Türkcə oxuduğum bu kitabda Balzakın həm "TEFECİ GOBSECK"i, həm də əlavə olaraq üç hekayəsi verilmişdir. Qobsek haqqında fikirlərimi qeyd etmişəm #284073073 yenə də onu qeyd edim ki, türkcə tərcümə daha sürətli oxunur və dili mənə daha sadə gəldi.
"Siz gençsiniz, yaşınız gereği bazı düşünceleriniz vardır. Ocağınızın yanan odunlanndan gözlerinize kadın yüzleri yansır. Bense, ocağımda kömür olmuş odunlardan başka bir şey göremem. Siz her şeye inanırsınız, bense hiçbir şeye inanmam. Elinizden gelirse, düşlemlerinizi geri tepin. Ben, sizin yaşam hakkındaki kuruntularınızı baltalayacağım. İster yolculuk yapmış olun, ister evinizin bir köşesinde, karınızın yanıbaşında kalmış olun, öyle bir yaş gelir ki, artık yaşam, beğenilen bir yerde, yerine getirilen bir töreden başka bir şey olmaz. Öyleyse mutluluk, gerçeklere uygulanan alışkanlıklarımızdan ibaret kalır. Bu iki kural dışında her şey yapmadır.
Benim ilkelerim de insanlarınki gibi değişti. Her iklimde ilke değiştirmek zorunda kaldım. Avrupa’nın övdüğü şeyi Asya cezalandırıyor. Paris’te ahlaksızlık olan bir şey, Azorları geçince bir zorunluğa dönüşüyor. Bu dünyada her şey değişiyor. Yeryüzünde iklimlere göre ayrı ayrı kılıklara giren törelerden başka bir şey yok. ister istemez tüm toplum kalıplarına uyan bir insan için, inançlar da, ahlak kuralları da değersiz sözlerden başka bir şey değildir.
Elde kala kala, doğanın içimize koyduğu tek duygu kalıyor: o da kendini koruma içgüdüsüdür. Sizin Avrupa toplumlarınızda bu içgüdüye kişisel çıkar derler.
Benim kadar yaşamış olsaydınız anlardınız ki, bir insan için üzerinde uğraşmaya değecek gerçek bir değer taşıyan bir tek maddi şey vardır. O da altındır.
Altın tüm insan gücünü temsil eder. Dünyayı dolaştım, her yerde ovalara ya da dağlara rasladım:
Aç gözlü ve kısmen var yemez gizemli tefeci Gobseck'in hikayesi. Bazı kısımlar kafamı karıştırsa da kitap gayet akıcıydı. Honoro De Balzac'ın okuduğum en akıcı öykülerinden
Tefeci GobseckHonore de Balzac · Mavi Çatı Yayınları · 2021713 okunma
Balzac'ın bu kadar iyi bir yazar olduğunu bilmiyordum...
Oluşturduğu 96 kitaplık bir kanon olan ve 28 i Türkçeye çevrilen İnsanlık Komedyasının içerisinde ki bir hikayeydi ama gerçekten muazzam bir gözlem ve analiz gücünün ürünü olduğu belli oluyordu.
Çevirisi de harika olan bu kitapta bir çok konuda işe yarar, analizi kuvvetlendirecek aforizmalar mevcuttu ve kitaptan kısaca bahsedecek olursam klasiklerin çoğunda görmeye alışık olmadığımız bir gerçeklikle aktarılan bir dizi "insanlık komedisi" veyahut ta "insanlık draması" olay aktarılıyordu. Özellikle Gobseck karakteri o kadar analize elverişliydi ki ilerleyen yıllarda tekrardan okumayı düşünmeme neden oldu ayrıca Kont ve Kontes de Restaud da bazı durumlara düşen insanları çok güzel yansıtıyordu.
Tefeci GobseckHonore de Balzac · Can Yayınları · 2021713 okunma
Cumhuriyet Yayınları'nın 99 basımı olan
Tefeci Gobseck / Üç Öykü , toplamda dört öyküden oluşuyor. Honore de Balzac bu dört öyküde; paranın gücü, inancın sadeliği, vefanın büyüklüğü ve onurun trajedisi arasında kusursuz bir denge kuruyor.
Kitabın en önemli ve hacimli kısmını oluşturan "Tefeci Gobseck" öyküsünde
Honore de Balzac, paranın nasıl bir "ilah" haline dönüştüğüne şahit ediyor bizleri. Gobseck, sadece bir tefeci değil; insanların zaaflarını, ihtiraslarını ve çöküşlerini biriktiren bir koleksiyoncu. Honore de Balzac , Gobseck'in soğuk ve hesapçı kişiliği üzerinden paranın aristokrasiyi nasılsın dize getirdiğini harika bir dille anlatıyor.
