Martin kimdi ?
Martin fakir biri ve fakir biryerde yaşayan sefil bir hayat süren bir insandı bir gün kurtardığı birinin evine yemeğe giden ve orada gördüğü kıza aşık olan kendini gelişim yoluna koyan bir adamdı. Kendini geliştirmekte kafayı o kadar bozmuştur ki bu bu ona artı artı dönecektir.
Bir kız için başladığı bu gelişim yolunda kendini yer yer fakirlikte buldu yalnız hisseti düştü ama süreklide kalktı ve asla inancını kaybetmedi ona yardım eden insanları asla unutmadı ve parası olunca yardım etti en sonunda ise kız arkadaşı onu terketti ve Martin zengin oldu bir süre sonra
Martin gelen zenginlik onun benliğini de götürmüştü eski martinde olsa hayattan zevk almıyordu ve üzücü bir sonla bitti.
Gözleri bor raftaki kitaplara ilisince dostlarını görmüş gibi birden heyecanlandi.
Yaşamamın en güzel akşamındi, dedi. Çok mutlu oldum Ve etkilendim.
Kendisini mutlaka yetiştirecek, o büyüleyici dünya da yerini alacaktı.
Kızları Kendime çekmek gibi bir çabam olmadığı için belki , diye karşılık verdi Martin.
Ben onları umursamayınca onlar beni umursuyor galiba.
Martin tüm zorluklara karşın pes etmek nedir bilmezdi.
Bedenindeki ve hedefine olan inancindaki sonsuz güç, gözünü de beynini de koruyordu.
Para biriktirmek için değil, yaşamı renklendirmek için kullanılmalı ya da aşk için.
Ozguveni o kadar yuksekti ki istediği her şeyi basaracagina emindi.
Her şeye yeniden başladı.
Bazen bilgi çokluğu ve karmaşası karşısında telaşa kapildigi oluyordu ama onun dünyasında pes etmek ve verdiği karardan dönmek yoktu.
Martin EdenJack London · Arkadaş Yayınları · 2021135,3bin okunma
Kitaplarını severek okuduğum bir yazarın bayıldığım kitaplarından biriydi. İçerisinde bir kadına aşık olmuş Martin’in hayat hikayesi var. Aşkından dolayı yapmadığı fedakârlık kalmayan Martin beni çok etkilemişti. Kitap okuru içine alarak sanki o hikayede biz de yaşıyormuşuz hissiyatı veriyor ve bu sayede Martin’in çabalarına en yakından şahit olmuş oluyoruz. Martin’in hiçbir fedakarlığını zerre hakketmeyen o kız en sonunda Martin’in hayal kırıklığı yaşamasına sebebiyet veriyor ve işte burda okurun başına bombalar yağıyor. Herkese tavsiye ettiğim kitaplardan işte biri daha..Ah Martin üzümlü kekim:)
Öncelikle kitabı beğendim ve bu benim ilk incelemem. Bu yüzden bu konuda çöm olabilirim bir nebze
İncelemem az da olsa spoiler içerebilir.
Martin Eden in başkarakter olduğu bu kitap ilk sayfalarda hatta kitabın yarısına kadar bende coşku ve merak uyandırdı. Kitabı okurken zihnimde bulanık olan düşünceleri yazar adeta zihnimden çekip netleştirmiş. Mesela kitapta Maria diye bir karakter var ve şu cümleler ile ifade edilmiş "Maria basit pratik ve çok çalışan bir kadındı ama o doğuştan gelen büyük bir sadakat duygusuna sahipti." Kitapta Maria'nın olfuğu kısımlar gelince bende böyle düşünüyorsum ama böyle güzel cümlelerle ifade etmek ustalık gerektirir açıkçası. Bir diğer beğendiğim şey de Martin Eden 'in karakter analizinin çok iyi yapılmasıydı. Heyecanlı ve çoşku dolu olan Martin Eden kitabın sonlarına doğru nihilist olması gerçeği ile yüzleşti okur. Bh karakter gelişimini beklemiyordum. Kitapta daha çok mutlu sona doğru giden bir perspektif ile başladım fakat öyle değildi. Sonlara doğru paraya olan bakış açısı da değişmişti başkarakterin. En son 22 dolarlık bir çek kazanıyor yazdığı kitaplardan dolayı ve şöyle diyoe. "Martin için bu 22 dolarlık bir çekti. Tek anlamı onunla yiyecek bir şeyler almaktı." Bu cümleler beni çok etkiledi.
