Tahmini Okuma Süresi:
1 sa. 42 dk.
Sayfa Sayısı:
60
Basım Tarihi:
8 Aralık 2010
İlk Yayın Tarihi:
1947
Yayınevi:
Samuel French, Inc.
Orijinal Adı:
Huis clos
ISBN:
9780573613050
Ülke:
Amerika Birleşik Devletleri
Dil:
İngilizce
Format:
Karton kapak
Reklam

Yorumlar ve İncelemeler

Cehennemin Aynasında Kendini Gören İnsan
Puan vermedi·59 syf.··
2025 16. kitabı
·
3 saatte okudu
·
Okunma: 31 Ocak 2025 23:18
Jean-Paul Sartre’ın Gizli Oturum (Huis Clos) adlı eseri, varoluşçuluğun en keskin ve sarsıcı yüzleşmelerinden biridir. Burada Sartre, insanın kendine duyduğu nefreti, başkalarının bakışında eriyip yok oluşunu ve özgürlük denen laneti katı, kaçınılmaz ve boğucu bir atmosferde ele alır. “Cehennem başkalarıdır.” cümlesi, yalnızca oyunun değil, Sartre’ın insan doğasına dair en sert hükümlerinden biri olarak tarihe kazınmıştır. Eser, ölümlerinden sonra bir odada sıkışıp kalan üç karakterin varoluşsal hesaplaşmasını anlatır. Ancak buradaki cehennem, ateşle yanan bir diyar değil; bakışların, yargıların ve sahtekârlıkların oluşturduğu bir zihinsel mahkûmiyettir. İnsanı en çok ezen şey, başkalarının gözünde sabitlenen kimliğiyle yüzleşmektir. Sartre, özgürlüğü insanın en büyük laneti olarak betimler; çünkü özgürlük, yalnızca seçim yapmak değil, yapılan seçimlerin sonsuz sorumluluğunu da taşımaktır. Bu üç karakter, farklı geçmişlere ve suçlara sahiptir, ancak onları asıl mahkûm eden şey, birbirlerine duydukları nefret, tutkular ve kendi varlıklarını başkalarının gözlerinde tanımlama arzularıdır. Birbirlerinin gözlerinde gördükleri yansıma, içlerindeki en çıplak, en rahatsız edici hakikattir. Her biri, kendi benliğini başkalarının bakışında var etmeye çalışırken, kaçınılmaz bir şekilde kendi hapishanesini inşa eder. Sartre’ın acımasızca gösterdiği şey şudur: İnsan, ne kadar özgür olduğunu iddia ederse etsin, asla kendi gözleriyle kendine bakamaz. Cehennem, klasik anlamda bir cezalandırma değil, insanın kendi varlığını anlamaya mahkûm oluşudur. Kaçış yoktur; yalnızca sürekli bir yüzleşme, sürekli bir mahkûmiyet vardır. Gizli Oturum, varoluşun acımasız gerçeğini yüzümüze vuran, kaçışı imkânsız kılan bir ayna gibi, okurunu da karakterleriyle birlikte o odada sonsuza dek kilitli
Düşünce
Gizli OturumJean-Paul Sartre · Milli Eğitim Bakanlığı Yayınları · 1950584 okunma
Kendi kendinizle baş başa... Cehenneme hoş geldiniz!
