Ölüler Evi

Fyodor Dostoyevski
Reklam

Yorumlar ve İncelemeler

Her yazar eserinde saklıdır!         
9/10
·376 syf.··
2022 3. kitabı
·
7 günde okudu
·
Okunma: 10 Ocak 2022 22:08
Bugüne kadar Fyodor Dostoyevski’nin “Suç ve Ceza” başta olmak üzere “Beyaz Geceler”, “Kumarbaz”, “Ecinniler” ve “Karamazov Kardeşler” gibi dünya edebiyatında en çok tanınan başyapıtlarını okudum. Okurken her birinden ayrı bir tat ve haz aldım. Okuduğum her kitabı bitirdiğimde Dostoyevski’yi tanıma ve anlamaya yönelik merakım sürekli arttı. O nedenle bir yandan onun çocukluğundan başlayarak yaşamını tüm yönleriyle anlatan biyografik eserlerini okurken, diğer yandan da eserlerindeki kahramanların hikâyelerinde onun izini sürdüm. Bu yönüyle “Ölüler Evinden Anılar”ı okumak, Dostoyevski’yi tanımak ve eserlerindeki kahramanları anlamak açısından benim için çok yararlı oldu diyebilirim. • • • Doğrusu Dostoyevski’nin hikâyesi, travmalarla geçirdiği çocukluğunun yanında asıl yirmi sekiz yaşında devlet aleyhinde bir komploya karıştığı iddiasıyla tutuklanmasıyla başlıyor. Hapishanede tek kişilik bir hücrede 10 ay kalan Dostoyevski, yirmi bir arkadaşıyla birlikte kurşuna dizilerek idam edilme cezası alıyor. Tam kurşuna dizilmek üzereyken affediliyor ve cezası dört yıl kürek ve dört yıl da sürgün cezasına çevriliyor. Cezasını çekmek için Sibirya’da bulunan Omsk Cezaevi’ne gönderiliyor.*  İşte o, “Ölüler Evinden Anılar”da, Sibirya’da geçirdiği hapishane ve sürgün yıllarını, karısını öldürme suçundan mahkûm olmuş bir soylunun günlüğü aracılığıyla anlatıyor bizlere. • • • Daha kitabın başında “Burada bambaşka, hiçbir yerdekine benzemeyen bir âlem vardı” diye yazan Dostoyevski, bu âlemin kendine has kanunları, elbiseleri, ahlâk ve âdetleri ile yaşayan sakinlerini bir bir tasvir ediyor. Cezaevine geldiği ilk günden başlayarak kaldığı yeri, ilk izlenimlerini, kurduğu arkadaşlıkları, yaptıkları işleri, geçirdikleri bayramları, mevsimleri, hastane günlerini, besledikleri hayvanları, mahkûmlar arasında yaşanan
Edebiyat
Ölüler Evinden AnılarFyodor Dostoyevski · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 202518,7bin okunma
Puan vermedi·376 syf.··
Beğendi
·
2024 58. kitabı
·
8 günde okudu
·
Okunma: 05 Haziran 2024 16:18
Kitabın ismini okuduğumda “ölüler evi neresi olur” diye düşündüğümde, aklıma ilk olarak hastane odası geldi. Sonrasında akıl hastanesi daha uygun diye düşündüm. Başka neresi olabilir ki derken okumaya başladığımda Dostoyevski’ye göre ölüler evinin cezaevi olduğunu öğrendim. Dostoyevski yıllarını geçirdiği hapishaneleri ‘ölüler evi’ diye adlandırıyor ve kendi anılarının da derlemesi sayılabilecek bu kitabı yazıyor. Kitapta çok fazla karakter ve her bir karakterin ayrı hikayesi var. Karakterin tahlilleri, duygu durumlarının anlatımı, psikolojilerinin aktarımı çok iyi, her zaman ki Dostoyevski ustalığı. Okurken insan kendini dört duvar arasında hissediyor. Bu kitapla birlikte Dostoyevski hapishane koşullarının bireyin karakterine etkisini, derin psikolojisini çok iyi yazmış.
Edebiyat
Ölüler Evinden AnılarFyodor Dostoyevski · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 202518,7bin okunma
Ruha zincir vurulmaz.
