Fransa’da 1875 yılının Haziran ayında, sağanak yağmurdan dolayı Garonne Nehri taşar. Taşma sonrası oluşan sel ile Toulouse kenti sular altında kalır. Bu felaket kentte yüzlerce insanın hayatını kaybetmesine, bir kentin yerle bir olmasına sebep olur.
Emile Zola yaşanan bu felaketten esinlenerek Sel kitabını kaleme almış. Kitapta bize sadece bir gün anlatılır. O yazılan bir günle sel nedir, nasıldır okuyunca anladım.
Kitapta hikayenin anlatıcısı, yaşadığı köyün en zengin çiftlik sahibi, 70 yaşındaki Louis Roubien’dir.
Kalabalık ailesi ile birlikte köylerinde güzel bir gece geçiren Louis’in ansızın duyduğu, ızdırap ve ölüm çığlığı ile gecesinin sessizliği bölünür;
Garonne! Garonne!
Bundan sonrasını Emile Zola öyle bir yazmış ki nefesimi tutarak okudum diyebilirim.
Sahneler o kadar iyi tasvir edilmiş ki, çaresizlik ve heyecan duygusunu okurken yaşatıyor.
Karakterlerle birlikte okurken onların yaşam mücadelesine ortak olacaksınız.
Louis Robbie'n yetmiş yaşında varlıklı bir çiftçidir. Louis çocukları ve torunları ile birlikte 10-15 kişilik büyük mutlu bir aileyken sel yüzünden bir felaket yaşar ve o da bunu anlatır.
Okunulacak minimal bir kitap tavsiye ederim.
1875'te Fransa'nın Toulouse kentinde Garonne Nehri'nin taşması sonucu 3000 kişinin yaşamını yitirdiği tarihi kayıtlara geçmiştir. Emile Zola, Garonne Nehri'ni Sel" isimli kitabında tekrar
Hayranı olduğum Zola'nın kısacık fakat sarsıcı uzun öyküsü Sel. Konusunu 1875'te Toulouse şehrinde yaşanan sel faciasından alan hikayesinde yazar çiftçilik yapan varlıklı bir ailenin bu afetle karşılaşmasını ailenin en yaşlı üyesi büyükbaba Louise Rouben'nin gözünden aktarıyor.
53 sayfalık bir hikaye de olsa Zola yine her zamanki bilim insanı bakış açısını korumuş ve belli ki karakterler üzerinde hep yaptığı gibi bu kez de çok çalışıp altyapılar oluşturmuş. Bunu kitabı 1 saatte bitirmenize rağmen karakterler hakkında net fikirleriniz oluşmasından anlıyorsunuz.
Yarattığı tüm mal varlığını dişiyle tırnağıyla kazanmış olan büyükbaba Louis ve beraber yaşayıp çiftçilik yaptıkları kardeşleri, oğlu, gelini ve torunlarından oluşan geniş ailesi, torunu Veronique'in nişanlısı Gaspard'ı konuk ettikleri mutlu bir akşamüzeri yakalanırlar sel faciasına.
Zola yine müthiş tasvir yeteneğiyle facianın her anını gözlerimiz önüne seriyor. Öyle ki yıkımı, koca bir köyün, insanların, hayvanların ve evlerin sular altında kalışını oradaymış gibi izliyoruz okurken. Afet sürerken ailenin her ferdinin korkuları, tepkileri ve çabaları her karakterde özgün bir halde ilerliyor. Hepsini ayrı ayrı kafanızda resmedebiliyorsunuz. Ki bu kısalıkta bir hikayede bunu sağlayabilmenin çok büyük bir başarı olduğunu düşünüyorum.
En etkilendiğim kısım ise, Gaspard'ın sevgisinde sadakati ve Pierre'in fedakarlık anları her ne kadar çok vurucu olsa da, Marie'nin o eşsiz teslimiyeti oldu. Gözümde bir Ophelia imgesi canlandırdı o veda anı.
Bu kısa ama çok çarpıcı öyküyü okumanızı tavsiye ederim.
Nasıl Ölünür idi.
Yazarın daha önce okumuş olduğum iki kitabını da çok beğenmiştim. Aynı şekilde bu kitabı da severek ve beğenerek okudum.
Sel bir solukta okuyabileceğiniz sadece 60 sayfadan oluşan kısacık bir öykü.