10/10
·53 syf.·
2022 17. kitabı
Kendi özgürlüğünü gerçekleştirmeye ve durumunu kendi tayin etmeye MAHKUM BIRAKILMIŞ 3 karakter. Orijinal ismi "Huis clos" 4 tarafi da çevrili kapalı alan anlamına geliyor. Bütün oyun da böyle bir odada yani cehennemde geçiyor zaten. Gizli Oturum — İnsanın özgür iradesiyle seçtiği varoluşunun başkası karşısında değiştirilemeyeceği ele almış bir tiyatro oyunu. Garcin, Etselle ve İnes karakterleri ile ölümün döngüsü altında hayatın ne kadar katlanılmaz olduğunu; yaşanılabilirlik için ışık kadar loşluğa , ses kadar sükûnete de ihtiyacımız olduğunu işaret eder Jean-Paul Sartre . Ve bu karakterlerde belirgin bir şekilde Sigmund Freud'un id-ego-süperego olayını da görebiliyoruz. Gelelim oyunun en etkili sözüne orijinal olarak da söylenen < L'enfer,c'est les autres > yani CEHENNEM BAŞKALARIDIR! Bu belki de insanın kendini sorgulaması ,metafor olarak ölüm ve cehennem vurgulansa da aslında gerçek cehennemin insanın yaşarken kendiyle yüzleşmek olduğu, buna rağmen çoğu insanın bu yüzleşmeden kaçmaya çalışsa da kendiyle başbaşa kaldığında bunu hisetmesinin vurgusu yapılmaktadır. Oyunda ele alınmış başka durum ise: basitleşme, insanların kendi varlıklarını ancak başkalarıyla hissetmesi, kitle içinde yalnız kalamama, özgür olamama sendromu... Ve müthiş eseri okuduktan sonra hissettiğim tek şey : Günümüzde internetteki birçok mecranın kesintisiz bir akış vadederek bizleri içinde tutmaya çalıştığı (Huis clos gibi) türlü platformların birinden somutlaşmış, bir anda bilincimizi yeni kazanmış olarak uyanmış olsak nasıl hissederdik kim bilir... Sizce, nasıl olurdu? Keyifli okumalar :)
Edebiyat
Gizli OturumJean-Paul Sartre · De Yayınevi · 1965584 okunma
Cehennem Başkalarıdır
Puan vermedi·53 syf.··
2026 32. kitabı
·
2 saatte okudu
·
Okunma: 16 Mayıs 2026 19:14
Sartre’in Gizli Oturum’u, edebiyat tarihinin popüler ve çok yanlış anlaşılan cümlelerinden birine ev sahipliği yapar: "Cehennem başkalarıdır." Sartre bu oyunda bize alevlerin, zebanilerin veya fiziksel işkencelerin olmadığı, İkinci İmparatorluk tarzında döşenmiş şık ama kapısı dışarıdan kilitli bir oda sunar. Bu odaya kapatılan üç ölü—korkaklığıyla yüzleşemeyen Garcin, manipülatif Inès ve Estelle—kısa süre sonra en büyük işkence aletinin birbirlerinin bakışları olduğunu keşfederler. Aynaların olmadığı bu mekanda, her biri varlığını kanıtlamak ve günahlarını aklamak için bir diğerinin gözündeki yansımaya muhtaçtır. Sartre, varoluşçu felsefesini büyük bir titizlikle sahneye taşırken, insanın kendi özgürlüğünden ve sorumluluğundan kaçıp kendini başkalarının yargılarına nasıl gönüllüce hapsettiğini sarsıcı bir psikolojik savaşla anlatır. Birbirlerinin hem kurbanı hem de celladı olan bu üç karakterin trajedisi, aslında modern insanın kendi zihninde yarattığı hapishanenin bir provasıdır. Tek oturuşta bitecek kadar kısa, fakat bıraktığı hissiyatla günlerce zihni meşgul edecek kadar derin bir başyapıt olan Gizli Oturum, sizi başkalarının gözündeki "kendinizle" yüzleşmeye davet eder. Herkese iyi okumalarr..
Alıntı
Gizli OturumJean-Paul Sartre · De Yayınevi · 1965584 okunma
CEHENNEM BAŞKALARIDIR.
