·
Okunma
·
Beğeni
·
5280
Gösterim
Adı:
Netoçka Nezvanova
Baskı tarihi:
1997
Sayfa sayısı:
192
Format:
Karton kapak
ISBN:
9799753852547
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Oda Yayınları
Baskılar:
Netoçka Nezvanova
Netoçka Nezvanova
Netoçka Nezvanova
Netoçka Nezvanova
Netoçka Nezvanova
Netoçka Nezvanova, Dostoyevski'nin yazarlığının ilk döneminin ürünü. Yazarlığının son döneminde yazdığı ve her biri dünya klasiği kabul edilen romanlarındaki yalınlık ve içtenlik, Netoçka Nezvanova'da doruk noktasındadır. Dostoyevski, bu yalınlığı ve içtenliği yazarlığı boyunca korumuş, başarılarının diğer ögelerinin yanısıra bu ögede belirleyici olmuştur. İnsan ruhunun derinlikleriyle ilgilenen ilk yazar değil ama bu konuda yetke sayılan bir yazar olmasının kaynağı da bu ögedir. Bir şeye içtenlikle bakarsak doğru kavrarız. Bu doğru kavrayış, Dostoyevski'nin düşünsel ufku ve felsefi bilgileriyle yoğrulunca Netoçka Nezvanova'lar çıkıyor ortaya. Bu romanı okurlarımıza Zekai Yiğitler'in Türkçesiyle sunmaktan kıvançlıyız.
219 syf.
·3 günde·Beğendi·9/10
Maalesef yarım kalmış olan bu kitap için o kadar fazla olumlu sözler yazılır ki, eğer bunları yazmaya kalksam sayfalar dolusu yer kaplar. Böyle bir kitabın Dostoyevski'nin tutuklanması nedeniyle yarım kalmasının Dünya Edebiyatı için gerçekten büyük bir kayıp olduğu düşüncesindeyim. Eğer yazar tutuklanmayıp kitabını bitirebilmiş olsaydı kesinlikle en önemli eserlerinden biri olacağı kesindi. Belki de en iyisi olacaktı.

Yazar on yıllık mahkumiyet ve sürgünlük döneminden sonra nedense kitabı tamamlamak istememiş ve öyle kalmasını uygun görmüştür. Bence de doğru olanı yapmıştır. Çünkü bir insanın hayatında on yıllık bir dönem ruhunda büyük değişiklikler meydana getirir. Hele hele bu dönem gerçekten zorlu bir mahkumiyet dönemi ise bu değişiklikler kat kat fazla düzeyde olur. Eğer yazar bu dönemde kitabını tamamlamaya kalksa , devamı çok farklı olur ve kitabın başıyla devamı ve sonu arasında uyumsuzluklar olurdu diye düşünüyorum.

Kitaba gelince ; şu ana kadar okuduğum Dostoyevski kitapları arasında en akıcı ve en sürükleyici olanıydı diye söylesem doğru bir cümle olur. Gerçekten müthiş bir sürükleyicilik hakim kitapta. Hatta bıçak gibi birden bire kesilen son sayfaya kadar bile bu sürükleyicilik son sürat devam etmektedir.

Belliki çok uzun bir roman olarak planlanan bu kitabın konusu ise Netoçka isimli bir kızın hayatının anlatılmasıdır. Netoçka'nın çocukluk, büyüme ve genç kızlık dönemlerine kadar anlatılmış ve orada maalesef kesilmek zorunda kalınmıştır. Devamı yazılabilse kaç sayfa olurdu bilemem ama çok uzun olacağı kesindir. Çünkü konunun ilerleyişi onu göstermektedir.

Kitapta işlenen ana tema ise bana göre sevgidir. Daha doğrusu Netoçka'nın yaşama dönemlerine ve yaşadıklarına göre verdiği kişilerle değişen saf ve masum sevgisi. Netoçka 'nın bu dönemlerdeki ruhsal analizi ise muhteşem bir şekilde yapılarak okuyucuya yansıtılmaktadır.

