·
Okunma
·
Beğeni
·
3.041
Gösterim
Adı:
Nazım
Baskı tarihi:
Eylül 2014
Sayfa sayısı:
152
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789750721731
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Can Yayınları
Baskılar:
Nazım
Nazım
Moskova'da ilk taksiye bindiğinde taksici, "Nereye patron?" diye sordu. Kızdı Nâzım:
"Burası emekçilerin ülkesi değil mi? Patron da nereden çıktı?" Yazarlar Birliği toplantısında patladı:
"Buraya gelince korkunç hayal kırıklığına uğradım. Sizin sosyalist gerçekçilik dediğiniz sanatın sosyalizmle de, gerçekçilikle de ilgisi yok."
Tepkisini İvan İvanoviç Var mıydı Yok muydu? oyununda da yansıttı. Oyunun başkahramanı Nâzım'a şöyle sesleniyordu:
"Siz Moskova'da misafirsiniz. Niye konukseverliğimizi kötüye kullanıyor, bizimle uğraşıyorsunuz?"
Nâzım yanıtlıyordu:
"Hakiki dost insana evine giren yılanı gösterir. Ben de onu gösteriyorum. Bu yılan, bürokrasidir."
Artık Türkiye'de olduğu gibi Sovyetler'de de oyunları yasaklanan bir rejim muhalifiydi. Son nefesine kadar komünist kaldı. Ama Stalinizme ve onun bürokrasisine de direnen bir komünist...

Nâzım Hikmet'in 100. doğum yıldönümü için hazırlanan belgeselin kitabı Nâzım... Bu kitapta Şair'in az bilinen sürgün yıllarının öyküsünü bulacaksınız; siyasal mücadelesini, gurbet şiirlerini, sevda ilişkilerini...
Bir muhalif, bir şair, bir âşık olarak Nâzım'ı yeniden tanıyacak, şaşıracaksınız.
169 syf.
·1 günde·Beğendi·10/10
Nazım Hikmet' in yıllar önce okuduğum şiir kitabı üzerine karalamıştım aşağıdaki yazıyı. Şimdi Can Dündar ' ın belgesel- kitabını da okuyunca, biraz da gözlerimin tuzlu suyundan olsa gerek; ki daha önce de şiir kitabını okurken tutamamıştım kendimi, hatırladım tekrardan ve yine paylaşmak istedim sizlerle.

Nazım gibi bakmak,
Nazım gibi gülmek,
Nazım gibi susmak,
Nazım gibi özlemek,
Nazım gibi kokmak,
Nazım gibi beklemek mahpus damında
Ve ölmek Nazım gibi,
Koynunda memleket hasretiyle...

Ah Nazım...
Güzel Nazım...
Mavi gözlerin bana emanet.
Altın saçlarından koparıp güneşi,
Anlatacağım çocuklarıma ve çocuklarına bu ülkenin, senin hayallerini.
Adına da aşk koyacaklar sıla hasretinin.


Ülkemin değil, kişilerin kurbanı Nazım. 13 yıl cezaevinde yatırıldı, memleketine hasret bırakıldı, fikirlerinden korkulduğu için. Şimdi kimse bilmez adlarını kalemini kıran hakimin. Fakat onu görmeye yaşı yetmeyen bizler, hala biliyoruz Mavi Gözlü Dev' i.

Sevgili arkadaşlar, belgesel-röportaj şeklinde kaleme alınmış bu eser, kesinlikle okunması gereken kitaplardandır. Hani bazen öyle bir kitapla ya da yazarla karşılaşırsınız ki "keşke daha önceden bilseydim" diye dövünürsünüz ya hani...
Aynen de öyle bir şaheserdir. Öyle fotoğraflar var ki, ikinci eşi olan Galina Hanım ' ın tozlu raflarından özel izinle alınmış fotoğraflarını görünce yüreğiniz burkulacak. Kitap Nazım' ı her yönüyle bizlere tanıtıyor. Binevî Nazım' ı öğretiyor aslında; onun çektiği sıkıntılarını, aşklarını, ayrılıklarını, evladının ondan nasıl koparıldığını...