9/10
·53 syf.··
Beğendi
·
2021 77. kitabı
·
3 günde okudu
·
Okunma: 02 Ağustos 2021 18:09
Spoiler içerir. (Her türlü ) Tiyatro eserimiz ana karakterlerden biri olan Garcin’ in kendini başka bir yerde bulmasıyla başlar ama bu bir başka yer neresidir acaba? Garcin bu yerde bir garson görür ve garsona ilk sorduğu şeylerden biri de “Burada diş fırçası var mıdır?” olur. Bu mekân için ilginç bir soru… Devamında ise; “GARCIN: Demek ki, diş fırçası yok. Yatak da yok. Çünkü burada hiç uyunmuyor, öyle değil mi? GARSON: Ne gezer!” (Tahminleri alalım) . . . . Garson olması sizi şaşırtmasın karakterimizin bulunduğu yer cehennem… (Evet hakiki cehennem.) Bu konu hakkında çok düşündüm. Eğer ben gözlerimi cehennemde açsaydım. Karşıma çıkan ilk kişiye ne sorardım diye. Diş fırçası ilk soracaklarım arasında mı olurdu emin değilim. Gelelim Garcin’ e; karakterimiz ise cehennemde kendi odasında, odanın içinde 3 tane koltuk bir bronz heykel ve kâğıt keseceği var. Hatta kâğıt keseceği üzerine şöyle de bir muhabbet dönüyor. “GARCİN: Bu da nesi? GARSON: Görüyorsunuz ya kâğıt keseceği. GARCİN: Kitap var mı, burada? GARSON: Hayır.” Daha sonrasında odaya iki kişi daha dahil oluyor: Ines ve Estelle. Odada birden fazla kişi olduğundan normal olarak konuşmalar ve tartışmalar başlıyor. İlk başta üçlü ekip nerede olduklarını, birlikte olmalarının tesadüf mü yoksa bilerek mi yapıldığını ve son olarak birbirlerinin işledikleri suçlardan habersizlerdir. Sonraları bunların hepsine bir cevap bulunuyor tabi. “Hah! Bütün mesele burada işte. Gerçek nedenler bunlar mıydı acaba? Düşünüyordun, yok yere kendini bağlamak istemiyordun. Ama korku, nefret ve insanlardan sakladığımız bütün öteki pislikte birer neden-dir. Haydi, ara, sor kendi kendine.” Kısa bir eser olmasına karşın hayat, ölüm, var olma vb. konular güzelce işlenmiş. “İnsan hep çok erken ölür-ya da çok geç. Ama hayat ortadadır,
1000Kitap
Gizli OturumJean-Paul Sartre · De Yayınevi · 1965584 okunma
Puan vermedi·59 syf.··
Beğendi
·
2025 1. kitabı
61 sayfalık olan bu kitap ders niteliğinde bir eser olarak bizlere sunulmuştur. Oyunda üç ana karakter (Garcin, Inez ve Estelle) cehennemde mahsur kalır. Ancak cehennem, hiçbirinin beklediği gibi değildir. Oyunda bir odada kapalı kalan ve birbirleri ile konuşmak zorunda kalan üç kişiden biri olan Inez Garcin’e ilgi duyar. Ancak Garcin ise diğer kadından hoşlanmaya başlar. Başlangıçta hepsi kendini güçlü ve günahsız kabul eder. Ancak karakterler, birbirileri ve geçmişleri üzerine konuştukça cehennemin kendisini açığa çıkmaya başlar. Her biri hayatta işledikleri günahları ve nasıl öldüklerini anlatır. Sonucunda da insan olarak birbirlerine mahkûm olduklarını ve birbirlerini anlamaları gerektiğini fark ederler. Oyunun sonuna doğru Garcin şunları söyleyecektir. “Hiç aklıma getirmezdim böyle olacağını, acı, ateş, kızgın ızgara hepsi sizsiniz demek. Ne gülünç şey. Kızgın ızgaranın ne gereği var: cehennem başkalarıdır…” Başka bir deyişle, onları bekleyen fiziksel bir işkence yoktur. Orayı cehenneme çeviren, diğer insanlarla ilişki kurmak zorunda olmanın getirdiği duygusal ve zihinsel işkencedir… Peki Sartre “cehennem başkalarıdır” ne amaçla söylenmiştir Cehennem başkalarıdır” sözü Sartre’ın felsefi bir oyunu olan “No Exit”ten (Huis Clos – 1944) alıntılanan bir repliktir. Dilimize