Bir büyükbabanın, evlatları ve torunları ile birlikte zengin ve mutlu bir yaşam sürerken hiç beklemedikleri bir anda bir nehrin taşması sonucu kendilerini sel felaketinin ortasında bulmasının hikayesi.
Insanoğlunun çaresizliğinin hikayesi.. Acının ve ölümün hikayesi..
Keyifli okumalar..
Sel, gerçek bir olaya dayanmaktadır. 1875 Haziran'ında sağanak yağmurlardan sonra Garonne Nehri taşmış ve bir kasabada sel baskını sonucu yüzlerce kişi hayatını kaybetmiştir. Sel'in odağında, ailesiyle birlikte yaşayan ve köyün en zengin çiftçisi olan büyükbaba Louis Rouben'in başından geçenler yer alır. Zola'nın olayı sanki kendi başından geçmişçesine ve sözünü sakınmadan anlattığı trajik bir öyküdür.
...
'SEL'
1875’te yaşanan Garonne Nehri’nin taşmasını ele alan, her okunduğunda tekrar tekrar taşan kısa ama derin bir öykü.
Çok etkileyici, incelemelerde içerik yazmayı pek sevmediğimden sadece bunları söylemek istiyorum.
Zenginlik olarak algılanan şeyin aslında gerçek zenginlik olmadığını,
sevdiklerimiz olmadan hiç bir şeyin anlamının olmadığını ve bu algıları derinlemesine hissettiren bir eser..
.
Louis Rouben'in ailesiyle yaşarken başına gelen sel felaketini anlatır.
Gerçekten yaşanmış bir hikaye olması , Zola'nın usta kalemi okurları Sel altında bırakıyor.
Sel, sayfa sayısı olarak okunması kolay bir kitap ama içeriği bakımından acılar barındırdığı için ben tek seferde okumadım. Bir ailenin sel felaketiyle başa çıkmaya çalışması anlatılıyor.
Varlıklı bir aileden kız istemek için gelen bir adamdan bahsederek başlıyor kitabımız. Birbirine sevgiyle bağlı olan bir aile ve mahsulün iyi olacağına dair düşüncelerin bir anda suya batma hikayesi.
Bana göre yazarlar çoğu zaman sadece bir olayı anlatmaya çalışmaz. Altta yatan başka bir anlam hep vardır. Belki de bu kitaptan çıkarabileceğimiz anlam, mal mülk suya kapılıp gitse de insan ölürken elinde kalan tek şeyi sevgidir. Bunu neden dediğimi kitabın sonunda anlayacağınızı düşünüyorum.
Ne güzel demişler sevelim sevilelim bu dünya kimseye kalmaz
Insani derinden sarsacak bir olay orgusu olmasa da okumaktan buyuk keyif aldigim mini minicik bir kitap.. Iyi ki de almisim ve de okumusum dedirtti.. Spoiler vermek istemiyorum ama kitabin sonuna yaklasinca bir takim seyleri farkediyorsunuz.
Émile François Zola (2 Nisan 1840 – 29 Eylül 1902), Fransada natüralizm akımının öncüsü olan ünlü bir yazardır. Zolanın edebiyat dışındaki şöhreti ise, Dreyfus Davasında takındığı aydın tavrından kaynaklanmaktadır. 1897 yılında Fransız ordusunda Yahudi olması nedeniyle askeri yargının duyarsızlığına kurban giden yüzbaşı Dreyfus’u hükümetin bütün baskılarına rağmen savunan ve Fransa devlet başkanına hitaben “İtham Ediyorum” makalesini yayınlayan Zola, baskılardan dolayı Fransayı terkedip bir süre Londrada yaşamak zorunda kaldı. Çabaları sonucunda Dreyfus Davasının yeniden görülüp adaletin yerini bulması sonucu yurduna döndü. Émile Zola, 1902 sonbaharında,kaldığı otelin yatak odasında duman zehirlenmesinden öldü. “Nana”, “Germinal” ve “Meyhane” en tanınmış romanlarıdır.Tüm romanlarında,doğal ve gerçekçi bir tarzla,hayatın zorluklarından bahsedilir.Örneğin Nana adlı romanda yokluktan dolayı batağa sürüklenen bir genç kızın dramı,büyük bir gerçekçilik ve dramla anlatılır.