8/10
·376 syf.··
2023 89. kitabı
·
4 günde okudu
·
Okunma: 12 Mayıs 2023 14:01
Roman Aleksandr Petroviç isimli bir adamın, ölümünden sonra ev sahibinin yirmi kapik karşılığında Petroviç’in defterini başka bir adama satmasıyla hikâye başlar. Yazar o defterde yazan mahkûmiyet hayatını okuyucuların gözleri önüne sererken hassas noktalara da değinmeyi ihmal etmez. Petroviç kitapta da bahsedildiği üzere bir soyludur. Mahkûmlar soylulara karşı oldukça katı ve ön yargılıdır. Kitapta izah edildiği gibi Petroviç birçok defa mahkumlara yanaştıysa da soylu olduğu için diğer mahkûmlar tarafından hoş karşılanmadı çünkü onlara göre soylu her işi yapmayan adeta nazlanır gibi geride duran kimselerdi. Bana kalırsa Aleksandr hiçte öyle biri değildi o sadece ait olmadığı bir yerde kendisine yaşam alanı oluşturmaya çalışan iyi eğitimli bir adamdı. Kitapta pek çok mahkûma ve isimlerine yer verilse de benim en çok ilgimi çeken binbaşı oldu; Binbaşı karakteri, bütün mahkumların çekindiği hatta haklarını bile arayamadıkları son derece kibirli bir adam. Tabir-i caizse mahkumlara son kertede mahkûm olduğunu iliklerine kadar hissettiren bir an bile unutturmayan bir adam demek daha doğru bir ifade olur. Kitabın sonlarına doğru binbaşı biraz yola gelmeye başladıysa da işlediği birkaç suç yüzünden emekliye ayrılıyor ve mahkumların, binbaşıyı üniformasıyla adeta bir fırtına, bir tanrı olarak görürken birdenbire emekliye ayrılmak zorunda kalmış bu adamın üzerine Redingot giymesiyle bir oda uşağına döndüğünü gözler önüne seriyor. Sahi bu kadar hapishaneyi kasıp kavuran bu adam neden birdenbire oda uşağına dönüşüvermişti? Bu sadece üniformanın etkisi miydi; yoksa binbaşı, mahkumlara karşı öz saygısını kaybettiği için mi böyle olmuştu? tartışılır. Özetle her ne olursa olsun mahkumlara adeta bir köle gibi davranmak onları damgalamak, zincire vurmak hatta içinde böcek dolu ekmek
Edebiyat & Roman
Ölüler Evinden AnılarFyodor Dostoyevski · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 202518,7bin okunma
7/10
·371 syf.··
2022 17. kitabı
·
9 günde okudu
·
Okunma: 20 Haziran 2022 00:00
Merhaba kitap dostları. Dostoyevski’nin idam mangasının önünden son anda döndürülüp, prangalarla Sibirya’ya gönderilmesinin ardından kaleme aldığı bu eser; ilk olarak 1862 yılında yayımlanmıştır. Kitap sadece hapishanedeki anıları değil, insan ruhunun bütün yönlerini de ele alıyor. Toplumdaki suçluların gözünden, hayatın tekrardan sorgulanmasını da okuyucuya bırakıyor yazar. Kitabın kahramanı Aleksandr Petroviç Goryançikov üzerinden, hapishane hayatı ve burada yaşayan insanların umutlarını, acılarını, mücadelelerini, toplumun onlara bakış açısını usta bir dille anlatmış yazar. Neden okumayalım sorusuna gelince, suç ve dram konularını seviyorsanız ve insan psikolojisininin sınırlarını keşfetmek istiyorsanız bu kitabı okumalısınız. Dostoyevski’nin büyük eserlerine alışanlar için ise belki bu kitapta o hazzı bulamayabilirler. Herkese keyifli okumalar. Peki sizin için özgürlük ne anlama geliyor?
