Tanizaki’nin en son okuduğum Bir Kedi, Bir Adam, İki Kadın kitabından sonra “benlik bir yazar değil” demiştim. Ancak elimde bu kitap da olduğu için bir şans daha verdim. Sonuç değişmedi: Tanizaki gerçekten benim tarzım bir yazar değilmiş.
Kitaplarını kötülemek haddime değil, üstelik kötü eserler de değiller. Kendi döneminin en sevilen yazarlarından biri. Ancak tarzlarımız uyuşmadığı için kitapları beni kendine çekmedi.
Bataklık’nın konusu kısaca şöyle: Evli bir kadın olan Sonoko’nun ağzından anlatılan hikâyede, Sonoko güzel ve çekici Mitsuko’ya karşı duygular beslemeye başlar. İki kadın arasındaki ilişki, Sonoko’nun eşiyle yaşadığı atışmalar, Mitsuko’nun yalanları ve gelişen olaylar üzerinden ilerler.
Başta beni şaşırtan şey, bu hikâyenin eski bir dönemde yazılmış olmasına rağmen eşcinsel bir ilişkiyi konu almasıydı. O zamanlar toplumun bu konularda çok daha katı olmasına rağmen Tanizaki’nin böyle bir eser yazması dikkat çekiciydi. Başlarda güzel ilerlese de hikaye, Mitsuko’nun kendini beğenmiş tavırları, Sonoko’yu adeta elinde oynatması ve Sonoko’nun eşine karşı yaptığı haksızlıklar hikâyeyi itici kıldı.
Bu kitap; entrika, aldatma ve karmaşık ilişkiler üzerine kurulu hikâyeleri sevenler için okunabilir. Ama benim için, bu tür konular hem sinir bozucu hem de yorucu oluyor.
“Tanizaki’ye son” derken gerçekten bu serüveni burada bitiriyorum. Bir daha yollarımız kesişir mi bilmiyorum, ama olursa belki yine şans veririm, neden olmasın?
Yine de kendisine teşekkürler:
Gölgeye Övgü ile Japon mimarisi ve sanatsal evlere ilgimi çekti.
Bir Kedi, Bir Adam, İki Kadın ile bir kedinin insanla kurduğu güçlü bağı ve insana kattıklarını gördüm.
Bataklık ile kıskançlık, aldatma ve yalan gibi olumsuz duyguların işlendiği bir hikâyeyi okumuş oldum.
Japon edebiyatından okuduğum ilk kitap.Dönemine göre bir hayli cesur olsa da mübalağa sanatını da işlemiş yazar.Kendini okutturdu evet ama yahu karakterlerin hepsi mi birbirinden zayıf olur!
Aklı başında birini de okusaydık ya.
Resmen kalpler arasında mütemadi bir paslaşma.
Diyaloglar buram buram kurgu kokuyor , sevmedim.
Japon yazar Tanizaki’den okuduğum beşinci kitap ‘’Bataklık’’ oldu. Maalesef sevemedim bu romanını. Semerkant’tan sonra ikinci hayal kırıklığıydı. Aslında kitabın konusu oldukça heyecanlı olaylar üzerine kurulu: Aldatmalar, yalanlar, aşk üçgeni ve daha bir sürü gariplikler… Ayrıca işin içinde resim sanatı olması cezbedici… Yine de tüm bunlara rağmen aradığım heyecanı bulamadığım bir kitaptı Bataklık. Yazarın kalemini sevmeme rağmen romanın anlatımını yüzeysel ve sıkıcı buldum.
Tanizaki Japonya’nın en büyük yazarlarından biri olarak ilgi gören ve kalemini cesurca kullanmaktan çekinmeyen biri. 20. yüzyıla damgasını vurmuş eserlerinde işlediği konularla. Kadın-erkek ilişkilerini, saplantıları, erotizmi yansıtır romanlarına… Daha önceden okuduğum ‘’Bir Kedi, Bir Adam, İki Kadın’’, ‘’Naomi’’, ‘’Musaşi Lordu’nun Gizli Yaşamı’’ muhteşem kitaplardı. ‘’Gölgeye Övgü’’ adlı denemesini de severek okumuştum. Fakat ‘’Bataklık’’ beklentilerimin altında bir kitap oldu. Konusu nedeniyle önerebilirim fakat anlatımı yüzünden herkese tavsiye edebileceğimi sanmıyorum.
