Devlet kurumlarının ve çalışan memurların garip bir pohpohlanma yarışında oldukları , kendilerini kademe kademe yükselen insanüstü bir zat olarak görmelerini mütevazi ve bir yandan da kendileriyle yüzleşecek kadar eleştirel bir yapıyla ortaya koymuş , Gogol, o meşhur Palto' sunu.
Dostoyevski'nin "Hepimiz Gogol'ün palto'sundan çıktık!" sözünden yola çıkarak okuduğum bir kitap oldu. Kitap; Palto ve Burun olmak üzere iki güzel hikayeden oluşmaktadır.
İyi okumalar...
Herkes tararından bilenen Dostoyevski'nin meşhur sözü "Hepimiz Gogol'un Paltosundan Çıktık" sloganı zihnimde yankılana yankılana okuduğum kitabın yorumuyla geldim. ️
Uzun bir süredir Rus edebiyatından çeviri kitap okumuyordum, resmen kitabın ilk satırından itibaren özlem giderdim.
Palto; Çarlık Rusya zamanlarındaki Akakiy Akayeviç adındaki bir memurun yaşamına ışık tutan bir kitap. Rus edebiyatının vazgeçilmez unsuru; açlık, sefalet, yoksulluk yine iliklerinize işler cinsten verilmiş. Oldukça akıcı ve sade bir dile sahip olup bir çırpıda okunabilecek cinsten. Hikâyenin baş kahramanının Akayeviç değil de bir palto oluşu ve bir paltonun hazin öyküsünü edebi bir dil ile verişi hayran bıraktırıyor. ️
2. Hikâye Burun ise fantastik ögeler barındırmasına rağmen edebi dili içinde oldukça gerçekçi gözüküp kendini okutturuyor. ️
Herkese tavsiye ederim. ️
“Böylesi bir olayı anlatmanın kimseye bir yararı yok.” Hikayede, “Olan bitenin en akıldışı yanı; yazarların böylesi konuları işlemeye kalkmaları.”
Benim değerlendirmem değil bunlar, bizzat Gogol’un kendisi diyor bu cümleleri “Burun” öyküsünün sonlarına doğru. Benzer bir durum “Palto” öyküsü için de geçerli denebilir..
Ancak her ne kadar yazar böyle dese kendi öyküsü için ve ilk bakışta böyle görünse de okura; dönemin toplumu, karakterleri ve bunlar üzerinden belli olguların ustalıkla işlenmiş olduğunu görüyoruz. Basit bir öykü gibi görünen edebiyat eserlerinde -sanatsal güç oranında işlendiğini- gördüğümüz olguların en azından içinde yaşadığımız toplumla kıyaslayarak benzer şekillerde de var olduklarını veya evrensel nitelik taşıyabilecek kadar güçlü olduklarını bizzat gözlemleyebiliyoruz.
Özellikle bu nedenle, alıntılarımı içinde bizlere de örnekler barındırdığı için çok tuttum, her ne kadar ben de öykünün genelini çok büyük görmesem ve çok zevk alamasam da. Ama zaten “edebiyat” da, daha geniş ifade ile “sanat” da böyle bir şey değil mi? Her sanat eseri bir başyapıt değildir, olamaz; hatta olmamalıdır da. Her birinin yeri ve sırası ayrı; ayrı bir güzel.
İnsan bu hataya çok düşebiliyor: güçlü denince ancak bir “Herkül” veya bir “Atlas”, her güzel denince bir “Afrodit”, bir “Kleopatra” veya bir “Nefertiti”, ... beklentisine girme.. Örnekleri kendi kültürümüzden de verebiliriz: Dede Korkut, .. Ama “güzel deyince yalnızca en güzeli anlama ve bekleme” hatası çoğu zaman bir hastalık derecesini bulabiliyor... Her ne kadar bizler için kusursuzluk, farkında olmadan bile içimizin aktığı çok derin bir özlem olsa da, biz insanlar kusurları çok olan varlıklarız. İstisnalar elbet vardır, mükemmele en yaklaşanlar gibi.. ama mantık bellidir; istisnalar kaideyi bozmaz..
