·
Okunma
·
Beğeni
·
36bin
Gösterim
Adı:
Mesnevî
Baskı tarihi:
2012
Sayfa sayısı:
744
Format:
Ciltli
ISBN:
9789756346870
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Tablet Yayınları
616 syf.
·327 günde·Beğendi
Mevlânâ'nın en büyük eseri Mesnevi'sidir. Eser, aruz ölçüsünün fâ'ilâtün fâ'ilâtün fâ'ilün kalıbıyla Farsça yazılmış olup 6 cilt, 25618 beyittir. Varlıkta birlik (Vahdet-i Vücûd) anlayışını birtakım kurmaca/hayali veya gerçek olaylardan hareketle anlatmaya çalışan didaktik (öğretici) bir eserdir. Mevlânâ'da hakiki müslümanlık şuuru en yüksek derecesi ile ifade edilmiştir ve
bu müslümanlık şeklin değil,
mânanın müslümanlığıdır.

Mesnevi'deki en önemli özellik çok derin konuları bile rahat ve anlaşılır bir şekilde anlatmasıdır. Mevlana birçok konuyu içine doğduğu gibi söylemiş ve büyüleyici bir eda yakalamıştır. Bu arada Mevlânâ, basit; fakat düşündürücü ve bilhassa buluş kabiliyetini gösteren deliller getirir, örnekler verir, anlatmak istediği şeyi apaçık bir hâle koyar, hatta gülünç hikâyeler bile söylemekten çekinmez. Zaten Divan'ındaki bir gazelinde; "Benim gülünç şeyler söylemem, gülünç şeyler söylemiş olmak, eğlenmek, eğlendirmek için değil; öğretmek, halkı neşelendirip anlatmak istediğimi anlatmak içindir." der.
~Alıntı~
---------------------------------------------
Türkçeye çok sayıda çevirisi yapılan ve şerhler yazılan Mesnevî'yi ezberleyip icazet aldıktan sonra dinleyicilere okuyup açıklayan kişilere Mesnevîhân (Mesnevi okuyan) unvanı verilmiştir.
Mesnevi, Mevlânâ'nın sırdaşı Hüsâmeddin Çelebinin ısrarları üzerine yazılmıştır. Hüsâmeddin Çelebi'nin bir eser yazma isteği üzerine Mevlânâ eserin ilk 18 beytini kendisi yazmış, daha sonra o söylemiş ve Hüsâmeddin Çelebi yazmıştır.

~ Neden Mesnevi Okunmalı~

Mesnevi'nin Birinci Cildinin Önsüzünü Okuyup Anlamaya Çalışırsak Neden Okumamız Gerektiği İfade Edilmiş Açık ve Net;

“Bu kitap, Mesnevî kitabıdır. Mesnevî, hakîkate ulaşmak ve ALLAH‘ın sırlarına âgâh olmak, akıl erdirmek isteyenler için bir yoldur. Mesnevî, din asıllarının asıllarının asıllarıdır. ALLAH‘ın en büyük şaşmaz şerîati, hakîkate giden nûrlu yo­ludur. Mesnevî, içinde kandil bulunan kandilliğe benzer. Sa­bahlardan daha nûrlu bir sûrette parlar. Hakîkati arayan gö­nüller için bir cennettir. Mesnevî’nin pınarları var, dalları var, budakları var, bu pınarlardan bir tanesine “Selsebîl” der­ler. Burası makâm sahiplerince, kalpleri uyanık insanlarca en hayırlı duraktır. En güzel dinlenme yeridir. Hayırlı insanlar, iyi kimseler, orada yerler, içerler, neşelenirler, ferahlanırlar. Mesnevî imanlılara şifâ, imansızlara hasrettir. Nitekim, HAKK: “Kur’ân-ı Kerîm ile çoğunun yolunu azıtır, çoğunun yolunu doğrultur. Hidâyete eriştirir.” demişlerdir. Şüphe yok ki Mesnevî, temizlenmiş kişiler için gönüllere şifâdır. Hüzünleri giderir. Kur’ân’ı açıkça anlamaya yardım eder. Huyları güzelleştirir. Gönülleri temiz insanlardan, hakîkati sevenlerden başkalarının Mesnevî’ye dokunmalarına müsâ­ade yoktur…”

*Yaşamayı ve ölmeyi öğrenmek için okunmalı; zira yaşamak sandığımız şeyin yaşamak, ölmek sandığımız şeyinde ölmek olmadığını okumaya başlayınca anlıyor insan.! Eserin bütününde bir anlatma ve hissettirme gayreti var. Yani 'naklen' iman edilmiş pek çok şeyin, aklen ve kalben tasdik edilmesi var. Mesnevi'yi düzenli olarak okumak bir nevi insanın ruhuna, bedenine bahar temizliği yapması gibi düşünülebilir.Hayata bakışınız , olaylara daha sakin, bulutsuz rüzgarsız bir kalple bakmamızı sağlıyor. Yani kısacası hayata bakışınız değişiyor, yaşantınıza çeki düzen vermenize vesile oluyor... ( İnşallah)