Aslında biz çevremizdeki şeylere anlam yüklüyorduk bu farkındalığı bende oluşturdu. Bunun dışında Ruth'a kitap bitene kadar ayar olmuş. Aşırı gıcık tiki kız Ruth kafamda böyle canlandı açıkçası. Fikirlerinizi paylaşırsanız sevinirim. Şimdilik diyeceklerim bu kadar. :)
Kitabın dili okunabilirlik ve akıcılık açısından ağır değil, yalın. Kitabı elime aldım, masaya oturdum, okudum, bitirdim. Ortaokul çağındaki çocuklar da rahatça okuyabilir diye düşünüyorum.
Ana karakter Martin, kendisine hayran bırakacak kadar dürüst, çalışkan, zeki ve güçlü bir karakter. Okurken çabucak sahipleniyorsunuz.
Martin, yazarlık ve aşık olduğu kız uğruna çok çalışıyor. Düşüyor, kalkıyor ama asla pes etmiyor. Etrafındakiler motivasyonunu düşürecek şeyler söylese de o hep kararlı bir şekilde yoluna devam ediyor. Sevdiği kız; Martin’in düzenli gelir getirici bir işe girmemesi, gazetede Martin hakkında çıkan asılsız haberler ve ailesinin baskısı gibi durumlar sebebi ile daha fazla dayanamayıp Martin’den ayrılıyor. Ayrıca tanıştığına çok memnun olduğu en iyi arkadaşının da ölümüyle her şey tam anlamıyla kötüye gidiyor derken yazdığı eserler gerçek değerini görmeye başlıyor. Böylelikle Martin çok zengin oluyor, daha önce aldığı borçları misliye ödüyor, sevdiği insanlara büyük maddi yardımlar yapıyor. Ancak Martin zenginlikten ve şöhretlikten istediği tadı alamıyor. Eski Martin’in parasız, ünsüz ama çok daha mutlu olduğunu düşünüyor. Bir süre manevi tatminsizlik yaşadıktan sonra intihar ediyor…
Okuyan herkesi üzmüştür herhalde kitabın sonu. Martin’in mücadelesinin buraya varmasını hiç istemezdim ben. Bir yarı otobiyografik roman kabul ediliyor bu kitap. Otobiyografik olması sebebi ile yazarının gerçekten böyle bir hayat mücadelesi verip sonunda da intihar etmiş olma ihtimalinin (ölüm raporunda ölüm sebebi üremi yazmasına rağmen eski kaynaklarda intihar ettiği yazarmış) olması daha da etkiledi beni…
Ben beğendim. Okunur.
Martin EdenJack London · Arkadaş Yayınları · 2021135,3bin okunma
Aşk , kadın , statü, para , azim , bir genç , zorluk , ruhun ve vicdanın sızlanışı , toplumsal hiyarşi , hastalıklı düşünceler , umutsuluk, açlık ve BAŞARI.
Tam, "Dur, daha yeni tanıdım seni!" derken kitabın bitmesiyle ellerimden kayıp giden bir arkadaş oldu Martin Eden benim için.
İncelememe başlamadan önce bir itirafta bulunmak istiyorum: Bu eseri spoiler vermeden inceleyecek kadar yeterli görmüyorum kendimi. Ona göre okuyun ki incinmesin hayat mücadelesinde yorgun düşmüş yüreklerimiz.
Yarı otobiyografik bir roman. Jack London'ı büyük oranda Martin Eden kişiliğine bürünmüş olarak görüyorsunuz. Dönem aynı dönem, mekan aynı mekan, zaman yine aynı zaman ve yine kahramanlar gerçek dünyadan kahramanlar... Yirmili yaşlarda tabiri caizse halk tabakasından bir genç Martin Eden. Denizcilik ile uğraşırken bir olay sonucunda Ruth ve ailesi ile tanışıyor. Onun burjuvazi ile tanışması aynı zamanda... Ona duyduğu ya da duyduğunu sandığı aşk onu yazılar yazmaya itiyor. Başarılı bir yazar olma adına disiplinli bir çalışma başlatıyor. Büyük hayranlık duyuyorsunuz onun azmine. Ruth'un dünyasına ait olma mücadelesi girdiği aslında. Bu mücadelede onunla aşık oluyor, onunla acı çekiyor, onunla aç kalıyor ve onunla amacınıza ulaşmak için çabalıyorsunuz.