Her ne kadar yarım kalmış olsa da büyük beğeniyle okuduğum ve Dostoyevski'nin en iyi kitaplarından biri olarak gördüğüm bu kitabın mutlaka okunmasını tavsiye ediyorum.
219 syf.
·2 günde·Beğendi·8/10
Dostoyevski’nin Sibirya sürgünü öncesi yazdığı ilk büyük roman denemesi. Esaretten sonra bir daha bu romana dönmemiş, kaldığı yerden devam etmeyip yeni bir başlangıç yapmak istemiş. Yarım kalmasına rağmen Netoçka’nın hayatının üç farklı dönemini anlatmış. 9 yaşından itibaren anılarını anlatırken kendini ve etrafındaki insanları o kadar iyi tahlil etmiş ki kendimi onun dünyasında hissettim. Onunla acı çektim, onunla sevindim. Zaten iki gün boyunca elimden bırakmak istemedim. Bitseydi kesinlikle dev bir eser olacaktı.
219 syf.
·2 günde·Beğendi·Puan vermedi
Dostoyevski'nin yarım kalan ve ilk büyük roman denemesi olan Netoçka Nezvanova tamamlanmamış olmasına rağmen aslında birçok açıdan Dostoyevski külliyatında önemli bir eser.


Dostoyevski, Ev Sahibesi'nden önce bu romanı kaleme almaya başlamış ama tamamlanmamış hâli bile Ev Sahibesi'nden ancak iki yıl sonra yayımlanabilmiştir. Dostoyevski, edebiyat hayatının henüz başlarında kaleme aldığı ve diğer ikisinden daha büyük bir proje olan üçüncü kitabını neden bir anda kenara attı ve çok daha kötü bir novella ve kendi standartlarının yanından bile geçmeyen kısa öykülerle uğraştı? Hem Ev Sahibesi'ne hem de kısa öykülerine yaptığım incelemelerde değindiğim gibi, bence o novellanın ve kısa öykülerin konularına ilham kaynağı olan sebep yüzünden. Yani Bayan Panayev'e duyduğu aşk ve hayal kırıklığı. Yazdığı novella ve kısa hikayelerde genellikle erkek karakterlerde kendisini ve duyduğu aşkı anlatırken, kadın karakterde evli olan Bayan Panayev'i anlatmış ve kadın karakterlerin evli olması ya da hayatlarında başka bir erkeğin olması nedeniyle, kendisini anlattığı karakterler tıpkı gerçek yaşamda olduğu gibi sevdikleri kadınlara kavuşamamıştır. Yani Dostoyevski hayatının büyük bir kısmında olduğu gibi yazarak duygu boşaltımı yapmıştır yine bu dönemde. Bence Netoçka'yı bir kenara bırakmasının nedeni hem konu hem de bu romanındaki baş karakterin bir kadın olması nedeniyle, kendi hayatında bir kadına hissettiklerini ve duygularını bu romanla dışarıya vuramayacak olmasıdır. Bu benim çıkarımım. Sebebi çok başka olabilir tabii ki. Ama o dönem yaşadıklarına ve yazdıklarında sürekli aynı konuya odaklanması sonrası çok mantıklı geliyor. Romanın yayımlanmaya başladığı 1849 yılında Dostoyevski'nin hapiste ve sonrasında sürgün yolunda olmasıyla roman öylece kalıyor. Sonrasında neden devam etmeye kalkmadı? İncelemenin sonlarında yine kendi düşüncelerimle ufaktan değineceğim bu konuya.


Dostoyevski sanırım altı bölüm olarak tasarlamış bu romanı. Ancak elimizde üç bölüm var. Ve birbirinden tamamen kopuk, bağlanmayan ve aslında doğru düzgün, net bir konusu da olmayan üç bölüm. Bu kopukluk öyle bir dereceye varıyor ki, Netoçka adını çıkarıp, bu bölümler üç farklı kadın adı verilerek yayımlansaydı elimizde mis gibi öyküler olurdu. Üç bölümün sonu da benim için Ev Sahibesi'nin sonundan bin kat daha iyiydi bu arada.

Öncelikle küçük bir kız çocuğu olan Netoçka'mızın adı Annetta. İnternette anlamının 'hiç kimse' olduğu ve karakterin adı belli olmadığı için Dostoyevski böyle bir isim koymuş, gibi bir bilgi var. Benim okuduğum çeviride 'küçüğüm' anlamına geldiği söyleniyordu karakterin kendisi tarafından. Çeviri faciası desem Annetta adı var bir taraftan. Net bir bilgiye sahip olan belirtirse sevinirim.