#300651679
"İsa Flandre'da" öyküsünde Honore de Balzac sınıfsal ayrılıkları bir gemi yolculuğu ve bu sırada oluşan felaket üzerinden anlatıyor. Zenginlerin kibri ve yoksulların saf inancı karşı karşıya geliyor. Doğaüstü bir atmosfere sahip olan bu öykü, toplumsal statülerin ölüm karşısında ne kadar hükümsüz olduğunu sarsıcı bir şekilde anlatıyor.
#300737544Honore de Balzac burada paranın ve sosyal statünün, ölümün soğuk nefesi karşısında nasıl ' koca bir hiç'e dönüştüğünü yüzümüze vuruyor.
"Dinsizin Ayini" bence kitabın en nahif ve insanı kalbinden vuran öyküsü. :) Cerrah Desplein, dışarıdan bakıldığında soğuk, sadece bilime inanan ve duygusuz bir adam gibi görünüyor. Ancak onun bu zırhının altında, gençliğinde ona el uzatan su taşıyıcısı Bourgeat'ya duyduğu büyük minnet saklıdır. Desplein bir ateist olmasına rağmen, sırf Bourgeat'ın inancına saygı duyduğu için onun ruhuna ayin yaptırması, vefanın dini ve ideolojik sınırları aştığını gösterir.
"Bazı borçlar vardır ki onları ödemeye ömür yetmez, sadece hatırasını yaşatmak bile bir onur meselesidir."
"El Verdugo" öyküsü kısa ama, beni sarsan ve etkileyen bir öyküydü. İspanya'da
Balzac'ın ilk okuduğum kitabı Vadideki Zambak'tı ve tarzı hakkında hiçbir bilgim olmadığından okurken oldukça sıkıldığım bir kitap olmuştu. Devamında geçen haftalarda Stefan Zweig'ın kısa bir Balzac biyografisini okudum ve orada bu kitap oldukça övülüyordu, ben de merak ettim ve başladım.
Öykü, tefeci Gobseck ve çevresinde dönen bir olayı anlatıyor. Kitapla ilgili en büyük sorunum karakterler oldu, kısa olmasına rağmen kimin kim olduğunu anlamakta zorlandım. Goriot Baba gibi en ünlü eserlerinden birisinde yer alan bir kadın mesela bu kitapta da kilit bir rol oynuyormuş ama bilgim olmadığı için dikkat etmeden okudum, öncesinde o kitabı okumak daha iyi bir tercih olurdu sanırım. Bu engele rağmen Gobseck karakterini oldukça sevdim, bazı yerlerde bana Deniz Kurdu'ndan Larsen karakterini anımsattı. Hırsı çok güzel yazılmıştı, diyaloglarını da ayrı şekilde sevdim.
İlerleyen haftalarda Goriot Baba ile Balzac okumaya devam edeceğim, bu kitap da önyargımı kırması açısından ayrıca sevdiğim bir eser oldu. Başka kitaplarla görüşmek üzere.
Etkileyici bir romandır. Goriot Baba romanıyla da bağlantılıdır. Yahudi bir tefeci olan Gobseck’in para hırsı ve dalavereleri anlatılıyor.
Şu hırs konusuna takıldım kaldım artık ben. Bitmek bilmeyen bir hırs görüyorum. Eskiden para hırsıydı ama şimdi insan hırsı başladı. Cinsiyet fark etmeksizin söylüyorum ki para biriktirmeyin insan biriktirin sözünü öyle yanlış anlamışlar ki, gördükçe üzülüyorum. 2 gerçek dost, 1 sevgili, güzel bir iş = mutlu hayat formülünü defalarca paylaştı insanlar ama inatla bir grup bunu anlamıyorlar ve sinirlerim bozulmaya başladı.
Bunu anlamanız için illa bırakmak gerekiyorsa da hak edeni hak ettiği yerde bırakmaya çalışacağım. Bununla birini yarı yolda bırakmak aynı şey olamaz çünkü. Neyse iyi okumalar dilerim..
Gotik Edebiyat çerçevesinden dışarı çıkmayan ve dehşetli psikolojik çıkarımları ile dünya edebiyatında yeri doldurulamaz bir boşluk bırakan Balzacın ilk eserlerinden olan Tefeci Gobseck; bir tefecinin yürek kırıcı acı hikâyesini anlatıyor. İçli ve vukuflu ruh tahlilleri ile zenginleştirilmiş düşsel öğelere yer verilen öykü; soğuk, korkunç ve derin bir hayat felsefesi ihtiva ediyor.
