Ömer Hayyam Rubaileri

·
Okunma
·
Beğeni
·
17.728
Gösterim
Adı:
Ömer Hayyam Rubaileri
Baskı tarihi:
Aralık 2016
Sayfa sayısı:
127
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789754375978
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Ötüken Neşriyat
Hayyam'ın şiirlerini çeşitli başlıklar altında toplayan ve yeni bakışlar getiren bir tercüme ve derleme...
196 syf.
·10/10
Ömer Hayyam'ın rübaileri sofuları yeren, aşk ve dünya işleri, iyi ve hak yolunda gidenleri cesaretlendiren rübaileri kah güldürecek kah düşündürecek şekilde bizi adaletin safına davet ediyor şarap sevgisiyle.
216 syf.
·6 günde·Beğendi·7/10·
Hayyam " çadırcı " demekmiş.Bu Ömer'in halktan yana olduğu için seçtiği bir isimmiş .
Rubailerde şarap düşkünlüğü göze çarpıyor ama bazı rubailer " bem Hayyam'ın değilim " diye bağırıyor.
Bağnazlığa,dinin halkı kandırmada kullanılmasına ince cevapları özellikle hoşuma giden kısmını oluşturuyor.Zira bin yıldır değişen bir şey olmadığı aşikar.
Topraktan gelmiş olup toprağa girişimizi ,her şeyin malın,unvanın,yetkinin bir testi metaforu ile anlatılması çok zekice.
Kısacası bilgide çığır açmış bilgelerin ortak düsturunu görüyorum Hayyam'da.

Benim anladığım şu :
Amiyane tabirle,
keyfine bak,zorbalık etme,bağnazlardan uzak dur,Allah 'a ve bilime güven ...
216 syf.
·Beğendi·10/10
“Ey kör! Bu yer, bu gök, bu yıldızlar boştur boş!
Bırak onu bunu da gönlünü hoş tut hoş!
Şu durmadan kurulup dağılan evrende
Bir nefestir olacağın, o da boştur boş!”

Giyaseddin Ebu'l Feth Bin İbrahim El Hayyam...
Ya da en çok bilinen ismiyle Ömer Hayyam.

İran ve doğu edebiyatında rubai türünün kurucusudur.

Rübailerinde;
aşk, şarap, dünya, insan hayatı ve yaşama sevinci gibi konuları işlemiştir.
Düşündüklerini korkusuzca yazıya geçiren Hayyam'ın fikir ve düşüncelerinin beni derinden etkilediğini söyleyebilirim.

Ondandır ki dörtlüklerini tekrar tekrar gözden geçirir, kitaplarımın ön sayfalarına yazar, sevdiğim insanlara okurum.

Dünya hayatını, ahireti, en çokta Tanrı'yı eleştirmesi, yaşadığı dönemdeki çevreye kıyasla, zamanının çok
ilerisinde ve epey cesurca bir iştir.

Hayran olmak için yazdıklarını okumaktan ziyade zamanında yaptığı işlere bakmak yeterli gelecektir kendimce.

İnsan hayatında zamanın önemini çokça vurgulamaktan yana, boşa geçen zamanın ne büyük israf olduğunu da
belirtmiştir.

Güzel ve düşünerek okunduğu vakit, kişiye en temel ve saf fikirleri vereceğini düşünüyorum.

Özellikle hayatının tekdüze olmasından şikayetçi olanların okuması; şiddetli bir tavsiye ve revadır.
216 syf.
·12 günde·8/10
Hayyam rubailerinde 11.yüzyılda saçma bulduğu olayları alaylı ve ince bir dille anlatmış. Üstünden 1000 yıl geçmesine rağmen İslam coğrafyamızda aynı muhabbetlerin günümüzde de devam ediyor oluşu, hiç ilerleme sağlayamadığımızın göstergesi. İlerleme kaydedilmediği ve kültürlerimizin yakınlığından dolayı dörtlüklerde sözü geçen olaylara hiç yabancılık çekmeyeceksiniz. Haliye bizlere sadece okumak, sorgulamak, katılmak ya da katılmamak kalıyor.