Bir aşk insana neler yaptırır? Aşk sandığımız şey aslında nedir? Para nelere gölge düşürebilir? Amacımıza ulaştığımız anda daha mı mutlu olacağız sorularının cevabını alıyoruz eseri okurken...
Algernon'a Çiçekler isimli bir eser okumuştum. Başkahraman zeka seviyesi arttıkça derin bir yalnızlığa gömülüyor ve aynı zeka seviyesine düşene kadar o yalnızlıktan kurtulamıyordu. Martin Eden ait olduğu sınıftan kopma mücadelesi verirken burjuva sınıfını da tanıyor. Bu tanıma süreci onu eski sınıfına da yabancı kılıyor ve her iki sınıfa da uzaklaşma başlıyor. Bu durum onu hayata daha da yakınlaştıracak dediğimiz yerde tam bir uzaklaşmanın geldiğini görüyoruz.
"Yalnızlığını daha güçlü ve kendini
İncelememe bir alıntı ile başlamak istiyorum.
“Kitap okuyorsun ve yapayalnız buluyorsun kendini”
Beni bu eserde en çok etkileyen alıntı olmuştu.
Kitap okurken hiç şikayetçi olmadığım bir durumdur.
Bazen anlamsız bir kalabalıktan ziyade bir kitabın içerisinde yalnızlaşmak daha anlamlı geliyor.
Martinin intiharı üzerinden bir inceleme yazmak istedim.
Çünkü Martin'in intiharı beni oldukça etkilemiş ve düşündürmüştü. Bunun üzerine belli birtakım olgular üzerinden kendime sorular sorup ve bu soruları kendi paradigmam içerisinde yanıtlamaya çalıştım.
Daha sonra ortaya bu şekilde bir analiz çıktı.
İncelemem alıntılar hariç tamamen kendi bakış açım ve cevaplarımdan oluşmaktadır.
Eserin son bölümüne baktığımızda, insanların Martine karşı yaptığı ikiyüzlülük, çıkar gibi sebeplerden ve ait olmadığı bir toplumun verdiği mutsuzluk sebebi ile intihar ettiği düşünülebilir.
Fakat bu intiharın bundan daha fazlası olduğunu düşünmekteyim
Biz bu intiharın gerçek sebebini öğrenmek istiyorsak öncelikle şu soru üzerinden yola çıkmamız gerekiyor
Mutluluk Nedir?
Mutluluk insanın kendi içinde koyduğu zorlu ve hatta bazen imkansız hedefler ve beklentiler olup ve bu hedefler ve beklentilere ulaşabilme umudu taşımasıdır.
İnsan elde ettiği bir sonuç ile asla mutlu olamaz. İnsanı mutlu yapan o sonuca giden yoldur, onu asıl mutlu yapan bu süreçte geçtiği yollardan topladığı umut taneleridir.
Fakat maalesef sonuca ulaşıldığında artık doyum başlar ve bu doyum çok kısa sürer. Doyum tamamlandığında artık elde edilen sonuç hızlıca değer yitirmeye başlar ve bu değer yitirme elde edilen sonuç nötr noktasına gelene kadar devam eder.
O halde Mutlu olmak bir şeyi elde etmek değildir, insanın elde etmek istediği hedefine giden yoldaki umut tanelerini elde etme hazzıdır. Elde edilen haz ise zamana
Bir insanla tanıştandığında zihninde bir roman karakteri canlanıyor mu? Ya da bir gezide ilk defa gördüğün bir manzara okuduğun bir romanın anlatığı mekanın kokusunu duyuruyor mu? Tam tersi de olabilir yani. Okuduğun bir romanda ki karakteri gerçek hayatta birileri ile kıyaslama gibi. Hayatının odak noktasına kitapları koymuş çoğu okuyucu kısmen veya hepten bu tür duyguları yaşamıştır, yaşıyordur. Tıpkı her gördüğü kişiyi bir film/dizi aktörüne benzetenler gibi. Her tanıştığım kişi okuduğm kitaplardan bana bir şeyler hatırlatır. Kimisi binlerce yıl öncesine götürür kimisi de yüzyıllar sonrasına. (Kimisi de lağım çukuruna...)
