·
Okunma
·
Beğeni
·
33,3bin
Gösterim
Adı:
Silahlara Veda
Baskı tarihi:
Ocak 1993
Sayfa sayısı:
296
Format:
Karton kapak
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Oda Yayınları
Hemingway, 1. Dünya Savaşı yıllarında İtalyan ordusu saflarında çarpıştı. O günlerdeki ve Türk-Yunan savaşındaki izlenimlerinden yararlanarak birbuçuk ay kadar kısa bir zamanda "Silahlara Veda"yı yazdı. Üzerinde yaklaşık altı ay kadar çalıştı. Roman, haklı olarak kısa zamanda büyük bir ün kazandı.
Savaşın insanlar üzerindeki yozlaştırıcı etkisi, ordunun çözülüşü, umut ve umutsuzluk, acı ve sevinç, hiçbir yapıtta böylesine yalın bir sarsıcılıkla anlatılmamıştır.
434 syf.
·Puan vermedi
Türkiye, 2. Dünya Savaşı'na girmedi. 1. Dünya Savaşı'nın da üzerinden çok zaman geçti. Zaferleri haklı olarak bolca telaffuz ederken acıları daha az konuştuk. Uzun süredir savaş görmeyen ülkemizde bazı kavramlar aşırı kolay telaffuz edilir oldu. Öyle bir nesil geldi ki savaş dilini çok rahat kullanabiliyorlar. Oysa kitabı okurken bir kere daha gördüm ki savaşın kazananı yok. İtalyanlar Avusturya- Macaristan ile savaşıyor ama savaşın sonu yok. Bir tepeyi alıyorsunuz ama bir diğeri önünüze çıkıyor.

En büyük kahramanlıkları da gösterseniz baş karakter Henry Tenente gibi bir şekilde vatana ihanet suçu ile yargılanabiliyorsunuz. Hatta yargılama da yok; doğrudan infaz var. Çünkü savaş hukuku ve psikolojisi çok farklı. Ancak tüm bu olumsuzluklar içinde bile insanın vazgeçmediği tek bir şey var: Aşk.

Henry ile Catherine aşkı üzerinde çok durmayacağım ama Hemingway'in neden intihar ettiğini her kitabında daha iyi anlıyorum. Yaşlı Adam ve Deniz kitabında da benzeri olmuştu. Zor şartlar ile hikayeye başlayan baş karakter için tam her şey düzeldi derken kitabın sonunda elde hüsran kalmıştı. Burada da bir şekilde üniformasından kurtulan karakterimiz hayatın tadını çıkarırken, en mutlu olması gereken anda, çocuğu dünyaya gelirken hayalleri yıkılıyor. Doğum esnasında çocuğunu ve eşini kaybediyor. En büyük acılar en mutlu olduğumuz anda geliyor. Tıpkı diğer kitabında büyük balığı tutup zirveye ulaştığını zanneden Santiago'nun bu balığı, köpek balıklarına kaptırması gibi... Hemingway için mutluluk gelip geçici, mutsuzluk ise doğal durum. Zülfü Livaneli'nin Huzursuzluk kitabındaki meşhur cümle aklıma geldi: "Tam tersi sanılır ama zaten hayatta normal olan huzursuzluk durumudur, huzur ise çok ender yakalanan geçici anlardır olsa olsa." Bunu iyi biliyor Hemingway.

Silahlara Veda yaklaşık 90 sene evvel yazıldı. Dünyada bir şey değişmedi. Hala ekonomik çıkarları için tüm dünyayı mutsuzluğa sürüklemek isteyenler var. Ortadoğu'ya bakınca tek diyebileceğim: Silahlara Merhaba.