1000Kitap
Ölüler Evinden AnılarFyodor Dostoyevski · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 202518,7bin okunma
10/10
·376 syf.·
2025 45. kitabı
Ölüler Evinden Anilar; Dostoyevski tarihin gördüğü en iyi yazardır sözünün doğru olduğu veya olucağını gösteren çok önemli bir eserdir. Eser 1860 yılına yayınlanmıştır. Dostoyevskiyi 1854-1859 yılları arasına siyasi suçtan ötürü çarlık tarafinan 21 arkadaşı ile beraber Sibiryaya hapis cezasına gönderilir ve burda idam cezası verilir idama kadar süren mahkûmluk serüveni dostoyevskiyi oluğu konumdan çok çok ileriye götürmüştür. Bu hapis yıllarından sonra dostoyevski edebiyat tarihine damga vurucak eserleri yazmıştır çünkü hapishanede kaldığı bu yıllarda her kesim insanı, her karakterde insanı analiz edip tanıma fırsatı bulmuştur, öyle bı analiz ki kitapta ilk zamanlar ana karakterin yazdığı mektupta buradaki köylü sınıfının ne kadar mide bulandırıcı ve cahil olduğunu söyleyip ilerleyen kısımlarda yazdığı bı mektupta daha aralarında iyi insanların olduğunu o kadarda kötü olmadıklarını söylüyor dostoyevskinin bu denli farklı kişilikler ile tanışması Karamozov kardeşleri,suç ve cezayı, yeraltından notları yazarken bu kadar etkileyici karakterlerle sunmasına şahsen olanak sağlamıştır. Gelelim kitaba kitap ana karakterimiz Goryancikovun karısını öldürüp 10 yıl Sibiryada hapis cezası almasına ve bu süreçteki gördüğü şeyleri yazması üzerinden gelişiyor,ana karakterimiz hapisten sonra küçük bir kasabada Fransızca dersi veriyor ve kitabın başlarında ölüyor, karakterimizin yazdığı notları bulan kişi bunları okuyor kitapta bu yazılan notlar üzerinden devam ediyor. Kitap öyle olay akışı olan bir eser değil çocu kişi muthemelen okurken sıkılıcaktır,kitap giriş gelişme sonuç şeklinde değilde her bı yan karakterin ruh ve kişilik analizine göre hikaye hikaye şeklinde ilerliyor demek doğru bı ifade olur yani bı bakıyorsun aşçının hikayesi bı bakıyorsun bı askerin hikayesi bı bakıyorsun
Alıntı
Ölüler Evinden AnılarFyodor Dostoyevski · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 202518,7bin okunma
İnsan Ruhunun Gri Köşeleri
Puan vermedi·376 syf.··
2025 13. kitabı
Dostoyevski, Ölüler Evinden Anılar boyunca okuru şu temel gerçekle yüzleştirir: En ağır suçlarla anılan, toplumdan dışlanmış insanların bile içinde derin bir iç dünya saklı olabilir. Soğuk taş duvarların ardında yalnızca öfke ve karanlık yoktur; bazen bir gülümseme, bir pişmanlık, beklenmedik bir merhamet kıvılcımı da vardır. Dostoyevski bize şunu hatırlatır: İnsan ruhu, siyah ya da beyaz değildir; en karanlık köşelerden bile bir ışık sızabilir içeri. (Tabii canice masum çocukları hayattan koparanlar, bu değerlendirme dışında)
Ölüler Evinden AnılarFyodor Dostoyevski · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 202518,7bin okunma
9/10
·376 syf.··
Beğendi
·
2024 12. kitabı
·
30 günde okudu
·
Okunma: 03 Mart 2024 02:58
--Ölü(m)ler Evinden Anılar-- İnsan ne zaman ölür, diye düşündüm durdum bitirdikten sonra.Son nefesini verdikten sonra mı yoksa yaşarken de ölünür mü? Evet yaşarken de ölünürmüş. Tıpkı bu kitaptaki ;o evde yaşayan insanlar gibi. İnsanlar mı desem yoksa prangalara vurulmuş cesedler mi? Peki ev neresiydi onlar için? Dört yılda bir 29 çeken şubat ayının şanslı kitaplarından biri Ölüler Evinden Anılar oldu. Okurken asla sıkılmadığım yazarlar arasında bulunan Dostoyevski'nin, yine üst düzey bir eserinin incelemesini, hakkında duygularımı düşüncelerimi dile getirmekten mutluluk duyarken aynı zamanda okurken verdiği hüznün, dramın karşılığını dökmeye çalışacağım. Sibirya'nın her zaman ki gibi sıcak olmadığı zamanlardan birinde, soğuk havasının ve insanın daha da soğuk bir cezaevinde başlıyor hikaye. Evet burası hiç ısınmıyor ve eğer ki bir mapusta sürgündeyseniz hiç ısınamazsınız. Ama yazarında dediği ve anlattığı gibi, alışırsın her şeye... Peki mapusta süreç nasıl ilerledi? Sanırım hayatta nefes alıp vermek kadar mühim bir şey varsa o da özgürlüktür. “Mutluluğu bilirim mutsuzluğu bana sor” diyen Ferdi Tayfur gibi özgürlüğü bilirim tutsaklığı da baş kahraman Aleksandr Petroviç'e sormak lazım. Onun gözünden anlatmak gerekirse ; hayatın en dibi orası, hayal kurmanın hastalık halini aldığı yer , hayal kuranlarında somurtkan kederli olanların yeri,umudun çokca olup umutsuzluğunda her an olduğu, mutluluğun az ama mutsuzluğun çokca olduğu yer orası, mütevaziliğin az hoşgörüsüzlüğün çokca olduğu yer orası...evet hapishane burası öyle olması normal diyenlerde var, elbette haklı olabilirsiniz kendinizce fakat şöyle bir de yazarın gözünden bakınız ; buraya haksız yere geldim ben mi hakettim bunları dercesine. Zaman ilerliyor sayılı günler azalıyor Petroviç son cümlesinde özgürlüğünü
Edebiyat
Ölüler Evinden AnılarFyodor Dostoyevski · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 202518,7bin okunma
Sibirya’dan Silivri’ye... Ölüler Evi’nin hayaleti hala tepemizde geziyor!