Gizli Oturum olarak çevrilen bu oyunda ilk başta insanın özgürlük alanının başkalarıyla sınırlandırıldığını ve başkalarının insanın cehennemi olduğu görüşünü işler. Sartre bir bunu ilerleyen zamanlarda şöyle açıklar Cehennem başkalarıdır” sözü hep yanlış anlaşılmıştır. Bununla, diğer insanlarla olan ilişkilerimizin her zaman zehirli, her zaman cehennem gibi olduğunu kastettiğim düşünüldü. Ama gerçekten anlatmak istediğim şey, tamamen farklı bir şeydi. Demek istediğim, eğer bir başkasıyla
1000Kitap
Gizli OturumJean-Paul Sartre · Milli Eğitim Bakanlığı Yayınları · 1950584 okunma
9/10
·59 syf.··
Beğendi
·
2021 100. kitabı
·
16 saatte okudu
·
Okunma: 25 Nisan 2021 19:41
Kitapta;  öldükleri için ebediyyen bir arada, bir odada  kalmak  zorunda olan  üç kişi, her biri diğerinin vicdanında tutsak olduğundan, sonsuza kadar  kendi kendilerini yargılamaya mahkûmdur. Bu sarsıcı kitapta;  kişilerin  özgürlüğe ulaşma çabasında başkalarının özgürlüğünü bulmasını kısıtladığının altı çok iyi çizilmiş. Dışarı çıkılamaz, uyku uyunamaz, diş fırçası kullanılamaz, yatağı olmayan cehennemde bir araya gelen üç kişinin giderek daha çok konuşmaya, geçmiş yaşamlarından söz etmeye ve konuştukça da gerçek kişiliklerini ortaya dökmeye başlamaları, akıcı bir biçimde anlatılmış. Her biri ilk önce  kendi geçmiş yaşamlarını  çarpıtarak, yalan söyleyerek ve eksik bırakarak anlatırken, maskelerinin de yavaş yavaş düşmeye başlamasını; konuştukça kendilerini olduğu kadar karşılarındakini de yargılamalarını sarsıcı ve düşündürücü bir şekilde okuyoruz.
Gizli OturumJean-Paul Sartre · Milli Eğitim Bakanlığı Yayınları · 1950584 okunma
9/10
·59 syf.··
Beğendi
·
2020 53. kitabı
Oyun öldükten sonra cehenneme gelen üç kötü niyetli karakterin yaşantısını ele alır. Buraya geldiklerinde onları karşılayan bir de '' Garson'' karakteri vardır. Buraya gelen üç ana karakter ''Garcın'' , ''Estelle'' ve '' İnes'' dünyada çeşitli kötülükler yapmış olan ancak bunlardan pişman olmayan karakterlerdir. - İnsanların birbirlerinin cehennemi olması, kendinin cehennemi olması, özgürlüğü, korkuları ve özünü oluşturmak için yaptığı seçimler bunların hepsi bilincin bir ürünüdür. -Kesinlikle etkileyici ve ciddi anlamda ders cikartilacak , kìsa bir oyun.
Felsefe
Gizli OturumJean-Paul Sartre · Milli Eğitim Bakanlığı Yayınları · 1950584 okunma
Cehennem Başkalarıdır
10/10
·53 syf.··
Beğendi
·
2022 118. kitabı
Oyun; Garcin, Estelle ve İnes'in öldükten sonra zevksiz döşenmiş bir otel odasına müşterilermiş gibi getirilmesiyle başlar.Geçmiş hayatlarında birbirini tanımayan kişilerdir bu insanlar.Gelen herkes burada nelerle karşılacağını merak ve kuşku içinde bekliyor gibidir.Birbirini tanımayan bu üçlü, ortak bir yandan dolayı burada bulunduklarına kanaat getirirler ve herkes kendisinin cehennemlik olduğu konusunda hemfikir olur.Garcin karısını aldatmış, Estelle yenidoğan bebeğini göle atmış, İnes'in de adı cinayete karışmıştır. Düştükleri durumun ne olduğunu anlamaya çalışırlar ve teoriler üretirler.Birbirini suçlarlar, konuşurlar, tartışırlar.Ve böylece birbirlerini tanımaya başlarlar.Tanımaya başladıkça işin içinden çıkılmaz bir hale gelirler.