Kitabın dili çok akıcı. Genelde diyalog şeklinde. Okumak isteyenlere şimdiden iyi okumalar.
434 syf.
SİLAHLARA VEDA, Hemingway'in en önemli romanlarından biridir.Romanda, sıcak savaşın ortasında iki genç insan hem kendi sevgi dolu dünyalarında, hem de savaşın herşeyi yerle bir eden acımasız dünyasında yaşarlar; bütün zorlukları aşarlar sevgileriyle.Bir yandan insanı yok eden savaş bir yandan insanı insan yapan sevgi...Yaşama sevinci...
Bu kitap yazarın okuduğum ilk kitabı oldu. Gerçekten sade ve etkileyici bir üslupla yazılmış.Kitabın sonuna ne ara geldiğimi bilmiyorum.Genellikle bu tür kitapları sevmesemde.Sanırım, Hemingway bu bakış açımı kırmama sebep oldu.Şunu da söylemek isterim ki.Kitabı benimsemimin bir başka nedeni de, romanında savaşa olan karşı tutumu.Başka bir kitabınıda okumak ümidiyle...
296 syf.
·8 günde·Puan vermedi
“Ernest Hemingway, ‘Dünya güzel bir yer ve de uğruna savaşmaya değer’ demiş. Ben cümlenin ikinci yarısına katılıyorum.”
Seven | W. Somerset




Bir üslup ve sadelik ki, en darlanılan zamanlarda, en yakın kulağa fısıldanan sözleri anımsatır. Bir iskemlede sessizce oturup, Hemingway’i dinlersin. Savaş buhranlarından sığınılan yaşama sevincini duyumsarsın. Arzuları için yalan söylemekten çekinmeyen, mutluluk veren her şeyi mübah kabul eden bir adam çıkar ortaya, özyaşamöyküsel olabileceği hissini çokça vererek… Elinde purosu, masada viskisi, denizin dalgalı sesi, yağmur altında ıslanan kedi, tren vagonlarının gürültüsü, geride bırakılan anılar, daha az gülüşler, daha çok savaş ve daha fazla aşk.


1. Dünya Harbi’nin patladığı yıllarda orduya gönüllü olarak katılan Amerikalı bir teğmen olan Frederic Henry, savaştan yaralı olarak kurtulan askerleri hastanelere sevk etme görevini üstlenir. Savaşın tüm şiddetiyle sürdüğü anlar, akla gelen yaşama sevincini ve bütün iyi şeyleri -ütopik de olsa- hayal etme, arzulama anlarıdır. Silahların ve bombaların insanlardan daha fazla konuştuğu bir zamanda, eşikte kalan bir ruh halinin bir şeylere kaçma arzusundaki keskinlik, savaşın bıraktığı izlerle doğru orantılıdır. Zorluklar karşısında hayatın dar koridorlarından geçmekte olan birinin tutum ve ciddiyeti, sıradan bir yaşantının unsurlarıyla karşılaştırılamaz elbette. Açlık orucundan sonra damakta artan tat duygusu gibi bir şeydir bu. Kendi kırılmalarımızla beraber dünyanın da karanlığa karışmasını isteyerek çamuru onda ararız, kendimizi doğru çıkarırcasına. Haksız da sayılmayız, kötülüğü kendisinin dışına çıkarmayan hapsolmuş insanın durumu, tabiatın kesin kanunları gibidir. Ölümler çok uzaktadır onun için.


‘’İlk bilmen gereken şey savaşın filmlerdeki gibi olmadığıdır.’’


İtalyan ordusunun Avusturya cephesinde çarpışması tüm hızıyla sürerken, Henry çatışmalarda ağır bir şekilde yaralanır ve tedavi için Milano’ya gider. İnsanları yok eden savaşı unutturacak bir kişiyi tanırken, aradığı yaşama sevincinin de farkındadır artık. İtalyanların takviyesiz kalmasıyla sonuçlanan geri çekilme savaşın kaderini tayin eder. Geri çekilen İtalyan askerleri ve Henry, acı ve sıkıntılarla karşı karşıya kalır... Savaş ve zorluklardan usanan askerlerin orduya ve rütbelere ettiği hakaretler; Udin’e geri çekilmeleri ve Henry’nin karşılaştığı manzaralar, ona silahları veda kararını almaya iter. Rütbeye ve orduya hakaret edenler tespit edilerek mahkeme edildikten sonra idam cezasına çarptırılır. Sorgu sırası kendisine gelen Henry, buradan kaçarak kurtulur. Yeni yüzler, yeni şehirler, yeni hayatlar kaçışların önüne çıkardığı zorluklardır....


