merhaba kitap dostlarım 184 sayfalık bir Hüseyin Rahmi Gürpınar kitabının sonuna geldim.. ilk başlarda kitaba yoğunlaşmakta sıkıntı yaşasam da ilerleyen sayfalarda kitap aşırı sardı..
Kitabın konusuna gelecek olursam, anjel fransada hayat kadınlığı yaparak geçimini sağlarken dikiş tutturamaz ve Türkiye ye İstanbul'da bir ailenin yanına fransızca öğretmeni olarak yerleşir.. oldukça cilveli olan anjel ailedeki erkeklerin aklını başından almayı başarır.. konağın dirliği bozulur.. hem konak içindeki olayları hem dönemin yaşam tarzını çok güzel işlemiş yazarımız..
Ben beğendim ve tavsiye ederim
Kitapla kalın dostça kalın
Tabiri caiz ise yazarımızın "izahı olmayan şeylerin mizahı olur" diyerek toplumun ahlaksızlığını mizahi dille anlattığı bir kitabıdır. Hüseyin Rahmi Gürpınar bu romanda dönemin ahlakını, aile hayatını İstanbul'un çevresinde ele alıp eleştirmiştir. Arada Fransızca sözcükler olsa da dipnotlarla açıklandığı için dil bakımından sade bir kitap.
Bol esprisi olan bir kitap ama beni çekmedi ve beklentimi karşılamadı açıkçası...
Yarım bırakmayı sevmediğim için bitirdim diyebilirim. Okumasam da olurmuş dediğim bir kitaptı.
Okuyacak olanlara keyifle...
Roman, II. Abdülhamit döneminde İstanbul’da geçer. Ahlaki yozlaşmayı, batılılaşma özentisini ve aile içi çarpıklıkları hiciv yoluyla ele alır.
Eserin merkezinde, Fransız mürebbiye Anjel, kendisine emanet edilen konağın erkeklerini baştan çıkararak ailenin düzenini altüst eder. Kadınların saflığı ve cahilliği, erkeklerin zaafları ile birleşince toplumdaki çürüme açığa çıkar.
Hüseyin Rahmi, bu hikâyeyle Osmanlı toplumundaki ahlaki bozulmayı, batı taklitçiliğinin yüzeysel ve yıkıcı yönlerini gözler önüne serer.
Dil mizahi, eleştirel ve halkın anlayacağı sadeliktedir.
Özünde: Mürebbiye, ahlaki yozlaşmayı, yanlış batılılaşmayı ve bireysel zaafların aileyi nasıl çökerttiğini hicveden toplumsal bir romandır.
Kitap çok akıcı ve merak uyandırıcı bir şekilde devam etmesine rağmen hayal kırıklığı diyebileceğim bir sonla bitti. Okumayı düşünenlere tavsiye edilebilir
Paris'te sefalet dolu bir hayat süren hafif meşrep bir bayan olan Anjel in Paris'te ve İstanbul'da çevirdiği dolapları biraz komedya ,biraz dram tarzında anlatım. Konakta ki Şemi , Sadri , bey amca ve taki bey baba larin arasında geçen gönül gezmeleri. Okumaktan zevk alacağınız bir kitap
Paris'te sefalet içinde yaşarken, Dehri Bey vasıtasıyla İstanbul'da mürebbiye olan baş karakter Anjel ,ev ahalisinin erkeklerini baştan çıkarma hevesine girer...bu macerası sonucunda zorlu durumlarla karşı karşıya kalır..ev ahalisinden üç kişiyle aynı anda gönül eğlendiren mürebbiye kitabın sonunda emellerine ulaşmakla kalmayıp ev sahibi Dehri beyi bile baştan çıkarmıştır... Yazarın da kitapta bahsettiği gibi ..Anjel ,temiz bir çiçek bahçesindeki baldırandan ibarettir... sürpriz sonlu bir kitap severek okudum
Gerçekte kimiz biz ? Sahip olduğumuz ahlaka gerçekten sahip miyiz ? Yoksa kendimizi sahip olduğumuza mı inandırıyoruz. Eleştirilmekten yargılanmaktan korktuğumuz için mi uyuyoruz kurallara, annemiz babamız öyle istediği için mi ? Yalnız olduğumuzda da, hickimse görmüyor duymuyorken de o ahlaka sahip miyiz ?