Lisede başımı epey derde soktuğum bir zamanda (uzaklaştırma aldığım), daha önce içeriği hakkında bilgimin olmadığı "Sefiller" romanı ile eve döndüm. Odama geçtim ve okumaya başladım. -Bende bir alışkanlık haline geldiğini sonradan fark ettim. Canımı sıkan veya stresli bir durum ile karşılaştığımda elime kitap alır başka bir dünyaya zihnen adım atarak mevcut durumun üzerimdeki etkisini kırmaya çalışırım-
Jean Valjean karakteri ile o kadar özdeşleşmiştim ki kitabı elimden bırakmadan 17-18 saatte 582 sayfalık "Sefiller" kitabını bitirmiştim. 3 4 gün boyunca Martin'in Ruth ile ilk karşılaşmasından sonra evine dönerkenki ruh halinde idim. Hiç bir zaman bir daha öyle bir kitapla karşılaşmadım. (İçinde bulunduğum duygu durumundan olsa gerek.) Ta ki Martin Eden'le tanışana dek. Lisede iken bir kitapta tattığım o duyguyu tekrar yaşadım. Kitap boyunca geçmişim film şeridi gibi zihnimde sürekli canlandı. Martin'le çok fazla ortak noktamız vardı. Hele öyle olaylar vardı ki birebir aynısı. İkinci kez başkalarını değil de kendimi görüyordum okuduğum romanda. Duygu durumumun çok fazla değişmemesi için 100 sayfa okuduktan sonra araya 1 Shakespeare eseri
Martin EdenJack London · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 2025135,3bin okunma
Jack London'ın hayatından izler taşıyan yarı otobiyografik bu eseri son zamanlarda o kadar övgüyle duydum ki elime almadan yapamadım. İlk defa Jack London'dan bir eser okumuş olduğum için başta hayatına ve görüşlerine dair küçük bilgiler edinmekle başladım. Kitaba başladığımda yapısı biraz garip geldi açıkçası. Zevkle Dostoyevski ve rus edebiyatı okuyan biri olarak söylüyorum ki kitabın uzun betimlemeleri ve anlatımları içinde çok fazla kaybolduğum ağırlaşıp kitabı kenara bıraktığım an oldu. Bu yüzden ilk başlarda zorlandım ama yaklaşık kitabın ortalarından sonra yazarın diline alışmaya başladığımı fark ettim ve kitap akmaya başladı. Aslında sonrasında yazara da hak verdim. Karakterin her hissini her sevincini her yenilgisini ve diğerlerini ayrıntılı bilmeden onunla gerçekten özdeşleşemezdik. Çünkü aslında size beş satırda kitabın özetini çıkarabilirim çünkü olaylar az ancak önemli olan olaylar değil Martin'in adım adım değişimini gözlemleyebilmek, onu ve zamanla girdiği buhranı anlayabilmek.
Eserin konusuna gelince, Martin'in bir denizci olarak başladığı hikayede aşık bir gence dönüşmesini, ardından kendini aşkı için geliştirirken fikir sahibi olup onlar için de savaşmak isteyişini görüyoruz. Aslında Martin'i elimizde büyütüyoruz. Martin üst sınıftan aşık olduğu Ruth'a layık olabilmek için tek tek her konuda kendini gliştirmeye çalışırken Herbert Spencer' ın düşüncelerinden çok etkileniyor ve etrafında düşünen ve bunları tartışabilen insanların varlığından zevk almaya başlıyor. Ancak onun sosyalist olduğunu düşünen Ruth'un ailesi bu durumdan hiç hoşnut değil. Martin edebiyatla ilgilenip günlerini yazılar yazarak geçirmeye başladığında da Ruth'un ailesi düzenli bir işe girmediği için de gittikçe Martin'i ilgi alanlarından çekiyor. Jack London bu konuda da dergi