7/10
·370 syf.··
2020 27. kitabı
·
6 günde okudu
·
Okunma: 11 Nisan 2020 21:49
Dostoyevski ile 10. buluşmamız, yazarın Sibirya’da geçirdiği sürgün yıllarını Aleksandr Petroviç Goryançikov adlı bir karakter üzerinden anlattığı Ölüler Evinden Anılar kitabı ile gerçekleşti... Ölüler Evi’ndeki misafirliğim genel itibariyle keyifli geçmekle beraber zaman zaman oldukça sıkıldığım bölümlerin de yaşandığını itiraf etmem gerek. Dostoyevski kitaplarının, ele aldığı konular itibariyle evrensel etkileşim kurmada ne kadar başarılı olduğunu hepimiz biliyoruz. Ancak bu kitap özelinde kendi adıma aynı evrensel etkiyi üzerimde hissedemedim çok fazla... Diğer kitaplardan aşina olduğumuz ve Rus edebiyatı okurları olarak çoktan kanıksadığımız Rusça isimler konusunu bir tarafa bırakıyorum. Bu kitap, hapishane anılarını toplayan bir kitap olması hasebiyle, onlarca farklı insanın hayatına girip çıkması ve neticede ortada böyle bir isim kalabalığının bulunması gayet doğal... Ancak isimlerden de öte, dönemin siyaseti, yaşam biçimi, gelenekler, ibadetler, yemekler, küfürler ve ilişkiler derken günün sonunda ortaya kıpkırmızı bir RUSYA profili çıkıyor. Zaten bir hapishane tecrübesi yaşamadığım için orada kendiliğinden akan yaşamı anlamaya ve belki empati kurmaya çabalarken bir de bunun yanında bir okur olarak Rus olmamanın da yükünü ayrıca sırtlanmak zorunda kaldım... Bunun yanında, mahkumlar tarafından temsile hazırlanılan bir tiyatro oyununun sahne sahne yazıya dökülmesi veya sürgün hayatı boyunca atten keçiye, kazdan kediye kadar muhattap olunan tüm hapishane hayvanlarının tek tek anlatılması gibi detaylar da hayatın oldukça durağan geçtiği şu günlerde beklentilerimin tam aksine akıcıklıktan bir hayli uzaktı... Belki Dostoyeski bu kitabı öncelikle kendisi için kaleme almıştır, kimbilir... Anılarını, aklında kalan tüm detaylarıyla birlikte yazıya dökerek kalıcı
Edebiyat
Ölüler Evinden AnılarFyodor Dostoyevski · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 202518,7bin okunma
Puan vermedi·376 syf.··
2026 62. kitabı
"Ölüler Evinden Anılar” kitabı, yazarın sürgün ve kürek mahkumluğu yıllarından izler taşıyan bir eser. Roman ile hatırat arasında duran yapısıyla klasik bir olay örgüsünden çok, insan ruhunun daralan ve açılan taraflarına odaklanıyor. Kitapta bir ceza kampındaki mahkumların gündelik yaşamı, birbirleriyle ilişkileri, öfkeleri, kırgınlıkları ve zamanla kurdukları küçük dengeler anlatılıyor. Dostoyevski burada yalnızca suç kavramını değil, insanın şartlar altında nasıl değiştiğini de göstermeye çalışıyor. “İnsan her şeye alışır.” cümlesi kitabın atmosferini özetleyen en temel düşüncelerden biri gibi duruyor. Çünkü anlatılan yerde insanlar yalnızca cezaya değil, zamanla umutsuzluğa, rutine ve daralmaya da alışıyor. Kitap boyunca insanların tek bir yönle açıklanamayacağı hissi öne çıkıyor. Aynı kişinin hem sert hem kırılgan taraflarını görmek mümkün. Bu yüzden eser yalnızca bir hapishane anlatısı değil; insan doğasına dair uzun bir gözlem gibi ilerliyor. Özellikle özgürlük fikrinin insan için ne kadar temel olduğunu hissettiren bölümler uzun süre akılda kalıyor. “Özgürlük, özgürlük… İnsan onun değerini ancak kaybedince anlıyor.”