Hüseyin Rahmi Gürpınar / Mürebbiye
İnsan şartlarını değiştirse de zihniyetini değiştirmezse neyse odur. Gürpınar #Mürebbiye kitabıyla hayatını değiştirmek için bir fırsat yakalayan ama yine özüne dönen bir kadının yaşadıklarını ve yaşattıklarını anlatıyor.
Fransa’da yaşayan Anjel, annesinden miras gibi aldığı fahişelikle yaşamını sürdürüyordu. Tüccar bir adamla beklenenden uzun süren ilişkisi sayesinde fırsat olarak gördüğü İstanbul’a onunla kısa bir süreliğine gelir. Aldatırken adama yakalanıp beş parasız kapı dışına atılır. Saygın bir Fransız ailesinin kapısını çalıp kendini namuslu ve mağdur olarak gösterir. Mürebbiyelik yapmak amacıyla geldiğini söyleyip bir hikaye uydurur. Ailenin yardımıyla, saygın ve zengin biri olan Dehri Efendi’nin çocuklarına eğitim vermek için mürebbiye olarak işe başlar. Hem daha fazla kazanır hem de eğlenirim düşüncesiyle mürebbiye olarak başladığı işinde evdeki tüm erkeklerin kalplerini kazanmayı hedefler.
Aşkın insanları nasıl kör ettiğini ve nasıl birbirine düşürdüğünü anlatan trajikomik bir konusu var. Adamların saflığına mı ya da kadının şeytanlığına mı daha çok sinir olduğumu bilemiyorum. Konu Anjel gibi karakterler olunca finalde pek süpriz olmuyor. Yeşilçam tadında, akıcı ve güzel bir eserdi. Keyifli okumalar…
MürebbiyeHüseyin Rahmi Gürpınar · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 202511,2bin okunma
Mürebbiye, Türk yazar Hüseyin Rahmi Gürpınar’ın 1897 yılında yayımlanan romanı.
Osmanlı’nın son dönemlerinde geçen romanda Batılılaşma çabalarının toplum üzerindeki etkisi görülüyor.
Fransız bir hayat kadını olan Anjel, varlıklı bir ailenin yanında mürebbiye olarak çalışmaya başlar. Anjel, zamanla cazibesini kullanarak ailedeki tüm erkekleri baştan çıkarır ve birbirlerine düşürür.
Kitap, dönemin toplumsal ve kültürel yapısını iyi resmetmiş. Güldürürken düşündüren bir anlatımı var. Keyifle okudum. Klasik Türk edebiyatını sevenlere tavsiye ederim.
MürebbiyeHüseyin Rahmi Gürpınar
Mürebbiye, benim okuduğum ilk Hüseyin Rahmi eseri. Başlangıç kitabı olarak iyi bir seçim yaptığımı düşünüyorum. Dili çok akıcı, kurgusu çok sürükleydi. Neşeli kalemi, okuru kendisine bağlayan cinsten. Okurken bol bol kahkaha atacaksınız :)
Eser, Mürebbiyemiz Anjel’in hayat hikayesiyle başlıyor. Gayrimeşru bir çocuk olan Anjel, annesinin yolundan giderek, kendi yurdunda (Fransa) fahişelik yaptığı sıralarda gebe kalıyor ve Fransa’da başlayan hikayesinin, Dehri Efendilerin konağına gidişindeki kırılma burada başlıyor.
Sevgili Anjelimiz bin bir takla atarak Dehri efendi beylere kendisinin iyi bir ailede yetişmiş, namus timsali, iyi eğitimli bir genç kadın olduğuna ikna ediyor ve konakta iki küçük çocuğa eğitim vermek üzere hop diye mürebbiye oluveriyor.
Fakat alışmışın kudurmuştan beter olduğunu bir kez daha bize kanıtlamak istercesine o da asla durmuyor ve konakta bulunan tüm erkekleri, konağa hanım olmak bolluk içinde yaşamak, eski hayatını yeniye taşımak arzusuyla gözüne kestiriyor ve hepsi birbiriyle akraba olan bu erkekleri hiç gocunmadan parmağında oynatıveriyor.
Dehri efendi, konağın sahibi. Hepsine sözü geçiyor. Sanırsınız ki dünya iyisi, dünya bilgesi, ahlaksızlığa, terbiyesizliğe, cahilliğe asla tahammülü yok. Tavsiye üstüne tavsiye veriyor herkese. Fakat gelin görün ki, kim neyi çok konuşuyorsa, onda konuştuğu şeyin noksanlığına bakın demişler. Çok da iyi söylemişler.