“…Sen iki parmağının ucunu götür de iki gözüne koy. Dünyadan bir şey görebilir misin? İnsaf et de söyle.İşte sen, gözünü kapadığın için bu dünyayı görmesen de, bu dünya yok değildir. Dünyayı görmemek ayıbı, hakîkati göstermemek kabahati, ancak uğursuz nefsin parmağına âittir. Sen aklını başına al da, önce gözlerinden parmaklarını çek, ondan sonra dilediğine bak, gör. […] İnsan, gözden ibârettir. Geri kalan deridir, ceseddir…”

Mesnevi'den bu alıntı ile noktalayayım istedim paylaşımımı.
Okuduklarımızı anlayıp, yaşamamız duası ile İnşaallah...
Bu etkinliği bizler için düzenleyen değerli Susmuş ve diğer bütün katılımcılara ayrı ayrı teşekkür ediyorum...
Hamdım, piştim, yandım

Bu üç cümleden ibarettir Hayat. İnsan hamdır, nefis ile mücadelesi ile başlar pişmesi, taki Allah'dan gayri herşeye Lâ diyerek başlar sanırım yanması.
Bizim haddimiz değildir ki, Derya' yı incelemek naçizane elimizden gelenleri paylaşmak istedim...

~DİLHUN~ ,https://1000kitap.com/masaldanalinti , lazcuk , inci , https://1000kitap.com/minalper_koc , Mir'at-ı Cünun , https://1000kitap.com/Metinnn , özlem , Zeyneb Öztürk , Eylül Türk , Büşra A. ve nice dostlarıma abilerime ablalarıma etkinliğe, paylaşımlarıyla, iletileriyle okudukları kitaplarla, katkıda bulunan herkese yardımların dan dolayı çok ama çok teşekkür ederim. Sayelerinde, hayalim olan Şebi Ârus etkinliğini Allah'ın izniyle yaptık ve o kadar keyif aldım ki, gerçekten hepsine ne desem az..

Alıntılarla size Hazreti Pir'in Mesnevî Şerif'i nasıl yazmaya başladığını, içeriğini ve günümüze kadar olan etkilerini aktarmaya çalışacağım haddim olmayarak. İçeriğini, sırlarını Anlatmaya bizim kelamımız yetmez Vesselam...


Mesnevî Nasıl Yazıldı?       

Mevlâna"nın ölümünden 45 yıl sonra onun ve ailesinin menkıbelerini yazmaya başlayan Ahmed Eflâkî(ö.1360), Mesnevî"nin yazılmaya başlanmasını Dergâhın Mesnevîhânı Sirâceddin"in dilinden şöyle anlatır:

“Hüsâmeddin Çelebi, bir gece Mevlâna"ya gelerek onunla baş başa kaldığı sırada baş koyup dedi ki “Gazel divanı çoğaldı, bunların sırlarının nurları deniz ve karaların, Doğu ve Batı"nın her tarafını kapladı. Allah"a hamdolsun bütün söz söyleyenler, bu sözlerin yüceliği karşısında şaşakaldılar. Eğer Senâî"nin İlâhînâme (Hadîka) tarzında ve Mantıku"t-tayr"ın vezninde bir kitap yazılsa bu, bütün insanlar arasında bir hatıra olarak kalır; âşıkların ve dertlilerin can yoldaşı olur. Bu son derece büyük bir merhamet ve inayet olacaktır. Bu kulunuz da ister ki değerli dostların yüzlerini sizin kutlu yüzünüze çevirip başka bir şey ile meşgul olmasınlar. Artık bundan sonrası Hüdâvendigâr (Mevlâna) ın lûtuf ve inayetine kalmıştır.

Bunun üzerine Mevlâna, hemen mübarek sarığının içinden küllî ve cüz"î bütün sırları açıklayan bir cüz çıkartıp, Çelebi Hüsâmeddin"in eline verdi. Bunda Mesnevî"nin başında bulunan on sekiz beyit yazılı idi
~Alıntı~

Tüm Mesnevi İlk 18 beyittin içindedir aslında, o sırrı anlayan Mesnevi yi anlar der büyükler...


Ne Zaman ve Kaç Yılda Yazıldı?                     

Mevlâna nın diğer eserleri gibi Farsça söylenip yazılan VI ciltlik Mesnevî"nin I.Cildine 1259 yılında başlanıp 1263 yılında tamamlandı. II. cilde başlanmak üzere iken Hüsâmeddin Çelebi"nin eşi vefat etti ve Mesnevî"nin yazılması iki yıl kadar beklemede kaldı. Çünkü; Mesnevî, Mevlâna tarafından sabah, akşam, semâ-sohbet, otururken, ayakta demeden söyleniyor ve Hüsâmeddin Çelebi tarafından da yazılıyordu.

Hüsâmeddin Çelebi, eşinin ölümünden iki yıl sonra tekrar Mevlâna"nın huzuruna gelerek vazifesine devam etmek istediğini belirtti. Böylece 14 Mayıs 1264 günü tekrar başlanan Mesnevî"nin kalan V cildi , hiç ara vermeden 1268 tarihinde  tamamlandı.