1000Kitap
Ölüler Evinden AnılarFyodor Dostoyevski · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 202518,7bin okunma
9/10
·336 syf.··
Beğendi
·
2021 19. kitabı
·
16 günde okudu
·
Okunma: 03 Haziran 2021 10:16
Dostoyevski'nin sürgün yıllarını anlattığı otobiyografik bir eser. Hayatı birde mahkumların gözünden görmemizi sağlamış. Öyle ki hapishanenin içinde nasıl ayrı bir yaşam olduğunu ve ne kadar farklı karakterde insanların mevcut olduğunu bize tanıtmış. Kitaptaki insanlara dair analizler ve olayların ona yaşattığı hisleri betimlemesi o kadar güzel ki sadece bir sayfasından 5-6 tane alıntı paylaştığımı hatırlıyorum. Bazı okuyucular için tasvirleri biraz yorucu gelebilir. Ama ben Dostoyevski seven biri olarak zevkle okudum. Dostoyevski bence her insanın hayatının belli dönüm noktalarında okuması gereken yazarlardan biri. Okuyacaklara keyifli okumalar diliyorum. Güzel bir alıntıyla da cümlemi noktalandırmak istiyorum; "Herkes çok acımasızdı, içimi dökebileceğim kimse yoktu. Bazen bir köşeye çekilir, içimi çeke çeke ağlardım." Fyodor Dostoyevski
1000Kitap
Ölüler Evinden AnılarFyodor Dostoyevski · Antik Batı Klasikleri · 201018,7bin okunma

Yazar Hakkında

Fyodor DostoyevskiYazar · 137 kitap
Fyodor Mihayloviç Dostoyevski (Rusça: Фёдор Миха́йлович Достое́вский) (d: 11 Kasım 1821, Moskova - ö: 9 Şubat 1881, Sankt Petersburg), Rus roman yazarı. Dostoyevski, Mikhail ve Maria Dostoyevski'nin oğlu olarak 11 Kasım 1821 tarihinde Moskova'da doğdu. Altı çocuklu ailenin ikinci çocuğuydu. Babası Mikhail, askeri cerrahlıktan emekli olduktan sonra Mariinsky Hastanesi'nde yoksullara hizmet etmeye başladı. Hastane, Moskova'nın en kötü yerlerinden birinde bulunuyordu. Dostoyevski de bu hastane de doğdu. Mikhail, alkole bağımlıydı ve evini sıkı disiplin ile yönetiyordu. Çok kolay sinirlenebiliyordu. Dostoyevski'nin annesi Maria ise bir tüccar kızıydı. Dostoyevski, çocukluğunu çoğu zaman sarhoş bir baba ve hasta bir anne arasında geçirdi. Babasının çalıştığı hastaneden bulunan hastalar ile vakit geçirmeyi ve onların hikâyelerini dinlemeyi çok seven Dostoyevski, ilköğrenimini Moskova'da yaptı. Annesi tüberküloz hastalığı yüzünden öldüğü zaman, sert disipliniyle tanınan Petersburg Mühendis Okulu'na gönderildi. Arkadaşlarının, sinirli ve aşırı duyarlı bir yapıya sahip olduğu için "Ateş Fedya" lakabını verdikleri Dostoyevski, Petersburg'ta zamanını kitap okuyarak, düşüncelere dalarak ya da kardeşi Mihail ile söyleşerek geçirdi. Babasının 1839'daki ani ölümünü burada öğrendi. Okulu başarıyla bitirdikten sonra İstihkâm Müdürlüğü'ne girdi. Bir yıl sonra istifa ederek buradan ayrıldı. Ordudan ayrıldıktan sonra edebiyata yönelen Dostoyevski'nin ilk kitabı İnsancıklar, 1846 yılında yayımlandı. Bu eserinin ardından yazdığı kitaplarla beklediği başarıya ulaşamayan Dostoyevski'nin umudu kırıldı ve politikayla ilgilenmeye başladı. 1849 yılında devlet aleyhindeki bir komploya karıştığı iddiası ile tutuklandı. On ay hapishanede kalan Dostoyevski, kurşuna dizilmek üzereyken diğer sekiz tutuklu arkadaşı ile affedildi. Cezası dört yıl kürek, dört yıl da adî hapse dönüştürüldü. Cezasını çekmesi için Sibirya'da bulunan Omsk Cezaevi'ne gönderildi. Burada geçirdiği dört yılın ardından er rütbesi ile hizmete verildi. Subaylığa kadar yükseldi. 