°°°
Kitabın %70 'i sıkıcı betimlemelerle geçiyor. Kahramanların dört öbek soyağacını neredeyse yaşadıkları hayat hikayeleri ile anlatıyor. Uzunca mekan betimlemeleri, eşya betimlemeleri, siyasi betimlemeleri... Yani anlayacağınız eser, bahsettiğim bu kısımlarda okuyacağınız en sıkıcı kitaplardan biri. Ben şimdiye kadar Balzac'ın 6 kitabını okudum ve bu kitabı en sevmediğim kitabı oldu. Ama konu Balzac olunca bu kadar sıkıcılığın içinde bile beni öylesine etkiledi ki Balzac gözümde daha da büyüdü.
Konusuna geçmeden önce eğer hiç Balzac okumadıysanız kesinlikle bu kitapla başlamayın. Kitaptan sıkılıp bir daha hiç Balzac okumamak isteyebilirsiniz ki hayatınızın hatasını yaparsınız. Çünkü Balzac, kitaplarında aklın zirvesine çıkarken ruhun da en derin yerlerine temas ediyor ve üzerinizde öyle bir etki bırakıyor ki anlatılmaz yaşanır... Ben şöyle yorumluyorum ki Balzac'ın eserleri her zaman sıkıcı ama gerçekten çok sıkıcı betimlemelerle başlar ve artık bıkarsınız "yeter be bu ne böyle!" diye ki okuduğum 7 eserinde de bunu yaşadım ( en ağırı da bu kıtabı ) Fakat sonra tam kitabı kenara atacakken bir olay örgüsü başlar ve sizi yavaş yavaş içine çeker sonrada sizi ruhi yolculuğa çıkarır ve bu yolculuk ruhun zirvesine çıkarak tamamlanır. Sanki ilk başta sıkıcı olan o betimlemeleri tamamen bu ruhi yolculuğa hazırlık yapmak için. Sanki Balzac bize ilk baştaki bu betimlemeleri ile "Sadece aklın ne kadar boş-sıkıcı-bedbaht olduğunu" dikte ettikten sonra tam bu bunalmışlıkta arayışa girdiğimiz ruhi tadımın yolculuğunu başlatıyor ve başlatmakla kalmıyor en derinine en bilinmezliğe kadar okuyucuyu sürüklüyor. Ve kitap bittiğinde sanki bir sarhoşsunuz:) Lütfen Balzac okuyun ve bu tadımı kaçırmayın, pişman olursunuz!
Bu kitabın konusuna gelecek olursak, Pierrette adında yetim
Köy doktoru gibi bir hikaye beklemiştim. Ama bambaşka bir hikaye ile karşılaştım tabi olarak. Bu hikaye köy papazı ismini haketmiyor bence. Olayın kahramanı Veronika Graslin, onun ismini alabilirdi.
Olay örgüsünü az çok çözene kadar ne olacak diye heyecanla okudum. Bayan Graslin'in babasından başlıyor hikaye. Nasıl birisiydi, ne iş yapıyordu, nasıl yaşıyordu, nerede kiminle neden evlendi vs. Tipik bir Balzac giriş. Sonra kızı doğuyor, onun çocukluğu, gençliği ve evlendirilişi. Kocası nasıl birisiydi, ne iş yapıyordu, nasıl yaşıyordu, aile hayatları nasıldı ve final: nasıl öldü. Yüz sayfa sonra kahramanımız aşırı zengin olan ama sonra ölmeden önce iflasın eşiğinden dönen kocasından kalan paralarla varlıklı sayılabilecek, dul ve çocuklu bir kadın ile karşı karşıyayız. Sonra kentte ülkeyi çalkalayan bir dava oluyor, genç bir adam çifte cinayetten idama mahkum ediliyor.
Mahkumun idamdan kurtulması için uğraşan bayan Graslin'in suçuyla bir bağı var mı?
Şehirden kendi ve mahkumun köyüne neden taşınıyor, oraları eden imar edip Cennete çeviriyor? Evlilik tekliflerini redden ve bir rahibe gibi yaşayanve bundan dolayı zaman geçtikçe mum gibi eriyen kadının sırrı ne?
İlginç ama vasat bir hikaye. Özelde Katolisizm, genelde Hıristiyanlık güzellemeleri vardı. Sonu biraz vıcık vıcık duygusallık ama Balzac'tan alışkınız. Balzac hayranları dışında pek okunmaz bir kitap ama Balzac kitapları da ancak belirli bir seviyedeki okurlara hitap eder. Bunun da altını çizmek gerek.
İlgililere iyi okumalar...