~Alıntı~

Konuları, Kaynakları ve Amacı

Mesnevî"nin konuları hakkında birkaç cümleyle fikir beyan etmek oldukça zordur. Çünkü Mesnevî"de hemen hemen akla gelebilecek her konuda bilgi verilmiş; Âyet, Hadis ve hikayeler yoluyla da bu bilgiler daha iyi aktarılmaya çalışılmıştır

“Kur"ân"ın tefsiri” ve “Allah âşıklarının kitabı” olarak da nitelendirilen Mesnevî, Mevlâna"ya göre hakîkate ulaşma ve yakîn sırlarını açma hususunda din temellerinin, temellerinin temelidir.
Bu kitap, masal diyene masaldır; fakat bu kitapta halini gören, bu kitap vasıtasıyla kendini tanıyan, anlayan da er kişidir.

Mesnevî, Nil ırmağının suyudur; Kıptiye kan görünür, ama Musa kavmine sudur.

Bu sözün (Mesnevî"nin) düşmanı, gözüme cehennemde tepe taklak olmuş bir halde görünüyor .

Mevlâna Mesnevî"sini aydın gönüllü, görüş sahibi ve ciğeri yanmış âşıklar için süslenmiş bir bahçe ve lezzetli bir rızk olarak nitelendirilir...

Mesnevî"nin nurlarla dolu sırlarını ve inceliklerini anlamak, Âyetlerin, Hadislerin ve hikayelerin tertibinden aralarındaki ilgiyi kavrayabilmek için büyük bir itikat, daimî bir aşk, tam bir doğruluk, selîm bir kalp, kıvrak bir zekâ ve anlama gücü ve bazı ilimleri bilmek gerekir ki insan onun  (Mesnevî) sırrının sırrına ulaşabilsin. Eğer doğru bir âşıksa bu özellikler olmadan da Mesnevî"yi anlama hususunda aşkı ona kılavuz olabilir ve bir menzile erişebilir.

Mevlâna"ya göre; sûfîlerin söyledikleri, yazdıkları ve sözünü ettikleri konu ne rüya, ne de fal; Allah tarafından gönüllerine doğan vahiy (gönül vahyi, ilhamı)dir. Hal böyle olunca da Allah istemedikçe dil söze gelmez; geldiğinde de "O"nun ilham ettiklerinden başka bir şey söylemez. Bazen de kalbe doğan bu ilhamların söylenmesi yasaklanır; ya da halkın anlayabileceği, akılların alabileceği ölçü ve seviyede söylenir...


Fakat “Söyle, bu söz ayıp olmaz. Senin sözün, gayb âlemindeki kaza ve kaderin zuhurundan başka bir şey değildir” demekte.

Ya beni bırak, hiç söylemeyeyim; ya da izin ver, tamamıyla açıklayayım.

Yine de ne bunu, nede onu istiyorsan ferman senin...”

Ey doğacak çocuğun oynaması gibi bu mânâları içimde oynatıp duran Allah"ım! Madem ki bunun (Mesnevî) tamamlanmasını diliyorsun;

Kolaylaştır, yol göster, başarı ver; ya da bu isteği, bu arzuyu gider, bizi suçlama.

Sen olmadıkça, senin inayetin lûtfetmedikçe gece-gündüz nazım ve kafiyenin ne değeri olabilir; (Sen olmadıkça) meydana getirilen şiire kim bakar ki?

Yukarıdaki beyitlerden de anlaşılacağı gibi Mesnevî"nin sadece kendi fikirlerinden oluşmadığını vurgulayan Mevlâna VI. cildin sonlarına doğru «Bu bahisler ancak buraya kadar söylenip, açıklanabilir; bundan sonrakilerin gizlenmesi gerekir.» (b.4620) der ve aşağıdaki beyitle eserini tamamlar:

Gönlümden kopup gelen o söz, o taraftan gelmededir. Çünkü gönülden gönle pencere  vardır....


Tercüme ve Şerhleri       

Şu ana kadarki tespitlere göre Mesnevî"nin Türkçe ilk tam tercüme ve şerhleri Şem"î"nin (ö.1600"den sonra) ve Sûdî"nin (ö.1596) eserleridir.

İlk yapılan bu tercüme ve şerhlerden sonra “Fâtihü"l-Ebyât” adlı eseriyle Hz.Şârih unvanı alan İsmail Rüsûhî Dede (Ankaravî) (ö.1631) bu konuda haklı bir şöhrete kavuşmuş; eseri günümüzde dahi Mesnevî"yi anlama hususunda en önemli kaynak olarak kabul edilmiştir. Bu değerli eser önce Mısır"da (1836) ikinci defa da İstanbul"da (1872) basılmıştır.

16 yy"dan günümüze kadar hâlâ devam eden Türkçe tercüme ve şerhlerin en önemlileri ise aşağıda sunulmuştur :

1-Sarı Abdullah (ö.1660), Cevâhir-i Bevâhir-i Mesnevî, I-V c. (Mesnevî"nin sadece I. cildini kapsar), İstanbul, Matbaa-yi Âmire, 1287-1288/1870-1871

2-Bursalı İsmail Hakkı (ö.1725), Rûhu"l- Mesnevî, I-II c. (Mesnevî"nin bir bölümü), İstanbul, Matbaa-yi Âmire, 1287/1870

3-Âbidin Paşa (ö.1908), Tercüme ve Şerh-i Mesnevi-yi Şerîf, I-VI c. (Mesnevî"nin sadece I. cildini kapsar), İstanbul, 1324/1906

4-Ahmed Avni Konuk (ö.1938), Mesnevî Şerhi, 1937 yılında tamamlanan bu tam şerh henüz basılmamış, Mevlâna Müzesi"nde bulunmaktadır.