Daha önce okuduğum kitaplarında da karşılaştığım gibi Japon Edebiyatına ait bu kitap da mübalağa sanatının beden bulmuş hali desem yanlış olmaz. Belki de gerek Türk Kültüründe çok görmeye alışık olmadığımızdan, bu kadar abartılı ifadeler, süslü cümleler ne yazık ki kitabı samimiyetten uzak ve yüzeysel bir kurgu gibi hissettiriyor. Konusuna gelirsek, konusu da oldukça sıradan, yüzelsel ve ne yazık ki bu kelimeyi kullanmak hoş olmayacak da olsa saçmaydı. Kimi zaman bir aşk üçgeni, kimi zaman bir ölüm çemberi, sıklıkla yalan dolan ve aldatmaca olan bu kitabı çok sevemediğimi söyleyebilirim.
Gerçekten bu kadar aptallık da olmaz artık yeter diye bağırasım geldi:) Japon edebiyatını merak edip aldığım 5 kitaptan birisi. Akıyor sorun yok fakat biraz fazla akıl kullanılmaması bir yerden sonra yordu. En aklı başında kişinin bile delirdiği fazla gerçek dışı:)
Kitabı okuyanların yazarın anlatmak istediklerini yeterince algıladıklarını düşünmüyorum. Şehvetin iradenin, etik sınırların ve mantığın önüne geçebileceğini vurgular. Evet kitapta sanki karakterler salakmış ve mantık hataları yapıyormuş gibi görünür ancak hepsi duyguları ve arzuları ile yönetilir. Sonako her ne kadar yer yer davranışlarını rasyonalize etmeye çalışsa da başaramaz ve tutkularının yaratmış olduğu bataklığa daha da batar. Bu kitap davranışlarımızın çoğu kez belli mantıksal çerçevede veya her zaman özgür irademizle oluştuğunun değil de daha çok bilinçaltımızla ve içgüdümüzle oluştuğunun abartılı bir sunumudur.
Duyguya giremedim, tahmin edilebilir olduğunu da düşünüyorum. Diyaloglar biraz sığ bence ama yazarın dilinin potansiyeli de gözüküyordu. Başka bir kitabını okusam çok severim diye düşündüm okurken.
Bataklık , arzunun mimetik doğasını ve öznelerin narsisistik bir nesne tahayyülü karşısında uğradığı ego çöküşünü belgeleyen klinik bir vaka niteliğinde. Anlatının merkezindeki Mitsuko figürü, diğer karakterler için libidinal bir çekim merkezi olmanın ötesinde, öznenin kendi eksikliğini ve iğdiş edilme (kastrasyon) anksiyetesini yansıttığı narsisistik bir idealizasyon nesnesi olarak işlev görürüyor. Sonoko’nun Mitsuko’ya duyduğu saplantılı fetişistik fiksasyon, rasyonel bir sevgi bağından ziyade, kendi bastırılmış homoerotik arzularının ve kimlik krizinin nesne ilişkileri teorisi bağlamında dışa vurulmasıdır. Bu bağlamda metin, karakterlerin kendi özerk egolarını ve rasyonel gerçeklik algılarını feda ederek manipülatif bir girdaba teslim oluşlarını, sınır durum (borderline) bir ortak yaşam (simbiyoz) arayışı ve süperegonun tamamen tasfiye edilmesi süreci olarak önümüze koyuyor.
Karakterlerin Mitsuko’nun etrafında oluşturduğu sado-mazoşistik ilişkiler ağı, Lacanvari anlamda "Öteki’nin arzusunu arzulama" döngüsünün yıkıcı bir tezahürü. Tanizaki, sadakat ve ihanet kavramlarını rasyonel sınırlarından koparıp irrasyonel birer saplantı performansına dönüştürürken, insan psişesinin yıkımdan haz alma (ölüm dürtüsü / Thanatos) mekanizmasını kusursuzca işletiliyor. Sonuç olarak bu bütüncül yapı, arzunun insanı nasıl bütünüyle esir alıp nesneleştirebileceğini ve kendi illüzyonuna hapsedebileceğini kanıtlayan, insan doğasının irrasyonel dehlizlerindeki iktidar savaşlarını sarsıcı bir kanıtı niteliğinde.