Der LandpfarrerHonore de Balzac · Diogenes Verlag · 1977369 okunma
Okuduğum ilk Balzac eseri ile merhaba diyorum Honore de Balzac 'a.
Kitabı okuması kolay olmayan ama bazı bazı cümleleriyle kendinizi sorguladığınız bir eser. Hatta ben bazı düşüncelerine katılmadım. Çoğunlukla, evde kalmış kadınların yer yer küçümsendiği cümleler vardı gerçi romanının konusu ile paralel orantılı bu cümleler.
Nedir konusu kitabın. Küçük yaşta anneannesinden alınan Pierrette kuzenlerinin vasiyeti ile onların yanına taşınması ile başlıyor. Sosyal sınıf farklılıkları ile göze oldukça çarpıyor. Kuzenlerinin zengin olması Pierrette'nin hizmetçi gibi çalıştırılması ve bu kötü hayatın ortasında karşına çıkan bir aşk.
Siyaset kokan bir kitap bu. Hatta ilk 30sayfa hiç birșey anlamadım ama sonradan taşlar oturdu yerine. Pierrette'nin akrabaları yüzünden kötü geçen yaşamını anlatan kitabı merak ederek okudum.
İyi okumalar herkese
Her eserinde ayrı bir tat aldığım Balzac, beni bu sefer de yanıltmadı ve bu eseri Pierette ile beni yer yer öfkeye yer yer de hüzne boğmayı başardı. Eser, öksüz bir kız olan Pierette'in, oldukça uzun bir soy ağacı betimlemesinin ardından, akrabaları olan, her türlü olumsuz duygunun yer edindiği Rogronlar'ın himayesinde başından geçenlerin anlatıldığı, dönemin toplumunun sosyal yapısı, politikası, adalet sisteminin oldukça detaylı betimlendiği bir eser. Eserin başlangıcı oldukça sıkıcı olsa da ortalara doğru hikayeye kapılmamak elde değil. Eserin son yetmiş sayfasını bir solukta okudum ve belki yazar kötüleri cezalandırmıştır diye büyük bir beklentiye kapıldım ama beklentim bu yönde karşılanmadı. Gerçek hayatta olduğu gibi siyaset uğruna suçlular cezasız kalıp, hayatlarına devam ettiler... Olan her zaman ki gibi masum gencecik hayat dolu bir kıza oldu... Bu beni oldukça kızdırsa da, gerçek hayatta aynısı olmasa da benzerlerine birçok kez maruz kaldığımızı hatırlayıp, eserin gerçekçiliğinden ötürü yazarı tebrik etmekten başka elimden bir şey gelmedi. Eser, zulüm gören öksüz bir kızın hikayesi gibi basit bir temaya sahip olsa da, mekandan kıyafetlere, dönemin ahlak anlayışına kadar birçok detayla zenginleşiyor. Beklediğim mutlu son olmasa da, bildiğim bir sonla karşılaştığım için sevip sevmediğime karar veremediğim okuduğuma memnun olduğum bir eser oldu. Keyifli okumalar... Pierrette
Oldukça dramatik bir romandı. Kitaba adını da veren Pierrette karakterinin tarzı ve kişiliğiyle akrabası olanların kıskançlığını göz önüne alınca acaba Balzac da akrabalarından çok mu çekti nedir diye bir an düşündüm.
Sevdiği insan uğruna mücadele edilmesi gerektiği, hiçbir şey yapmayarak ya da söyleyerek ifade etmek yerine bir çaba harcamanın öneminin anlatılması da benim düştüğüm kısım oldu kitapta diyebilirim. Çaba yani, çok az böyle mini minnacık bile olsa hiçbir şey yapmamaktan o kadar farklı ki. O çaba zaten insanı etkileyen en önemli kısım, hiçbir şey olmasa bile en azından çabaladı dedirtiyor, çabaladım dedirtiyor. Önemli.
İyi okumalar dilerim..
PierretteHonore de Balzac · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 2018369 okunma
Okuduğum ilk Balzac eseri ve ilk klasik eserdi. Ilk başta kitabı okurken "Ne oluyor?" tarzında sorular soruyordum kafamda. Kitap ilerleyen sayfalarda sizi içine daha çok çekiyor ve siz yaşananlara tanıklık ediyorsunuz. Sizin gözünün önünde bir kızın akrabaları tarafından yok oluşuna şahitlik ediyorsunuz.