5-Tâhirü"l-Mevlevî (Tahir Olgun, ö.1951), Mesnevî"nin Tercümesi ve Şerhi, Mesnevî"nin ilk IV cildini ve V. cildin bir kısmını kapsayan bu eser, F. Sezai Türkmen"in teşebbüsüyle 1963-1975 yılları arasında XIV cilt halinde neşredilmiş; daha sonra bu neşir, Şamil Yayınları tarafından tekrar yayınlanmıştır (2000). Bu eksik tercüme ve şerhin kalanı Tâhirü"l-Mevlevî"nin öğrencisi Şefik Can (d.1910) tarafından yapılarak yayınlanmıştır.

6-Abdülbâki Gölpınarlı (ö.1982), Mesnevî ve Şerhi, I-VI c., Mesnevî"nin tamamının tercüme ve şerhini kapsayan bu eser de birkaç kez değişik yayınevleri tarafından basılmış, son olarak da Kültür Bakanlığı tarafından üç defa yayınlanmıştır. (I-VI c., Ankara, 2000, 3.Baskı)
~Alıntı~

Etkileri

Şüphesiz Mesnevî"nin ilk tesiri Mevlâna"nın oğlu Sultan Veled"e (ö.1312) olmuş ve onun ilk mesnevîsi olan İbtidânâme (Velednâme) (1291, 8760 beyit) meydana gelmiştir. Sultan Veled bu konuda, babasına her hususta çok benzediğini mesnevî usulünde de onun yolunu takip etmek istediği için bu eserini meydana getirdiğini söyler ve “Gücüm yettiğince o Hazrete benzemeye çalıştım, ama buna imkan yoktu” der.

Mesnevî"yi ilham kaynağı alarak Türkçe mesnevîler oluşturan bazı önemli şairler ve eserlerinin te"lif tarihi de şu şekildedir:

1-     Gülşehrî (ö.XVI yy.), Mantıku"t-tayr (Gülşen-nâme, 1317)

2-     Âşık Paşa (ö.1333), Garîb-nâme, 1330

3-     Şeyh Gâlib (ö.1799) Hüsn ü Aşk, 1782

Bu eserler defalarca basılmış, günümüz diline aktarılmış ve haklarında gerek tez ve gerekse kitap olarak birçok araştırmalar yapılıp, yayınlanmıştır.
~Alıntı~

Bu kadar bilgi yeterli sanırım bilgilendirmek amaçlıdır inceleme kesinlikle benim haddim değildir...
888 syf.
·27 günde·Puan vermedi
Uzun zamandır inceleme yazmamış olmanın acemiliğini çekiyorum şu an. Yazım, anlatım, ifade zorluğu ya da yanlışlığı yaparsam affola :)

Öncelikle aslında Mesnevî incelemesi yazmayı düşünmüyordum ama en azından esere ya da düşünce tarzına bakış açımı ufak da olsa ifade etme ve farklı bir bakışla belki de biraz eleştirel yaklaşma ihtiyacı hissettim. Ve özellikle belirtmem gerekir ki bu incelemede kişilere ya da fikirlere karşı saygısızlık içeren herhangi bir itham amacım değildir! Çünkü Anadolu'yu geçtim dünyaya mal olmuş kişi ya da fikirlerin sağladığı kült, değişmez, sarsılmaz ve belki biraz da körü körüne olacak ama sevgi mevcudiyetini gözardı etmem uygun düşmez.

Beni bilenler Konyalı olduğumu da bilir. Mesnevi okumuş olmam geç kalınmış bir eylem gibi görünebilir aslında fakat ilgimin olmadığı daha doğrusu dinime dair olan esas kitabımı anlayıp uygulamak ihtiyacı dışında "göya" bu amaçla yazılan kitaplara karşı sempatimin olmamasından kaynaklı bir durumdu bu. Şayet şu an okumuş olmam da olaya çok farklı bir yaklaşım sergileyen bir blog yazısından etkilenmiş olmam. Tabi ki öncesinde 1k'da görmüş olduğum bir iletide, Mevlana'yla ilgili verilen bir bilgi hakkında hiçbir fikrimin olmayışı da etkili oldu desek yeridir.

Dileyen okuyabilir diye linki de şuracığa bırakıyorum, ifadeler belki çok ağır ithamlar içerdiği için sonuna kadar okumak istemeyebilirsiniz ama ciddi bağlantılı bir araştırma dizisi olmuş "bence!":

1. http://michaelsikkofield.blogspot.com/...ardan-tek-dunya.html

2. http://michaelsikkofield.blogspot.com/...ek-dunya_11.html?m=1

Öncelikle kitap incelemesi adı altında belirtmek isterim ki aslında her zaman için aklıma takılan ve çok da bir anlam yükleyemediğim, İslâm dini çatısı altında kollara ayrılan mezhep, fikir ya da ilim -adına ne denirse- işte onlara dair bende bulunan mesafenin başında geliyor tasavvuf. Belki de o yüzden Mevlana hakkında merak ve bilgi sahibi değilim ya da yaşadığım şehrin simgesi olmasına rağmen içimde bir sempati oluşamıyor.