Her insan karşılaştığı duruma göre az ya da çok tepki verir ama tepkisiz ve aşırı sakin yaşayan insana karşı kimi zaman merak ve tahammül duygusu açığa çıkar. Peki ya karşımızdaki insanın tepkisini ölçmek için ne yapabilir, neyi gözden çıkarabilirsiniz? Sonoko, uzun zamandır kocasını gözlemliyor. Kocasının tepkisiz ve duygusuz oluşuna hayret ederken hiç yüksek ve uçlarda bir duygusunun olup olmadığını düşünüyor. Mesela bu adam hiç ağladı mı? Kocası bu kadar tepkisizken Sonoko, derin bir yalnızlık hissetmeye başlıyor. Şehirde bir sanat kursuna gitmeye karar veriyor ve bu kararı onun hayatında köklü bir değişimi getiriyor. Fiziğini ve kendisini çok güzel bulduğu, beğendiği Mitsuko ile tanışıyor. Onu çizmek istiyor nitekim çiziyor da ama aralarında hissettikleri çekim ile aşk yaşıyorlar.
Yağmurdan kaçarken doluya tutulmak böyle bir şey olsa gerek İlk başta tepkisiz kocasından dert yakınken hayatına giren bu kadın ile kıskançlık, aldatma ve aşağılama ile dolu hayatın eşiğinden adımını atıyor. Bundan sonrası kendi hayatı için çok daha tehlikeli bir hal almaya başlıyor. Cuniçiro Tanizaki'den daha öncesinde birkaç eser okumuştum haliyle karakterlerinde çıkan tutkulu ve cüretkar yaşam biçimine aşinayım. Ama daha kendisine bağlayan bir kurgu beklemiştim, kötü demiyorum ama daha öncesinde buna benzer bir başka eser okumuştum diye anımsıyorum. Bataklık, yeni duyguların peşinde koşan ve nihayetinde bu duygularla dibe batmakta olan bir hayatı gözler önüne seriyor. Merak edenler incelesin derim
Japon edebiyatının önemli eserlerinden olduğu söylenen kitap basit bir olay döngüsü üzerine kurulu. Olaylar ince düşünülmemiş hissiyatı veriyor. Tutarsız ve abartılı tepkiler belki de japon kültüründen kaynaklı olabilir ancak Türk okurlara garip gelecektir. Yazar bize ara ara heyecan verici sürprizler yapsa da kitapta aradığım heyecanı bulduğum söylenemez. Yine de okunması kolay bir kitap olduğunu söyleyebilirim.
Jun'ichirō Tanizaki, 1886’da Tokyo’da doğdu. İlk öykülerinde Edgar Allan Poe ve Fransız Dekadanlarından etkilendi. Tokyo’dan daha tutucu bir bölge olan Osaka’ya yerleştikten sonra geleneksel Japon güzellik ideallerini araştırmaya yöneldi. En iyi romanlarından Bazıları Isırgan Sever (1929). Kendi değerlerindeki değişimi yansıtıyor, geleneklere bağlı Osakalı bir ailenin öyküsünü anlatıyordu. 1932’de, klasik Japon edebiyatının başyapıtlarından Genci’nin Öyküsü’nü çağdaş Japonca’ya çevirmeye başladı. Bu yapıtın Tanizaki’nin üslubu üstünde büyük etkisi oldu. 1940’larda yayınlanan Hafif Kar Yağışı adlı romanında, çağdaş dünyanın geleneksel topluma yönelik saldırılarını klasik Japon edebiyatına özgü bir üslupla anlattı. 1956’da Anahtar, 1961’de Çılgın Bir İhtiyarın Güncesi adlı romanları yayınlandı. Yedi Japon Masalı adlı bir öykü kitabı ve Kaptan Şigemoto’nun Annesi adlı bir uzun öyküsü de bulunan Tanizaki, 1965’te Yugavara kentinde öldü.