İlk bölümde o dönem oldukça popüler olan müzik ve müzisyen teması hakim. Netoçka'nın hasta ve zayıf annesinin ikinci evliliği ve evlerindeki yaşantı küçük bir kız çocuğunun gözünden anlatılıyor. Yefimov'un gerçek babası olmadığını sonradan öğrenen Netoçka'nın, babalığına beslediği aşkı (direkt aşk besliyorum diye kendi ağzından duyuyoruz) ve zaman zaman bu düşünceden rahatsız olmasına rağmen annesinin ölümünü dilemesini okuyoruz. Freud, Oidipus ve Elektra kompleksini ortaya atmayı geçtim henüz doğmamışken, bu konuyu işliyor romanında Dostoyevski. Yefimov daha sonraları da romanlarına büyük etki edecek sorunlu baba figürünün ilk ayağı oluyor. Sorunlu baba figürlerinin romanlarında bu kadar büyük bir paya sahip olmasının nedeni Dostoyevski'nin evlere şenlik bir babası olmasındandır. Yefimov önceleri bir toprak sahibinin orkestrasında klarnet çalmaktadır. Tanıştığı Fransız bir kemancının ona keman çalmayı öğretmesi ve öldükten sonra kemanını kendisine bırakmasıyla keman çalmaya merak sarar. Daha sonra soylu bir kemancının yeteneğini övmesiyle kibir içinde orkestradan ayrılır ve o dakikadan itibaren kemanı en iyi kendisinin çaldığına dair bir sanrıya kapılır. Hiçbir başarıya ulaşamamasının nedenini küçücük bir odada yaşadığı karısına bağlar. O ölünce sanatının özgür kalacağını ve kemanı tekrar eline ancak o zaman alacağını söyleyerek kendini avutur. Avrupa'dan gelen bir müzisyenin başarılı konseri sonrası bu avuntu yok olur ve konserden eve geldiğinde karısının öldüğünü gördükten sonra Netoçka'yı bırakarak kaçar. Kurduğu dünyanın üstüne yıkılmasını kaldıramaz ve iki gün sonra ölür. Dostoyevski bu karakter üzerinden kendi yeteneğiyle ilgili korkuları dile getirir aslında. İnsancıklar'ın başarısından sonra gelen ün ve övgülerle başı dönen, böbürlenen Dostoyevski'nin, Öteki romanının yerin dibine sokulması sonrası kardeşine yazdığı çeşitli mektuplarda başarısızlığını kendine değil hep başka sebeplere mal ettiğini görüyoruz. Sonradan yazdıklarına gelen ağır eleştirileri de hep başka kişilere ya da sebeplere yüklemeye devam etmiştir. Yazdığı bu karakterle birlikte, acaba İnsancıklar bir tesadüf müydü, aslında iyi bir yazar değil miyim, gibi korkuların kendisini sardığını söyleyebiliriz. Sibirya olmasaydı bence sonu bu karakter gibi olurdu büyük ihtimal.

İkinci bölüm annesi ve babalığını kaybettikten hemen sonra önünde bayıldığı evde oturan bir Prens'in Netoçka'yı evlat edinmesiyle başlıyor. Prens'in küçük kızı Katya ile Netoçka'nın arasında yaşanan olaylar ve yer yer erotizme bile kayan ilişkileri anlatılıyor. Oldukça cesur bir deneme. Moskova'da bulunan diğer kızlarının hastalanması sebebiyle Prens ve ailesinin Petersburg'u terketmesiyle bu bölüm de final yapıyor.

Üçüncü bölüm benim için en sıkıcısıydı. Prenses'in ilk eşinden olan kızının yanına gönderilen Netoçka'nın, bu kadını annesi bellemesi ve bu kadının eşiyle olan ilişkisine dair gözlemleri anlatılıyor. Sekiz yıllık bir zaman diliminde geçiyor. Final ise oldukça Türk filmi kıvamında oluyor.


Dostoyevski Sibirya'dan sonra neden devam etmedi? Bence zaten birbirinden bu kadar kopuk olan yarısı bitmiş bir romana, Sibirya sonrası ikinci ve büyük doğumunu gerçekleştirmiş, olgunlaşmış, kalemi ve kendisi tamamen değişmiş hâlde devam etmeye kalkarsa bölümlerin birbirinden iyice kopuk olacağını düşünmüş olabilir. Yazdığı bölümler sımsıkı birbirine kenetlenmiş olsaydı bile o kadar yıl ve acıdan sonra yazmaya devam ettiğinde ilk üç bölüm ve sonradan yazdığı bölümler tamamen farklı insanlar tarafından yazılmış olacaktı.