İnes'in "İnsan hep çok erken ölür- ya da çok geç. Ama hayat ortadadır, bitmiş olarak ortadadır; çizgi çekilmiştir, toplamı yapmak gerekir. Hayatından başka bir şey olamazsın." diyişiyle de dananın kuyruğu kopar. Hepsinin öbür dünya ile hesabı bittiği için odadaki kişiler, bu odayı hayatı boyunca söylenememiş, yanlış anlaşılmış veya pişman olunmuş durumlar adına bir meydan olarak görüp hayata karşı galip gelmeye çalışırlar ve böylece kendi cehennemini kendi yaratırlar. Oyunun sonlarına doğru Gracin kilitli odanın kapısını yumruklar ve her türlü acının burdakine yeğ tutacağını söyleyip ordan çıkmak ister ve sonra kapı açılır.Açılır ama Gracin bu cehennemi bırakamaz.Çünkü bitmiş hayatıyla hesaplaşmayı sürdüreceği diğerleri vardır.Gracin bu durumu oyunun sonunda şöyle kabullenir: '' GARCIN: ...Her şey önceden hesaplanmış diyorum size. Bu şöminenin önüne geleceğimi, elimi heykelin üzerine koyacağımı, hem de bunu bütün bu bakışlar altında yapacağımı önceden hesaplamışlardı. Beni yiyen bu bakışlar altında...(Birden geri döner) Hah! yalnız iki
Tiyatro
Gizli OturumJean-Paul Sartre · De Yayınevi · 1965584 okunma
7/10
·59 syf.··
Beğendi
·
2020 58. kitabı
·
12 saatte okudu
·
Okunma: 10 Mayıs 2020 16:04
Kitapda öncelikle gizemli bir açılış yapılıyor. Üç kişi bir odaya tıkılıyor iki kadın ve bir erkek Üçünün de günahları var ve niçin burada olduklarını merak ediyorsunuz. Çok geçmeden onların ölü olduklarını ve cehennemde bir odaya kilitlendikleriyle karşılaşıyorsunuz. Hepsi pişman ve bir o kadar da günahları yüzünden acı çekmektedirler. Cehennem yanan bir alev olmuyor nasıl insan insanın cennetiyse kolaylıkla cehennemi de olabiliyor.
Edebiyat
Gizli OturumJean-Paul Sartre · Milli Eğitim Bakanlığı Yayınları · 1950584 okunma
9/10
·59 syf.··
2021 3. kitabı
·
9 günde okudu
·
Okunma: 09 Ocak 2021 22:38
Ölümden sonrasının tıpkı yaşamaya benzediği bir başka oyun daha. “Gizli Oturum” en az “İş İşten Geçti” kadar güzel ve düşündürücü. Sartre sevenler kaçırmasın.
1000Kitap
Gizli OturumJean-Paul Sartre · Milli Eğitim Bakanlığı Yayınları · 1950584 okunma

Yazar Hakkında

Jean-Paul SartreYazar · 60 kitap
Jean-Paul Sartre (tam adı: Jean-Paul Charles Aymard Sartre) (21 Haziran 1905, Paris - 15 Nisan 1980, Paris), ünlü Fransız yazarve düşünür. Felsefi içerikli romanlarının yanı sıra her yönüyle kendine özgü olarak geliştirdiği Varoluşçu felsefesiyle de yer etmiş; bunların yanında varoluşçu Marksizm şekillendirmesi ve siyasetteki etkinlikleriyle 20. yüzyıl'a damgasını vuran düşünürlerden biri olmuştur. Sartre, bir anlatıcı, denemeci, romancı, filozof ve eylemci olarak yalnızca Fransız aydınlarının temsilcisi olmakla kalmamış, özgün bir entelektüel tanımlamasının da temsilcisi olmuştur. Babasını ufak yaşta yitiren Sartre, annesinin ailesinin yanında büyüdü. Olgunluk sınavını Louis le Grand Lisesi'nde verdi. Daha sonraki eğitimini Ecole Normale Supérieure'de, İsviçre'deki Fribourg Üniversitesi'nde ve Berlin'deki Fransız Enstitüsü'nde sürdürdü. Çeşitli liselerde öğretmenlik yaptı ve 1928'de Simone de Beauvoir'la tanıştı. 1939 yılında II. Dünya Savaşı başlayınca Fransız ordusuna meteorolog olarak hizmet vermeye başladı. 1940 yılında Almanlar tarafından yakalanıp 9 aylığına hapse atılmasının sonrasında Direniş hareketine katıldı. Sinekler adlı ünlü oyunu bu koşullarda yazıldı ve sahnelendi. Aynı sekilde, Varlık ve Hiçlik adlı kendi felsefesini açıkladığı ünlü yapıtı da bu sırada yazıldı (1943). 