Hayyam ayrıca dörtlüklerinde; insan hayatı ve yaşama sevincinden bahsetmiş. Öbür dünyanın hazırlıklarını yaparken içinde bulunduğumuz dünyanın da tadını çıkarılması gerekliliğine değinmiş. Deyimi yerindeyse ot gelip ot gidenlerle alay etmiş, bolca da çok sevdiği şaraptan dem vurmuş. Dahası dini ve din satanlarını sorgulamış. Yaşadığı coğrafya ve dönem göz önünde bulundurulursa kullandığı üslup çok ama çok cesurca. Cesarete hayran kalmamak elde değil.

Maalouf Semerkant kitabında “Titanik Yeni Dünya'nın denizlerine gömüldüğünde, en seçkin kurbanı bir kitap olmuştu” diyor. Sözü edilen; Atlas Okyanusu'nun dibini boylayan kitap Hayyam’ın Rubaileri idi. Romanında anlatılan hikaye de onun hikayesiydi. 20. Yüzyılda kitap ve kopyalarının başından geçen talihsiz olaylar, çevresindeki insanların şaibeli ölümleri, Ömer’in adının yanısıra ihtişamından dolayı o dönem kitap ‘’Tarihin en muhteşem kitabı’’ ünvanıyla anılıyordu. Hayat dersi niteliğindeki dörtlükleri kavrayınca aynı şekilde anılmaya da devam edileceği gibi görünüyor...
216 syf.
·1 günde·Puan vermedi
Sevgili, seninle ben pergel gibiyiz,
Iki başımız var bir tek bedenimiz.
Ne kadar dönersem döneyim çevrende:
Er geç baş başa verecek değil miyiz?

**
Niceleri geldi, neler istediler,
Sonunda dünyayı bırakıp gittiler ;
Sen hiç gitmeyecek gibisin, değil mi?
O gidenler de hep senin gibiydiler.

***
Bir çok insan Hayyam diyince şarap der, Allah'ın kelamını bilmez gibi söyler, okur, yazar meyhane, sarhoşluk över der. Bilmezler okuduğumuz, Ömer Hayyam'ın diye bildiğimiz dörtlükler hakkında ona ait olmadığı yönünde ciddi rivayetler var bir o kadar da rubaisinin kayıp olduğu söylenir. Okumadan araştırmadan etiketlere aldırmayın derim ben. Son olarak ondan hepimize bir tavsiye;

Toprağında yeşilikler bitmeden,
uzan yeşilliğe gününü gün et :)
216 syf.
·2 günde·Beğendi·9/10
Dörtlükler kitabı Ömer Hayyam' ın yazmış olduğu rubailerin toplandığı bir eser. Rahatlıkla bir kaç saat içinde bitecek nitelikte. Üstünden kaç yıl geçmiş olsa da günümüzü içeren konularda ele alınmış. Herkesin kendinden bir kaç parça bulacağına inanıyorum bu kitapta. Sizlere de öneriyorum alıp okuyabilirsiniz..
216 syf.
·Beğendi·10/10
Her Türk'ün bilmesi ve araştırması gereken büyük bir insandır Ömer Hayyam. Oğuzların Üçok kolunun Kınık boyuna mensup olan daha çok İran coğrafyasına yayılmış Büyük Selçuklu Devleti'nin Nişabur kentinde doğup vefat eden Ömer Hayyam, İslamın Altın Çağı olarak adlandırılan dönemde yaşamış ünlü şair, filozof, yazar, matematikçi ve astronomdur.

Bazı tarihçilerce kabul edilmese de Ömer Hayyam, Hasan Sabbah ve Nizamülmülk'ün aynı medresede eğitim almış üç arkadaş olduğu bilinir.

Ömer Hayyam, medeniyetin ve insanlığın ilerlemesine katkı sağlamış saygı duyulması gereken büyük bir bilim insanıdır.