Dostoyevski'nin dehasını her daim konuşturduğu psikolojik tahliller açısından bakarsak, ustalık eserleri öncesi ayak seslerinin Sibirya öncesi en net duyulduğu eser bu oldu benim için. Yarım kalmış, birbirinden kopuk bölümlerden oluşmuş, bu sebeplerden ötürü okumama gerek yok demeden sırf psikolojik tahlilleri için bile okunması şart.
219 syf.
·Beğendi·Puan vermedi
Birisi bana bu kitabı kim tamamlayabilir diye bir soru sorsaydı, Dostoyevski derdim. Bu kitaba devam etmek cesaret ister. Kitap, yazarın diğer kitapları gibi okura çaresizliği doya doya yaşatıyor. Bir çocuk, içten içe annesinin ölmesini güzel bir şeymiş gibi görüp, bunu kendisinden saklayabilir mi? Üstelik çocuk da iyi, anne de. Nasılsa katil ve hırsız olan Raskolnikov'u da bize sevdiren aynı yazar. Kitap yarım evet. İsteyerek veya istemeyerek, bilemiyorum. Ama bu yarım kitabın içine bir çok dünya klasiği sıkıştırılmış. Öyle ki, kitabı bir yerlerde hala yaşıyor sanıyorum. Kafka okuyabilen herkes bu kitabı sevebilir. Ortak yönleri ikisi de insanı kitap başında sıkıştırabiliyor. Ve Kafka'yı kıyasla bildiğimiz Dostoyevski; akıcı, anlaşılır, hikaye tadında.
192 syf.
"Dostoyevski'yi okudum, o gün bu gündür
huzurum yok."

Cemal Süreya


Yorum ve spoiler birlikte sunulmuştur.


Dostoyevski, 1800'lü yıllarda Rusya dahil tüm dünyada ortaya çıkan  savaşları, devrimleri, ayaklanmaları, büyük fikir değişikliklerini, toplumsal değişimleri ve bunların getirdiği zor koşulları görmüş; askerlikten kürek mahkumluğuna uzanan karmaşık ve yoğun psikolojik dönemler geçirmiş, eserlerinde bunları kendi tarzında, insan ruhunun inceliklerini, yaralarını ve zayıflıklarını, bağlayıcılığı yüksek bir dille ifade etmiştir.

Netoçka, Dostoyevski'nin ilk eserlerini verdiği dönemlerde başladığı, fakat para sıkıntısı çektiği için gazetede yazmaya başlamasıyla birlikte uzaklaşıp, tamamlayamadığı eseridir.
Kitap, Dostoyevski'nin de izniyle cezaevinde bulunduğu dönemde yayınlanmıştır.

Roman, Netoçka'nın ağzından kendi hayatını, yaşadığı olayları, kendi bakışıyla -çocuk saflığı, sadeliği, neden-sonuç bağlamından uzak, olduğu gibi, içten bir şekilde- dile getiriyor.

Kitap 3 bölümden oluşuyor.
Bu bölümlerde, Netoçka'nın, hayatının uğradığı değişiklikler ve bunların ona ruhsal ve gelişimsel anlamda kaybettirdikleri ve kazandırdıkları anlatılıyor.

Netoçka, hastalıklı ve zayıf yaratılışlı olan annesi, müzisyen ve aylak babası Yefimov ile yoksul bir hayat sürüyor.
Betimlemeler de özellikle bu olguyu çok daha iyi kavrıyoruz:

"Altı katlı, büyük bir evin tavan arasında oturuyorduk.
Odamızda eşya diye, muşamba kaplı, yer yer kıtığı fırlatılmış eski bir kanepe; düz bir masa, iki sandalye, annemin karyolası, köşede bir dolap, her zaman çarpık duran bir komodin, pamuklu bezden yırtık pırtık bir paravan vardı."

Yoksul ve ahlaklı bir yaşam birlikte mümkün mü?

Ahlak anlayışı kişiye ve topluma göre değişir mi?

Rahat bir yaşamda, rahatlığın sembolü ekonomik güç müdür?


Netoçka, bu sefil hayatta bir şeye tutunmaya çalışıyor ve adını bile bilmediği şey, sevgi...
Babasıyla kırmızı perdeli o büyük evde yaşamayı düşlüyor, ama nasıl?