1857 yılında Maria Dmitrievna Isayeva ile evlendi. Beş yıl boyunca görev yapan Dostoyevski, 1859 yılında özgür bırakıldı ve Petersburg'a yerleşti. Petersburg'a döndükten sonra Ezilenler (1861) ve Ölüler Evinden Anılar (1862) adlı eserleri yazdı. Kardeşiyle birlikte iki dergi çıkardı. 1862'de arzuladığı Avrupa seyahatini gerçekleştirdi. Sara nöbetleri ve kumar bağımlılığı yüzünden maddi açıdan darlığa düştü. Bu dönemde Yeraltından Notlar (1864), Suç ve Ceza (1866), Kumarbaz (1866), Budala (1868), Ebedi Koca (1870) ve Ecinniler (1872) gibi eserleri yazdı. Eşinin ölümünden sonra sekreteriyle evlendi. Yeniden borçlandı ve kumarhanelerde gezmeye başladı. Kızının ölümünün ardından büyük bir sarsıntı geçirdi. Delikanlı (1875), Bir Yazarın Günlüğü (1876) ve Karamazov Kardeşler (1879) adlı eserlerinde yazarlık hayatı boyunca konu edindiği temaları yeniden ele aldı. Karamazov Kardeşler adlı yapıtını üç yılda bitiren Dostoyevski, bir ciğer kanamasıyla yatağa düştü ve 9 Şubat 1881 tarihinde öldü. Dünya edebiyatını en çok etkileyen ve en çok okunan yazarlardan biri olan Dostoyevski'nin eserleri birçok 20. yüzyıl düşünürünün fikirlerini derinden etkiledi. İlk yazarlık dönemi Ordudan ayrıldıktan sonra kurgusal roman yazmaya başladı. Dostoyevski'nin ilk kitabı olan İnsancıklar (Bednye Lyudi) ilk olarak 1846 yılında yayımlandı. Dostoyevski, toplumunu acımasız kurallarında yaşlı bir adamın öksüz bir kıza duyduğu sevdayı iç dünyasındaki derin çatışmalarla işledi. Halkın sıcak ilgisiyle karşılanan bu kitap, eleştirmenlerden de övgüler aldı. Ünlü eleştirmen Belinski, romanı okuduktan sonra Dostoyevski'ye gelecekte büyük bir yazar olacağına dair övgü dolu sözler söyledi. Şair Nikolay Neksarov, Dostoyevski hakkında "Yeni bir Gogol doğdu" diye konuştu. Yazarlıkta ün sağladıktan sonra 1846 yılında Gogol esintileri bulunan kitabı Öteki (Dvoynik) yayımlandı. Yazar bu romanda, kendini ortadan kaldırmaya çalışan benzeriyle sürekli çatışma halinde bulunan bir memurun hikâyesini anlattı. Bu romanda ele aldığı çift kişilik temasını daha sonra bazı romanlarında kullansa da roman, Belinsky dahil hiçbir eleştirmence beğenilmedi. Eleştirmenler romanı sıkıcı buldu ve alay etti. 1847 yılında ise Ev Sahibesi (Hozyayka) isimli romanı yayımlandı. Dostoyevski bu eseri ile de beklediği övgülerin aksine olumsuz eleştiriler aldı. Dostoyevski, ruhsal çöküntüye düştü ve üzüntüden hasta oldu. Ancak yazarlığı bırakmayan Dostoyevski, 1848 senesinde Beyaz Geceler (Belıye Noçi) ve Bir Yufka Yürekli (Slaboye Serdtse) adlı kitapları yayımlattı. Bir Yufka Yürekli, yazara itibarını yeniden kazandırsa da beklediği başarıyı elde edemeyen Dostoyevski'nin umudunu kırdı. Yazarlıkta umudunu kırılan Dostoyevski, politikayla ilgilenmeye başladı ve genç liberallerin (Tetrashevski) grubuna girdi. İkinci yazarlık dönemi 1859'da ordudan terhis edilerek Moskova dışında küçük bir yerde kalmaya zorlanan Dostoyevski, özgürlüğüne kavuştuktan sonra Petersburg'a döndü. Kardeşi Mihail ve arkadaşı N.N. Strahov ile birlikte Vremya (Zaman) ve sonra da Epoha (Dönem) adlı dergileri hazırladı. Bu dergilerde Slavcı düşünceyi savunduğunu belirten yazılar yazdı. Ezilenler (Unijenniye i Oskorblyonniye) ve Ölü Evinden Anılar (Zapiski iz Mertvogo Doma) ile kendinden söz ettirdi. 