Şu anki modern matematikte bilinmeyen olarak kullandığımız "X", Hayyam' ın üçüncü derece denklemler ile ilgili yazdığı kitabında bilinmeyenlere arapça "şey" ifadesini kullanması ve bunun İspanyolcaya "Xay" olarak geçmesi ile günümüze kadar "X" olarak gelmiştir.
Binom açılımını ilk kullanan bilim insanı Hayyam' dır.
Pascal üçgeni aslında Ömer Hayyam tarafından oluşturulmuştur.
Celali takvimini hazırlamıştır ve bu yüzden kendi doğum ve ölüm tarihini kesin olarak bulduğu için bizde günümüzde bu tarihleri kesin olarak biliriz.

Yani Ömer Hayyamı şarap ve kadınlarla gününü gün eden dinsiz ve zevkine düşkün biri olarak görmek büyük bir yanılgıdır. O büyük bir bilim insanıdır. Ne yazık ki hala günümüzde bu yüce insana dinsiz yakıştırmasını yaparak kötüleyen, inanç konusunda saygılı olmayı ve insan olmayı becerememiş birçok kişi bulunmakta...

Sabahattin Eyüboğlu'nun güzel çevirisi ile Ömer Hayyam'ın dörtlüklerinin toplandığı bu güzel eser, elinizin altında bulunması gereken ve istediğiniz zaman alıp içinden rubailer okuyabileceğiniz bir şiir kitabı olmuş.

Sizi düşünmeye sevk eden bu güzel rubaileri kesinlikle okumalısınız.

Not: Kitaptaki her rubai Hayyam'a ait değildir. Hayyam'ın vefatından sonra birçok rubai yazılıp Hayyam'a mal edilmiştir. Ancak Hayyam'a ait olabilecek birçok rubai de kitapta yer almaktadır.
216 syf.
İranlı matematikçi,şair,filozof ve astronom;İran ve Doğu edebiyatında rubai türünün kurucusudur. Doğu’da şair kimliğiyle tanınsa da matematik bilgisi ve yeteneği zamanının çok ötesindeydi. Binom açılımını ve bu açılımlardaki katsayıları buldu. ‘’Celali takvimini oluşturdu. Çeşitli bilim dallarıyla ilgili eserler yazdı. En ilginci de, geçmişte yaşamış birçok insanın aksine doğum tarihinin günü gününe bilinmesidir, çünkü takvim konusunda uzmandır ve doğduğu tarihi kendisi araştırıp tam olarak bulmuştur!

Müslüman dünyasının en aydınlık dönemlerinde yaşamış, felsefenin günah sayılmadığı devirde özgürce düşünmüş, İslam kültüründeki hakim anlayıştan sıyrılıp kendisi akıl yürütmüş ve onu sade fakat çarpıcı bir biçimde kağıda geçirmeyi başarabilmiştir. Şiirlerinde genellikle aşk, şarap, dünya, insan hayatının gelip geçiciliği, Tanrı, Tanrı’ya sitem gibi konular yer alır. Hayyam’a göre ikinci bir dünya yoktur, en şaşmaz ölçü akıldır, gördüklerimizdir. Dini yarım yamalak ve gösteriş için yaşayanları ve böyle din adamlarını eleştirir.

Şiirlerinin çoğunda çoğunda şarap yer alır. Öyle ki, bazen, şaraba taptığını hissedersiniz. Ki zaten, kendisi de öyle söylemektedir:


‘’Ben içerim,ama sarhoşluk etmem:
Kadehten başka şeye el uzatmam.
Şaraba taparmışım, evet, taparım:
Ama senin gibi kendime tapmam.’’