Nazım 'ın hayatı boyunca içinde yaşadığı tüm duyguları tek solukta iliklerinize kadar hissedeceksiniz.


Not: Kitabın içeriğine ilişkin spoiler vermemeyi itinayla dikkat ettim. Kitabı okuyan arkadaşlar da kitabın içindeki sürprizleri lütfen paylaşmasınlar. Okuyacak olan arkadaşlara haksızlık olmasın.

~~Şiddetle tavsiye ediyorum, kitapla kalınız~~
169 syf.
·7 günde·Beğendi·Puan vermedi
#spoiler#

Nazım Veraya rastladıgında. .
_Doktor dedi ..sen ne diyorsun ?
_Aşk olmazsa on yıl, aşk' varsa üç yıl.
O duymak istediğini duymuştu ..bir gece ayağında terlikleri ,üstünde pijamasiyla arkadaşıma gidiyorum diye evden çıktı ..herkes onun Vera'ya gittiğini biliyordu. .

"Nazım üç yıl dört gün yaşadı "

Keşke Nazım olsaydım. ..bir geminin arka pruvasindan uzaklaşan memlekete el sallasaydım. .hayatımın hiç bir döneminde Rusya aşkım bu kadar depreşmemişti. .zamanın gerisinde olmak ,dağda nehirde nefes almak istememiştim ..kaçak bir yolcu misali trenlere atlamak ,hiç kimsenin ismimi-cismimi-cinsiyetimi sormadığı yolculuğa çıkmak ..

baharda istemiyorum ömrümde _yaz'da olmasın ...benim için hep kar yağsın ...her yer bembeyaz ortasında bir ben.." SİYAH"..
Astapovo istasyonunda bıraksınlar ölüvereyim. .
Beni de Nazım'ın yanı başına gömüversinler..
Ardımdan "şiir " falan da istemem....merak etmeyin ...

https://youtu.be/sBLSJL9HouY

Şiir tehlikeli bir icattir. ..
Şiir çok güçlü bir silahtır ..döner döner seni vurur. .iki ağızda bilenmis ağır bir baltadır..ruhunu ortadan ikiye böler ..bir yanın normal hayatina devam eder gibidir ..diğer yarınsa uçurumlardan düşer. ..dünyadaki her mısra sana yazılmış der sana ..tüm denizler senin için yaratılmış. .fısıldayan ağaçlar girer gecelerine.. şah damarinizdan yükselir kelimeler.dudaklarinıza kadar ... benimle otur der taşlar ..ben'de yürü diyen yollar_dır.... Şiir
Bir gündüz düşüdür.
Trans halidir .
afyondur .

Can dündar yazmış ..adı Turkiye sınırlarını kat be kat aşmış bir siir adam Nazım Hikmet Ran..

Neden yurdundan ayrı kaldığını. .hastalıklarını. .aşklarını. .ardında bıraktığı işlemeli terliklerinin içinden çıkan notlarını. .

"Şehrime ulaşamadan bitirirken yolumu, bir gül bahçesinde dinlendim.
Senin sayende "


Sevgi ve saygıyla ..
169 syf.
·1 günde·Beğendi·10/10
"Mavi Gözlü Dev" Nâzım Hikmet...
"Komünist" Nâzım Hikmet...
"Vatan Haini" Nâzım Hikmet...
En sevdiğim şair Nâzım Hikmet...
Vatandaşlıktan çıkarıldığı memleketinin hasretiyle yaşamış, ölümsüz Nâzım Hikmet!
Belgesel kitaplar adı altında basımı yapılan, her sayfasında yeni şeyler okuduğum, yeni fotoğraflarla karşılaştığım harika bir kitaptı. İçindeki dört bölümlük belgeselden kısaltılan dvd de hediye gibi geldi.
Fazıl Say, Tarık Akan, Genco Erkal ve daha nicelerinin desteği ile Nâzım'ın yüzüncü doğum yıldönümü için hazırlanan belgeselin tam metnini içeriyor bu güzel kitap.