Tevafuk blog yazısından sonra elime aldığım Cemil Meriç 'in Işık Doğudan Gelir kitabı bana tasavvufun doğuşu hakkında detaylı bilgileri açıkça sundu. Velhasıl alıntılarla durumu izah edebilirim umarım:

1. #57218233
2. #57218273
3. #57218864
4. #57220248
5. #57220355
6. #57221575
7. #57221679
8. #57222400 !!!
9. #57223308 !!!
10. #57226032
11. #57226140
12. #57228300
13. #57285884
14. #57283164
15. #57282377
16. #57281565
17. #57235407

Ve daha nicesi...

İşte bugün evrensel olarak dünyanın her yerinde bilinen, saygı duyulan, ilgi gösterilen bir yaklaşım olan tasavvufun gördüğü bu saygı kadar İslâm saygı görmemiştir! Çok ilginç değil mi? Şimdi kim diyebilir ki İslâm'ı ortadan kaldırmayı heves edinen bu dünyanın, evrensel sevgi! yayıcı tasavvufa olan bu ilgisi masumdur diye? Çünkü temelde İslâm zaten başlı başına bir sevgi merkezidir ve İslâm dinini Allah bize gönderdiğinde yanında mezhepler, tasavvuf ya da fikirlerle göndermemiştir. Kendi bütünlüğü içinde ne bozulmuş ne de insanlar tarafından tahrip edilmiştir. Buda demek oluyor ki İslâm dışında alternatiflere gerek yoktur, tek yapmamız gereken İslâm'ı, Kur-an'ı Kerim'i doğru anlamak ve yaşamak olmalıdır "fikrimce".

1. #57286661
2. #57277808


Tasavvufa dair bu yazılar da ilginizi çekebilir. Umarım vakit ayırıp okuyabilirsiniz. Doğru bildiğimiz yanlışlarla yaşadığımız şu dünyada biraz olsun düşünmeye, sorgulamaya ve biraz da eleştirmeye ihtiyacımız var çünkü.

1. http://kalemder.org.tr/...-verdigi-zararlar-i/

2. http://kalemder.org.tr/...verdigi-zararlar-ii/

Girişi tasavvufla yaptığımıza göre şimdi de Mesnevi konusuna değinebiliriz. Bize genelde içinde fabl örnekleri bulunan ve Kur-an ayetleri, hadislerle hikayelere temel oluşturulan bir eser olarak bilgisi verilen bu kitap, giriş kısmından itibaren aslında ne amaçla yazıldığını ortaya koyuyor.

https://i.hizliresim.com/NLMGlO.jpg

Velhasıl içinde de sıkça karşınıza çıkacak olan konular ruh, nefis, kadın, oğlancılık, şeyh ve evliyaların insan olma vasfından ziyade daha üst bir konumda bulunması ve bunlara dair hikayeler yer alıyor. Buna dair bir kaç görseli de şuraya bırakıyorum:


https://i.hizliresim.com/AOBG1v.jpg
https://i.hizliresim.com/VQ4BDv.jpg
https://i.hizliresim.com/qA7yvZ.jpg
https://i.hizliresim.com/GZLGmb.jpg
https://i.hizliresim.com/Z5GnX3.jpg
https://i.hizliresim.com/GZLGZb.jpg
https://i.hizliresim.com/Z5Gn53.jpg
https://i.hizliresim.com/00OrrL.jpg
https://i.hizliresim.com/p5r22n.jpg
https://i.hizliresim.com/Rgd8vR.jpg
https://i.hizliresim.com/lQn5Qr.jpg
https://i.hizliresim.com/yGBAYj.jpg
https://i.hizliresim.com/LvBgBz.jpg
https://i.hizliresim.com/AO971B.jpg
https://i.hizliresim.com/7BlgZr.jpg
https://i.hizliresim.com/lQMj6k.jpg
https://i.hizliresim.com/VQkaJr.jpg
https://i.hizliresim.com/Z58dGZ.jpg


Ha tabiki tamamı bunlardan oluşmuyor. İçinde öğüt veren, ders çıkartılması gereken, kibre dair, dürüstlüğe dair ya da insanlara karşı saygıya dair, edebe dair bir çok hikaye yer alıyor. Ahlâk kurallarının hayatımızdaki önemine özellikle değinerek, insanların bencillik, kibir ve diğer kötü edinimlerden uğradığı zararları güzel ifade ediyor. Ama öyle gözlerinizi kocaman yapacak, sizi hayretler içinde bırakıp "vay be ne hikaye ama" dedirtecek türden şeyler değil. Sevdiğim ve "amin" dediğim çok güzel dualar da mevcut. Bunlardan bahsetmemek esere haksızlık olurdu.