Dizelerini okurken şarap içesiniz gelir. Öyle güzel konuşur ki ağzınız sulanır, boğazınız yanar. Oturup Hayyam’la karşılıklı birer kadeh içmek, şiirler söylemek istersiniz. Şarabı sanki bir sevgiliyi anlatır gibi anlatır. Ona göre şarap haram değildir, ama içmesini biliyorsanız. Şarap onun Tanrı’sıdır, ölüp bedeni toprağa karışınca toprağından testi yapıp içtiğidir, İblis’in eğer içseydi Adem’in önünde secdeye yatacağıdır, Muhammed Mustafa’nın hamlara haram kılıp olgunlara helal kıldığıdır, içip içip kendinden geçtiğidir, içip içip kendini bulduğudur, mahşerde meyhanenin önüne gömüldüğüdür, uğruna cenneti reddettiğidir, o acıya ne tatlılar feda ettiğidir, üzüm kanı akıttığıdır, sevgiliyle kendinden geçtiğidir, ölünce yıkandığıdır, insanın testisi olduğu candır, yürekteki sıkıntıyı alandır, adının kötüye çıktığıdır, bir kerpici de olsa satıp içtiğidir, benlik kaygısını sildiğidir, beyindeki düğümleri çözdüğüdür, Tus saraylarına bedeldir, yıkık gönüllerin mimarıdır, kendinden geçtikçe kendine geldiğidir, her kadehi devirdikçe ayıldığıdır, yarın toprak onu güle kavuşturmadan elinin özlediği kadehi kavradığıdır, onunla dirilmek istediğidir, bir güzelin sunduğudur, dünya zehirlerinin panzehridir, Tanrı’nın haram kılıp da cennette vaat ettiğidir, bir damlasına Çin’i verdiğidir, bir yudumunu bütün dinlerden üstün tuttuğudur, dünyada ondan başka ‘’hoş’’ un olmadığıdır, içini doldurduğudur, günüdür güneşidir, aklını aldığıdır; kısacası her şeyidir!


Dizelerini okurken sevgiliyi sevesiniz gelir. Onun gül yüzüne bakasınız gelir. Onu bir şarap gibi içesiniz, onunla dünyaya dalasınız gelir. O sevgili ki yüzü Çin güzellerini kıskandırır, bakışı büyüde Babil şahını devirir, yanağı Ağustos gülünü bastırır, yakut dudakları kızıl kızıl yanandır, güzelim kokusu cana can katandır, onunla içilen şarap helal, onsuz içilen su haramdır, tarak gibi diş diş olup da yüreğine batıp da yine saçına dokunduğudur, şarap içip güzel sevdiğidir, Ay gibi olan pırıl pırıl gülendir, güzeller bayram günü süslenir, sevgilinin yüzüyse bayramları süsler, elini elinden çekemediğidir, onunla dirilmek istediğidir, derdi derman edendir, yüzü canının kıblesi olandır, uğruna kara gözlü hurileri reddettiğidir, asla ayrılmadığıdır.


‘’Sevgili, seninle ben pergel gibiyiz;
İki başımız var, bir tek bedenimiz.
Ne kadar dönersem döneyim çevrende:
Er geç baş başa verecek değil miyiz?’’


Hayyam ve Hayyam gibiler sevgiliden ayrılamazlar. Ne kadar ayrı gözükseler de, tek noktaya mıhlıdırlar. Eninde sonunda baş başa verirler. Bir tek bedenleri vardır, tek vücut olurlar.


‘’Ey güzel, sen ki bana derdi derman edensin;
Şimdi: Çekil önümden diye ferman edersin;
Senin yüzün canımın kıblesi olmuş bir kez;
Ne yapsın, kıble mi değiştirsin bu can dersin?’’


Hayyam ve Hayyam gibilerinin Kabe değildir kıblesi, sevgilinin yüzüdür. Öyle bir şeydir ki o yüz, uğruna secde edilir, ibadet edilir, dua edilir. O canın kıblesidir, onsuz yön şaşılır, ayetler unutulur.


‘’Bir batman sarap, bir buğday ekmeği;
Bir koyun budu, bir de ay yüzlü sevgili;
Daha ne istenir bilmem şu dünyada:
Padişah daha iyisini bulabilir mi?’’