Yoksunluklar yenileri gereksinmez mi? Korna sesiyle beraber yediğin küfür mesela, sabır patlaması yaşayan birinin kronik rahatsızlığı sana nasıl iyi bir hava verirdi ki. Bir kadının kahkaha sesinden rahatsız olanların yaydığı olumsuz havayla bile kan akışı alevlenebilir insanın. Ruh, duygu ve algı nizamsızlığının her tarafa aksedildiğini hissettikçe anormal olmanın normal olduğuna karar veriyorsun. En küçük meselelerin kavga diline dönüşmesi, “senden daha çok biliyorum” durumları karşısında daha çok sessizliğe, daha fazla uzaklığa sığınırken buluyor insan kendini... Işık hızında yayılan ve her yeri kuşatan bu negatif hava, Somerset'in katılmadığı ilk cümle gibi, "Dünya güzel bir yer..."


Savaş meydanındaki bir askerin, savaş muhabiri gözüyle yaşadıklarını olanca sade ve biçimsizliğiyle aktardığı bir kahraman Henry…


HAT’ın, "Kaaaar, neden yağaar? Kaaar." Motifi, Hemingway’in geceleri purosunu eline aldığında başlayan yağmurlarıdır. Hayatın içindeki en sıradan olayların doğal ve abartısız anlatısı, Hemingway’i özel bir yere konumlandırmayı gerektiriyor. Olayların aktarımındaki üslup, bir muhabirin aktarımıyla benzer nitelikte. Romancı kimliğinin yanında gazeteci kimliğinin de konuştuğunu net olarak görebiliriz bu romanda. En sıradan olayları kördüğüm gibi, cümlelerin elementlerinden geçirip sunan yazarların aksine EH’in doğru orantısını daha makul buluyorum. Bazı eserlerin anlaşılır olmayışından kaynaklı yüceltilişi, o eserin başka bir zekaya hitap ettiği kanısına varılması, algı sınırlarının pek zorlanmayışından öte geldiğini düşünüyorum. Hayatın küçük meselelerine büyük dokunuşlar yapan Hemingway daha çok tanınmalı...
Anlatacak bir hikayesi olsun insanın, yeter ki.


O, daha ilerilere, henüz hiç gitmediği yerlere gitmek istiyor, artık nicedir emin adımlarla bastığı zeminini değiştirmek, emin olmadığı yerlere kaçmak, kurtuluşu daha önce hiçbir şeye bağlı olmadığı yerlerde aramak istiyor; başka şeyleri bağlayabilsin, bir araya getirmek için zorlayabilsin, başka şeyler sezebilsin diye.
E. C.
340 syf.
·1 günde·Puan vermedi
Taş ve sopalarla öldürdüler birbirlerini önce...
Kim kazandı?

Demiri köle ettiler kendilerine sonra
kılıçları kuşandılar. öldürdüler birbirlerini...
Kim kazandı?

Tüfek çıktı mertlik bozuldu dediler. Kalleşçe öldürdüler birbirlerini
kim kazandı?

Evet soruyorum savaş kime neyi kazandırdı. Var mı gerçekten savaşın bir kazanını. Yeşerir mi peki vahşetten sevgi, huzur ve mutluluk.
savaş güneşi mi doğurur yoksa aydınlığı köreltip karanlığı mı?

Savaşın iler tutar yanı yok, kazananı yok getirdiği hiçbir şey yok. Yaptığı tek şey ise götürmek. Kiminin malını, kiminin canını.