Bir de Mevlana'nın ajan olma konusu var ki sormayın gitsin. Ben bunca yalan yanlış inanışların bize temiz bir şey! gibi servis edilmesinden sonra, yapılan bu iddialara da karşı duracak değilim. Niyetine dair kesin bir yargıda bulunmak adaletsizlik olur fakat o baskınlar döneminde uzlaşmacı bir tavır takınması hem toplum içindeki fıtratına uygunluk gösteriyor hem de döneme dair araştırma yapanları bu konuda ortak kanıya ulaştırıyor. Konu hakkında yeterli bilgiye sahip değilim o yüzden yargıda bulunmak bana düşmez fakat buna dair kaynakları okuduktan sonra yeniden gündeme getiririm. İlgilenenler için yazılan bir kaç yazıyı da şuracığa bırakıyorum:

http://m.radikal.com.tr/...ildiklerimiz-1166260

http://www.haber7.com/...gollarin-ajani-miydi

Çok fazla alıntı ve linklerle dolu bir yazı oldu ama fikirlerimi destekler nitelikte olan bu paylaşımları yapmazsam olmazdı. Kitap incelemesinden ziyade var olan bir fikrin eleştirisi gibi olsa da, kitabın fikirden doğduğunu düşünürsek aslında konunun temeline inmiş olduk. Tasavvuf, sufilik, sema, risaleler, mesnevi, ruh, nefis, aşk! birbirinden ayrı düşünülemeyecek şekilde bir bütün oluşturmuş. Ama var olan tek gerçek İslâm dini kendince tamam olan bir dindir, Kur-an'ı Kerim hiçbir şekilde değiştirilmemiş olan kitabıdır ve Hz. Muhammed Mustafa (s.a.v.) bu dinin bizlere ileticisi olarak gönderilen peygamberidir. Bunlar dışında hiçbir şeye ihtiyacımız da yoktur. Yeter ki biz sadece ona yönelelim. Doğru şekilde öğrenip, anlayıp, hayatımıza uygulayalım. Bu süreç benim için yeni başlangıçlar yapmama da vesile olur umarım. Dil eğitime bu zamana kadar çok önem vermesem de Arapça öğrenip en azından okuduğumu anlama kabiliyeti kazanmak, ölmeden önce yapılacaklar listemde ilk sırayı aldı. Bu sayede Kitabımı kendilerince anlatmaya çalışan başka "aracılara" ihtiyaç duymadan!, sadece onu okuyarak anlamayı ve hayatıma uygulamayı gönülden diliyorum.

Ben yine Mevlana'dan kitap okurum. Benim huyumdur bir insanı sevsem de sevmesem de, fikrini savunsam da savunmasam da okurum. En azından kendimce yorum yapabileceğim bir donanıma sahip olmayı isterim.

Umarım yanlış ifadelerde bulunmamışımdır ve umarım sıkılmadan sonuna kadar okumuşsunuzdur :) Yapı olarak biz sevdiğimiz değerlere toz kondurmayız ve eleştirelim derken de yerin dibine sokarız. Tekrar belirtiyorum ifadelerimde var olan fikir ya da kişileri aşağılamak gibi bir derdim olmadı hiç. Kitaba dair içinde yer alan fikirlerin bendeki yansımasını ifade etmeye çalıştım sadece... keyifli okumalar herkese :)
Tasavvuf olmadan,Mevlana,Şems olmadan,Yunus Emre,Tapduk Emre,Ahmet Yesevi,Hacı Bektaş-ı Veli olmadan bir yaşamın sürdürülebileceğini mantığım asla kabul etmiyor.Hatta boş ve/veya eksik bir yaşamdır..Başucumda duran bir kitap..Okumakla bitmez,anlayıp,idrak edip hayata geçirmek gerek..Bu kitap bize şunu öğretiyor,"Allah bizimle olay diliyle konuşuyor"..Öğrendiğim her satırda kalbime inceden inen bir sızı oluyor nedense..Hatta çoğu zaman şuan içinde yaşadığım çağa ait olmadığımı hissederim.Bu his çoğu zaman beni yoklar ..Bu nedenle her şeyi okuyun mutlaka ama Mesnevi'siz olmaz!Yaradanı tanımadan,kendimizi,başımıza gelenleri bilmeden,hayatın nasıl'larını neden'lerini sorgulamadan,idrak etmeden,idrake varıp ta tefekkür etmeden,tefekküre dalıp ta tekamüle ermeden bu diyardan göçüp gitmek olmaz!..Baki bir idrakle yaşamayı salık veren büyük kitap,hayat rehberi...
2070 syf.
·468 günde·10/10
Okudum,okudum, okudum....
her günüme eşlik etti uzun zamandır... Bazen mutlu anlarımda bazen sıkıntılı anlarımda bazen gece uykudan uyanıp, bazen uyku tutmadığında, bazen bir sohbet esnasında çıkarıp, çevirip sayfaları okudum. Mana aradım yaşadıklarıma bazen Mesnevi'nin içinde, bazen de mana çıkardım yaşadıklarımdan Mesnevi'den... Eksik olduğumu değil hiç tamamlanamayacağımın korkusunu yaşadım bazen. İnsan olduğumu değil iyi bir insan olamayacağımın korkusunu da tabi.
Vicdanımla çok yalnız bıraktı beni, hatalarımla çok yüzleştirdi. Doğru bildiklerimden şüphe ettirdi çoğu zaman da.. Ama hep yol gösterdi okuduğum her kelime her cümle. Okudukça şanslı hissettirdi bana kendimi. Cesaret edememiştim başta okumaya çünkü. ya anlamazsam diye ya anlayıp ders çıkarmazsam diye.
Yanlış yaşanmışlıklara en doğru dokunuşlar var her kelimesinde.. Hele de inanan biriysen Yüce Allah'ın varlığına.
Okudum bitirdim ama; her anımda dönüp açıp sayfaları unutmamak ve her an hatırlamak için okumaya devam edeceğim.
Derinlemesine ve hassasiyetle tercümesini yapan merhum Şefik CAN' a Allah'tan rahmet diliyorum.
Mevlana Celaleddin-i Rumi'yi eksik etmeyin hayatınızdan.
2070 syf.
·732 günde·Beğendi·10/10
Öyle bir eser ki, seveni de sevmeyeni de okur,
her okuyan farklı şeyler duymaya başlar yüreğinde,
kimisi masallar bunlar der,
kimisi baştan başa şeriat yüklü,
herkesin gözlüğü farklı tabii
sizde bir okuyun bakalım neler hissedeceksiniz bu aşk yolculuğunda