#41046856


Babası, küçük hesapları için küçücük bir çocuğu, etkilerini düşünmeksizin, ahlaki değerlerden yoksun alışkanlıklara yöneltiyor...

— Eskisi gibi akıllı çocuk olacak mısın?

— Olacağım babacığım, olacağım! Annemin paralarını nereye koyduğunu söyleyeceğim sana. Dün komodinin şu gözündeki kutudaydı!



Sefil hayat, annesi öldükten sonra babası tarafından da terk edilen Netoçka adına değişime uğruyor. Prens H, Netoçkay'ı evine alıyor ve yeni insanların, eğitimlerin ve yeni giysilerin olduğu, kendisine çok yabancı olan bir dönem başlıyor.

#41049468



Ait olmama hissi, kabul görememe ve anlaşılmama hissi ve çocukluğun verdiği sevilme açlığı burada kendini açıkça belli ediyor. Yine kendi kalbini kendi gibi çocuk kalbine Prensin kızına açıyor. Özellikle bu ilişki çok etkileyici.
Çocuk gibi küsüyorsun, çocuk musun hemen ağlıyorsun, çocuk gibisin ne kadar safsın, çocukluk ediyorsun...
Bu söylemlerimizin hemen hepsi,inişli çıkışlı, garip duygu geçişleri olan bu ilişkide can buluyor:

— Anneniz, babanız var mıydı?

— Vardı.

— Sevmezler miydi sizi?

— Niçin... Severlerdi kuşkusuz.

— Fakirler miydi?

— Evet.

— Çok mu?

— Çok.

......

— Papucunu bağladığım günü anımsıyor musun?

— Anımsıyorum.

— Hoşuna gitmiş miydi?
O anda çok sevimli göründün gözüme.
"Ne düşünürse düşünsün, papucunu bağlayacağım!" dedim. Doğrusu bende hoşlanmadım değil yaptığımdan. Vallahi öpmek de istedim seni o anda...

Netoçka, çocukluktan çıkacağı dönemlerde her şey daha belirgin hale geldiğinde, sorgulamaya, değişmeye, keşfetmeye ve yeni alışkanlıklar kazanmaya başlamıştır. Dolaylı yollardan eline geçen bir mektupla hayatı yine başka bir yönde değişir.

Henüz çocukluktan çıkan genç bir kadın, tüm dünyada geçerli klişe şu öğretileri keşfediyor:

'Ayrı dünyaların insanıyız.'

'Ben sana layık değilim.'

'Tüm dünya bize karşı.'


— Dile düştük! Benim yüzümden bundan böyle küçük görecekler seni. Alay edecekler seninle. Aşağılık bir insanım onların gözünde ben çünkü! Ah, sana layık olmadığı için ne çok suçluyum. İyi bir aileden gelseydim, toplumda önemli bir yerim olsaydı, bağışlarlardı seni!

Yarım olmasına karşın etkileyen, masalsı havası olan,
kısa zamanda okuyabileceğiniz sadelikte bir kitap.
Güzel bir keşif olabilir. Benim için öyle oldu.

Keyifli okumalar.
Sevgiyle.


 
192 syf.
·14 günde·Puan vermedi
Bu kitabı okumaya başlamadan içimde öyle bir heyecan vardı ki her dostoyu elime aldığımda olan heyecandan farklı bir heyecandı. Okumayı en çok merak ettiğim bu kitabı elime aldığım günden bugüne başıma gelmeyen kalmaması çok sevdiğim amcamın vefatı ikizim canım cigerim dediğim tolganın askere ugurlanması ve benim hastalıklarım derken anca biten bu kitap için söylenecek o kadar çok hüzün varki ...