Hayyam için bunlar yeterlidir. Dünyadan pek fazla bir şey beklemez çünkü insana sadece bunların yeteceğini bilir. Gerçekten de öyle değil midir? Nice insanlar, padişahlar, tüccarlar, işçiler, hamallar, zenginler, fakirler geçmiştir. Bu dünya kime kalmıştır? Ecel gelince başa, fısıldayınca perdenin ardından, bu dünya kimseye yar olmamıştır. Kimsenin sarayı, hanesi, parası, pulu, mevkii, makamı, koltuğu yanına kalmamıştır. Herkes toprağa karışmış, mahşeri beklemeye koyulmuştur. O yüzden dünyada yaşamalıdır, şarap içmelidir, sevgiliyle koyun koyuna olmalıdır, mahşere dek sızıp kalmalıdır.


‘’Şu dünyada üç beş günlük ömrün var,
Nedir bu dükkanlar, bu konaklar?
Ev mi dayanır bu sel yatağına?
Bu rüzgarlı yerde mum mu yanar?’’


‘’Gönlümün dilediği gül yüzüne bakmak;
Elimin özlediği kadehi kavramak.
Her zerrem nasibini almalı dünyadan
Yarın güle kavuşturmadan beni toprak.’’


‘’ Bir su,bir damla suymuşuz,bele düşmüşüz;
Şehvet ateşiyle dışarı savrulmuşuz;
Yarın yel savuracak toprağımızı
İçelim;hoş geçsin üç nefeslik ömrümüz’’


Dizelerini okurken Tanrı’ya çatasınız, sitem edesiniz, bazen de dua edesiniz gelir. O Tanrı ki Hayyam’ın kafa tuttuğudur, meyhanede buluştuğudur, şarabı haram etmesine sitem ettiğidir, arayıp göklere çıktığıdır, sonra içinde bulduğudur, kaybettiğidir.

Tanrı nerededir, ne yapıyordur? O’nu aramaktan dünyanın başı derttedir. Ne zengine görünür, ne fakire görünür. O konuşur da biz sağır mıyızdır, o görünür de vardır da biz kör müyüzdür?

Öldürmek de yaratmak da O’nun işidir, bu dünyayı gönlünce düzenleyendir. Hayyam kötüyse kabahat kimdedir, Hayyam’ı öyle yaratan O değil midir? Ne yapacağını yazan O değil midir, demek ki günah işleten de O’dur. Öyleyse cennet cehennem nedir?

Dünyada günah işlemeyen var mıdır? Günah işlemeden yaşanır mı? Hayyam’a bu yüzden kötü deyip kötülük edecekse Tanrı, Hayyam’dan ne kalır farkı?

Tanrı niye gizlenir kimselere görünmez, bazen de renk renk dünyalarda görünür yüzü? Kendi kendine sevişmek değil midir O’nunki. Seyreden de O’dur, seyredilen de O’dur çünkü.

Tanrı Hayyam’ın merhametinden emin olmak istediğidir, yüz yıl günah işleyip de bilmek istediğidir. Günahlar mı sonsuzdur, yoksa O’nun rahmeti mi?

Tanrı Hayyam’ın merhametinden emin olduğudur. Günahı var diye tasalanmaz, dertlere düşmez. Günah olmalıdır ki, Tanrı bağışlasın. Yoksa rahmet neye yarar günah olmayınca?

Tanrı, karanlık içindeyken ışığını aradığıdır. Rahmetinden ötürü günah işlemekten korkmadığıdır. Azığı O’ndandır, çaresiz kalmadığıdır. Mahşerde lütfuyla ak pak olursa yüzü, kara defterine aldırmadığıdır.

Tanrı Hayyam’ın sitem ettiğidir. Cenneti ibadetle kazanacaksa, Tanrı’nın bu işte ne cömertliği kalır?


Dizelerini okurken iki yüzlü din adamlarına, para uğruna dini kullananlara sövesiniz gelir. Hayyam onlara bir güzel çatar, siz de alkış tutarsınız. O iki yüzlü softa ki, şarap içenleri kınayandır, şarap içmem diye övünüp her türlü haltı yiyendir, sabaha karşı aşıkların iniltisi onun ezanından güzeldir, onun kitabını minberini tutmayı bırakıp kadehten elini çekmediğidir, hırkasına tespihine postuna seccadesine Tanrı’nın kanmadığıdır, dünyayı bilmek isteyenlere, Yaradan’ın sanatı peşinde olanlara taş atandır, aklı fikri abdest bozan şeylerde olandır, görüldüğü gibi olmayandır.