Türkiye Yazma Eserler Kurulu Başkanlığı Yayınlarından olan bu kitap özel kolleksiyondan tıpkı basım bir cilt, yani Farsça, diğeri de günümüz Türkçesine tercüme. Son derece şık ve kaliteli bir baskı.
2070 syf.
·267 günde·Beğendi·10/10
Aşk! Umut! Ümit! Huzur! Hüzün! Her şey!
Çok şükür Mevlana geldi dünyaya ve çok şükür böyle bir eser bıraktı bizlere ve çok şükür nasip oldu okumak. Şefik can hocamızında hakkını es geçemeyiz. Sonsuz kere teşekkür ve şükran dilemek istiyorum.
Hayatımı, içimi, dışımı, gözümü, gönlümü rengarenk etti bu eser. Sevdiklerime tek tek almak geliyor içimden. Bana kitap önerisi sorulduğunda eğer Müslümanlığa bir garezi yoksa ısrarla bunu öneriyorum.
Mânâ âlemine geniş bir pencere açan ve o pencereden okuyan kişinin kapasitesine göre o âlemin de müşâhede edilmesine vesile olan nadide eserlerden bir tanesi hatta şahsi kanaatimce zirvedeki. Hayatınızı gözden geçirin Mesnevi'yi okuyun ve okuduktan sonraki hayatınızı gözden geçirin kastımı o zaman daha iyi anlayacaksınız. Şunu da katî suretle belirtmek isterim ki; Mevlânâ'yı sosyal medyadaki sürekli dolaşan nüktelerden tanıyamazsınız. Mesnevi'nin ne kadar iyi bir eser olduğundan bahsetmek abesle iştigal olacağından, Mesnevi herkesin kütüphanesinde bulunması gereken eserlerden bir kitap ve bir yaşam tarzı olarak benimsenmeli diye düşünmekteyim.

Mevlânâ, ‘Men bende-i Kur’ânem eger cândârem / Men hâk-i rehi Muhammed Muhtârem’ buyuruyor Mesnevî’sinde. ‘Yaşadığım sürece Kur’an’ın kölesi, Hazret-i Muhammed’in ayağının tozuyum…’ Bu demek oluyor ki Resulullah rehberliğinde Kur’an’a ulaşan yol Hazret-i Pîr’i tanıyıp anlamak ve izinden yürümekten geçiyor.
Derdi olmayan adama bir şey anlatmaz Mesnevî. Tilki, tavşan hikâyesi anlatır. Hayatta dert bellediğimiz ne kadar şey varsa duyduklarımızdan, gördüklerimizden kaynaklanır. Anne baba der ki; okuman, yetişmen lazım. Zamanla siz de dert etmeye başlarsınız. Sonra bunun aslında ihtiyaç olduğunu anlar, istek duyarsınız. Bilginin farkına vardıkça istek ve ihtiyacınız da artar. Hangi sahada istek, ihtiyaç ve bilginiz artıyorsa o sahada mütehassıs olursunuz.