Jack London , ile önce başlamak isterim.#90566644 kitabını kesinlikle daha çok beğendim.Bunu belirtmem lazım.Daha kalıcı olacak Beyaz Diş bende. London, Dünya Ticari dergi romanının öncüsü ve zengin olabilen ilk yazarlardan biridir.Kitaptaki Martin Eden karakterine bu yönden çok benzer.Zaten otobiyografi bir romandır Martin Eden . Birçok kısmı kendi hayatındaki ile aşağı yukarı aynı yada benzerdir.London bir köle tarafından büyütülür.Anne figürü yani bir köle kadındır.Gerçek anne ve babası ile ilgilide yoğun tartışmalar mevcut olup, belli değildir.Martin Eden kitabında geçen tüm muhitler gerçekten de London un yaşadığı ve çok iyi bildiği muhitlerdir.Bir başka ortak noktası ise onunda aynı Eden gibi bir denizci olmasıdır.Kavga, dövüş kültürü ve yakışıklılık da diğer ortak noktalardan.Diplomasının olması yine Martin Eden ile benzer başka bir ortak noktadır.Kitapta 5 dolar alınca yazmaktan vazgeçmeyi düşünen, 40 doları sonrasında aldığında ise paçayı kurtardım diye sevinen bir Eden vardır.Bu kısım da London un gerçek hikayesi ile aşağı yukarı aynıdır. George Sterling ise kitaptaki Brissenden dir.London'un, Çin, Kore gibi ülke vatandaşlarına karşı ırkçı ifadeli mevcuttur.Ölümü ile ilgili de çok fazla efsane vardır.Martin Eden gibi intihar yolunu seçtiğini söyleyenler az değildir.Ama tartışmalı bir konudur.
Martin Eden , kitabı ile ilgili olarak şunları söyleyebilirim.Alt sınıftan olduğu net bir biçimde gözümüze sokulan Martin Eden isimli bir gencin kısaca hoşlandığı Ruth isimli üst tabakadan bir kızın gözüne girebilmek için vermiş olduğu mücadele anlatılıyor.Bu mücadeleyi de yazar olmaya çalışarak bizlere gösteriyor London.Kitap 1909 da yazılmış.Bir hayal kırıklığı görmek mümkündür çoğu kısmında kitabı.Özellikle yayınevleri ciddi bir biçimde
12 Ocak 1876’da San Francisco’da doğdu. Gerçek adı John Griffith Chaney’dir. Evlilik dışı bir çocuk olarak dünyaya gelen Jack London, soyadını, henüz sekiz aylıkken annesinin evlendiği John London adlı savaş gazisinden aldı. Maddi sıkıntılar nedeniyle küçük yaşta okulu bırakıp gazete satıcılığı, tayfalık, balıkçılık, istiridye korsanlığı, gazetecilik, sahil koruma devriyeliği gibi çeşitli işlerde çalıştı ve Amerikan işçi sınıfını tanıdı. 1894’te serserilik suçlamasıyla otuz gün hapis yattı. Hapisten çıktıktan sonra hayatını değiştirmek arzusuyla liseye kayıt yaptırdı. Lise öğrenimini bir senede tamamlayarak 1896 yılında Kaliforniya Üniversitesi’ne girdi. Bir dönem okuyabildiği üniversiteden maddi zorluklar sebebiyle ayrıldı. 1897’de Klondike bölgesinde altın arayanlara katıldı ama bir yıl sonra yine yoksul ve işsiz olarak geri döndü. Yoğun bir çalışma programı hazırlayarak şansını yazarlıkta denemeye karar verdi. Soneler, baladlar, nükteli fıkralar, anekdotlar, korku ve serüven öyküleri yazmaya başladı. 1909’da yazdığı Martin Eden bu dönemi yansıtması bakımından otobiyografik izler taşır. İlk kitabı Kurt Dölü (1900) büyük ilgiyle karşılandı. Aynı yıl Elisabeth Maddern ile evlendi ve bu evlilikten iki kızı oldu. Ancak bu beraberlik uzun ömürlü olmadı ve 1904’te sona erdi. Charmian Kittredge ile ikinci evliliğin ardından 1916’da Kaliforniaya’daki çiftliğinde hayatını kaybetti. London yazarlık kariyeri boyunca elliye yakın kitap yazdı ve döneminin en çok okunan yazarlarından biri oldu. Yazdıkları, yaşadıkları etrafında şekillenmiş, sosyalizmin de etkisiyle toplumcu bir dünya görüşüne ulaşmıştır. Başlıca eserleri arasında Beyaz Diş, Martin Eden, Uçurum İnsanları, Vahşetin Çağrısı yer alır.