1863 yılında arzuladığı Avrupa seyahatini gerçekleştirdi. Sara nöbetleri ve kumar borçları yüzünden sıkıntıya düşen ve yayımcılardan yazmadığı romanların avanslarını alarak yaşayan Dostoyevski, Yeraltından Notlar adlı yapıtı 1864 yılında yayımlandı. Romanda bir zihnin derinliklerine indi. Suç ve Ceza (Prestuplenie i Nakazanie) ve Kumarbaz(İgrok) adlı yapıtları 1866 yılında yayımlandı. Dostoyevski, Suç ve Ceza'yı 1858 yılında Semipalatinsk'te bulunduğu zaman Roussky Slovo dergisi için uzun bir hikâye olarak tasarlamıştı. Bunun nedeni, Sibirya'dan ayrılana dek roman yazmama kararı almasıydı. Dostoyevski, kardeşi Mihail'e gönderdiği bir mektupta kitap hakkında: “ ...Konusu gerçekten çok güzel. Kahramana gelince, bugüne kadar hiç denenmemiş bir kişi. Ama bugünün Rusyasına bakacak olursak, böyle bir kişi karşımıza sık sık çıkmaktadır. Bu sonuca halkın kafasını yeni fikirleri anlayarak vardım. Öyle hissediyorum ki, yeni fikirler ve görüşlerle döndüğüm zaman, romanımı genişletmekte başarılı olacağım. Kişi aceleye gelmemelidir dostum. Ve insan iyi olanın dışında hiçbir şey yapmamalıdır... ” diye yazdı. Dostoyevski, bu eserinde bir Rus aydını olan Raskolnikov'un kendi doğrusu adına işlediği cinayetleri ve vicdanıyla hesaplaşmasını konu edindi. Yazar, küçük bir otel odasında ve kötü bir ekonomik durumla yazdığı Suç ve Ceza'yı 1866 yılında tamamlamıştı. Dostoyevski'nin yazdığı Budala (Idiot) eseri 1866, Ebedi Koca (Veçnıy Muj) 1870, Ecinniler (Besı) 1872 yılında yayımlandı. Bütün bu başyapıtlar birbirinin izledi. Karısı öldükten sonra sekreteri Anna Grigoriyevna Snitkina ile evlendi. Yeniden borçlanan ve kumaranelerde dolaşmaya başlayan Dostoyevski, bir kız çocuk sahibi oldu. Ancak kızı fazla yaşayamadı ve doğduktan kısa süre sonra öldü. Dostoyevski de bu yüzden büyük bir sarsıntı geçirdi. 1875'te Delikanlı (Podrostok), 1876'da Bir Yazarın Günlüğü (Dnevnik Pisatelya)[ ve 1879'da Karamazov Kardeşler (Bratya Karamazovi) adlı romanları yayımlandı. Hayatı boyunca eserlerinde işlediği temaları yeniden ele aldığı, insan duygularının derinliğine inen eserler yazan Dostoyevski, Karamazov Kardeşler'de Ivan ve Alyosha Karamazov adlı karakterler için filozof Vladimir Sergeyevich Solovyov'dan ilham aldı. Zosima ve Alyosha'nın öne çıkacağı Bir Büyük Günahkarın Yaşamı adlı eseri tamamlayamadı. 1881 yılının Ocak ayında bir ciğer kanaması geçirerek yatağa düştü ve 9 Şubat 1881 tarihinde öldü. Dostoyevski için yapılan cenaze töreninde yaklaşık otuz bin kişi tabutunun arkasında yürüdü. Dostoyevski, beğeniyle karşılanan ilk romanı İnsancıklar'dan sonra yazdığı Öteki ve Ev Sahibesi ile olumsuz yorumlar aldı ve depresyona girdi. Ancak yazar, kendisini ruhsal çöküntüye götüren düşüncelerden uzaklaşmayı bildi. Dış dünyadan kopan zihninin parçalanışını kendi çözen yazarın eserlerindeki ruhbilimsel açıdan en zengin tema