1945 yılında öğretmenliği bıraktı ve "Les Temps Modernes" adlı edebi-politik dergiyi çıkarmaya başladı. Kitaplarının neredeyse tümü edebi ve politik sorunları işleyen kuramsal metinler olarak şekillendi. Sartre, savaş sonrası dönemde ise özellikle politik etkinlikleriyle öne çıkmaya başladı. Soğuk savaş dönemi boyunca birçok eleştirisine rağmen Sovyetler Birliği'ni desteklemiş, Fransa'nın Cezayir'e karşı yürüttüğü savaşa karşı çıkmıştır. Çıkardığı dergi, bu bağlamda yoğun bir etkinlik göstermiştir. Sartre, hep sol politik görüşe yakın olmuştur. 1956 yılında Macaristan'ın Sovyetler Birliği tarafından işgal edilmesine kadar Fransız Komünist Partisi'ni (PCF) desteklemiş, ardından desteğini çekmiştir. Ardından Fransız Komünist Partisi'nin Sovyetler Birliği Komünist Partisi'nden daha bağımsız politikalar izleyebilmesine dolaylı katkısı olmuştur. 1960'ların sonlarında Sartre, kurulu komünist partileri reddettiği için Maocuları destekledi. Sartre daha sonra Maocularla ittifak halinde olduğunu reddetmiş ve Mayıs olaylarından sonra "Eger biri tüm kitaplarımı yeniden okursa, benim hiç değişmediğimi, hep anarşist olarak kaldığımı anlayacaktır." demiştir. Bundan sonra kendisinin anarşist olarak tanıtılmasını uygun karşılamıştır. Sartre, 1964 yılında kendisine verilmek istenen Nobel Edebiyat Ödülünü geri çevirmiştir. Bunun hem yapıtlarına hem de politik konumuna zarar verecegini düşünmüştür. "121'ler Manifestosu" olarak bilinen bildirgeyi imzalamış ve 1961-1962 yılındaki büyük gösterilere katılmıştır. Ayrıca, 1966-67 yılları arasında Vietnam Savaşı'nda meydana gelen katliamları sorgulamak üzere kurulmuş olan Russell Mahkemesi'nin de başkanlığını yapmıştır. Politik etkinlikleri giderek yoğunlaşmış ve kendi iç-dönüşümleriyle birlikte şekillenmiştir. 1968olayları Sartre'ın kendi fikirlerini ve geleneksel entelektüel konumlarını da sorguladığı bir dönem olmuştur. Sovyetler'in Prag'a müdahalesinin ve Fransa'daki öğrenci hareketlerinin üzerine, teorik politik alanı yeniden değerlendirmeye başlamış, 1973'te Liberation'u kurmuştur. 1974 yılında Sartre'ın gözleri büyük oranda görmez oldu. Bu nedenle politik etkinlikleri yavaşladı, ancak her zaman yine de Batı'nın Doğu üzerindeki baskılarına karşı etkinliklerde bulundu ve insan hakları konusunda her zaman duyarlı oldu. Bu tutumuyla, Aydınların yeri ve rolükonusunda hem teorik hem de pratik bir örnek oluşturdu. Öte yandan siyasal aktifliğinin onun edebi ve felsefi yönünü gölgelediği söylenemez. Sartre her şeyden önce kendisinden iyi bir edebiyatçı ve yetkin bir filozof olarak söz ettirmeyi başardı. 15 Nisan 1980'de Paris'te öldüğünde geride felsefe ve edebiyat açısından büyük değerde metinler bıraktı. Kendi varoluşçu felsefesini işlediği yapıtları başlıca; Özgürlügün Yolları, Bulantı, Gizli Oturum, Kirli Eller, Sözcükler, Duvarolarak belirtilebilir. Sartre'ın Varoluşçuluğu: Varoluşçuluk, esas olarak 17. yüzyıldan beri var olmakla birlikte, gerçek ününü Sartre ile birlikte kazanmıştır. 