Okurken beni ağlatan sayılı kitaplardan biri olarak yerini aldı. Hor görülen, aşağılanan, varlığı kimse tarafından umursanmayan ve sefalet içinde yaşayan bir adamın öyküsü. Palto bile alamayacak kadar, eskisine yama yaptırmak için terziye yalvaracak kadar fakir bir yaşam. Bu yüzden alaya alınan o karakter ölümüyle derinden sarstı beni. Çocuk gibi ağladım nedensiz. Fark edilmeyi bekleyip hiç fark edilememesi yüreğime dokundu belki de bilemiyorum. Hakikaten dünya hassas kalpli olanlar için bir cehennemmiş. Bir kere daha anladım bunu. Bu kitap bende duygusal açıdan derin izler bıraktı. Okuyanın pişmanlık duymayacağını düşünüyorum. Cidden palto da paltoymuş ha!
“Hepimiz Gogol’un Palto’sundan çıktık!” diyen Dostoyevski’nin dediği kadar varmış gerçekten. Kısa ama çarpıcı bir hüzün öyküsü bu.
Rus edebiyatı okumalarına, Rus edebiyatında mihenk taşı niteliği taşıyan bu kitap ile başlamak yerinde olur diye düşünüyorum. Genellikle ana teması yoksulluk, insani sorun ve yaşam mücadelesi olan Rus edebiyatında önemli bir yere sahip bir klasik. İnsan psikolojisini okuyucuya yansıtabilmesi ve insanın hayatta kalma mücadelesini işlemesi yazarın bu kitabını özel kılıyor.
*
“Palto da paltoymuş ha!”
Palto üzerine böyle bir kitap çıkacağı kimin aklına gelir ki?
Yazar, yer yer hüzünlendiren, okuyucuya empati yaptıran ve ara ara güldüren akıcı bir dille anlatmış zavallı Akakiy’in hikayesini. Keyifle okudum, çeviri de gayet başarılıydı.
İkinci öykü yani ‘Burun’ da güzeldi ama Palto’yu daha çok beğendim. Karakter analizleri yapmaya elverişli bir kitap...
*
Trajikomik bir öykü arıyorsanız Palto’yu önerebilirim.
Keyifli okumalar...
Yine Petersburg havası alıp geldim. Memur olan birinin yaşadığı sıkıntıları anlatan bir eser. Okurken bir kez daha anladım ki eğer paranız yoksa insan içinde size karşı hiçbir duygu karşılığı göremezsiniz. Sevgisi parayla olanın duygusu da sevmesi de sahtedir bence. Okumanızı tavsiye ederim güzel ve akıcı bir altıma sahip
“Hepimiz Gogol’ün paltosundan çıktık!” diyen Dostoyevski’nin sözlerine sığınıyorum kitabı bitirirken.
Dostoyevski’nin sözleri zihnimde dönüp duruyor ve aynı zamanda derin düşüncelere götürüyor. Kendi kendime “yine o kadar haklı ki!” diyorum.
Gogol’ün Palto’sunu okurken “Palto da Paltoymuş ha!” desek yeridir.
Kısa, sade ve oldukça akıcı bir anlatıma karşı kitabın nasıl yoğun nasıl güzel öykü içerdiğine bakın.
Akakiy Akakiyeviç, hepimizin yaşamında belki bir defa gördüğü belki de yanından geçip gittiği görmediğimiz görüp görmezden geldiğimiz varlığı mümkün olan bir karakter. Sıradan bir memur ve çoğunlukla çevresindekiler tarafından varlığıyla yokluğu pek bir şey ifade etmeyen küçük adam diyebiliriz.
Akakiy Akakiyeviç’in üzerindeki bir palto’ya bir dünya sığmış desem yeridir.