Babaları evlatsız evlatları babasız bırakır.
savaşın gözyaşından kandan başka getirdiği yok. Toplu mezarlardan sahipsiz mezar taşlarından başka getirdiği hiçbir şey yok...
296 syf.
·Puan vermedi
Merhabalar kitapta güçlü tasvirler ve realist bakış açısıyla o zamanın panoraması gözlerimizin önünde canlanıyor.Kitabı okurken son sayfa nasıl geldiğimi hatırlayamadım bu kitabı okuduktan sonra uzun bir süre unutamayacaksınız
434 syf.
·Puan vermedi
Əlvida silah..Heminqueyə məxsus sadə üslub.Həyatın əsl üzünün ədəbi yansıması.Kim müharibə istər ki...Qulağından uşaqların ağlayışı,partlayış səsi,gözünü qum bürüyüb-heç nə görmürsən, bədənini tər basıb,havadan torpaq ilə yağışın nəmli qoxusu..Məhz bunlar yaşayırsan. Əsas məzmun budur.Hə birdə imkansızlıqdan doğan, çətinlikləri aşan və kədərlə bitən sevgi.
340 syf.
Ernest Hemingway ismini ve "Düşünen bütün insanlar ateisttir" sözünü çok duydum. Ancak onunla ilk tanışmamız Tutunamayanlar dizisi sayesinde gerçekleşti. Dizinin 7.bölümünde Hemingway karakterinin "Dünya herkesi kırar ve sonra bazıları işte o kırık yerlerinden güçlenir." cümlesi çok hoşuma gitti. Bu cümlenin geçtiği kitabı okumak istedim o anda. Bir insana bunu söyleten acıları görmek istedim. Açıkçası sadece bu cümleye bakarak kitaba yönelince her şeye ve herkese rağmen düştükten sonra yerden kalkmanın bir hikayesini okumayı umdum biraz da. Ama kitap pek de o konuda değilmiş. 1.Dünya Savaşını komutanların, hükümdarların gözünden çok gördük ama yazar bu kitabında askerin gözünden aktarmış bize. Kitabın başından sonuna kadar savaşın manasızlığına değinen, savaşın ne kadar kötü olduğunu bilen ama savaşmaya mecbur kalan askerler görüyorsunuz. Tabi bulunduğumuz coğrafyadan kan ve gözyaşı eksik olmadığı ve artık savaşlar çok olağan bir hale geldiği için karakterlerin hayata bu denli bağlılıklarını görünce "ne çok seviyorsunuz şu yaşamı be birader" diye seslenmeye başladım. Silahların arasında geçen bir aşk hikayesi de var tabi. Ama bana çok sulu ve cıvık bir aşk gibi geldi. Kahramanımızı da çok sevemedim zaten. Yazarın kalemi de betimlemeleri de çok güçlü değil. Daha da Hemingway okumam diye düşünüyorum.

Tutunamayanlar'da bahsettiğim sahne
https://youtu.be/VEjKBBzvTSk
434 syf.
·9/10 puan
Hem savaş hem de aşk hikayesi.. Kitaptaki olaylar Italya'da geçiyor ve 1. Dünya savaşındaki durumlardan bahsediliyor. Ana karakterimiz bir teğmen ve savaşın tam ortasında; ölümler görüyor, arkadaşlarını kaybediyor ve bunun yanı sıra bir de aşık oluyor. Daha sonrasında savaşın ne kadar boş ve anlamsız olduğunu düşünüp acıyı, hüznü ve silahları arkasında bırakıp kaçmayı tercih ediyor.. Ernest Hemingway'in yaşam öyküsüne baktığımızda da aslında bu romanın yaşamından kesitler sunduğunu da görüyorsunuz. Savaş ve savaşın olduğu topraklarla ilgili o kadar ayrıntı, o kadar gözlem var ki sanki savaş birebir yaşanırken roman yazılmış gibi. Kitap çok sade, yalın, anlaşılır bir anlatıma sahip. İçindeki Aşk’ta oldukça etkileyiciydi. Savaş ve aşk; iki zıt kavram acının içinde yeşeren umutlar gibi. Okunması gereken bir Hemingway kitabı..
.
.
Sevgim üzerinize olsun.
340 syf.
·1 günde·Puan vermedi
İnceleme değil öylesine bir yazı.

Kitabın içindeki aşk oldukça etkileyici bu aşk için Ernest Hemingway 47 farklı son yazıyor. Kitaba koyduğu son ise insanın olmayan psikolojisini bozacak türden kitap bittiği zaman kafanızda Azer Bülbül Gülmedi Yüzümüz Bizim çalıyor.
Kitabı kapattığınız zaman soğuk kimsenin olmadığı her şeyinizi kaybettiğiniz bir koridorda boşluk içinde kalıyorsunuz bir heykel gibi
Teşekkürler Ernest bu güzel havalarda içimizi karartın.
340 syf.
·1 günde·Beğendi·10/10 puan
Amerikan edebiyatının en önemli isimlerinden biri Ernest Hemingway.
Hemingway’i bu kitapla tanıyacaksınız. Sade ve düz bir dille anlatımından dolayı okurken hikayeden kopamayacaksınız. Girdiği 1. dünya savaşını, savaşın şahidi olarak ve savaşların insanlar üstündeki etkisini anlatırken savaşı anlatmakla kalmıyor kendi fikirlerini görüşlerine de yer veriyor. İnsanların hayatları üzerindeki olumsuz etkilerinden bahsediyor.
Ve savaşın ortasında birbirlerini delice seven iki genç...
Yüzbaşı Henry, Catherine...
20. Yüzyıl ve sonrasını daha iyi anlamak isteyen herkesin okuması gereken gerçek bir başyapıt.

