Ben kendi Sosyolojik okuma geçmişimi ikiye ayırıyorum: Bauman öncesi ve Bauman sonrası...
Bauman öncesi dönemde akademik kavramlar arasına sıkışmış, gündelik deneyimlerle sosyolojinin savunduğu görüşleri bir türlü birleştiremiyordum. Sorunun benden kaynaklı olduğunu düşünüyor ve bir yetersizlik duygusuna kapılıyordum. Sosyoloji disiplinine özel ilgi duyuyor olmama rağmen elime aldığım kitapları okurken verim almadığımı hissediyordum. Okuduğum her kitap bana sosyolojik düşünmeyi değil de Sosyoloji bölümünde yapılacak olan sınavlardan daha yüksek puan almama yardımcı olabilecek gibi geliyordu bana. Sorun kimde? Sorun bizim birey olarak sahip olduğumuz bilgi birikimini yetersiz hissettiren olguları daha bilimsel yollarla açıklamak amacıyla daha karmaşık daha uzun daha zor kelimlerle anlatan yazarlarda mı? Yoksa sorun bizim birey olarak ayrı ayrı disiplinleri daha anlamlı hâle getirebilecek kadar inceleme araştırma, yorumlama deneyimini oluşturacak gücü elde etmek yerine üşenmekle geçen yıllarla gerçekten yetersiz kalışımız mı?
Sorunun tanımı ve nedenleri tabii ki bu kadarla sınırlı değil daha üst sistemler tarafından cahil bırakılmış olma durumumuz da çok etkilidir. Lakin Bauman öyle bir yazardır ki herhangi akademik geçmişi olmayan, genç yaşlı, okuyan-okumayan ev kadını iş kadını vb. ayrımlar olmadan her bireyin anlayabileceği yalınlıkta bize Sosyolojik Düşünmeyi öğretmeye çalışıyor. Bauman'ı okuyup da yine de hayatımız olduğu gibi kalıyorsa bu sefer kesin bir şekilde söyleyebiliriz ki sorun bizde başka bahanemiz kalmadı biz sorunluyuz...
"Günübirlik işlerimizin çoğunu oluşturan alışılagelmiş ve tekdüze hareketlerimizi
sürdürdükçe çok fazla kendimizi irdeleme ve çözümleme gereği duymayız. Yeteri kadar sıklıkla yinelendiğinde şeyler bildik hale gelirler ve bildik
Hepimiz içinde yaşadığımız çevrenin ne kadar farkındayız; veya her gün deneyimlediğimiz, karşılaştığımız olayların, bize her yönden dayatılan fikirlerin ne kadar bilincindeyiz.
Toplum bilimi olarak kafamızda kodladığımız ve alanının o bitmez tükenmez mantık yürütmelerine, kafa yormalarına erişemediğimiz sosyoloji. Bauman eserinde sosyolojiyi o kadar güzel anlatmış ve cümlelerini o kadar yerinde seçmiş ki kitabı okurken kendimizi adeta hayatımızın sahnelendiği ve bizim de seyircisi olduğumuz bir tiyatro oyunundaymış gibi hissediyoruz. Akıntıya karşı yüzdüğümüz ve zaman zaman boğulmanın önüne geçemediğimiz durumlarda yazar; yapmamız gerekeni, bir ağaca birde çam ağacı, elma ağacı, nefes alabilen, oksijen kaynağı vb. yönlerinden bakmamızı sağlamaktadır. Özellikle farkındalık ve bilinç durumunun ön planda olduğu bu eserde amaç insanları harekete geçirmek ve düşüncenin sonsuz kapılarını, sınırsızlığını onlara göstermektir. Ünlü düşünür Descartes'in " Düşünüyorum Öyleyse Varım" sözüyle başlıyor, ve düşünme eylemini sınırları zorlayana dek gerçekleştiriyoruz. Böylelikle rüzgarın estiği yöne değil, tersine hareket ediyoruz.
Yazılanları ve yaşananları her zaman kendi çağımıza göre düşünmeli ve hareket etmeli, karar vermeliyiz. Aksi takdirde o anlamadığımız sosyoloji kavramları arasında kalır, çözüm ve düşünce odaklı olamayız.
Sosyoloji zor değil, sosyoloji anlaşılması zorlaştırılan bir bilim dalı. Bauman bu konudaki bütün tabuları tek tek yıkmakta.
Okuyun okutturun. Kitapla Kalın
Giriş: Sosyoloji; ama ne için?
Öncelikle belirtmek isterim ki bu kitaptaki her bölüm için elimden geldiğince ayrı yazı yazacağım. Giriş bölümü için de ayrı bir yazı yazma ihtiyacı hissettim. Benim için neden sosyoloji sorusunu sorabiliriz burada? Bu bilimin eğitimini almadım. Şimdi nereden çıktı da böyle bir kitabı okuma ihtiyacı hissettim?
Sosyal bilimlerde alanları keskin bir şekilde ayırmak zordur. Hukuk, ekonomi, sosyoloji, psikoloji… Hepsine baktığımızda içinde biraz da olsa diğer sosyal bilimlerden bir şeyler olduğunu görürüz. Bu sebeple bu bilimleri birbirinden tamamen ayırmaya çalışmak anlamsız olur. Hele ki benim gibi hukukçuların veya hakim/savcı adaylarının sosyolojiyi es geçmesi düşünülemez. Bir hakim doğru bir şekilde karar verebilmesi için kendini toplumdan soyutlamamalıdır. Toplumu, insanı adeta okuyabilmelidir. İşte hakime burada yardımcı olacak şey de sosyoloji olacaktır. Sonuçta diyebiliriz ki, sosyoloji en başta insan dünyası hakkında bir düşünce biçimidir. (sf 17) Tabi burada doğru kaynakları okumak gerekecektir. Bilindiği üzere sosyal bilimler fen bilimleri gibi değildir. Fen bilimlerinde işi bilmeyen kişi pek konuşamaz. Tabi şu sıralar doktor olmayan insanların klozetin üstünde aşı karşıtı twitleri nasıl da attıklarını görüyoruz. Bu tarz insanları bir kenara bırakırsak sosyal bilimler hakkında konuşabilmek fen bilimleri hakkında konuşmaktan daha kolay gibi gözükür. En basitinden bir kahveye gittiğimizde dayılar siyaset bilimi hakkında, ekonomi hakkında, toplum hakkında atıp tutarlar. Halbuki bu tarz bilimleri konuşabilmek bu kadar kolay olmamalıdır. Bu bilimlerin de içine girdiniz mi epey anlamakta zorlanacağınız cümleler göreceksiniz. Bu sebeple de ben de pek bilgimin olmadığı sosyolojiyi anlaşılır bir dille yazılmış bir kitaptan okumak
Postmodernitenin peygamberi Bauman kitabı bitirdim az önce, aslında bitirmek zor. İlla ki biter ama bitmez. Çünkü çevirisi kötüdür. Daha güzel çevrilse çok yararlı bir kaynak.
Sosyoloji üzerine hiç bilginiz yok değil mi ..
Biraz da korku varsa ..
Tam aradığınız kitap!
Sosyolojinin diğer bilim dallarından ayrılan en mühim yanı sizin zaten içinde bulunduğunuz parçası olduğunuz bir alanı inceliyor oluşudur.Ooo bu alan baya büyük demeyin.Zygmund Baumann bunu düşünmüş olsa gerek sohbet tadında bir eser yazmış.
Hayatın içinden hayata bakıyorsunuz,okuyun derim.
Anlaşılır ve sade.