“Bir palto bir karakterin duygularını nasıl ifade eder? Bir palto dönemin zorluklarını nasıl gösterir?” Bu cümleler zihnimde dönüp duruyor. Rusya’nın soğuğu içinize işlerken onlarca duyguyu aynı anda yaşayıp şaşkına uğruyorsunuz. Yırtık pırtık, yamalı ve neredeyse insanı Rusya’nın çetin kışından koruyamayacak palto’yla değişen insanların yüz ifadelerinin yine bir palto’yla bir kez daha nasıl değiştiğine tanık oluyorsunuz. Bir Palto’ya neler sığar? Palto bu noktada bir imgedir belki fakat bütün insanlık, bütün duygular, çirkinlikler, hüzün ve soğuğu öyle içine alır ki kurguya hayran kalmamak elde değildir. Aynı zamanda Gogol, Rus edebiyatının realizm ilkelerini ustalıkla kullanarak hiçbir şeyi geçmiyor. Özellikle şu pasajı paylaşmak istiyorum,
“Genç adam; şu kısacık ömründe birçok kez, ince düşünceli, iyi eğitim almış, kibar denilen, herkesin saygın ve soylu insanlar olarak kabul ettiği kimselerin görünüşünün altında ne kadar vahşi bir kabalık bulunduğunu gördüğünden, elleriyle yüzünü kapatmış ve
Gogol'un okuduğum ilk kitabı. Biraz geç kaldığımı itiraf etmeliyim. Bu kadar iyi iki öykü beklemiyordum açıkçası.
"Hepimiz Gogol'un paltosundan çıktık." sözünü daha iyi anlayabiliyorum.
Kürk mantolu Madonna da ki Raif efendiye benzer bir karakterte ve en alt kademede devlet memuru olan Akeki'nin düşük bir maaşla pahalı bir paltoya sahip olması ve bizim edebiyatımızdaki Nasrettin Hoca Hikayelerinden 'ye kürküm ye' durumunun oluşması. Yoksulluk ve sınıf ayrılığı üzerine trajikomik harika bir öykü. Barış abimizden ' Ahmet Bey'in Ceketi' de biraz çağrıştırır öyküyü.
youtu.be/xKaBFwWiHWA
Nikolay Vasilyeviç Gogol (Rusça: Николай Васильевич Гоголь) (31 Mart 1809 - 4 Mart 1852), Ukrayna asıllı Rus roman ve oyun yazarı. En çok tanınan eserleri Palto, Bir Delinin Hatıra Defteri ve Ölü Canlar’dır.
Gogol orta hâlli toprak sahibi bir ailenin çocuğu olarak Ukrayna’da Soroçinski köyünde dünyaya gelir. Gogol’ün çocukluğu köy hayatı ile ve yoğun Kazak kültürü etkisinde geçer. Bu hayatın etkisi ileride yazacağı eserlere de yansıyacaktır.
Gogol, gençlik yıllarında şiir ve edebiyata ilgi duyar. 1828'de Petersburg’a gider. Orada memur olmayı ve bir şekilde geçinmeyi umar ancak işler umduğu gibi gitmez. Gogol, Petersburg’dan Almanya’ya gider ancak orada da parası bitene kadar kalabilir. Tekrar Petersburg’a dönüp iş arayan Gogol bu sefer çok düşük bir maaşla da olsa devlet memuru olarak çalışmaya başlar. Bu görevden de bir sene sonra ayrılır.
1809 yılında günümüz Ukrayna topraklarında yer alan Veliki Soroçintsi’de doğmuştur. Gogol, 1836’da Puşkin’in çıkardığı Sovremennik adlı dergide, yergili öykülerinin en neşelilerinden biri olan Araba’yı ve eğlenceli ve iğneleyici bir üslûpla yazılmış gerçeküstücü öyküsü Burun’u yayınlar.
Yazar, yazı sanatında büyük ölçüde Puşkin’in etkisi altındadır. Öyle ki, onun eleştirileri ve telkinleri olmadan yazamayacağını düşünür. Yazarın Puşkin’le olan arkadaşlığı, onu aldığı acımasız eleştirilerden de koruyan en büyük güçtür.
Gogol’un ilk ciddi ve dikkat çeken eserleri Ukrayna hayatı ile, halk deyişleri ile süslü halk hikâyeleridir.
Gogol 1831 – 1832 yıllarında yazdığı bu hikâyeleri, Dilanka Yakınlarındaki Çiftlikte Akşam Toplantıları adlı kitapta toplar. Bu öyküler Rus edebiyat dünyasında Gogol’ün bir anda parlamasına yol açar. 1835 yılında Mirgorod ve Arabeski adlı eserlerini de yayımladı. Bu kitaplarında da halk hikâyeleri, özellikle Kazak geçmişi işlenmiştir.