da çift kişilik temasıdır. Kendini ortadan kaldırmaya çalışan benzeriyle sürekli çatışma hali içerisinde bulunan bir memuru anlattığı Öteki adlı yapıtında daha sonra da işleyeceği bir tema olan çift kişilik temasını işlemişti. Ellili yaşlarında içine bazen bir karamsarlık ve ağırlık çöken Dostoyevski, bu durumu ikinci eşi Anna Grigoriyevna Snitkina’ya "Sanki bir suç işlemişim gibi bir çeşit sebepsiz hüzün ve keder içindeyim" diye açıklamıştı. Ecinniler'de Stavrogin'i bir çocuğa tecavüz ettirmiş olması yüzünden de kendini hep suçlamıştı. Dostoyevski kendi çocukluğunda, annesine acı çektirmesinden, sürekli sarhoş olmasından ve hizmetkârlara kötü davranmasından dolayı babasından nefret ediyordu. Eserlerinde kullandığı, kaderine boyun eğen ve uysal kadın örneğini kendi evinde; annesinde gördü. Kadının alttan alması, erkeği daha da kızdırmaktan başka bir işe yaramayacağını görmüştü. Çok duyarlı biri olan Dostoyevski, bu yüzden babasına kin besliyordu. Babasının ölümünü haber aldığında, "Babamın ölümünde benim hiçbir suçum yok, ama bu öldürmenin kefaretini ödemeye hazırım, çünkü içimden onu öldürmek geçiyordu" diyerek Karamazov Kardeşler adlı romanında yer alan Dimitri Karamazov'un tepkisinin benzerini gösterdi. Dostoyevski, babasının ölümünü istediğini düşünerek depresyona girdi. Bazı yazarlara göre de ilk sara nöbetlerine de bu düşünce sebep oldu. Sigmund Freud ve birçok psikanalizci, babaya duyulan bu nefrete ve bunu izleyen suçluluk düşüncesine dayanarak Dostoyevski'nin hastalığının sinirsel kökenli olduğunun ortaya çıkardı. Andre Gide, Ezilenler adlı romanın, aşağılanışın insanı cehennemlik ettiği, alçakgönüllüğünse kutsallaştırdığı fikriyle dolu olduğunu söylemişti. George Steiner ise Charles Dickensvari bir havanın olduğunu söylediği Ezilenler'de bulunan temanın Ebedî Koca'da, Ecinniler'de ve Karamozov Kardeşler'da da yer aldığını söyledi. Nicholas Berdyaev, Dostoyevski'nin bütün yaratıcı gücünü insana ve insanın kaderi temasına adadığını, bunun da onu ölümsüz kılmaya yettiğini belirtti. Devlet aleyhinde bir komploya katıldığı iddiası ile tutuklandıktan sonra sekiz ay hapisanede kalan Dostoyevski, suç ve ceza kavramlarıyla en yoğun şekilde burada karşılaştı. İdam edilmek üzereyken affedildi. Cezası dört yıl kürek ve altı yıl adî hapse dönüştürüldü. Dört yılın sonunda er rütbesi ile kışlaya verildi ve 1859 yılında terhis edildi. Suç ve Ceza adlı eserini 1858 yılında oluşturmaya başladı. Bu eserinde ahlak kavramını ve siyaseti harmanladı. Dostoyevski, bu romanda sadece Rus halkını değil, tüm insanlığı tehdit eden bir kısır döngüden kurtulmanın gerçekleşebileceğini vurguladı. Yazar, John Stuart Mill'in ekonomik refah için bireysel bencilleşmeyi öneren kuramını Semyon Zaharoviç Marmeladov'un ağzından eleştirdi. Dostoyevski, düşünce ve sanat deneyimini sürekli olarak arttırdı. Tanrı'dan, ateizmden, kötülükten, özgürlükten söz eden roman karakterleri, gerçekte aynı bilincin farklı anları gibidir. Bu karakterler aracılığıyla Dostoyevski, cinleri ruhundan uzaklaştırır. Bakış açısı değişmekle beraber eserleri, gerçeğin hep aynı çoşkulu ve acı veren arayışı içerisindedir.