Balzac'ın kalemini her zaman çok beğenmişimdir. Tasvirleri, ruh tahlilleri beni çok etkilemiştir. Yaklaşık bir yıldır Balzac okumamıştım ki kitapçıda Tefeci Gobseck'i gördüm. O an kendi kendime Balzac'ı çok özlemişim yeniden onu okumak çok güzel olacak diyerek kitabı aldım. Ve bugün Balzac ile hasret giderdim gerçekten kalemini çok özlemişim
Veeeee süprizzz!!!!
Kitapta beni Gobseck'in hikayesinden daha çok etkileyen bir şey varsa o da kitapta Goriot Baba ile karşılaşmak oldu. Bundan yaklaşık iki yıl önce okuduğum ve kelimenin tam anlamıyla yüreğimi parçalayan Goriot Baba ile... Okuyanlar bilir Goriot babanın birbirinden vefasız iki kızından biri olan Mme de Resturad, borç istemek için Gobseck'e geliyor ve olaylar gelişiyor. En sevdiğim Balzac kitabı olan Goriot Baba ile bu şekilde bir bağlantı kurulmamış olsaydı bu kitap yine bu kadar etkiler miydi beni bilmiyorum. Ama bu kitabı okurken Goriot Baba için bir kez daha hüzünlendim.
Goriot Baba'yı okumamış olanlara tavsiyem önce o kitabı okuyup sonra bu kitabı okurlarsa karakterler daha iyi anlaşılabilir.
Son olarak Goriot Baba'ya hüzünlü bir selam mahiyetinde buraya kitapta Goriot Baba'nın adının ilk kez geçtiği yeri bırakıyorum; "M. De Restuad'nun öyle bir annesi var ki, milyonları yutabilir. Kendisi soylu bir kadın değil. Goriot'nun kızı. Eskiden adı dillere düşmüştü. Babasına öyle kötülükler etmişti ki böyle iyi bir oğul sahibi olmaya layık değil."
Tefeci GobseckHonore de Balzac · Ayrıntı Yayınları · 2019713 okunma
Herkese merhaba ️
Kısa ama oldukça etkili bir kitaptı Tefeci Gobseck . Oldukça sevdim akıcıydı.
Başta sadece isimler çok olduğu için kafam karıştı ama o da oturdu.
Avukat Darvile bir toplantida tanıştığı tefeci ve onunla birlikte tefecinin hayatına dahil olup gerçekleşen şeyleri anlatıyor.
Tüm eserlerine İnsanlık Komedyası ismini vermiş.
Kitapta da diğer kitaplardan karakterlerden muhakak bahsetmiş. Birbirlerine bağlamış. Bu çok hoşuma gitti . Başka karakterleri görmek çok hoşuma gidiyor benim ,
Başka Balzac kitapları da okumaya karar verdim kısa zaman da inşallah
Size de tavsiye ederim
Balzac, yaşadığı dönemi olanca gerçekçiliği ile aktarmayı başaran ender kalemlerden. Dönemin toplumsal sorunlarını, karakterler üzerinden tüm doğallığı ile aktaran Balzac, sınıflar arası farkları da gözler önüne seriyor kitaplarında.
Etkileyici gözlem yeteneğini, psikolojik tahlillerle karakterlere yedirip anlatan Usta, bu kitabında da gerçek bir insanlık komedyasına (belki de tragedyasına) imzasını atmış.
Gelelim kitabın ana fikrine: ya da benim çıkarımım diyelim;
⬇️
️Yemeyenin malını yerler şekerim. Tefecilikle, nobranlıkla, insanların zayıf anından yararlanıp onları domine etmeye çalışmak kâfi değil şu dünyada. Servetinin ucu bucağı olmasa da diğer tarafa götüreceğin herhangi bir şey yok, aklında olsun tamam mı?
Bu biiirrrrr!
️Evet, bazı yerlerde(!) (dilim varmıyor söylemeye) bir takım işleri para ile çözebilirsiniz, ama onun gücünün yetmediği işler, yerler de mevcut.
Etti mi ikiiiii?
️Haa bir de şu var canım: Kimse kimsenin kısmetini yiyemez. Senin olmayanı koruyamazsın, mutlaka gerçek sahibine döner bir gün. (Yani öyle umuyorum)
Bu da üçççç!
Tefeci GobseckHonore de Balzac · Can Yayınları · 2021713 okunma
Honoré de Balzac (asıl ismi Honore Balssa; 20 Mayıs 1799, Tours - 18 Ağustos 1850), Fransız yazar.