‘’ Şeyh fahişeye demiş ki: Utanmaz kadın;
Her gün sarhoşsun, onun bunun kucağındasın.
Doğru, demiş fahişe, ben öyleyim; ya sen?
Sen bakalım şu göründüğün adam mısın?’’


‘’ İçin temiz olmadıktan sonra
Hacı hoca olmuşsun, kaç para!
Hırka, tesbih, post, seccade güzel
Ama Tanrı kanar mı bunlara?’’


Daha eleştirdiği birçok şey var Hayyam’ın. Ama bunlar en çok ağırlık verdiği konulardı. Hayyam’ın dizeleriyle kendi yorumlarımı karıştırdım. Bu kadar sade ve mükemmel anlatılır mı bir düşünce… Bana kalırsa şair dediğin böyle olmalı. Açık seçik anlatmalı, asi olmalı, kafa tutmalı, bazen alaya almalı, bazen gülmeli, bazen düşündürmeli. Şiir de usta da değilim, görüş bildirmek ne haddime… Fakat Ömer Hayyam’ı okuyunca insan, iki kelam etmeden geçemiyor. Kitabı kesinlikle okuyun derim, oradan buradan dörtlüklerini açıp okumak yerine bir yerde bulunsun. Bir gün mutlaka işimiz düşer. Yanınıza bir kadeh şarap da alın ham değilseniz eğer, bir de gül yüzlü sevgili, için şarabı ve sevgiliyi, takmayın bu gelip geçici dünyayı… Dinleyin ne diyor Hayyam:


‘’ Bilmem, Tanrım, beni yaratırken neydi niyetin,
Bana cenneti mi, cehennemi mi nasip ettin;
Bir kadeh, bir güzel, bir çalgı bir de yeşil çimen
Bunlar benim olsun, veresiye cennet de senin.’’
216 syf.
·Puan vermedi
Ömer Hayyam,Rubailer @isbankasikulturyayinlari .
Akılla bir konuşmam oldu dün gece;
Sana soracaklarım var, dedim;
Sen ki her bilginin temelisin,
Bana yol göstermelisin.
Yaşamaktan bezdim, ne yapsam?
Birkaç yıl daha katlan, dedi.