20.yüzyılda, Martin Heidegger gibi kendine özgü ve yetkin varoluşçu filozoflar söz konusu olmakla birlikte, bir felsefe olarak varoluşçuluk asıl etkisini Albert Camus ve özellikle de Sartre ile birlikte göstermiştir. Sartre, varoluşçu felsefenin hem felsefi hem de siyasal alandaki taşıyıcısı, uygulayıcısı olmakla bir entelektüel ve filozof olarak ayrı bir yer edinmiştir. Varoluşçuluğun, geriye doğru gidildiğinde Blaise Pascal'a kadar uzayan bir geçmişe sahip olduğu görülür; bu elbette belli bir şekilde anlaşılan varoluşçuluk anlamında bir felsefe eğilimidir, bunun yanı sıra varoluşçuluğun argümanlarının bir kısmı, nüve halinde ya da perspektif düzleminde de olsa çok daha öncelerde, örneğin Sokrates felsefesinde, kutsal metinlerde vb. de bulunmaktadır. Ama felsefe tarihi incelemelerinde bir felsefe eğilimi olarak Varoluşçuluğu Pascal ile birlikte ele alıp değerlendirmek yaygın bir tutumdur. Daha sonraları, Soren Kierkegaard varoluşçuluğun anlaşılmasına tam olarak belli bir şekil verir. Buna göre dünyadaki insanın varoluşu bir problematiktir ve felsefenin soruşturulması bunun üzerine yürütülmelidir. İsa, modern varoluşçuluğun kurucusu olarak kabul edilir. Varoluşçuluk öyle ki hem edebiyat alanında hem de felsefe alanında etkili olmuş ve çeşitli şekillerde temsilcilerini bulmuştur. Friedrich Nietzsche, Martin Heidegger, Albert Camus, Dostoyevski varoluşçuluk dendiğinde akla gelen ve modern varoluşçuluğun temsilcileri olarak incelenen isimlerdir. Sartre'ın, varoluşçuluğunda ilk olarak görülen, insanın önceden-tanımlanmamış bir varlık olarak ele alınmasıdır. İnsan kendi yaşamını ya da tanımını kendi kararlarıyla verecektir. İnsanın içinde bulunduğu koşullar içinde yaptığı tercihleri onun kim olacağını ve ne olacağını belirler. Bu, "varoluş özden önce gelir" sözünün anlamıdır. İnsan önceden-zaten-belirlenmiş bir öze sahip değildir, daha çok o özünü kendi eyleyişleriyle gerçekleştirecek, yani varoluşunu şekillendirerek özünü ortaya koyacaktır. Kahraman ya da alçak olmak, insanın kendi yaptıklarıyla ilgili bir sonuçtur. Bu anlamda varoluşçu felsefede insanın etik bir varlık olarak şekillendirildiği, ama bunun da siyasalı yadsımayan bir etik olduğu görülür. İnsan belirli bir bütünlüğün içine doğmuştur, burada belirli bağımlılıkları vardır ve yaşamı boyunca bu bağımlılıklar içinde bazı kararlar vermek zorundadır. İşte bu kararlar insanın varoluşunun gerçekleştirilmesidir. Bu anlamda Sartre varoluşçuluğu genelde sanıldığının aksine ve varoluşçu edebi metinlerde görülen karamsarlığa rağmen iyimser bir felsefe olarak değerlendirir. Bu felsefede özgürlük ve bağımlılık arasında tuhaf bir ilişki kurulur, öyle ki, Sartre; insan kendi özgürlüğüne mahkum edilmiştir der. Sartre'a göre insan kendi kararlarıyla ve tercihleriyle özgürlügünü gerçekleştirmek zorundadır. Öte yandan varoluşçuluk belirtildiği gibi iyimser bir felsefedir ve özünde hümanisttir. Hümanizm Sartre'ın felsefesinde önemli bir yöndür. 20. yüzyılın ikinci yarısı özellikle Hümanizmin kuramsal ve felsefi olarak reddedilmesi ve eleştirilmesi olarak ortaya çıkmış olmasına ve bunların çoğunluğunun Fransa kaynaklı olmalarına rağmen, Sartre ısrarla, kendi felsefi konumunu ifade etmek için özgül bir şekilde anladığı anlamda hümanizmi vurgular. Sartre Varoluşçuluk Hümanizmdir der ve bu isimde felsefi bir çalışması vardır. Bulantı Bulantı, Sartre'ın aynı adlı kitabı olmasının yanı sıra, terim olarak da Sarte'ın varoluşçu felsefesini ifade etmektedir. Dünyanın kendinde varlığı ("kendinde şey"), insana bulantı duygusu verir; çünkü gerçeklik, yani varlıklar ne iseler o olarak orada öylece ve anlamsız bir şekilde dururlar. Bilinç