Hayatı
Asıl adı Honore Balssa'dır. Ancak ismini Balzac olarak değiştirmiş ve soyluluk ifade eden De’ öntakısını eklemiştir. Köy kökenli bir ailenin çocuğudur. Babası tüccardır. 6 yıl Vendome'da College des Oratoriens'te öğrenim gördü. Napolyon'un devrilmesinden sonra ailesi Paris'e taşındı. Burada 2 yıl daha okula gitti. 3 yıl bir avukatın yanında çalıştı. Ama küçük yaşlardan beri edebiyata gösterdiği eğilim ağır bastı. Trajedi türünü denediği 1819'da yazılmış "Cromwell" başarı kazanamayınca romana yöneldi. Para kazanmak için tarihsel, mizahi ve gotik romanlar yazdı. Bunları değişik adlarla yazdı. Basımcılık, yayıncılık, hatta dökümcülük yaptı. Başarılı olamayınca tekrar edebiyata döndü. Edebiyat hayatında çok başarılı eserler sundu. Birçok ülkede sayılan romanları ve kitapları çok büyük ilgi gördü ve tepkileri üstüne topladı. Edebiyatta başarılı olan Balzac hayatının sonuna kadar edebiyatla uğraştı.
Edebiyat kariyeri
1829'da yazdığı "Les Chouans" isimli tarihi roman tanınmasını sağladı. Bu eser Türkçeye (Köylü İsyanı 1974 ve Şuanlar 1977 olarak) çevrildi. 1824-1834 arasında yayıncılarından aldığı parayla bohem bir yaşam sürdü. 1829-1831 arasında yergici gazetelere yazılar yazdı. 1830’lardan sonra bir toplum tarihi yazmak amacıyla, eski ve yeni romanlarını üç bölüm altında toplamaya karar verdi. Örf ve âdet incelemeleri, felsefi incelemeler ve çözümleyici incelemeler. Bu tasarı 1834-1837 arasında 12 cilt olarak gerçekleşti. 1840’ta bu yapıtların hepsine Dante'yi anımsatan bir başlık koydu: "İnsanlık Komedisi". 1842-1848 arasında 17 ciltlik bir baskı yapıldı. 1869-1876 arasında da 24 cilt olarak yayınlandı. Eserlerinde aynı kahramanlara tekrar tekrar yer verme düşüncesini geliştirdi. Bunu gerçekçiliğin baş romanı kabul edilen ve 1834'te yayınlanan "Goriot Baba"da uyguladı. 1836 ve 1837'de İtalya gezisine çıktı. 1828'de Versailles yakınlarında pahalı bir ev yaptırdı. Borç sorunu nedeniyle Passy'de bir eve yerleşti (Bugün Balzac müzesi). Para kazanmak için tiyatroda başarısız denemeler yaptı. Edebiyatçılar Derneği başkanı olarak yazar haklarıyla ilgili girişimlerde bulundu.
1847'de Polonya'da sevgilisi Eveline Hanska'nın şatosunda kaldı. 1850'de Eveline ile evlendi Paris'e döndüler. Birkaç ay sonra yaşamını yitirdi. Geride 85’i tamamlanmış, 50’si taslak halinde eser bıraktı. Romanda gerçekçilik ve doğalcılık akımlarının yaratıcısı olarak kabul edilir. Mantıksal bir sıra izleyen olayların her şeyi gören bir gözlemcinin ağzından anlatıldığı, kahramanların tutarlı bir biçimde sunulduğu, kuralları belli "klasik roman tekniğini" Balzac'ın kurduğu benimsenir. Olağanüstü bir gözlem yeteneği ve güçlü bir hafızası vardı. Kendisini başka insanların yerine koyup onların duygularını paylaşmayı biliyordu. Eserlerinde nedenselliği ve arka plan ile karakterler arasındaki ilişkiyi açıklamakta ustadır. Bütün bu özellikleriyle "romanın Shakespeare'i sayılır.
1789’la başlayan ve uzun bir süreç alan Fransız Devrimi sırasında gelişen toplumsal değişimi anlatan; çatışmaları, iyiyi kötüyü ortaya koyan, Cumhuriyetçiler ve Kraliyetçiler’in 1830’da ülkeyi bırakıp gitmek zorunda kalan X. Charles’e dek yaptıkları kanlı kansız tüm çekişmeyi özellikle göz önüne seren, bireylerin bu çatışmadaki ulu düşüncelerin altında aslında kendi çıkarlarını nice korumaya çalıştıklarını betimleyen; sevgi, güç gibi evrensel konuları tüm çıplaklığı ve eleştirel bir yaklaşımla inceleyen; günümüz okuruna sıkıcı gelebilecek ama öncelikle Fransa ve demokrasiyi algılayabilmekte yardımcı olması bakımından tüm dünya için önemli bir Roman yazardır. Fransız Devrimi’nin geçmişsel belgesidir kitapları.
İnsalık Güldürüsü, yazarın 1830’da kendi yapıtlarını toplamaya başladığı bir üst yapıttır. Şu anda emin değiliz ama belkide 1830’da Kraliyetçiler’in yenilgisini perçimleyen sürgünden sonra devrimdeki ulu düşüncelerin bir yalan olduğunu düşünerek böyle bir yola gitti.