Varın gerisini siz okuyup öğrenin. Bu hikayenin sonu nereye varır ?
MürebbiyeHüseyin Rahmi Gürpınar · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 202511,2bin okunma
17 Ağustos 1864 tarihinde İstanbul'da doğdu. Hünkâr yaveri Mehmet Sait Paşa'nın oğlu olan Hüseyin Rahmi, üç yaşında iken annesinin ölümü üzerine, Girit'te bulunan babasının yanına gönderildi. İlkokula başladı ancak babasının evlenmesi üzerine altı yaşında tekrar İstanbul'a anneannesinin yanına gönderildi ve eğitimine burada devam etti. Yakubağa Mektebi, Mahmudiye Rüşdiyesi ve idadide okuyan Hüseyin Rahmi, tarihçi Abdurrahman Şeref Bey'in himayesiyle Mekteb-i Mülkiye'ye girdi (1878). Okulun ikinci sınıfında iken ciddi bir hastalık geçiren Hüseyin Rahmi buradaki öğrenimini yarıda bıraktı (1880). Kısa bir süre, Adliye Nezareti Ceza Kalemi'nde memur, Ticaret Mahkemesi'nde Azâ Mülazımı olarak çalışan Hüseyin Rahmi hayatını kalemiyle kazanmaya çalıştı.
1887'de Tercüman-ı Hakikat gazetesinde yazmaya başlayan Hüseyin Rahmi, ardından İkdam ve Sabah gazetelerinde mütercim ve muharrir olarak çalıştı. II. Meşrutiyet döneminde 37 sayı süren Boşboğaz ve Güllâbi adlı bir gazete çıkardı. İbrahim Hilmi Bey ile birlikte çıkardığı Millet gazetesi de uzun ömürlü olmadı. 1925-1927 yılları arasında yayımlanan Türk Kadın Yolu adlı derginin yazarları arasındaydı. Sonraki çalışmalarını İkdam, Söz, Zaman, Vakit, Son Posta, Milliyet ve Cumhuriyet gazetelerine neşretti. Türkiye Büyük Millet Meclisi'nde 5. ve 6. dönemlerde Kütahya milletvekili olan Hüseyin Rahmi, ömrünün son otuz bir yılını geçirdiği Heybeliada'daki köşkünde 8 Mart 1944 tarihinde öldü ve oradaki Abbas Paşa Mezarlığı'na defnedildi.
Edebiyat hayatı
Hüseyin Rahmi Gürpınar; İstanbul halkının toplumsal, töresel yaşantılarını, aile geçimsizliklerini, batıl inançlarını, yaşadığı çağdaki Türk toplumunun geçirmekte olduğu krizleri hümuristik bir mizah dehasıyla anlatır. Servet-i Fünûncuların yaşıtı olduğu halde, ayrı bir sanat görüşünü sürdürür. Romanlarındaki kahramanların çoğu 19. yy sonu İstanbul'un canlı, renkli insan, hayat manzaralarıdır. Eserlerinde Anadolu yoktur. Mizahı, güldürücü olduğu kadar, gülünç yönlerimizin yansıtılması, hicvedilmesi için gerekli bir araçtır. Hüseyin Rahmi, seçtiği tipleri seviyelerine uygun, ustaca konuşturur ve olayları gülünçlü, acıklı yönleriyle belirtir. Kuvvetli bir gözlem gücü vardır. Realist, natüralist bir görüşle "toplum için sanat" yapar. Ertem Eğilmez tarafından 1976 yılında çekilen Süt Kardeşler sinema filminin konusu Hüseyin Rahmi'nin Gulyabani (1913) isimli romanından uyarlanmıştır. Bağımsız sanatçılardan biri olarak da anılır.
Hüseyin Rahmi Gürpınar’ın romanları ve öyküleri yeni nesiller tarafından da kolayca anlaşılabilmesi için 1960 sonrasında içinde Mustafa Nihat Özön'ün de yer aldığı bir edebî kurulca sadeleştirilmişti. Bu sadeleştirme kimilerince yerinde bulunurken kimileri de özgün dilin dokunulmadan bırakılması gerektiğini savunmuşlardı.
Kaynak: tr.wikipedia.org/wiki/Hüseyin_R...