ise, "kendi-için-şey"dir, ve o hiçlikle ortaya konur. Sartre, felsefi olarak "Varlık ve Hiçlik" kitabında bu noktaları açıklar. Daha sonra da Bulantı romanında edebi bir metin olarak konuyu somut biçimde değerlendirir. Bulantı romanının kahramanı Antoine Roquentin'dir. İlk kez yerde gördüğü bir taş parçasını eğilip almak istediğinde bunu yapamadığını fark eder; çünkü bu anda varoluşun saçmalığına karşı bir bulantı duymaya başlar, varlıkların varoluşuna, doluluğuna karşı duyulan bir bulantı. Bu dünyanın özündeki kendinde anlamsız varlığı karşısında duyulan bir bulantı'dır. Sartre'a göre hissedilen bu bulantı hissi, kişinin varlıkların kendiliğinden varoluşlarının doğurduğu anlamsızlıktan sıyrılmasını sağlar ve onu bilinçli bir varlık olma konumuna getirir. Varoluşçu Marksizm Sartre'a göre Marksizm esas itibariyle varoluşçu bir mantıkla değerlendirilebilir ve değerlendirilmelidir. Marksizm, yapısalcılık gibi kuramcı eğilimlerin iddialarının aksine özünde Hümanisttir; "Marksizm hümanizmdir", der Sartre. Diyalektik Aklın Eleştirisi'nde Sartre, varoluşçulukla Marksizmi karşılaştırarak değerlendirir ve Marksizmin, "çağımızın aşılmaz bir felsefi ufku olduğu" saptamasını yapar. Sartre'a göre; bir Descartes ve Locke dönemi, bir Kant ve Hegel dönemi, ve son olarak bir Marx dönemi söz konusudur. Bu temsilcilerin hepsi, bütün bir kültürün tarihsel ufkunu temsil ederler ve Marx bunların en yetkinleşmiş halidir. Tarihsel bir perspektif olarak Marksizmi kesin bir şekilde önerir ve "insanlık tarihinin tek geçerli yorumu"nun Marksizm ya daDiyalektik Materyalizm olduğunu söyler. "Hiç olmazsa zamanımız için" der Sartre, "marksizm aşılamazdır". Sartre ve Aydın tavrı: Sartre, bir aydın ya da entelektüel olarak her zaman çok özel bir konumda durmuş, her zaman bu aydın konumu üzerinden tartışmalar yürütülemesine vesile olmuştur. Hem savunduğu hem de uyguladığı aydın tavrı, Sartre'ı entelektüeller arasında özel bir konumda tutar. Öyle ki, Sartre, hem tamamen özgürlükçü ve bağımsız bir konumda bulunup hem de sıkı bağlanımları gerektiren pek çok politik tavrı, tereddüte ya da çelişkilere düşmeksizin sergileyebilmiş ve zamanının bütün sorunları konusunda neredeyse aktif bir tavır sergileyebilmiştir. Bu bakımdan Sartre için, "çağının tanığı ve vicdanı" diye söz edilmesi yanlış olmaz. Sartre'ı Sartre yapan yalnızca felsefi çalışmalarının yetkinliği ve özgül varoluşçu kuramının ilgi çekiciliği değil, aynı zamanda sergilediği aktif aydın tavrıdır. Sartre, bu noktada kuram ve eylem adamı niteliklerini birleştirmiş durumdadır. Sartre'ın anladığı ve savunduğu anlamda aydın, ister eylem alanında ister yazı masasında olsun, esasta aydını aydın yapan nitelik, yaşadığı zamanın dünyasına sırt çevirmeyen, bu dönemin gerçekliklerinden ve çelişkilerinden kaçınmayan, aksine tutumunu ve eylemini bu gerçeklikler ve çıkmazlardan hareketle oluşturup belirleyen tavırdır. Bu anlamda Sartre'ın bir bütün yaşam doğrultusu bu bakışın doğrulanmasıdır. Dolayısıyla da, Sartre'ın sergilediği aydın tavrı ve kişiliği, varoluşçuluğun edebiyattaki yetkin temsilcisi olarak kabul edilen Dostoyevski'nin sözünü onaylar niteliktedir; "Her insan herkes karşısında her şeyden sorumludur." Bu söz Sartre'ın anladığı ve örneğini sergilediği anlamda aydının tavrının da iyi bir açıklanmasıdır.