Sürgün yıllarında yaşadıkları az bilinen şairin, bu yıllarda yaşadıklarına ışık tutarak birçok bilinmeyeni gözler önüne sermiş Can Dündar.
Dört bölümden oluşan kitap, Nâzım'ın Moskova günleri ile başlayıp memleket hasreti ile devam ediyor. Şairin Moskova'daki arkadaşlarıyla yapılan konuşmalar sayesinde sürgün yıllarındaki ruh halini bizzat arkadaşlarının gözünden tüm gerçekliğiyle belgelemiş Dündar.

Moskova'da nasıl karşılandığını, o yıllarda yazdığı şiirleri, özlemini, vatan sevgisini, her şeye rağmen içinde büyüyen umudu ve aşklarını okurken bir kez daha hayran oldum Nâzım'a. Bir kez daha sevdim her duygusunu şiirlerle anlatan mücadeleci Nâzım'ı...
Zaten kitabın yenilenen kapağını görünce içimde oluşan mutluluk tarif edilemezdi. Öyle güze gülüyordu ki Nâzım, tebessümüme engel olamadım ben de... Siz de tebessüm edin diye kapağı da eklemeden edemedim sona :)
https://i.hizliresim.com/YgMX7A.jpg
Okuyunuz dostlarım, çok beğeneceksiniz...
169 syf.
·Beğendi·10/10
"951'de bir denizde, genç bir arkadaşla yürüdüm üstüne ölümün..." Nâzım'ın "Otobiyografi" şiirinde geçer bu dizeler. Kitap ve belgesel tam da bu noktadan sonrayı anlatır. Nâzım, 1951'de vatanı terk eder, sürgün hayatı başar. O yıllarda yaşadıkları, yazdıkları, yaptıkları kimi zaman derinlemesine, kimi zaman yüzeysel bir şekilde anlatılır. Nâzım'ın hayatı aşksız anlatılmaz elbet. Çünkü aşk besler o'nun şiirini, sevda besler. O sevdanın yakıcılığıdır kalemi tutturan Nâzım'a. Gurbetteki ilk yıllarında âşık olamayan Nâzım, doğru düzgün şiir de üretemez. Sonra Vera gelir... Tekrar akıp gitmeye başlar dizeler birer ırmak gibi. Nâzım yıllar sonra bile dillerden düşmeyecek olan birçok şiirini o yıllarda yazar ki buna yukarda bahsettiğim "Otobiyografi" şiiri de dahildir. Kitabın yanında verilen belgeselin bir yerinde Nâzım'ı Azerbaycan'da görürüz. Darülfünun öğrencilerine bir konuşma yapar. Konuşmada tekrarlı olarak "Bu yoldan 30 yıl önce de geçtim," cümlesi geçmektedir. Meraklısı, konuşmanın tamamına internetten erişebilir. Ancak benim değinmek istediğim nokta, bu konuşmadan hemen sonra Nâzım'ın kürsüyü terk etmeyip, memleket hasretiyle anlık olarak yaptığı ikinci bir konuşmadır. Belgeselde ve kitapta bulabileceğiniz bu ikinci kısa konuşmasını, yıllar sonra bir Azerbaycan şairinin İstanbul'a gidip İstanbul'da bir sosyalist üniversitede şiir okuması hayâline dayandıran Nâzım, sözlerini şöyle noktalandırır: "O oraya gittiği vakit, (...) benden selâm söylesin. Çünkü belki ben memleketime kavuşamam ama o memleketimi görür."