Canım küçüğümm Netoçkam.
Anne ve babasına yalan söylemeye mecbur bırakılan netoçkam, onları kaybettikten sonra bambaşka ailede bambaşka hayata tekrar doğuyor diyebiliriz. Bir prensesinin kızına aşık olan netoçkam ızdırap çekti derken, o en yakın arkadaşının da onu sevdiğini öğrendiğinde aralarında oluşan bağın altında biraz güneşlendim. Ama sırf " sevgi" yüzünden bu iki kızın başına neler geldi ? Yolları ayrıldı mı, yada o yollar da neler yaşadılar ? Merak ediyorsanız benim burada anlatmamdan ziyade kitabı elinize almanızı ve bir solukta okumanızı tavsiye ederim. Bu arada nokta atışıyla gözaltına alınmışsın dostom :) Bir kitap anca böyle yarım bırakılabilirdi. Burda bile atışın isabetli :)
şimdiden keyifli okumalar :* sevgiyle kalın
219 syf.
·2 günde·Beğendi·9/10
Öncelikle herkese merhabalar,
Evet, konuya girecek olursam bu roman Dostoyevski'nin yarim kalan bir romanıdır. Yazar bu romanı yazdığı esnada tutuklanmış ve ölüm cezasına çarptırılmıştır. Dönemin Rus Çarı Birinci Nikolay ölüm cezasına çarptırılan bir grubun infazı gerçekleşmesine dakikalar kala af getiriyor ve bu kişileri Sibiryaya dört yillik kürek mahkumiyetine gönderiyor, bu kafilenin içinde bizim yazarımız Dostoyevski de bulunuyor. Buradaki sürgün hayatında okutulan tek kitap İncil oluyor. Bu esnada yazarımız adeta etrafındaki kendi tabiriyle ezilmiş ve aşağılanmış kesimi yakından tanıyor. Beş yıl sonra kürek mahkumiyeti bitip sürgün hayatı devam eden yazarımız zorunlu kışla hizmetine günümüzdeki Kazakistana gönderiliyor ve tüm sürgün hayatı sonucu ancak on sene sonra tekrar Petersburg daki köşesine geri dönebiliyor. Yazarımızın bu dönüşü ilk olarak Amcanın Düşü adlı Gogol tarzında bir roman yazıyor daha sonra Stepancikovo koyu ve sakinlerini yazıyor zira bu romanlar ile yazarımızın kaleminin ne kadar değiştiğini fark edebiliyoruz, bundan bir sonraki eseri ise Ölüler Evinden Anılar oluyor , adeta yazarımızın üzerindeki on senelik etkiyi bu romandan görebiliyoruz lakin yazarımızın daha sonra yazacağı Budala adlı romanında Presn Mişkin karakteriyle infaz edilmek üzere olan bir kişinin yaşadığı ruh halini yazarımız bize kendi kaleminden aktarıyor. Bu eserler ve daha sonraki eserler yazarımızın sibirya sürgününün ona yarattıklarından derin izler taşır. Bunlardan bir örnek daha verecek olursam Ezilmiş ve Aşağılanmışlar romanını gösteririm.
Netoçka Nezvanova romanına dönecek olursam yazarımız daha tutuklanmadan önce gerçekten büyük bir roman yazmak istiyor ve bu romanı yazmaya başlıyor, bu romanda Dostoyevski'nin psikanaliz ve psikolojik tahlil yeteneğini konuşturmaya başladığını görebiliyoruz, yazarımızın bu romanında da sadomazoşist izlere, affedicilik, hastalık, kırgınlık ve yüce gönüllülük tarzı diğer romanlarındaki temaları görebiliyoruz. Roman kendi içerisinde adeta tek solukta okunabilecek bir roman, olaylar birbiri ardına gelişiyor. Bu roman bana adeta yazarın son eseri olan Karamazov Kardeşleri andırıyor, sanki yazarın son romanının bambaşka bir taslağı gibi hissettirdi bana okurken, şayet konular, anlatım, tespitler ve tahliller aracılığyla elbette çok farklı romanlar birbirinden lakin olayların veriliş tarzında bir benzerlik olduğunu düşünüyorum. Benim kişisel kanaatimce yazarımız bu romanı tutuklanmadan önce bitirseydi bence çok ses getirirdi fakat sürgün hayatından sonra Dostoyevski bildiğimiz Dostoyevski olarak çıkmadı Sibiryadan...
219 syf.
·7 günde·Puan vermedi
Bir dostoyevski hayranı ve okuyucusu olarak artık benim romanım netoçka 'dır... Bu roman yarım kalmamıştır. Dostoyevski bu romana devam etmek istememiştir. Çünkü eğer dosto iseniz böyle bi romana geri dönmek istemezsiniz... Sonunu bu kadar mükemmel bağlaması olağanüstü anlatımı ah şu dostoyevski yok mu beni benden alıyor... O kadar başarılı bi anlatım ki sanki bütün olaylar yanımda oluyor.. Anne babasının arasında kalan yalan söylemeye mecbur kalan küçük kız.. anne babasını kaybeden küçük kız... ve yakın kız arkadaşına aşık olan netoçkam.. Niçenin dediği gibi Dostoyevski benim tek psikoloğum.. Netoçka da kendimi çok gördüğüm için bu roman artık benim romanımdır diye bodoslama dalış yaptım... Ah benim güzel netoçkam ...
144 syf.
·2 günde·8/10
1849 tarihli Dostoyevski eseri. Yani 28 yaşındaki Dostoyevski’nin kronolojik sıralama olarak baktığımızda ilk beş romanından biri.