Kitaba da ismini veren "Pierrette" karakterinin ailesini anlatarak başlıyor. Başlangıçta "Niye ki" dediğim şeyler ilerleyen sayfalarda cevaplarını aldım. Pierrette'nin büyükannesinin yanından zengin olan kuzenlerinin onun vasiyetini almasıyla olaylar gelişiyor. Kötü duyguların vücut bulmuş halleriyle yaşam sürdüren Pierrette'nin onlardan beklediği yegâne hisler; merhamet ve sevgi. Kıskanç kuzinin ve paragöz kuzenin onu hor görmesiyle genç kız yok olup gidiyor. Biri onu kurtarmalı dediğim kısımda karşıma Brigaut çıktı ve onun o çabasına hayran kaldım. Sevdiği kişi için olan o savaşına, onu yaşatmak için verdiği mücadeleye hayran kaldım.
Kitapta en beğendiğim kısım Pierrette ve Brigaut'un mektuplaştığı sahneydi.
Mahkeme sahnelerinde açıklığa kavuşmasını beklerken hazin bir son ile karşılaşıyorsunuz. Brigaut'un Pierrette'e için çabalamasına bayıldım.
Kitap hazin bir sonla bitmesine rağmen anlattıkları iç burkucu ve gerçekti.
öyle bir şey ki sadede gelene kadar Pierrette'nin kim olduğunu unuttum. balzac beni çok boğuyorsun be birtanem... bence bir daha buluşmayalım seninle. vadideki zambak'ı okudum, o yeter.
PierretteHonore de Balzac · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 2018369 okunma
Kitabın konusunu çok beğendim. Okuduğum ilk Balzac eseriydi. Victor Hugo tadı aldım yazardan. Kitapta sevmediğim tek şey çok fazla kişi olmasıydı. Bu kimdi şu kimdi diye diye bir sayfayı 3 kere okuduğum oldu. Belki dalgın dönemimde okuduğumdandır fakat bu biraz okumamı zorlaştırdı. Pierrette akrabalarının sonunu getirdiği melek gibi bir karakter. Zorunlu olarak yaşadıkları ve yaşatılanların onu etkileyişini, Rogronlar yoluyla da sevgi görmemiş bireylerin neye dönüştüğünü çok iyi tasvir etmiş Balzac. Alışık olduğum roman konularından ayrı bir zevk verdiği için daha da bağlandım romana. Bir kez daha okuyacağıma eminim
PierretteHonore de Balzac · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 2018369 okunma
Balzacın sanatının, uzun betimlemeler ve ağır, boylu cümleler olduğunu balzac okuyanlar bilir. Pierrette ise onca fransız şehri Provins, Fransız hükumeti, Fransız devleti, Fransa aristokrat toplumu tasvirinden sonra kitabın yarısında giriş sağlar.
Pierrette, kurtlar sofrasında siyasal, parasal, toplumsal ve sevgiyle bağdaşmayan, özetle insani duyguların duyarlılığından çok uzak olan faktörlerden ötürü hiç bir fayda sağlamadığı için, hayatı hiçe sayılan bir kız çocuğun acıklı hikayesidir. Maalesef ki ne fransanın kraliyet savcısı, ne Parisli baş hekim, ne sevgilisinin büyük aşkı ve ne Adalet, hiç bir şey onu kurtaramdı, anısını bile… ne kadar da tanıdık ve tekrarlanan bir senaryo.
Tam iki kitap önce okuduğum Yaşama Sevinci'nden sonra bitirdiğim bu kitap bana Pauline'in yaşadıklarını anımsattı, ancak sonu çok çok daha gerçekçi ve insanda buruk bir gülümseme bırakacak tarzdaydı. Kitabın en büyük kusuru karakterlerin fazlalığı ve herhangi bir şekilde işlenmeden, karakter gelişimleri daha başlamadan bile, sayfalar arasında kaybolmaları. Pierrette dışında hiçbir karakterin gelişimi adam akıllı tamamlanıp işlenmemişti , anca sonu bana kendini gerçekten affettirdi.
PierretteHonore de Balzac · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 2018369 okunma
Honoré de Balzac (asıl ismi Honore Balssa; 20 Mayıs 1799, Tours - 18 Ağustos 1850), Fransız yazar.
Hayatı
Asıl adı Honore Balssa'dır. Ancak ismini Balzac olarak değiştirmiş ve soyluluk ifade eden De’ öntakısını eklemiştir. Köy kökenli bir ailenin çocuğudur. Babası tüccardır. 6 yıl Vendome'da College des Oratoriens'te öğrenim gördü. Napolyon'un devrilmesinden sonra ailesi Paris'e taşındı. Burada 2 yıl daha okula gitti. 3 yıl bir avukatın yanında çalıştı. Ama küçük yaşlardan beri edebiyata gösterdiği eğilim ağır bastı. Trajedi türünü denediği 1819'da yazılmış "Cromwell" başarı kazanamayınca romana yöneldi. Para kazanmak için tarihsel, mizahi ve gotik romanlar yazdı. Bunları değişik adlarla yazdı. Basımcılık, yayıncılık, hatta dökümcülük yaptı. Başarılı olamayınca tekrar edebiyata döndü. Edebiyat hayatında çok başarılı eserler sundu. Birçok ülkede sayılan romanları ve kitapları çok büyük ilgi gördü ve tepkileri üstüne topladı. Edebiyatta başarılı olan Balzac hayatının sonuna kadar edebiyatla uğraştı.