Dolayısıyla, benim bu kitabı okuyacaklara ya da belgeseli izleyeceklere tavsiyem şudur: Sadece kendiniz okuyup kendiniz izlemeyin; çevrenizdekilere de okutup izletin ki bizler bugünden 'belki bir gün Nâzım'ın düşlediği memlekete kavuşuruz' hayâliyle yaşayalım. Çünkü ben inanıyorum ki, bu büyük şairin umutları ne kadar diri tutulursa güzel günler o kadar yakındır.
169 syf.
·10/10
Ah mavi gözlü dev'im... 16 yaşımda bana çevremdeki bir çok insandan daha fazla katkıda bulunmuş insan.
Onu görselli bir anlatımla daha yakından tanımak, yaşadığı her olayı daha yakından görmek, yazılan o nadide eserleri daha da bir anlamlandırmak, çevresindeki insanların onun hakkında söyledikleri...
Kendisi hakkında yazılmış her filmi izlemeye, her kitabı okumaya çalışırım ve kesinlikle Can Dündar'ın bu eseri favorim oldu. Sıkıcı bir anlatım yok kitapta. Okurken, Nazım'ı yaşıyorsunuz, O'nu anlıyorsunuz. Aşka aşık bir insan olduğunu görüyorsunuz. 40 yılda bir bile zor gelir onun gibisi. Bu topraklardan bir Nazım geçmiş bir daha da gelir mi bilmem. Kesinlikle okuyun bu eseri. Şiirlere daha da bir anlam bindireceksiniz.
169 syf.
·Puan vermedi
Nazım kitabında Can Dündar, Nazım Hikmet’in son yıllarını mercek altına almış. Kitapta fotoğraflar, Nazım’ı tanıyan kişilerin yorumları ve gazete haberleri de yer alıyor. Dündar’ın çektiği belgesel de kitapla birlikte veriliyor. Kitap, bu belgeselin kağıda dökülmüş hali. Nazım hayranı olan kişiler mutlaka okumalı.
169 syf.
·1 günde·10/10
Bir insan düşünün ki, ömrünün en güzel yıllarını dört duvar arasında mahkum edilerek geçirmiş...
Bir insan düşünün ki, kendi ülkesinden kaçarcasına gitmeye, sürgüne mecbur edilmiş...
geride kendisine hasret bir eş, kundakta bir bebek bırakmış...
Bir insan düşünün ki, kendi diline, kendi memleketine yasaklı, doğduğu, büyüdüğü topraklardan men edilmiş...
Bir insan düşünün ki,tepeden tırnağa hasret, tepeden tırnağa memleket kokan, her geçen gün hasretine hasret eklemeye mecbur edilmiş...
Bir gün o sevdiği memleketine kavuşamayacağını, gelecek güneşli, güzel günleri göremeyeceğini bile bile yaşamış...
Bir insan düşünün ki, her zerresine ilmek ilmek aşk, insan sevgisi işlemiş...
Körü körüne yitirilmiş...
Yaşarken hayatı zindan edilmiş, değeri bilinmemiş...
Ama her şeye rağmen bu dünyadan koca yürekli, mavi gözlü bir dev geçmiş, iyi ki de geçmiş...


Öyle zor ki Nazım'ı yazmak, Nazım'a dair yazmak özellikle de böylesi bir kitabı okuyup belgeselini izlemişken, onun hasretine, memleket sevgisine bir kez daha tanık olmuşken gerçekten çok zor. Duygularımı, hissettiklerimi yazıya dökmeye gelince iş, sadece parmak uçlarımdan klavyeme bu satırlar dökülebildi.

Nâzım, Kıymet Coşkun ve rahmetli Tarık Akan'ın, Can Dündar'dan Nâzım Hikmet'in 100. doğum yıldönümün kutlanacağı 2001 yılı için bir belgesel istemeleri üzerine çalışılmaya başlanmış Nâzım belgeselinin kitaplaştırılmış bir çalışması olarak okurlarıyla 2005 yılında buluşmuş bir eser. Bu eserde sevgili Nâzım Hikmet'in Moskova yıllarındaki hayatına konuk oluyor, 42 tanıktan Nâzım'ı okuma olanağı buluyoruz.Kimi zaman aralara serpiştirilmiş şiirleriyle dizelerinde doyumsuz yolculuğa çıkıyor, kimi zamansa yaptığı konuşmalarda, sohbetlerde dile getirdiği memleketine, eşine ve oğluna olan hasretindeki umutsuzluğa tanık oluyoruz.

Can Dündar'ın titiz çalışması olan, boğazları düğüm düğüm eden bu güzel kitaba, belgeselini izleyen izlemeyen tüm Nâzım severlerin mutlaka şans vermesini tavsiye ediyorum. Kitabınız bol, keyfiniz daim olsun.
152 syf.
·4 günde·8/10
Can Dündar’ın belgesel-kitap serilerinden Nazım var bu defa karşınızda.