Silahlara Veda’yı okurken Hemingway’in şu sözlerini de akıldan çıkartmamak gerek: “Savaş eskiden olduğu gibi ekonomik güçlerin bir çatışması değil. Artık savaşlar, övündükleri reformlarla insanları mutlu etmeyi başaramayan diktatörlerin, insanların yurt sevgisini kötüye kullanarak, vatandaşlarını kirli bir savaşa yönlendirmeleriyle gerçekleşiyor.” Savaş ne kadar kötüyse aşk o kadar güzeldir. Savaş nasıl umutsuzluğa sürüklerse insanı, aşk öylesine yaşama döndürür.
434 syf.
·5 günde·Beğendi·8/10 puan
Hemingway tarzı diye bir şey olduğuna bir kez daha ikna olduğum bir kitabın daha sonuna geldik.

Silahlara Veda, yazardan okuduğum ikinci eserdi ve yine çok başarılı buldum. Birinci Dünya Savaşı İtalya'sında başlayan, bir asker ile bir hemşirenin uzun soluklu anlatılan ilişkisi konu edilmiş. Savaşın soğuk yüzü, cephedeki ve hastanelerdeki durum, zor koşullarda hayatta kalma mücadelesi ve çok daha fazlası... Üstelik savaşın bilmediğiniz yönlerini araştırmanıza da vesile oluyor bu kitap. Ayrıca İtalya'da başlayan bu ilişki aynı yerde devam etmiyor ve savaş koşulları, zaten savaş karşıtı olan bu çifti çeşitli nedenlerle farklı yerlere taşıyor.

Beni şaşırtarak beklemediğim bir sonla bittiğini ve kitabın sonuna ek olarak alternatif sonlar da iliştirildiğini belirtmeliyim. Kitabı mutlaka okuyun, yazarın kalemiyle kesinlikle tanışın ve özellikle o sondaki ek bölümleri de okuyun isterim ki; "gerçek" bir yazar olmanın ne denli meşakkatli bir iş olduğunu anlayabilelim. İki haftada kitap yazan herkesin kendini yazar ilan ettiği şu dönemde gerçek yazarların emeğine saygı duyup, değerlerini bilelim.

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Silahlara Veda
Baskı tarihi:
Ocak 1993
Sayfa sayısı:
296
Format:
Karton kapak
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Oda Yayınları
Hemingway, 1. Dünya Savaşı yıllarında İtalyan ordusu saflarında çarpıştı. O günlerdeki ve Türk-Yunan savaşındaki izlenimlerinden yararlanarak birbuçuk ay kadar kısa bir zamanda "Silahlara Veda"yı yazdı. Üzerinde yaklaşık altı ay kadar çalıştı. Roman, haklı olarak kısa zamanda büyük bir ün kazandı.
Savaşın insanlar üzerindeki yozlaştırıcı etkisi, ordunun çözülüşü, umut ve umutsuzluk, acı ve sevinç, hiçbir yapıtta böylesine yalın bir sarsıcılıkla anlatılmamıştır.

Kitabı okuyanlar 3.533 okur

  • Onur Gökmen Altun
  • Fidel Tumay
  • Rengin Kiraz
  • Musa önen
  • Hamza B
  • Fadime
  • Samil ozdemir
  • Mayalena
  • İlknur Kırbaş Çökdü
  • Oğuz Gökdoğan

Kitap istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%0.5 (5)
9
%0.4 (4)
8
%0.5 (5)
7
%0.7 (7)
6
%0
5
%0
4
%0
3
%0
2
%0
1
%0

Kitabın sıralamaları