinken okuyun derim :)

Stendhal
Kırmızı ve Siyah
kitap konu olarak güzel olsa da çevirmenin yaptığı rezalet çeviri yüzünden anlaşılmaz bir hal almıştır. Okumak isteyenler için bu yayınevinin kitabını almamasını öneririm. Gerçekten çok pişman oldum.
Bu ne gürültü?
Ya bu koşuşturan insanlar,
Yirmi yaşındaki bir kafada ne çok gelecek kaygısı böyle, aşk konusunda bu ne dalgınlık!
Sessiz kalmak beni onurlandırmanın tek yoludur.
Son anda, gerçeği söylememe izin verin:
Beni unutacaksınız.
"Gerçeği sevdim... Gerçek nerede... Her tarafta ikiyüzlülük, hiç olmazsa şarlatanlık; en erdemlilerde, en büyüklerde bile böyle... Hayır, insan insana güvenemez."
Stendhal
Sayfa 572 - Maviçatı Yayınları
"Seni gördüm mü, artık hiçbir görev gözüme gözükmüyor, aşk oluyorum; daha doğrusu bunu anlatmaya aşk kelimesi de yetmez.
Ben senin için, yalnız Tanrı için beslemem gereken duyguları besliyorum. İçinde hem saygı, hem aşk, hem boyun eğme bulunan bir duygu... Doğrusu bana nasıl bir büyü yaptın, bilmiyorum... Bu ne haldir?"
Stendhal
Sayfa 563 - Maviçatı Yayınları
"Ama gönlüm çabucak yumuşuyor; en bayağı söz, gönülden gelen bir eda ile söylendi mi, hemen sesime bir yufka yüreklilik veriyor, hatta gözümü yaşartıyor. Kaç defa bu yüzden, kuru kalpli insanların aşağılamasına uğradım! Benim aman dilediğimi sandılar, işte buna dayanamam."
Stendhal
Sayfa 557 - Maviçatı Yayınları

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Kırmızı ve Siyah
Baskı tarihi:
Temmuz 2018
Sayfa sayısı:
592
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789750512193
Kitabın türü:
Orijinal adı:
Le rouge et le noir. Chronique de 1830
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
İletişim Yayınları
Psikolojik romanın kurucusu Stendhal, Fransız Restorasyonu’nun siyasi tartışmaları ortasında, dinî eğitimiyle, aşklarıyla, ihtiraslarıyla dünya edebiyatının en önemli karakterlerinden Julien Sorel’i yaratıyor.
Stendhal, 1840.

Fransa’nın küçük bir kasabasında, bir kerestecinin oğlu olarak dünyaya gelen Julien Sorel, genç yaşında yükselme ihtirasına kapılır. Çalışkanlığı ve dini eğitimiyle dikkat çeken Sorel, bir an önce bu kasabadan kurtulup Paris’e gitmeyi arzular. Böylece kırmızı ve siyah arasında yaşadığı çelişkiler de başlamış olur. Restorasyon Fransası’nın şartlarında yükselebilmek için genç Sorel’in önünde iki seçenek vardır: Ya siyahı seçerek yükselişine Kilise yolundan başlayacaktır ya da kırmızıyı seçerek askeri yoldan. Ancak bir yandan aldığı dinî eğitim, öte yandan Napolyon’a olan gizli hayranlığı bu seçimi yapmasını zorlaştıracaktır. Üstelik ihtirasla girdiği bu yolda karşılaşacağı iki farklı kadın, iki farklı aşk, kendini çok başka yerlerde bulmasına sebep olacaktır.

“Kırmızı ve Siyah kendi zamanının ötesinde bir romandır.”
ANDRÉ GIDE

“Stendhal, hayatımın en güzel ‘tesadüflerinden’ biridir.”
NIETZSCHE

Kitabı okuyanlar 2.071 okur

  • Emin Azar
  • Nisa
  • Media
  • Fatih ÇELİK
  • seyhan yönlü
  • Melike Özmen
  • Ayşe Şeker
  • Ruken Güven
  • Beyza Gültekin
  • Sedef

Kitap istatistikleri (Bütün baskılar)

Bu baskının istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%1.2 (6)
9
%1.2 (6)
8
%2.1 (11)
7
%1 (5)
6
%0.6 (3)
5
%0.4 (2)
4
%0.2 (1)
3
%0
2
%0
1
%0

Kitabın sıralamaları