Nedir; dedim bu yaşamak?
Bir düş, dedi; birkaç görüntü.
Evi barkı olmak nedir? Dedim;
Biraz keyfetmek için
Yıllar yılı dert çekmek, dedi.
Bu zorbalar ne biçim adamlara dedim;
Kurt, köpek, çakal makal, dedi.
Ne dersin bu adamlara, dedim;
Yüreksizler, kafasızlar, soysuzlar, dedi.
Benim bu deli gönlüm, dedim;
Ne zaman akıllanacak?
Biraz daha kulağı burkulunca, dedi.
Hayyam’ın bu sözlerine ne dersin, dedim:
Dizmiş alt alta sözleri,
Hoşbeş etmiş derim, dedi
216 syf.
·2 günde·8/10
Hayyam, Allah, dünya, var oluş, toplum sıkıntıları, hayat, şarap, kadın ve insan adına her konuda özgürce akıl yürütmüş; asla sınır tanımamıştı. Bütün bunlar, Hayyam’ın rubaîlerini oluşturdu.
Rubaîlerini oluştururken içinde yaşadığı toplumla yetinmemiş; daha öncesinde yaşamış toplumları ve belki yaşayacakları da hesaba katmıştı. İnsan aklının düşünürken ona konan sınırlardan hoşnut olamazdı.
Hayyam, evreni anlamak için yetiştiği İslam kültürünün anlayışını bir kenara bıraktı; belli ki öğrendiklerinin yanında aklına güvenmek onun için doğru olandı. Kendi içinde harmanladığı her şeyi aklının süzgecinden geçirdi ve eşi benzerine az rastlanır bir edebi başarı ile her şeyi içinden dışarı dörtlükler şeklinde taşırdı.
İşte bu yüzden Hayyam, çağının çok ötesinde “evrenselliğe” ulaşmış bir adamdı. Elbette Felsefenin o dönemdeki değerinin de buna katkısının olduğu su götürmez bir gerçekti.
Hâliyle bu durum Hayyam’ı rubaî konusunda ünlendirmişti. Bu sebepten pek çok rubaî, günümüze gelene kadar onunkilere karışıp gidecekti. Bilinene göre Hayyam’ın 158 rubaîsi vardı; ancak altına onun adının yazıldığı rubaî sayısı binin üzerinde olacaktı.
Bunlar dışında; astronomi, cebir, matematik (ve oluşturduğu takvim) alanlarında da çalışmalar yapmıştır.
216 syf.
·2 günde·Beğendi·9/10
Dünya görüşlerini farklı farklı pencelerden bağıran Hayyam bence istisnasız dönemin en büyük filozofuydu.
Sevgili, aşk kadeh, şarap bütünlemelerine çağın oturmuş kalıbının dışına taşırmıştır. Saygı ve minnetle anıyorum kendisini...
216 syf.
·1 günde·Beğendi·9/10
Cem Yayınevi'den ilk basım, elimdeki Ömer Hayyam'ın Bütün Dörtlükler'i. Bazı dörtlükler yakın anlamıyla ikişer kez çevrilmiş. S. Eyüboğlu'nun önsözde belirttiği gibi, bütün dörtlüklerin Hayyam'a ait olduğu da kesin değil. Buna rağmen Hayyam'ın Rubailer'i, "okumadan ölmeyin" listelerinde olmalı ve elbette Sabahattin Eyüboğlu çevirisiyle okunmalı. Tavsiyemdir. =)
Girme şu alçakların hizmetine:
Konma sinek gibi pislik üstüne.
İki günde bir somun ye, ne olur!
Yüreğinin kanını iç de boyun eğme.
Yel eser, umutlar savrulur gider;
Sensiz, bensiz kalır bağlar bahçeler;
Altın gümüş nen varsa harcamaya bak!
Ölür gidersin, düşmanın gelir yer.
Bu dünyadan başka bir dünya yok, arama;
Senden benden başka düşünen yok, arama!
Vazgeç ötelerden, yorma kendini:
O var sandığın şey yok mu, o yok arama!
''Var mı daha ağır yük zamanı çekmek kadar.
Yaşama sebebimsin, su kadar, ekmek kadar.
Ayrılığın özlemin her şeyin bir hazzı var.
Seni anlamak da güzel, seni beklemek kadar.''
Cihanın hakikati hayalden ibaretse.
Ne diye katlanırsın gönül bunca zahmete
Kendini kadere vur, dertle anlaşmaya bak;
Alnına yazılanlar silinmezler elbette.
Ne gördünse dünyada hepsi koca bir hiçtir.
Ne gördün ne işittin onlar da birer hiçtir
Dolaştın enginleri bir baştan diğer başa.
Büzüldün bir kenarda oturdun yine hiçtir.
Sen içmiyorsan, içenleri kınama bari.
Şarap içmem diye övünüyorsun ama,
Yediğin haltlar yanında şarap nedir ki?

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Ömer Hayyam Rubaileri
Baskı tarihi:
Aralık 2016
Sayfa sayısı:
127
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789754375978
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Ötüken Neşriyat
Hayyam'ın şiirlerini çeşitli başlıklar altında toplayan ve yeni bakışlar getiren bir tercüme ve derleme...

Kitabı okuyanlar 3.138 okur

  • Ahenk
  • Betül Müberra
  • Canan Demirer
  • Koray AKSOY
  • Güler talay
  • Dream@
  • antagonist
  • Hanife Arslan
  • Ömer Ok
  • Lala Paşa

Kitap istatistikleri (Bütün baskılar)

Bu baskının istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%0
9
%0.2 (2)
8
%0
7
%0
6
%0
5
%0
4
%0
3
%0
2
%0
1
%0

Kitabın sıralamaları