Nazım Hikmet’i anlatımına onun özellikle Moskova günlerini kapsayan 1950 yılı sonrasıyla başlıyor Dündar.

Şiirlerinin arkasındaki anıları, ruh hallerini; memlekete hasretini, aşklarını, mücadelesini bulacaksınız bu eserde.

Kapsamlı bir Nazım biyografisi olmamakla birlikte doyurucu elbette.
169 syf.
"Seni dünya paylaşamıyor, şiirlerin bin dilde 
Seni senden okumak var ya seni aynı dile 
Mezarın orada olsa burada olsa ne olur 
Tepende bir taş olsa çınar olsa ne olur 
Kitapların özgür artık, müjdeler olsun Nazım 
Sen yazmaya devam et, hasreti yazma Nazım 
Varna önlerindeydin, sen artık döndün Nazım 
Karadeniz köpürdü, memlekettesin Nazım" 

******

Nazım Hikmet'in Moskova'ya kaçışından ölümüne dek yaşadığı aşkları, Türkiye sevgisini, vatan özlemini; bu aşkların, memleket özleminin şiirlerine yansımasını, kısa,çarpıcı, etkileyici, belgesel tadında fotoğraflarla destekleyerek anlatan başarılı bir yapıt.
169 syf.
·Beğendi·10/10
Gayet güzel bir kitap. Biografi/belgesel tarzı kitapları pek sevmem akıcı olmaz diye düşünürüm ama konu nazım hikmet olunca ve yazar Can dündar olunca işler değişiyormuş. Okumanızı tavsiye ederim. Bu kitabın bir de belgeseli varmış. İzlemeyi çok istiyorum.
169 syf.
·1 günde·Beğendi·9/10
Konu Nazım Hikmet olunca her kitap benim için "muhteşem kitap." Can Dündar'ın Nazım Belgeselinin kitabını da aynı duygularla okudum. 1951 yılından 1963 yılına kadar olan gurbetteki Nazım'ı anlatan duygu yüklü bir kitap.
Nazımın eşi Galina Grigoryevna Kolesnikova (aynı zamanda doktoru), Nazım 'ın 23 yaşındaki genç ve güzel bir kadına (Vera Tulyakova) aşık olduğunu anlar. Nasıl mı? 10 yıllık evlilik hayatında çok uzun bir süredir şiir yazmayı bırakması ve Nazım' ın birden şiirler yazmaya başlaması Galina' nın dikkatinden kaçmaz. Bir röportajında da şöyle anlatır:

Şiir yazamaz olmuştu. Oyun yazıyordu, yazı yazıyordu ama benimle beraberken şiiri bırakmıştı. Bülbül şakımıyordu artık. Ama Vera' ya aşık olunca hemen şiir yazmaya başladı. Çünkü sanata güç veren şey, aşktır. Aşkın olduğu yerde şaheserler vardır. Ben bunu çok iyi anlıyordum. Onu çok sevmeme rağmen sevdiği kadınla beraber olması gerektiğini anlıyordum. Her kadın bunu yapamazdı. Öyle bir aşktı, öyle güzel yazıyordu ki, bir kez bile olsun kıskanmadım O' nu. Bülbül tekrar ötmeye başlamıştı. Önemli olan da buydu.
1902'de doğdum.
Doğduğum şehre dönmedim bir daha, geriye dönmeyi sevmem.
3 yaşında Halep'te Paşa torunluğu ettim.
19'umda Moskova'da komünist üniversite öğrenciliği...
49'umda yine Moskova'da Tseka-Parti konukluğu
Ve 14' ümden beri şairlik ederim.
Kimi insan otların, kimi insan balıkların çeşidini bilir, ben ayrılıkların.
Kimi insan ezbere sayar yıldızların adını, ben hasretlerin.
Hapislerde de yattım büyük otellerde de.
Açlık çektim, açlık grevi de içinde.
Ve tatmadığım yemek yok gibidir. 30'umda asılmamı istediler.
48' imde barış madalyasının bana verilmesini, verdiler de.
36' mda yarım yılda geçtim 4 metre kare betonu.
59' umda 18 saatte uçtum Prag' dan Havana'ya.
Lenin'i görmedim, nöbet tuttum tabutunun başında.
924' te
961' de ziyaret ettiğim anıtkabri kitaplarıdır.
Partimden koparmaya yeltendiler beni.
Sökmedi.
Yıkılan putların altında da ezilmedim.
951' de bir denizde genç bir arkadaşla yürüdüm üstüne ölümün.
Bir gün stüdyonun merdivenlerinde NAZIM omzumdan tuttu ve "seni o kadar seviyorum ki yüreğim kanıyor "dedi "anlaşılan sen bana hiç umut vermeyeceksin "
Can Dündar
Sayfa 85 - Imge yayın
Bir vapur geçer Varna önünden. .
Uy Karadeniz 'in gümüş telleri .
Bir vapur geçer Bogaz'a doğru
NAZIM usulcacık okşar vapuru.
...... yanar elleri
Can Dündar
Sayfa 108 - Imge yayın
Uzadıkça uzadı mektubum..
Kendine iyi bak..
Bana hemen cevap ver ..
Beni unutma .
Bana hemen cevap ver
Akıllıdır "Münevver "
Nasıl olsa yapar ,ne yapıp eder ..
Falan filan kendini avutma. .
...sensiz perişanım
Beni unutma ..
Kendine iyi bak .
Gözlerinden öperim canım.
Güzel geceler ..
Kendine iyi bak ..
Bana hemen cevap ver .
"Dertlerimi. ..aklında tutma
Unut. ...
Beni unutma. "
Can Dündar
Sayfa 58 - Imge yayın

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Nazım
Baskı tarihi:
Eylül 2014
Sayfa sayısı:
152
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789750721731
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Can Yayınları
Baskılar:
Nazım
Nazım
Moskova'da ilk taksiye bindiğinde taksici, "Nereye patron?" diye sordu. Kızdı Nâzım:
"Burası emekçilerin ülkesi değil mi? Patron da nereden çıktı?" Yazarlar Birliği toplantısında patladı:
"Buraya gelince korkunç hayal kırıklığına uğradım. Sizin sosyalist gerçekçilik dediğiniz sanatın sosyalizmle de, gerçekçilikle de ilgisi yok."
Tepkisini İvan İvanoviç Var mıydı Yok muydu? oyununda da yansıttı. Oyunun başkahramanı Nâzım'a şöyle sesleniyordu:
"Siz Moskova'da misafirsiniz. Niye konukseverliğimizi kötüye kullanıyor, bizimle uğraşıyorsunuz?"
Nâzım yanıtlıyordu:
"Hakiki dost insana evine giren yılanı gösterir. Ben de onu gösteriyorum. Bu yılan, bürokrasidir."
Artık Türkiye'de olduğu gibi Sovyetler'de de oyunları yasaklanan bir rejim muhalifiydi. Son nefesine kadar komünist kaldı. Ama Stalinizme ve onun bürokrasisine de direnen bir komünist...

Nâzım Hikmet'in 100. doğum yıldönümü için hazırlanan belgeselin kitabı Nâzım... Bu kitapta Şair'in az bilinen sürgün yıllarının öyküsünü bulacaksınız; siyasal mücadelesini, gurbet şiirlerini, sevda ilişkilerini...
Bir muhalif, bir şair, bir âşık olarak Nâzım'ı yeniden tanıyacak, şaşıracaksınız.

Kitabı okuyanlar 343 okur

  • Sezin Öz
  • Elif Celem
  • Şahin Sevinel
  • Elif Yaprak
  • dilek sinirli
  • Yasin
  • doktoree
  • Ali Şahin
  • Eylem Cesur
  • Hamdiye Düzen

Kitap istatistikleri (Bütün baskılar)

Bu baskının istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%5.7 (5)
9
%4.6 (4)
8
%8 (7)
7
%0
6
%1.1 (1)
5
%0
4
%0
3
%0
2
%0
1
%0