Hikâyelerinde günlük hayatı ve bayağı kişilikleri zaman zaman mizahi zaman zaman öfkeye varan bir şekilde yeriyordu.
Eski Zaman Beyleri, Arabeski bu yergi kitaplarının ilkleridir. Arabeski kitabındaki hikâyelerinden biri olan Bir Delinin Hatıra Defteri bir memurun rutin hayatını ve işi yüzünden nasıl sıkıldığını anlatır. Hikayenin sonunda memur akıl hastanesine yatırılır. Portre adlı eseri ise dünyanın kötülüklerden kurtulamayacağı vurgusu ile sonlanır.
Büyük komedisi Müfettiş adlı eseri ile bürokrasiyi alay derecesinde yeren Gogol, eserinin sahnelenmesi ile tüm şimşekleri üzerine çeker. Tepkiler yüzünden Rusya’dan ayrılmak zorunda kalır. Roma’da Puşkin’in tavsiyesi ile en büyük eseri olan Ölü Canlar’ı yazarken Puşkin’in öldüğü haberini alır. Bu haber onun için “Rusya’dan gelebilecek en kötü haber”dir. O zamana kadar Puşkin’i düşünmeden dikkate almadan hiçbir şey yazmayan Gogol için bu haber gerçekten bir yıkım olmuştur. Puşkin’in ölümünün yıkıcı etkisine karşın 1842 yılında iki önemli eseri olan Ölü Canlar’ın 1. cildi ve uzun hikâyesi Palto’yu bitirir ve yayınlar. Ölü Canlar dönemin Rusya’sının çürümüşlüğünü gerçekçi bir biçimde gözler önüne sererken Palto’da sıradan insanların yaşadıkları acılar, maruz kaldıkları haksızlıklar, ve yaşadıkları yoksulluk tüm gerçeklikleriyle, okuyucuyu sarsacak bir ustalıkla gözler önüne serilmektedir. Bu eser de dönemin en büyük eserlerinden biri olarak nitelendirilecektir. Rus edebiyatına sıradan insanların gerçekçi bir girişi olarak da nitelendirilebilir Palto. Öyle ki Dostoyevski hikâyeye hitaben “Hepimiz Gogol’ün Palto’sundan çıktık.” diyecektir. Ancak öykü yayınlaması ile soylu kesimin tepkisini tekrar Gogol üzerine çeker. Dönem aydınlar üzerinde büyük baskıların uygulandığı karanlık I.Nikola dönemidir. Gogol düzen savunucuları tarafından Rus insanını aşağılamakla onun kötü yönlerini göstermekle, halkına ihanetle suçlanır. Ancak onun yapmak istediği halkını aşağılamak değil onu bu hale sokan yozlaşmış düzeni tüm gerçekliği ile gözler önüne sermektir. Maruz kaldığı bu suçlamalar yazarın ruhsal sağlığına da ciddi zararlar vermiştir.
Puşkin’in ölümünden sonra Gogol’ün popülaritesi daha da artar. Bu ilgi Gogol’da bir öncülük hissi yaratır ve kendine toplumu değiştirmek, insanlara yol göstermek gibi misyonlar edinir. Bu dönemde eski yaratıcılığını kaybettiği söylenebilir. Dine karşı ilgisi artar ve daha önce eleştirdiği kiliseyi dahi övmeye başlar. Bu davranış hayranlarının tepkisini çeker ancak o bu tepkilere dinsel yorumlar katar ve Tanrı’nın gönlünü almak için ona daha da yakınlaşır. 1848’de kutsal toprakları ziyaret etmek için Filistin'e gider. Moskova’ya geri dönen Gogol, orada Matvey Konstantinovski adlı gerici bir rahibin etkisi ile 1852 yılında Ölü Canlar romanının ikinci bölümünün el yazmalarını yakarak imha eder. Bu davranışından 10 gün sonra 42 yaşında Moskova’da ölür.
Eserleri
İki Soylu Kişinin Öyküsü
Masallar
Müfettiş
Palto
Ölü Canlar
Burun
Bir Delinin Hatıra Defteri
Portre
Eski Zaman Beyleri
Taras Bulba
Fayton
Kumarbazlar
Dava
Evlenme
Petersburg Hikayeleri
Dikanka Yakınlarındaki Bir Çiftlikte Akşam Toplantıları