Mesnevî-i Manevi’de anlatılan muhabbet de böyledir. Bir insanın Allah, Peygamber derdi yoksa cennet cehennem derdi de olmayacaktır.
688 syf.
·19 günde·8/10
Keşke bilsem de Farsça okuyabilsem. Çok ağır bir eser, gerçekten belki de şimdiye dek okuduğum en ağır eser. Bunun türlü sebepleri var, Farsça pek çok kelimenin Türkçede de yer etmiş olması ve çevirisinin her kelime bazında yapılmamış olması, beyit teması ve çevirinin bu ahengi bozuyor oluşu, 688 sayfanın her birinde sayfanın ikiye bölünmüş oluşu ve aslında sanki 1376 sayfa okumuş gibi olmak vb. Bazı yazım hataları da işin cabası. Beklediğimden gerçekten çok farklı, çok daha nahif yazılmış bir eser bekliyordum. Aksine çok daha insanca ve gayet açık, net belki de biraz kaba tabirler ve direktifler var. Bu beni rahatsız etmedi aksine gerçekçi oluşu hoşuma gitti fakat şaşırmadım desem de yalan olur. Belki daha iyi bir çevirisi okunmalıdır beyitlere de Farsçaya da hakim olmadığım için bunun analizini doğru yapabildiğimden emin değilim fakat bir beyit okumanın edebi zevki eminim çok daha farklıyken böyle ağır ve uzun öykülerin mecburi olarak düzyazı minvalinde verilmiş olması o zevkten mahrum bırakıyor haliyle. Beyitin nerede bitip başladığı elbette belli fakat bu cümlelerin çevirisinin düzyazı niteliğinde yapılmasının önüne geçememiş maalesef. Tabii belki orijinali de bu altyapıdadır onu bilemediğim için net bir şey diyemiyorum. Mevlana'nın ilmi şüphe götürmeyecek nitelikte. Farsçaya hayranlığım arttı bu eserle birlikte. Çok da yordu tabii. Verilen mesajların bazıları çok üstü kapalı ve yoruma açık bu düşünmeye sevk ediyor fakat belirli bir süre zarfında hem okuyup hem tamamen anlamak çok güç bence. Uzun zamana yayılması ve üzerine kafa yorulması gerektiğini düşünüyorum. Hiç basit ya da üstünkörü okunması gereken bir kitap değil. O şekilde okunduğu takdirde anlaşılacağını da düşünmüyorum. Temiz ve dinlenmiş kafayla okunmalı kesinlikle.
1032 syf.
·Beğendi·9/10
Bir kitab insanı dinlendiriyorsa ve anlatmak istediği duygu ve düşünceyi okuyucuya iyice yansıtabiliyorsa bence o kitab çok güzel bir kitabtır benim içinde mesnevi çok güzel bir kitabdır her cümlenin altını çizerek okudum ve aslında hani derlerya insana yol gösteren kitablar hangileri diye mesnevî gösterebilirim sanki hikayeler bölünmeyip daha derli toplu yazılsa hikayeleri okurken kafam karışmazdı diye düşünüyorum islamı merak edenler ve yaşamak isteyenler mevlanayı mesnevîyi okusunlar çok güzel sözler ve muhteşem bir kişisel gelişim kitabı belkide konu muhteşem olunca kitabta muhteşem oluyordur
%39 (240/616)
·Beğendi·10/10
Cilt 1 Uzun bir sürede, yüreğim yanınca okuduğum, okudukça hareketlendiğim, okumadıkça hasretlendiğim derin bir eser.. Kafamı dayadığım bir omuz; sırtımı dayadığım bir dağdı adeta.. Hıçkırıklarımı istercesine içimi okuyan.. Mevlana.. Biricik Mevlana.. Şehrimin içindeki hissiyatın ve verdiğin bir maneviyatın var. Bu yollardan yürümüşün, içtiğim bu dağların sularını içmişsindir diye hayal ediyorum, çok mu abartıyorum? Belki yetersiz olsa da, rahatsız oluyorsam hatalarımdan, senin soluduğun memleketimden de etkilenir miyimdir ki? Bir his var şehrimde.. Ötelerden hissedilen bir ruhiyet.. Şehrimi seviyorum. Acep şehrim de beni seviyor mu ki? Ya Rab şükürler olsun ki, şehrimden böyle biri geçmiş.
Gelmiş geçmiş, Allah'ın sevdiğini düşündüğümüz büyüklerimizin ruhlarına bir El-Fatiha desem, çok mu olur dostlar?
Bu eseri okudum demek zoruma gider. Bu eserle nefeslendim, Kur'an okumaya heveslendim desem, bilmem halimi anlatabilir miyim?.
616 syf.
·92 günde·Beğendi·10/10·
Hakikat, Yaradan'ın elinde bir aynaydı, düştü ve paramparça oldu. Herkes eline bir parça alıp baktı ve hakikati bulduğunu sandı...Ten elbiseye benzer. Elbiseye yapışıp durma, koş da diken ustayı ara. Aşk nasip işidir hesap işi değil. Aşk adayıştır arayış değil. Sen adanmış ve yanmışsan bu uğurda aşk sana uzak değil! Mevlana Celaleddin-i Rumi
Kendilerine gönül vermiş olanları can ve gönülden isterler. Bütün sevilenlerin, kendilerini sevenlere bağlanmaları
bundandır. Sevgililer, sevenlerin avi olmuşlardır..
Sen, kendi heva ve hevesine uyuyor, Kur'an'a kendi çıkarlarına göre mânâ veriyorsun. Bu yüzden, o yüksek mânâ alçalıyor, eğriliyor, çarpılıyor.

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Mesnevî
Baskı tarihi:
2012
Sayfa sayısı:
744
Format:
Ciltli
ISBN:
9789756346870
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Tablet Yayınları

Kitabı okuyanlar 1.847 okur

  • nur
  • Handan ✔ حندان
  • Ha\¡/~¡brah¡m~§ungur

Kitap istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%0.2 (1)
9
%0.2 (1)
8
%0
7
%0
6
%0
5
%0
4
%0
3
%0
2
%0
1
%0

Kitabın sıralamaları