Bu kitap bende “klasik bir korku romanı” hissinden çok, tek bir mekânın içine kurulmuş farklı tonda hayalet öyküleri antolojisi hissi bırakıyor. En keyifli tarafı da bu: Her oda, sanki başka bir korku damarını (suçluluk, bastırılmış anılar, paranoya, masumiyet, sınıfsal huzursuzluk vb.) yokluyor; yani “hayalet” bazen gerçekten doğaüstü gibi, bazen de insanın zihninin karanlık kıvrımları gibi okunabiliyor. Bölümler kısa ve atmosfer hızlı kurulduğu için akıcı; ama doğası gereği parça parça ilerlediğinden, tek solukta “tek bir büyük final” bekleyen okura dağınık gelebilir. Benim için ideal okuma şekli: gece değil, akşamüstü—bölüm bölüm, odadan odaya gezerek. Böyle okuyunca kitap “korkutmak”tan çok tekinsiz bir merak ve tatlı bir ürperti bırakıyor.