Kimi yorumlar eserin ‘yarım kaldığı’ üzerine. Detaylı bir Dostoyevski biyografisi okumayanlar bence yarım kalmış dememeli. Evet bu esere nokta koyduktan hemen sonra Nisan ayında mahkumiyeti başlar Dostoyevski’nin. Belki de okuyucuya bıraktı o aile trajedisinin ve ilişkilerin sonucunu...

Eser ismi aynı zamanda kahramanımız. Netoçka. Eseri Netoçka’nın ağzından okuyacaksınız son sayfaya dek. Zeki, güzel, duyarlı ve derin ruhlu bir kız çocuğudur Netoçka. Onun 6-7 yaşlarından 17 yaşına kadarki dönemine şahit olacaksınız.

Unutmadan. Dostoyevski eserlerinin hemen hepsinde kendi hayatına dair izleri bulmak mümkün. O yüzden Dostoyevski’nin nasıl bir aileye sahip olduğunu araştırırsanız bu eseri daha bir anlamlı gelecektir sizlere.

Yanılmıyorsam bu eser kaliteli çeviriyle sadece İletişim ve Varlık Yayınlarında mevcut. Az okunur bir Dostoyevski eseri olmasını, Can Yayınları ve İş Bankası Kültür Yayınlarının çevirisini yapıp yayımlamadığına bağlıyorum ben.

Yine bir psikolog edasıyla yorumladığı Netoçka ve diğer karakterlerine hayran olacaksınız.
Neden bekliyorsunuz daha?
219 syf.
"İşte biz de öyleyiz Netoçka; bir tel fazla gerilirse kopar... Sesi ne kadar acıydı, değil mi?"
Öğrendiğime göre, Netoçka Nezvanova Dostoyevski'nin ilk roman denemesiymiş. Bu romanın kaderi ise, yarım kalmakmış.
1849'da tutuklanıp Sibirya'ya sürgüne gönderilmesiyle roman yarım kalmış ve Dostoyevski hiçbir zaman Netoçka Nezvanova'ya geri dönmemiş.
Ben ,tamamlanmamış haline rağmen, bu kitabı çok sevdim.
Netoçka'nın dram yüklü hayatının, bu hayattaki çilekeş annesinin ve başarısız bir müzisyen olan babasının hikayesi beni derinden etkiledi.
Derinlemesine işlenen acı, aşağılanma,pişmanlık karakterler üzerinden bu kadar iyi anlatılamazdı!
Yazar kitaba devam edebilseydi acaba nasıl bir son bizi beklerdi merak ettim doğrusu.
Friedrich Nietzsche ;"Dostoyevski kendisinden birşeyler öğrendiğim tek psikologtu." demiş. Bence haklı, ben insanı bu kadar iyi anlatan bir Zweig tanırım bir de Dosto...
219 syf.
·15 günde·Beğendi·8/10
Dostoyevski’nin devlet düzenini yıkmaya teşebbüs ettiği gerekçesi ile tutuklanmadan önce sadece 3 bölümünü yayınlayabildiği, sürgünden döndüğünde de ilgisini kaybettiği için devam etmediği romanı. Dostoyevski edebiyatındaki en ayrıksı denemedir. İnsancıklar’ın kazandığı büyük başarıdan sonra yazdığı tüm kitapları hunharca eleştirilen Dostoyevski’nin kendini ispatlama savaşıdır adeta; diğer kitaplarından çok daha farklı bir kurgu ile ve aykırı karakterlerle ilerler; ancak sonunu getiremediği için ne planlamıştı anlayamayız. 3 ayrı bölümde Netochka Nezvanova isimli kızın hayatını anlatır.
Dostoyevski bu romanında birçok ilki denemiştir; baş kahraman diğer romanlarının aksine bir kadındır burada; genelde bahsetmeyi pek sevmediği zenginlerin hayatı bu romanında büyük yer tutar; olay örgüleri psikolojik çıkarımlardan daha önde tutulmuştur.
219 syf.
·3 günde·Beğendi·10/10
Sen ne güzel bir kitaptın Netoçka Nezvanova... Hayatı kederle üzüntüyle geçmiş küçük bir kızın öyküsü. Kitabın dördüncü bölümünü nasıl yazardı acaba Dostoyevski? Netoçka’ ya nasıl bir yol çizerdi? Çünkü kitap yarım kalmıştır. Dostoyevski siyasi olaylardan dolayı tutuklanmış, cezaevinden çıktıktan sonra da bu kitaba devam etmemiştir. Öyle duyguyu öyle güzel; kederlere rağmen insanın ruhunu saracak, ısıtacak bir roman olmuş. En çok Netoçka’nın acılı, çocukluk hikayesinde etkilendiğimi söylemeliyim. Babalığı Yefimov, kimi zaman güldürdü beni kimi zaman herkesi güldürüp, içi kan ağlayan bir palyoçaya benzettim onu. (Spoliere) Evden kaçtıktan sonra Netoçka’yı kandırıp onu orada öylece bırakması hele... Netoçka’nın arkasından koşması... Çok etkiliydi. Dostoyevski gene uzun uzun kişileri tasvir etmiş. Tabii yazar Dostoyevski olunca insan kitabın sonunun hüzünlü biteceğini tahmin ediyor - kitaplarında neredeyse hiç mutlu son yok -. Kitap yarım kalsa da Dostoyevski’nin daha sonra unutulamaz eserler vereceği bu kitaptan belliymiş resmen. Netoçka Nezvanova... Kibritçi Kız gibi üzdün beni. Peki kitabı siz yazıyor olsaydınız nasıl bitirirdiniz? Bu dünyadan bir Dostoyevski geçti...
Ama sabırsızlık hastalığına yakalanmışsın bir kez .
Hiç saf değilsin. Kurnazsın, çok düşünüyor, kafanı yoruyorsun. Bencilsin, öte yandan cesaretin az. Daha cesur ol. Çalış, gücüne güvenin yoksa, gözünü karartıp git.
Duygulu, heyecanlısın çünkü. Gözünü karartmakla da amacına ulaşır bazen insan. Sonuç ne olursa olsun kaybetmezsin, kazancınsa büyük olur. Bizim işte gözünü karartmak yüce bir şeydir kardeşim.!
Her şeyi kolaylıkla anlıyordum. Kendimi anlamaya başladığım günler; acı, buruk bir izlenim bırakmıştır bende.