Edebiyat kariyeri
1829'da yazdığı "Les Chouans" isimli tarihi roman tanınmasını sağladı. Bu eser Türkçeye (Köylü İsyanı 1974 ve Şuanlar 1977 olarak) çevrildi. 1824-1834 arasında yayıncılarından aldığı parayla bohem bir yaşam sürdü. 1829-1831 arasında yergici gazetelere yazılar yazdı. 1830’lardan sonra bir toplum tarihi yazmak amacıyla, eski ve yeni romanlarını üç bölüm altında toplamaya karar verdi. Örf ve âdet incelemeleri, felsefi incelemeler ve çözümleyici incelemeler. Bu tasarı 1834-1837 arasında 12 cilt olarak gerçekleşti. 1840’ta bu yapıtların hepsine Dante'yi anımsatan bir başlık koydu: "İnsanlık Komedisi". 1842-1848 arasında 17 ciltlik bir baskı yapıldı. 1869-1876 arasında da 24 cilt olarak yayınlandı. Eserlerinde aynı kahramanlara tekrar tekrar yer verme düşüncesini geliştirdi. Bunu gerçekçiliğin baş romanı kabul edilen ve 1834'te yayınlanan "Goriot Baba"da uyguladı. 1836 ve 1837'de İtalya gezisine çıktı. 1828'de Versailles yakınlarında pahalı bir ev yaptırdı. Borç sorunu nedeniyle Passy'de bir eve yerleşti (Bugün Balzac müzesi). Para kazanmak için tiyatroda başarısız denemeler yaptı. Edebiyatçılar Derneği başkanı olarak yazar haklarıyla ilgili girişimlerde bulundu.
1847'de Polonya'da sevgilisi Eveline Hanska'nın şatosunda kaldı. 1850'de Eveline ile evlendi Paris'e döndüler. Birkaç ay sonra yaşamını yitirdi. Geride 85’i tamamlanmış, 50’si taslak halinde eser bıraktı. Romanda gerçekçilik ve doğalcılık akımlarının yaratıcısı olarak kabul edilir. Mantıksal bir sıra izleyen olayların her şeyi gören bir gözlemcinin ağzından anlatıldığı, kahramanların tutarlı bir biçimde sunulduğu, kuralları belli "klasik roman tekniğini" Balzac'ın kurduğu benimsenir. Olağanüstü bir gözlem yeteneği ve güçlü bir hafızası vardı. Kendisini başka insanların yerine koyup onların duygularını paylaşmayı biliyordu. Eserlerinde nedenselliği ve arka plan ile karakterler arasındaki ilişkiyi açıklamakta ustadır. Bütün bu özellikleriyle "romanın Shakespeare'i sayılır.
1789’la başlayan ve uzun bir süreç alan Fransız Devrimi sırasında gelişen toplumsal değişimi anlatan; çatışmaları, iyiyi kötüyü ortaya koyan, Cumhuriyetçiler ve Kraliyetçiler’in 1830’da ülkeyi bırakıp gitmek zorunda kalan X. Charles’e dek yaptıkları kanlı kansız tüm çekişmeyi özellikle göz önüne seren, bireylerin bu çatışmadaki ulu düşüncelerin altında aslında kendi çıkarlarını nice korumaya çalıştıklarını betimleyen; sevgi, güç gibi evrensel konuları tüm çıplaklığı ve eleştirel bir yaklaşımla inceleyen; günümüz okuruna sıkıcı gelebilecek ama öncelikle Fransa ve demokrasiyi algılayabilmekte yardımcı olması bakımından tüm dünya için önemli bir Roman yazardır. Fransız Devrimi’nin geçmişsel belgesidir kitapları.
İnsalık Güldürüsü, yazarın 1830’da kendi yapıtlarını toplamaya başladığı bir üst yapıttır. Şu anda emin değiliz ama belkide 1830’da Kraliyetçiler’in yenilgisini perçimleyen sürgünden sonra devrimdeki ulu düşüncelerin bir yalan olduğunu düşünerek böyle bir yola gitti.