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Netoçka Nezvanova
Baskı tarihi:
1997
Sayfa sayısı:
192
Format:
Karton kapak
ISBN:
9799753852547
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Oda Yayınları
Baskılar:
Netoçka Nezvanova
Netoçka Nezvanova
Netoçka Nezvanova
Netoçka Nezvanova
Netoçka Nezvanova
Netoçka Nezvanova, Dostoyevski'nin yazarlığının ilk döneminin ürünü. Yazarlığının son döneminde yazdığı ve her biri dünya klasiği kabul edilen romanlarındaki yalınlık ve içtenlik, Netoçka Nezvanova'da doruk noktasındadır. Dostoyevski, bu yalınlığı ve içtenliği yazarlığı boyunca korumuş, başarılarının diğer ögelerinin yanısıra bu ögede belirleyici olmuştur. İnsan ruhunun derinlikleriyle ilgilenen ilk yazar değil ama bu konuda yetke sayılan bir yazar olmasının kaynağı da bu ögedir. Bir şeye içtenlikle bakarsak doğru kavrarız. Bu doğru kavrayış, Dostoyevski'nin düşünsel ufku ve felsefi bilgileriyle yoğrulunca Netoçka Nezvanova'lar çıkıyor ortaya. Bu romanı okurlarımıza Zekai Yiğitler'in Türkçesiyle sunmaktan kıvançlıyız.

Kitabı okuyanlar 457 okur

  • Yağmurr
  • Fatih
  • tuğba AYDIN
  • Aida Badal
  • Uğur Hünerci
  • Dağ_çiçeği
  • Begüm
  • Erdoğan Kart
  • serhat kaplan
  • Ogan Kurtulus

Kitap istatistikleri (Bütün baskılar)

Bu baskının istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%1.6 (2)
9
%0
8
%0
7
%1.6 (2)
6
%2.4 (3)
5
%0.8 (1)
4
%0
3
%0
2
%0
1
%0